| Yasa tasarısının genel gerekçesi ve madde gerekçeleri...
BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA
DAİR KANUN TASARISI
GENEL GEREKÇE
Çağdaş demokrasiler, temel hak ve hürriyetleri sağlamayı hedef alan
çoğulcu, katılımcı düşünceye dayanan ve hoşgörü ortamında gelişen sistemlerdir.
Çağımızda insan hakları ve temel hürriyetlerin tanınması, evrensel bir
ilgi konusu olmakla kalmamış; bunların güvence altına alınarak aykırı uygulamalardan
korunması ve daha ileri düzeyde gerçekleştirilmesi amacıyla bazı uluslararası
kuruluşlar oluşturulmuş ve bu kuruluşlar bünyesinde çeşitli uluslararası
belgeler kabul edilmiştir. Bu kuruluşların başında, hemen tüm dünya ülkelerini
kapsayan Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile demokratik Avrupa ülkelerinin
siyasal birliği olan Avrupa Konseyi’nin geldiği bilinmektedir. Konuyla
ilgili uluslararası belgelerden en önemlileri 10 Aralık 1948 tarihinde
kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile İnsan Haklarını ve Ana
Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme ve eki protokollerdir. Düşünce ve ifade
hürriyeti, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 18 ve 19 uncu maddeleri
ile kısaca "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi" olarak adlandırılan İnsan
Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 10 uncu maddesinde
güvence altına alınmıştır.
Temel hak ve hürriyetler, Anayasamızda da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş
bulunmaktadır. Bunlar arasında düşünce ve ifade hürriyetleri, demokratik
rejimin gelişmesi bakımından özel bir öneme sahiptir.
Zaman içinde ortaya çıkanı ihtiyaçlar ve değişen görüşler, Anayasada
değişiklik yapılmasını zorunlu kılmıştır. Demokratikleşme yolunda yeni
bir adım olarak Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen 3.10.2001
tarihli ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi Hakkında Kanun, 17.10.2001 tarih ve 24556 mükerrer sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe girmiştir.
Anayasada 4709 sayılı kanunla yapılan değişiklikle, temel hak ve hürriyetlerin
özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilmesi öngörülmek suretiyle
bu konuda yeni bir sistem benimsenmiştir. Bu değişiklik, temel hak ve hürriyetler,
bu arada düşünce ve ifade hürriyeti bakımından bir genişleme sağlamıştır.
Anayasada yapılan değişikliklere uygulama kabiliyeti kazandırılabilmesi,
ilgili kanunlarda da değişiklik yapılmasını gerektirmektedir.Bu amaçla
hazırlanan Tasarı ile Türk Ceza Kanununun 159 ve 312 nci, Terörle Mücadele
Kanununun 7 ve 8 inci maddelerinde yer alan suçların , ceza müeyyidesi
ile güdülen amaçla orantılı olarak yeniden düzenlenmiş; böylece düşünce
ve ifade hürriyetinin genişletilmesi sağlanmıştır.
Ayrıca, toplu olarak işlenen suçlar için öngörülen gözaltı süresinin
dört güne indirilmesi ve kişinin yakalandığı veya tutuklandığının, yakınlarına
derhal bildirilmesi de 4709 sayılı Kanunla getirilen önemli yenilikler
arasında yer almaktadır. Bu çerçeve içinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun
ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki
Kanunda yer alan gözaltı süreleri Anayasada yapılan değişikliğe uygun olarak
yeniden düzenlenmiş; kişinin yakalandığı veya tutuklandığının yakınlarına
derhal bildirilmesine yönelik Anayasa ilkesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda
somutlaştırılmıştır
Tasarı, yukarıda belirtilen değişikliklerin gerçekleştirilmesi amacıyla
hazırlanmıştır.
MADDE GEREKÇELERİ
MADDE 1.- Madde ile Türk Ceza Kanununun 159 uncu maddesinde değişiklik
yapılmaktadır. Madde, Türklüğü, Türk Milletini, Türkiye Devletini, Türkiye
Büyük Millet Meclisini, Bakanlar Kurulunu, bakanlıkları, adliyeyi veya
Devletin askeri veya emniyet ve muhafaza kuvvetlerini veya bunları temsil
eden bir kısmını alenen tahkir ve tezyif cürmüne karşı korumayı amaçlamaktadır.
Anayasanın 1 inci maddesinde "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir", 3
üncü maddesinde "Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür."
hükümleri yer almaktadır. Egemenliğini "Anayasanın koyduğu esaslara göre,
yetkili organları eliyle" kullanan, bu çerçevede yasanın ve yargı yetkileri
onun adına kullanılan Türk Milleti, Anayasanın 66 ncı maddesindeki anlatımla
"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür." tanımı
içindeki bütün insanları kapsayan bir hukuki kavramdır.
Yürürlükteki 159 uncu madde metninde geçen "Hükümet" yerine "Bakanlar
Kurulu" deyiminin kullanılma nedeni, Anayasada yürütme gücünün bir parçası
olarak Bakanlar Kurulunun kullanılmasıdır. Ayrıca bu organlar Devletin
organı olduğundan manevi kişiliği de olmaz. Böylece Anayasa ve hukuki esaslarda
uyum sağlanmıştır. Hükümet deyimi kullanılarak hakaret edildiğinde de Bakanlar
Kurulunun tahkir edilmiş sayılacağı şüphesizdir. Aynı düşünce ile "adliyenin
manevi şahsiyeti" ibaresi yerine "Adliyeyi" kelimesi kullanılmış ve bu
suretle adliyenin bir bütün olarak fiili varlığının korunmak istendiği
ifade olunmuştur. "Adliye" terimi, adli, idari ve askeri yargı kurumlarının
bütününü kavramaktadır.
159 uncu maddenin birinci fıkrasında öngörülen "Devletin askeri veya
emniyet ve muhafaza kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif" suçunun işlenmiş
sayılması için fiilin bu kuvvetlerin tümüne yönelik olarak işlenmesi gerekmez;
fiilin onlardan herhangi birine karşı, örneğin sadece Kara, Deniz veya
Hava Kuvvetlerinden birine ya da polis veya jandarmaya karşı işlenmesi
de yeterlidir. Bu hususun belirtilmesi amacıyla maddeye "veya bunları temsil
eden bir kısmını" ibaresi eklenmiştir.
Suçun maddi unsuru tahkir ve tezyiftir.
Maddenin ikinci fıkrasında yer alan hüküm gereğince örneğin iktidarın
tahkir ve tezyifi halinde bunun Bakanlar Kuruluna yönelik bulunduğu hususunda
tereddüt edilmeyecek işaret ve alametler varsa, tahkir ve tezyifin hükümete
yönelik olduğu kabul edilecektir.
Üçüncü fıkrada kanunlara veya Türkiye Büyük Millet Meclisi kararlarına
alenen sövülmesi, yani küfredilmesi cezalandırılmıştır.
Dördüncü fıkrada suç bakımından gerek kişi ve gerek yer itibarıyla bir
ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir.
MADDE 2.- Madde ile Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinde değişiklik
yapılmaktadır. Tasarının bu maddesi ile, 312 nci maddedeki suçun unsurları
daha belirgin hale getirilerek, toplumsal savunmanın sağlanmasının yanında
ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi de amaçlanmaktadır.
Madde, nitelikleri itibarıyla birbirine çok yakın dört ayrı cürme yer
vermiş bulunmaktadır:
1. Bir cürmün övülınesi veya iyi görüldüğünün söylenmesi
2. Kişilerin kanuna uymamaya tahrik edilmeleri,
3. İnsanların sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına
dayanarak birbirine karşı kamu düzenini bozma olasılığını ortaya çıkaracak
bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye tahrik edilmeleri,
4. Halkın bir kısmının aşağılayıcı ve insan onurunu zedeleyecek biçimde
tahrik edilmesi.
Birinci suçun oluşması için, failin işlenmiş bir cürmü övmesi veya bunu
iyi gördüğünü söylemesi gereklidir. İşlenmemiş olan cürümlerin mücerret
övülmesi veya iyi görüldüğünün söylenmesi ise, duruma göre ya kanuna uymamaya
tahrik suçunu veya 311 inci maddede yer alan suç işlemeye tahrik cürmünü
ortaya çıkarır.
Maddede yer alan ikinci suç bakımından "kanun" sözcüğüne her türlü düzenlemeler
girmektedir. Böylece tüzük ve yönetmeliklere, yönetim gücünün düzenleme
yetkisi çerçevesinde çıkardığı bütün diğer işlemlere uymamaya tahrik halleri
de suçu meydana getirir. Madde, kişilerin kanunlara uymamaya tahrik edilmeleri
bakımından yapılacak hareketleri teker teker belirleyip göstermemiştir.
O halde maddi unsurun değişik şekillerde gerçekleşebileceği meydandadır.
İşlenmiş olan bir suçun failini veya kanuna uymayan kişiliğini sırf
bu filleri işlemiş bulunması nedeniyle övme , aynı suçun yani suçu övmenin
oluşmuş bulunacağını kabul etmek gerekir. Zira bu hallerde fail, kişi marifetiyle
fiili övme veya iyi görme beyanında bulunmuş olmaktadır.
Her iki suçun oluşabilmesi için maddi unsurların alenen icrası gerekmektedir.
Yukarıda (3) numara altında tanımı yapılan fiil, yani "sosyal sınıf,
ırk, din, mezhep ve bölge farklılığına dayanarak insanları birbirine karşı
kamu düzenini bozma olasılığını ortaya çıkaracak bir şekilde düşmanlığa
veya kin beslemeye, alenen tahrik", aslında bir tehlike suçudur.
Tehlike suçları, ifade özgürlüğünün kullanılması bakımından etrafında
duraksamalara, yanlış anlaşılmalara elverişli bir alan yaratırlar. Bu bakımdan
demokratik hukuk düzenlerinde, tehlike suçu yaratmaktan olabildiğince sakınılır;
ancak, teknolojinin insan yaşamına bu derecede egemen olduğu bir dönemde
bireyler, tehlikelerle çevrilmiş olarak yaşadıkları için tehlike suçlarına
yer vermek zorunlu olmaktadır.
Maddeyle düzenlenen suç yönünden ise durum şöyledir: Çağdaş uygar toplum
çoğulcudur. Bunun anlamı, toplumun, değişik din, mezhep, ırk, sosyal sınıf,
bölge farklılığı, siyasal görüşler, idealler, toplum insanlarına hizmet
bakımından farklı yollar, metotlar, değişik zihniyetler taşıyan insanlardan
oluştuğudur. Böyle bir toplum yapısında demokratik ilke, farklılıklar içerisinde
bütünleşmeyi sürdürerek birlikte, barış içerisinde yaşamayı zorunlu kılar;
sosyal yapıyı oluşturan yapısal unsurlar birbirleriyle ahenkli bir bütün
oluşturmakta devam etmelidir. Bütünleşme derecesi ne derecede yüksek olursa,
demokratik özgürlükler de aynı oranda geniş olarak kullanılabilir. Bütünleşmenin
temel koşullarının başında, değişik yapıdaki insanların, değişik fikir,
kanaat ve inançları tam bir hoşgörü ile karşılamayı benimsemeleri, bu tutumu
içlerine geçirmiş bulunmaları gelmektedir. O halde kişilerin, maddenin
saydığı farklılıkları esas alarak düşmanlığa, kin beslemeye alenen tahrik
edilmelerinin ortaya çıkaracağı tehlikeye karşı hukuk sisteminin savunma
araçları getirmesi gerekli ve zorunludur. Hele toplum yapısı, geniş bir
mozaik biçiminde olan ülkeler yönünden bu zorunluluk daha da önemlidir.
Ancak temel sorun, bu zorunluluğu, eleştiri olanağını, ifade özgürlüğünü,
siyasal propaganda yapmak hakkını zedelemeden karşılayabilmektir.
Bu bakımdan çağdaş demokratik ceza hukuku şu yolu veya stratejiyi uygulamaktadır:
Soyut (mücerret) tehlikeyi değil, somut tehlikeyi suç haline getirmek,
somut tehlike suçlarını kabul etmek ve değişik maksatlarla yapılan açıklamaları,
gerçek unsurları itibarıyla belirlenmiş bir tehlikeyi ortaya çıkarmaları
halinde cezalandırmak, yani zorunluluk hallerinde tahriki cezalandırmak
için bunun somut bir tehlikeye meydan verecek nitelikte olup olmadığına
bakmak. Bu yaklaşım, - Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinin
geliştirdiği bir ölçü ile – "açık ve mevcut tehlike" (clear and present
danger) kavramına da uygundur.
Bu amaca, tehlike suçlarına ait kanun metinlerini uygulamada yorumlamakla
görevli bulunan yüksek yargı organlarının karar ve içtihatları ile, yani
bu yüksek kurumların tehlike suçunun oluşmasını, kanun metinlerini somut
bir tehlikenin meydana çıkması olasılığını esas alarak yorumlamaları suretiyle
ulaşılabileceği gibi, kanun metinlerinde somut tehlikeyi belirleyen sözcük
ve kavramlara yer vererek de hedefe ulaştıracak çözümler gerçekleştirilebilir;
böylece toplumsal korunma ve özgürlükler aynı zamanda sağlanıp korunmuş
olabilirler.
Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin bu hususta belirttikleri ve saptadıkları, artık hukukçularca
bilinen ölçütler, içtihatlarla toplumsal tehlikeyi önleme ve eleştiri,
ifade, siyasal propaganda hürriyetlerini aynı zamanda sağlama amacına ulaşmanın
sağlam ilke, çare ve uygulamaları olarak değerlendirilmektedir.
Bazı ülkeler ise, yukarıda açıklandığı üzere, tehlikeyi giderme ve aynı
zamanda hürriyetleri sağlama stratejisi olarak ikinci yolu yeğleyerek,
somut tehlike suçu oluşturulması için kanun metinlerine bu hususta şekil
vermeyi, açıklık getirmeyi uygun saymışlardır.
Örneğin Avusturya Ceza Kanununun 283 üncü maddesi şöyledir: "Ülkede
bulunan kilise veya din gruplarına veya bir ırka veya bir halka veya halk
grubuna karşı, kamu düzenini bozmaya elverişli biçimde alenen düşmanca
bir eyleme girişilmesi çağrısını yapan veya bunu tahrik eden kimseye bir
yıla kadar hürriyeti bağlayıcı ceza verilir.
Yukarıdaki fıkrada açıklanan gruplara karşı alenen kışkırtmada bulunan
ve insan onurunu zedeleyecek biçimde söven veya aşağılayan kimseye aynı
ceza verilir."
Alman Ceza Kanununun 130 uncu maddesi şöyledir:
" (1) Toplumsal barışı bozmaya elverişli bir şekilde.
1. Halk gruplarını birbirinden nefret etmeye veya halk
grupları aleyhine cebir ve şiddet uygulanmasına veya keyfi uygulamalar
yapılmasına tahrik edenler veya,
2. Halk gruplarını küçük düşürmek suretiyle insanlık onurunu
ihlal edenler.
üç aydan beş yıla kadar hapisle cezalandırılır.
(2) Yukarıdaki fiiller yayın yoluyla işlenirse ceza arttırılır.
(3) Nasyonal Sosyalist rejim tarafından işlenmiş fiilleri, toplumsal
barışı bozmaya elverişli bir şekilde, alenen veya bir toplantıda onaylayanlara
veya yapılan fiilleri yalanlayanlara zorunlu bir eylem gibi gösterenlere
beş yıla kadar hürriyeti bağlayıcı cezaya veya para cezasına hükmedilir."
1881 Fransız Basın Kanununun 24 üncü maddesinin altıncı fıkrası ise
şöyledir:
"23 üncü maddede yer alan vasıtalardan birisi ile menşeleri veya etnik
bir gruba, millete, ırka veya belirli bir dine mensup bulunmamaları nedeniyle,
kişiye veya kişiler grubuna karşı ayrımcılık yapılmasına, kine veya şiddete
tahrik eden kimseler, bir yıl hapse ve 300.000 frank para cezasına veya
bunlardan birisine mahkum edilirler." Aynı maddenin yedinci fıkrasında,
bu suçtan dolayı mahkum edilen kişilere ayrıca belirli fer’i cezaların
da verileceği belirtilmiştir.
Aynı kanunun 24bis maddesinde, yukarıda değinilen Alman Ceza Kanununun
133 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan hüküm, değişik sözcükler
ve ifade biçimiyle tekrarlanmaktadır.
Görülüyor ki, toplumsal barış ihtiyacı ile eleştiri ve ifade, siyasal
propaganda hürriyetlerini bağdaştırmak üzere, 312 nci maddenin ikinci fıkrasında
yer alan suça ilişkin hükümlerin benzerleri, yabancı demokratik ülkelerde
de yer almaktadır.
Maddenin ikinci fıkrası, yukarıda açıklanan ilke ve strateji doğrultusunda
kamu düzenini ve toplumsal bütünleşmeyi korumak bakımından fiili, somut
tehlike suçu haline getirmiştir. Suçun şeması şu suretle belirlenebilir:
1. İnsanlar, birbirlerine karşı düşmanlığa veya kin beslemeye tahrik
edileceklerdir.
2. Bu tahrik, bir tür bağımlı hareketle yani insanların sosyal sınıf,
ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanılarak gerçekleştirilecektir,
yani düşmanlık veya kin, bu farklılık üzerine dayanmak suretiyle yerleştirilmeye
çalışılacaktır.
3. Tahrik yapılırken başvurulan eylem, beyan ve ifadeler, kamu düzenini
bozma olasılığını ortaya çıkaracak bir şekilde olacaktır. Hareketlerin
belirtilen maksada uygun nitelik gösterip göstermediği, fiilin somut bir
tehlike suçu olduğu göz önünde bulundurularak hakim tarafından takdir edilecektir.
Elbette bu takdir yapılırken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda
sürekli tekrarladığı ölçütleri göz önünde bulundurmak gereklidir.
4. Failde yukarıda belirtilen koşul ve eylemlere yönelik cürüm kastının
varlığı saptanacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kendisine özgü nitelik taşıyan bir hakaret
suçuna yer verilmiştir. Bilindiği üzere, genel olarak hakaret suçunun oluşması
için, mağdurun belli veya belirlenmesi olanaklı bulunması gerekir. Ancak
yabancı hukuklarda, İngilizcede (group libel) denilen, grupların tahkiri
de suç olarak saptanmıştır. Bu maddede, toplumsal barışı korumak amacıyla,
bir tür grup tahkiri suçunu düzenlemiş bulunmaktadır. Burada da somut tehlikeye
işaret etmek amacıyla hakaretin halkın bir kısmını aşağılayıcı ve insan
onurunu zedeleyecek biçimde olması" koşulu aranacaktır.
Maddenin son fıkrasında fiillerin 311 inci maddenin ikinci fıkrasında
belirtilen araç ve şekillerle işlendiğinde cezaların, bir katı oranında
artırılacağı belirtilmiştir.
MADDE 3.- Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci
fıkrasında yapılan değişiklikle, aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca
meydana getirilen örgüt mensuplarına yardım eden veya terör yöntemlerine
başvurmaya özendirecek şekilde örgütle ilgili propaganda yapanların fiillerinin
cezalandırılması hüküm altına alınmıştır.
Fıkranın eski düzenlenmesinde bulunan "örgütle ilgili propaganda yapanlara"
ibaresinin başına "terör yöntemlerine başvurmaya özendirecek şekilde" ibaresi
eklenmek suretiyle her propagandanın değil, terör yöntemlerine başvurmaya
özendirecek propagandaların suç olması öngörülmüştür. Böylece düşünce özgürlüğü
sınırları genişletilerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu alanda aradığı
kriterlere uygun bir düzenleme getirilmiştir.
MADDE 4.- Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinin birinci
fıkrasında yapılan değişiklikle, maddenin ana unsurları korunarak 8 inci
maddedeki genel kasıtla birlikte, "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi
ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak amacı"nda somutlaşan özel kasıt,
suçun unsuru olarak açıkça belirtilmiştir. 4709 sayılı kanunla değiştirilen
Anayasamızın 13 üncü maddesine uygun olarak, ülke bütünlüğünün korunması
amacıyla demokratik bir toplumda zorunlu önlem niteliğinde ve güdülen amaçla
orantılı bir düzenleme yapılmıştır. Bu arada 8 inci maddede yer alan propaganda
suçunun terör yöntemlerine başvurmayı özendirecek şekilde işlenmesi hali,
fiile bağlı ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiştir. Ayrıca birinci fıkrada
yer alan "yazılı ve sözlü propaganda" ibaresi, çağın gereklerine uygun
olarak "yazılı, sözlü veya görüntülü propaganda" şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 5.- Madde ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasının
ikinci cümlesi madde metninden çıkartılmakta, üçüncü ve dördüncü fıkraları
yeniden düzenlenmektedir.
Anılan Kanunun 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin
madde metninden çıkarılması suretiyle, üç veya daha fazla kişinin bir suça
iştiraki suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda gözaltına alınma süresinin
Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararı ile yedi güne kadar uzatılması
usulü kaldırılmakta ve diğer mahkemelerin görevine giren suçlarda yapılan
soruşturmalarla paralellik sağlanmak üzere, Anayasanın 19 uncu maddesinde
4709 sayılı kanunla yapılan değişikliğe uygun olarak dört güne indirilmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, olağanüstü hal ilan
edilen bölgelerde yakalanan veya tutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkradaki
sürenin "yedi güne kadar hakim kararıyla uzatılabileceği" hükme bağlanmaktadır.
Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle de Cumhuriyet savcısı
tarafından gözaltı süresinin uzatılmasına yazılı olarak emir verilmesinden
sonra tutuklunun müdafii ile her zaman görüşebileceği öngörülmektedir.
MADDE 6.- Madde ile Anayasanın 19 uncu maddesinde 4709 sayılı
Kanunla yapılan değişikliğe paralel olarak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun
"Sanığın tutuklanmasından kimlere haber verileceği" ni düzenleyen 107 nci
maddesi yeniden düzenlenmiştir.
Madde ile tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan
tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye hakimin kararıyla gecikmeksizin
haber verileceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca soruşturmanın amacını tehlikeye
düşürmemek kaydıyla, tutuklunun tutuklamayı bir yakınına veya belirlediği
bir kişiye bizzat bildirme olanağı da getirilmiştir.
MADDE 7.- Madde ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 128 inci
maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ile üçüncü fıkrası madde metninden
çıkarılmaktadır. Bu değişiklikle, üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki
suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda gözaltı süresinin Cumhuriyet savcısının
talebi ve sulh hakiminin kararı ile yedi güne çıkarılması usulü kaldırılarak,
toplu olarak işlenen suçlarda gözaltı süresinin uzatılması Cumhuriyet savcısının
emri ile olanaklı hale getirilmektedir. Anayasanın 19 uncu maddesinde 4709
sayılı Kanunla yapılan değişikliğe uygun olarak bu tür suçlarda gözaltı
süresinin en çok dört gün olması öngörülmektedir. Böylece Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin kararlarına ve Avrupa Konseyine üye devletlerin mevzuatına
da uyum sağlanmıştır.
Öte yandan, Anayasanın 19 uncu maddesinde yapılan değişikliğe paralel
olarak yakalamadan ve yakalama süresinin uzatılmasına ilişkin emirden yakalananın
bir yakınına veya belirlediği bir kişiye Cumhuriyet savcısının kararıyla
gecikmeksizin haber verileceği hükme bağlanmıştır.
MADDE 8.- Yürürlük maddesidir.
MADDE 9.- Yürütme maddesidir.
|