| Yasa tasarısının genel ve madde gerekçeleri şöyle:
GENEL GEREKÇE
1475 sayılı İş Kanununda günümüz koşullarından ve uygulama ile yargı
kararlarından kaynaklanan gereksinimleri karşılamak amacıyla bugüne kadar
çeşitli tarihlerde değişiklikler yapılmış ancak tarım ve orman işçilerinin
durumları ile ilgili olarak bir değişiklik öngörülmemiştir.
Bugüne kadar tarım ve orman işçilerini de yasal güvenceye kavuşturmak
amacıyla bir dizi çalışma yapılmış; ancak tarım ve orman işlerinin iklime
dayalı işler olması, bu işyerlerinin birer işletme halini almadan kanunun
yürürlüğe girmesinin yaratacağı olumsuz etkiler gibi nedenlerle bugüne
kadar bir yasal düzenleme yapılamamıştır.
Ancak, tarım sektöründe geniş bir alana yayılan küçük işletmelerde çalışanların
büyük bir bölümü örgütlenememekte ve toplu iş sözleşmesi düzeni dışında
kalmaktadırlar. Bu nedenle de çalışma koşulları, ücret, sağlık ve güvenlik
konularında gerekli korumadan yararlanamamaktadırlar.
Yapılan değişiklikle tarım ve orman işyerlerinde çalışan işçiler de
1475 sayılı İş Kanunu kapsamına alınmış sektörün özellikleri dikkate alınarak
gerekli düzenlemenin yönetmelikle yapılması öngörülmüştür.
Çağdaş iş hukukunun temel amaçlarından biri işçiye iş güvencesinin sağlanması,
başka bir deyişle işçinin iş akdinin feshine karşı korunmasıdır.
İşçinin iş ilişkisine süreklilik sağlanarak geleceğine güven duyması,
işini kaybetme, dolayısıyla kendisinin ve ailesinin geçim kaynağını oluşturan
gelirinden yoksun kalma endişesinin dışında tutulması, iş hukukunun en
önemli amaçlarından ve konularından biri sayılır. İşçinin feshe karşı gerektiği
şekilde korunmadığı bir hukuk düzeninde sendika özgürlüğü, toplu iş sözleşmesi
özerkliği ve grev hakkı yeterli işlev göremez.
İşverenin işçinin işine sebep göstermeksizin son verebilmesi olanağına
sahip bulunması; işçinin hakkını arayamaması ve hukuk düzeninin kendisine
tanıdığı menfaatini koruyamaması sonucunu doğurabilmektedir. Ülkemizde
bu konudaki davaların hep iş ilişkisi sona erdikten sonra açılmış olması
bir rastlantı değildir.
Kuşkusuz işçiye böyle bir güvence sağlanması, işçi ile işveren arasındaki
iş ilişkisinin her ne olursa olsun sürdürülmesi anlamını taşımaz. “İş güvencesi”
kavramı ile amaçlanan, işçinin işine geçerli bir sebep olmaksızın son verilebilme
olanağının sınırlanmasıdır.
1475 sayılıİş Kanununda belirsiz süreli hizmet akitlerinin ihbar önelleri
verilerek feshi bakımından göze çarpan ve temel bir eksiklik olarak kabul
edilen husus, feshin geçerliliğini herhangi bir sebebe dayandırma zorunluluğunun
olmamasıdır. Bu serbestlik işveren yönünden fesih hakkının kötüye kullanıldığı
durumlarda tazminat ödenmesini öngören hükümlerle sınırlanmıştır. İş kanunlarındaki
kötü niyet tazminatı sadece sendikacılık nedeniyle işine son verilen işçi
ile ilgili olarak 2821 sayılı Sendikalar Kanununda en az bir yıllık ücret
tutarı düzeyine varacak şekilde ve önemli bir ölçüde artırılmıştır. Haklı
bir sebebe dayanmayan fesihlerde işe iade olanağı ise yalnız işyeri sendika
temsilcilerine tanınmıştır.
Belirsiz süreli hizmet akitlerinin işverence geçerli bir sebep gösterilmeksizin
feshi olanağı uygulamada öteden beri işçileri huzursuz eden sonuçlar doğurmuştur.
Bu sorun üzerinde işçi sendikalarınca da durulmasına ve iş güvencesine
yönelik sözleşme önerileri getirilmesine karşın toplu iş sözleşmeleri ile
hizmet akdinin feshini sınırlayıcı düzenlemeler yaygınlık ve etkinlik kazanamamış,
toplu sözleşme düzeni dışındaki işyerlerinde ise iş güvencesinin sağlanması
ihtiyacı daha da belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Kanun koyucu tarafından
sistemin aksayan yönlerini düzeltmek ve sebepsiz olarak işten çıkarma işlemlerinin
işçi aleyhine doğurduğu sonuçları gidermek için 12.7.1975 tarihli ve 1927
sayılı Kanunla İş Kanununda değişiklikler yapılmıştır. Bununla, Kanunun
gerekçesinde belirtildiği üzere, iş güvencesini sağlamak amacıyla toplu
işçi çıkarmaya ilişkin hüküm tek işçi çıkarmalarına da teşmil edilmiş;
ayrıca kıdem tazminatı tutarını artırmak ve bunu almaya hak kazandıran
süreyi kısaltmak yönünde düzenlemelere gidilmiştir. Böylece, işsizlik sigortasının
bulunmamasından doğan ihtiyacı da karşıladığı öne sürülen kıdem tazminatının
iki işlevi birden görmesi hedeflenmiştir. Çıkarılan işçi yerine altı ay
içinde başka işçi alınmasını engelleyen ve bu süre içinde yeniden işçi
almak isteyen işverenin çıkarılan işçiyi işe çağırmasını öngören hüküm,
bunun çeşitli uygulama yolları ile bertaraf edilmesinden ve işçinin işe
çağrılmayı beklemesinin çoğu kez olanaksız olmasından dolayı işlerlik kazanamamış,
kıdem tazminatına ilişkin değişiklikler amacın gerçekleşmesini sağlamadığı
gibi yeni sorunlar yaratmış, işsizlik sigortasının yokluğundan doğan boşluğu
da dolduramamıştır.
Bu düzenlemelerin yetersizliği karşısında iş güvencesini sağlamak amacıyla
eski yıllarda ortaya konulan bir çok kanun çalışmalarından sonuç alınamamıştır.
Bununla birlikte, bu konuda gelişmiş ülkelerdekine benzer hukukî esasların
hukukumuzda da kabul edilmesi görüşü sadece bilim çevrelerinde değil, kamuoyunda
da ağırlık kazanmaya başlamıştır.
Tasarıda, 1475 sayılıİş Kanununun 13 üncü maddesi ile ilgili olarak,
iş güvencesine ilişkin hükümlerin kapsamı, hizmet akdinin işverence feshi
için geçerli sebepler ile geçerli olmayan sebepler, fesihte izlenecek yöntem,
feshe karşı başvurulacak dava yolu, feshin geçerli olmadığına mahkemece
hükmedilmesi halinde uygulanacak yaptırımlar, ayrıca toplu işçi çıkarmaya
ilişkin 24 üncü madde değişiklikleri düzenlenmiştir. Bundan başka, Tasarıya
2821 sayılı Sendikalar Kanununun 30 ve 31 inci maddelerine ilişkin değişiklikler
de eklenmiştir.
Öte yandan, İş Kanununda iş güvencesine yönelik olarak yapılan düzenlemelere
paralel bir şekilde Basın İş Kanunu, Deniz İş Kanunu ve Borçlar Kanununda
ve tarım işlerinde çalışmalarla ilgili yeni düzenlemelere gidilmesi 158
sayılı ILO Sözleşmesinin bir gereğidir.
Tasarı bu amaçlarla hazırlanmıştır.
MADDE GEREKÇELERİ
Madde 1. - 1475 sayılı İş Kanununun 6 ncı maddesi başlığı ile
birlikte değiştirilerek “Sanayi, ticaret ve tarım işleri” şeklinde düzenlenmiş
ve tarımdan sayılacak işler belirtilmiştir.
Madde 2. - 1475 sayılı İş Kanununun 13 üncü maddesi yeniden düzenlenirken
uygulamada yerleşmiş bulunan bildirim süreleri aynen muhafaza edilmiştir.
Kuşkusuz, bu süreler asgarî sınırı göstermektedir ve bunların sözleşmelerle
artırılmaları mümkündür. Esasen, Kanunda öngörülen bildirim sürelerinin
nispî emredici nitelikte olduğu Yargıtayın birçok kararında da yer almış
bulunmaktadır.
İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti
peşin vermek suretiyle hizmet akdini feshetmesi, işçinin feshe karşı koruyucu
hükümlerden yararlanmasına engel olmayacaktır.
Kanunun 13 üncü maddesi gerek içeriği ve gerekse getirilen yeni düzenlemeler
nedeniyle değerlendirilerek, kanun sistematiğini korumak üzere ve kanun
sistematiğine uygunluğu nedeniyle 13, 13/A, 13/B, 13/C, 13/D, 13/E şeklinde
düzenlenmiştir.
Hizmet İlişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı
ILO Sözleşmesi, iş güvencesini kural olarak hizmet akdi ile çalışan bütün
işçiler için öngörmekte, ancak bu hususta belirli ölçütlere dayalı istisnalar
getirilmesine de imkân tanımaktadır (m.2/4 ,5). Diğer ülkelerde olduğu
üzere, düzenlemede ülke ihtiyaçlarına ve kurumun özelliklerine göre sınırlı
olarak istisnalara yer verilmiştir.
Buna göre, ondan az sayıda işçi çalıştırılan işyerlerinde çalışan işçiler
ile işyerindeki kıdemi altı ayın altında bulunan işçiler 13/A, 13/B, 13/C
ve 13/D maddelerinde öngörülen koruyucu hükümlerden yararlanamayacaklardır.
İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri de kapsam dışı
bırakılmıştır. İşveren bu durumdaki işçilerin hizmet akitlerini fesih hakkını
kötüye kullanarak, söz gelimi işçi kendisi hakkında bir şikâyette bulunduğu
veya kendisi aleyhine dava açtığı için sona erdirmiş ise, işçiye bildirim
süresinin üç katı tutarında bir kötü niyet tazminatı ödeyecektir. İşveren
sözleşmeyi bildirim şartına dahi uymaksızın sona erdirmiş ise, kötü niyet
tazminatı yanında ayrıca bildirim süresine ilişkin ücret tutarında bir
tazminat daha ödemesi gerekecektir.
İş Kanununun 13 üncü maddesinde yapılan değişiklik ile belirsiz süreli
hizmet akitlerinin işveren tarafından feshedilebilmesi için, 158 sayılı
ILO sözleşmesinde belirlendiği üzere, geçerli bir sebep bildirme zorunluluğu
getirilmiştir. Ayrıca geçerli sebebin neler olabileceği madde içinde düzenlenmiştir.
İşçinin hizmet akdini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından
ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli
bir sebebe dayanmak zorundadır. Geçerli sebep geniş kapsamlı bir kavram
olduğu için bu düzenleme ile söz konusu kavrama objektif ölçülere uygun
bir içerik kazandırılmaya çalışılmış ve bazı örnekler verilmiştir.
İşçinin yeterliliği veya davranışları işçinin kişiliği ile ilgili olan
sebepleri oluştururken; işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan
sebepler ise işyeri ile ilgilidir. Bu sebeplerin madde içinde belirtilmesi
geçerli sebepler kavramını bir ölçüde somutlaştırmaktadır.
İşçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebeplerin,
hangi durumlarda geçerli sebeplerden sayılacağı ve hangi durumların işletmenin,
işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebepler olarak kabul edileceği
ise ancak, yargı kararları ile zaman içinde belirginleşebilecektir. Özellikle
İş Kanununun 17 nci maddesinde ayrı bir düzenleme konusu olan haklı sebeplerle
feshi, geçerli sebeplerle fesih için aranan sebeplerden ayırmak ve aradaki
farkları ortaya koymak; maddî olayları hukuk tekniği bakımından söz konusu
iki farklı fesih türü açısından değerlendirmek gerekecektir. Bu alanda
konunun gerektirdiği ölçüler içinde ülke koşullarını da dikkate alarak
iki fesih türü açısından geçerli olacak ayrımları yapmak ve farklılıkları
ortaya koymak, yargının yanı sıra öğretinin katkıları ile sağlanacaktır.
İş Kanununun 17 nci maddesinde sayılan haklı sebeplerden Kanunun 13/A maddesinde
belirtilen, işçinin kişiliğinden veya işyeri gereklerinden kaynaklanan
sebepleri ayıran başlıca unsur bunların Kanunun 17 nci maddesinde sayılanların
dışında kalan geçerli sebepler olmasıdır.
Kanunun 13/A maddesi bakımından geçerli sebepler İş Kanununun 17 nci
maddesinde belirtilenler kadar ağırlıklı olmamakla birlikte, işçinin ve
işyerinin normal yürüyüşünü olumsuz etkileyen hallerdir. Bu nedenle geçerli
fesih için söz konusu olabilecek sebepler işçinin iş görme borcunu kendisinden
veya işyerinden kaynaklanan sebeplerle ciddî bir biçimde olumsuz etkileyen
ve iş görme borcunu gerektiği şekilde yerine getirmesine olanak vermeyen
sebepler olabilecektir.
Sonuçta iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul
ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli sebeplere dayandığını
kabul etmek gerekecektir.
İşçinin yeterliliğinden ve davranışlarından kaynaklanan geçerli sebepler
İş Kanununun 17 nci maddesinde belirtilenlerin dışında kalan ve işyerlerinde
işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen sebeplerdir. Bunlara örnek
vermek gerekirse;
1. İşçinin yetersizliğinden kaynaklanan sebepler: Ortalama olarak
benzer işi görenlerden daha az verimli çalışma; gösterdiği niteliklerden
beklenenden daha düşük performansa sahip olma, işe yoğunlaşmasının giderek
azalması; işe yatkın olmama; öğrenme ve kendisini yetiştirme yetersizliği;
sık sık hastalanma; çalışamaz duruma getirmemekle birlikte işini gerektiği
şekilde yapmasını devamlı olarak etkileyen hastalık, uyum yeterliliğinin
azlığı, işyerinden kaynaklanan sebeplerle yapılacak fesihlerde emeklilik
yaşına gelmiş olma gibi hallerdir.
2. İşçinin davranışlarından doğan sebepler : İş Kanununun 17
nci maddesinde belirtilen derhal fesih için öngörülen sebepler niteliğinde
olmamakla birlikte işçinin hizmet akdine aykırı davranışları olabilir.
Bunlara örnek olarak işverene zarar vermek ya da zararın tekrarı tedirginliğini
yaratmak; işyerinde rahatsızlık yaratacak şekilde çalışma; arkadaşlarından
borç para istemek; arkadaşlarını işverene karşı kışkırtmak; işini uyarılara
rağmen eksik, kötü veya yetersiz olarak yerine getirmek; işyerinde iş akışını
ve iş ortamını olumsuz etkileyecek bir biçimde diğer kişilerle ilişkilere
girmek; işin akışını durduracak şekilde uzun telefon görüşmeleri yapmak,
sık sık işe geç gelmek ve işini aksatarak işyerinde dolaşmak gibi haller
verilebilir.
İşçinin yetersizliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebepler
ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde geçerli sebepler olarak
feshe neden olabilirler. İşçinin sosyal açıdan olumsuz bir davranışı, toplumsal
ve etik açıdan onaylanmayacak bir tutumu işyerindeki üretim ve iş ilişkisi
sürecine herhangi bir olumsuz etki yapmıyorsa geçerli sebep sayılamaz.
Geçerli sebeplerle fesih işlemine yol açabilecek önemli işyeri gereklerinin
bulunması hali işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanabileceği
gibi, işçi ile bağlantısı olmaksızın da ortaya çıkabilir.
3. İşletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan
sebepler: İşyerinden kaynaklanan geçerli sebepler işyerinin dışından veya
içinden kaynaklanan sebepler olarak iki yönde değerlendirilebilir.
a) İşyeri dışından kaynaklanan sebepler : Sürüm ve satış olanaklarının
azalması; talep ve sipariş azalması; enerji sıkıntısı, ülkede yaşanan ekonomik
kriz, piyasada genel durgunluk, dış pazar kaybı, ham madde sıkıntısı gibi
sebeplerle işyerinde işin sürdürülmesinin olanaksız hale gelmesi,
b) İşyeri içi sebepler ise : Yeni çalışma yöntemlerinin uygulanması,
işyerinin daraltılması, yeni teknolojinin uygulanması, işyerlerinin bazı
bölümlerinin kapatılması, bazı iş türlerinin kaldırılması,
Gibi sebepler olabilir.
Bu uygulamaya giderken işverenden beklenen, fazla çalışmaları kaldırmak,
işçinin rızası ile çalışma süresinin kısaltılması ve bunun için mümkün
olduğu ölçüde esnek çalışma şekillerinin getirilmesi, işi zamana yayarak,
işçileri başka işlerde çalıştırma yollarını arayarak, işçiyi yeniden eğiterek
sorunu aşması ve feshe en son çare olarak bakmasıdır. Bu nedenle geçerli
sebep kavramına uygun yorum yaparken sürekli olarak fesihten kaçınma olanağının
olup olmadığı araştırılmalıdır.
Maddede ayrıca özellikle fesih için geçerli sebep oluşturmayacak hususlar
da tek tek ve ayrıntılı bir biçimde sayılmıştır. Böylece iş mevzuatı ile
özellikle güvence altına alınmış olan bazı hak ve özgürlükler hiçbir şekilde
fesih için geçerli bir sebep oluşturamayacaklardır. Bu konu yoruma yer
vermeyecek bir biçimde hükme bağlanmıştır.
İş güvencesi düzenlemesi kapsamına girmek için gerekli olan 6 aylık
kıdem süresinin nasıl hesaplanacağına da bir açıklık getirilmiş ve bu sürenin
hesaplanmasında aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen sürelerin
birleştirilerek hesaplanacağı kabul edilmiştir.
Hizmet akdinin feshindeki usul ve şekil bu madde ile düzenlenmiştir.
İşveren fesih bildirimini yazılı yapacaktır ve bu bildirimde fesih sebebini
açık ve kesin bir şekilde belirtecektir. Bu husus ileride işçi tarafından
açılabilecek bir davada, feshin, Kanunun 13/A maddesi karşısında geçerli
sayılıp sayılamayacağının belirlenmesi bakımından ispat kolaylığı sağlayacaktır.
Belirsiz süreli hizmet akdi, işçinin davranışı veya verimi ile ilgili
bir nedenle feshediliyor ise, ona önce hakkındaki iddialara karşı savunma
fırsatı verilecektir. Ancak, işçinin zihinsel veya bedensel yetersizliği,
arkadaşları veya amirleri ile sıkça ve gereksiz yere tartışmaya girişmiş
olması gibi durumlarda savunmasının alınması işverenden beklenemeyecektir.
Kuşkusuz, İş Kanununun 17 nci maddesinin (II) numaralı bendi şartları gerçekleşmiş
ise, işveren buna göre bildirimsiz (derhal) fesih hakkını kullanabilecektir.
Ayrıca, maddede işçinin fesih bildirimine itirazı ve bunun yöntemi düzenlenmiştir.
İşveren fesih bildiriminde sebep göstermemiş ise veya işçi gösterilen sebebin
geçerli olmadığı inancında ise, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren
bir ay içinde iş mahkemesinde dava açılabilecektir.
Feshin geçersizliğine ilişkin davanın seri muhakeme usulüne göre kısa
sürede sonuçlanması amaçlanmış, ancak, bir içtihat birliği sağlanabilmesi
için de Yargıtayın denetimine yer verilmiştir. Öte yandan, iş mahkemelerinin
çok fazla olan dava yükü göz önünde tutularak, toplu iş sözleşmesi taraflarının
öngörmesi veya işçi ile işverenin anlaşması durumunda, uyuşmazlığın öncelikle
özel hakeme götürülebileceği kabul edilmiştir.
158 sayılı ILO Sözleşmesine ve getirilen yeni düzenlemenin özüne uygun
olarak, fesihte geçerli bir nedenin bulunduğunu ispat yükünün işverene
ait olduğu belirtilmiştir.
Mahkemenin yapılan feshi geçersiz bulması, dolayısıyla işçinin işe iadesine
karar vermesi durumunda, işveren karar tarihinden itibaren bir ay içinde
işçiyi işe başlatmak zorundadır. İşveren mahkemenin kararına rağmen işçiyi
öngörülen süre içinde ise başlatmaz ise, işçiye tazminat ödemekle yükümlü
olacaktır. Bu tazminat, hizmet akdinin sona erdirilmesi sebepleri ile işçinin
kıdemi göz önünde tutularak, en az altı aylık ve en çok bir yıllık ücret
tutarında olmak üzere, mahkeme tarafından takdir edilecektir. Mahkemece
feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde
ödenecek tazminatın kararda belirtilmesi öngörülerek ikinci bir davanın
açılması ve zaman kaybı önlenmiştir.
Dava, seri muhakeme usulüne göre görülecek olmakla birlikte, sonuçlanması
uygulamada öngörülen dört aylık süreyi aşabilecektir. Böyle bir durumda
işveren işçiyi ister işe başlatmış, isterse başlatmamış olsun, işçi çalıştırılmadığı
sürenin en çok dört aya kadar olan kısmı için ücretini ve diğer haklarını
alabilecektir.
Ancak, işçiye kıdem tazminatı ve bildirim süresine ait ücret peşin ödenmişse,
bunların tutarı işe başladıktan sonra işverene iade edilecektir. İşe başlatılmayan
işçiye, bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin
olarak ödenmemiş ise, bu sürelere ait ücret tutarı ve hak edilip verilmeyen
kıdem tazminatı ayrıca ödenecektir.
İşçi, çıkarıldığı işinde çalışmayı sürdürmek istiyorsa, mahkeme kararının
kendisine tebliğinden itibaren altı işgünü içinde işe başlamak için işverene
başvurmak zorunda tutulmuştur. İşçi, belirtilen süre içinde başvuruda bulunmazsa,
yapılan fesih geçerli fesih sayılacak ve kendisine hak ettiği tazminatlar
ödenecektir.
Maddede öngörülen tazminatların sözleşmelerle artırılmaması veya azaltılmaması
için, bunların değiştirilemeyeceği vurgulanmıştır.
Hizmet akdi feshedilen işçi, fesih bildirimine itiraz etmiş olmakla
birlikte, bu arada başka bir işe girmiş olabilir. Mahkeme feshin geçersizliğine
karar verdiğinde bu yeni işinden memnun olan işçinin eski işine dönmek
istemeyebileceği de ihtimal dahilindedir. Böyle bir durumda, işçi mahkeme
kararının kendisine tebliğinden itibaren altı işgünü içinde eski işverenine
yazılı başvurmakla yükümlü tutulmuştur. Bu başvuru üzerine işveren işçiye
geçerli bir feshe göre hak etmiş olduğu tazminatlarını ödeyecektir.
Madde 3. – 1475 sayılı İş Kanununun 13 üncü maddesinde yapılan
değişikliğe paralel olarak, aynı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında
ve 14 üncü maddesinin onbirinci fıkrasında gerekli değişiklikler yapılmıştır.
Madde 4. – 1475 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesinin sonuna
eklenen hüküm ile, işverenin bildirimsiz fesih hakkının kötüye kullanmasının
önlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan feshin İş Kanununun 17 nci maddesinde
öngörülen sebeplere uygun olmadığı inancında olan işçi yeni hükümler çerçevesinde
yargı yoluna başvurabilecektir.
Madde 5. – 24 üncü maddede yapılan değişiklikle, işçilerin topluca
işten çıkarılmaları belli bir usule bağlanmış; uluslararası belgelerde
de yer aldığı şekilde belirli bir süre önceden yazı ile işyeri sendika
temsilcilerine veya işçi temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye
İş Kurumuna bilgi verilmesi kabul edilmiştir. Bu bildirimde yer alacak
bilgiler ve taraflar arasındaki görüşmelerin içeriği maddede açıklanmıştır.
Maddede bilgi verilecekler arasında işçi temsilcileri de yer almaktadır.
Ne var ki, ülkemizde henüz işçi temsilcilerine ilişkin bir düzenleme yoktur.
Bu bakımdan Kanuna bir geçici madde eklenmiş ve burada işçi temsilcilerinin
seçilmeleri hükme bağlanmıştır.
Madde 6. – 1475 sayılı İş Kanununun 13 üncü ve 24 üncü maddelerinde
yapılan değişikliklere paralel olarak 98 inci maddenin (A) ve (B) bentlerinde
gerekli değişiklik yapılmıştır.
Madde 7 – Tarımdan sayılan işlerde çalışanların çalışma koşullarının
farklılığı nedeniyle hizmet akdi, ücret ve işin düzenlenmesi ile ilgili
hususların çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür
Madde 8. – 158 sayılı ILO Sözleşmesi belirli nedenlerle hizmet
ilişkisine son verilmesi söz konusu olduğunda işçi temsilcilerine danışmayı
öngörmektedir. Bu bakımdan İş Kanununun 24 üncü maddesinde yapılan değişiklikle,
toplu iş çıkarmada işyeri sendika temsilcileri bulunmadığı takdirde işçi
temsilcilerine de bildirim yükümlülüğü getirilmiştir. Ancak, ülkemizde
henüz işçi temsilcileri ile ilgili bir düzenleme bulunmadığı için, bu geçici
maddeye gerek duyulmuştur.
Madde 9. – 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 30 uncu maddesinde
yapılan değişiklikle, işyeri sendika temsilcisinin belirsiz süreli hizmet
akdinin işveren tarafından feshinde İş Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanması
kabul edilmiştir. Böylelikle, işçiler arasında farklı güvence düzenlemelerinin
yaratacağı sakıncalar da önlenmiş olmakta, birliktelik sağlanmaktadır.
Ayrıca bu yolla, Sendikalar Kanununun 30 uncu maddesinin uygulamada yarattığı
sorunlar da ortadan kalkmış olacaktır.
Bununla birlikte, işyeri sendika temsilcilerinin faaliyetlerinin özellikleri
dikkate alınarak, hizmet akdinin sadece temsilcilik faaliyetlerinden dolayı
feshedilmesi halinde, kendisine İş Kanununun 13/D maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ödenecek tazminatın en az bir yıllık ücreti tutarında olması hüküm
altına alınmıştır. Mahkeme olaya göre tazminatın miktarını belirleyecektir.
Maddede yapılan değişiklikle ayrıca temsilcilerin temsilcilik süresi
içinde çalıştığı ve temsilci olarak atandığı işyerinin işverence tek yanlı
olarak değiştirilmesi ve işinde esaslı bir tarzda değişiklik yapılması
önlenmektedir. Aksi takdirde değişikliğin geçersiz sayılacağı öngörülmektedir.
Böylece, işverenin temsilcinin sıfatını ve güvencesini ortadan kaldırabilmesi
yolu kapatılmaktadır.
Madde 10. – 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31 inci maddesinin
altıncı fıkrasındaki yaptırım, hizmet akdinin feshedilip feshedilmediğine
göre yeniden düzenlenmiştir. Hizmet akdi sendika üyeliği veya sendikal
faaliyetlerden dolayı feshedilmiş ise, İş Kanununun 13/A, 13/B, 13/C ve
13/D madde hükümleri uygulanacak; ancak, böyle bir durumda İş Kanununun
13/A maddesinin birinci fıkrası uyarınca ödenecek tazminat işçinin bir
yıllık ücret tutarından az olmayacaktır.
İş Kanununa eklenen yeni hükümlerin uygulanma alanı dışında kalan işçinin,
sendika üyeliği ve sendikal faaliyetlerden dolayı hizmet akdinin feshi
iddiası ile açacağı davada ispat yükü yine işverene ait olacaktır.
Madde 11. – 1475 sayılı İş Kanununun 5 inci maddesinin birinci
fıkrasının iki numaralı bendinde yer alan “Tarım işleri” istisnalardan
çıkarılarak tarım ve orman işçilerinin de Kanun kapsamına alınması sağlanmış,
hükmü kalmayan (c, ç, d) bentleri madde metninden çıkarılmıştır.
Tarım ve orman işçilerinin Kanun kapsamına alınmaları nedeniyle ek 3
üncü maddede yer alan “2 numaralı bendi ile” ibaresi madde metninden çıkarılmış,
geçici 4 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Madde 12. – Yürürlük maddesidir.
Madde 13. - Yürütme maddesidir.
|