Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
OTTOWA SÖZLEŞMESİ METNİ
4824 SAYILI YASA METNİ

 

OTTOWA SÖZLEŞMESİ'NE İLİŞKİN YASA...
TBMM Görüşmeleri...
12 Mart 2003
"Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı" görüşmeleri TBMM Genel Kurulu'nda 12 Mart 2003 tarihinde yapıldı.
 

 
TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmeler şöyle:
(22. Dönem 1.Yasama Yılı 44. Birleşim)

BAŞKAN (Başkanvekili İsmail ALPTEKİN) -
Şu ana kadar, tasarının tümü üzerinde, Başkanlığımızdan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen söz talebinde bulunmuştur.

Buyurun Sayın Öymen.

Süreniz 20 dakika.

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; anti-personel mayınların kullanımının, depolanmasının, üretiminin ve devredilmesinin yasaklanması ve bunların imhasıyla ilgili olarak hazırlanmış olan Ottava Sözleşmesinin onaylanması konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum.

Bildiğiniz gibi, anti-personel mayınları dünyada insanlar için çok ciddî bir tehdit oluşturmaktadır. Geçmişte, savaş dönemlerinde dünyanın çeşitli bölgelerine yerleştirilmiş bulunan bu mayınlar savaşlar bittikten sonra da pek çok sayıda masum insanın hayatını almaktadır; ölümüne ve kalıcı sakatlıklara yol açmaktadır.

Değerli arkadaşlar, Birleşmiş Milletlerin yaptığı araştırmalar bu konuda son derece ürkütücü bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Bugün dünyada 64 ülkede 100 000 000'u aşkın kara mayını bulunmaktadır ve bu kara mayınları nedeniyle çoğunluğu masum siviller olmak üzere her ay 800 kişi hayatını kaybetmektedir. Dünyada en çok, bu mayınlar, Balkanlar'da görülmektedir. Birinci sırada Bosna-Hersek yer almaktadır; onu, Uzakdoğu'dan bir ülke Kamboçya izlemekte; fakat, Kamboçya'dan sonra, başka bir Balkan ülkesi, Hırvatistan 3 üncü sırada yer almaktadır.

Türkiye, kara mayınlarının temizlenmesi konusunda dünyada aktif rol oynanan ülkelerden biridir. Ülke dışında da, Türkiye, kara mayınlarının temizlenmesi konusunda çok önemli çalışmalara katılmaktadır; bir bölümüne parasal yardım yaparak katılmaktadır, bir bölümüne askerî uzmanlarımızın bilfiil bu mayınların imhası çalışmalarına katılması suretiyle katkıda bulunmaktadır; mesela, Bosna-Hersek'in kara mayınlarından arındırılması için, Türkiye 50 000 dolarlık katkıda bulunmuştur; aynı şekilde, gerek Bosna'da gerek Kosova'da mayınların temizlenmesinde Türk Silahlı Kuvvetleri çok aktif bir rol oynamıştır; Arnavutluk'taki mayınların temizlenmesinde de, biz, Türkiye olarak önemli rol oynadık; Afganistan'da da, oradaki görevli birliğimiz, bu alanda çok önemli çalışmalar yapmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu sözleşme 4 Aralık 1997 yılında Ottava'da imzaya açılmıştır ve 1999 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmayı bugüne kadar 142 ülke imzalamış ve 122 ülke onaylamış bulunmaktadır. Türkiye, başından beri bu sözleşmeye sıcak bakmış; fakat, nedense, onaylama işlemi bugüne kadar gecikmiştir. Bu kadar önemli bir konuda, Türkiye'yi bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda, ülkemizin, dünya ülkeleri arasında 123 üncü sırada yer alacak olması, ülkemiz hesabına övünülecek bir durum değildir, sevinilecek bir durum değildir. Türkiye, bu kadar önemli bir insanî konuda, şimdiye kadar, çok daha aktif rol oynamalıydı, öncelik almalıydı, bu meseleye öncülük yapan ülkelerden biri olmalıydı; ilk sırada yer almalıydık. Niçin 122 ülkenin gerisinde kalıyoruz?.. Sorulması gereken soru budur. İşin esası doğrudur, bu sözleşmeyi imzalamak doğrudur; ama, bunun, bugüne kadar gecikmiş ve geciktirilmiş olmasının izahı mümkün değildir. Başta Kanada olmak üzere, NATO'da ve başka kuruluşlarda pek çok ülke bu konuda öncülük yaparken, aktif rol oynarken, maalesef, ülkemiz, en geri sıralarda kalan devletler arasında yer almıştır; bu hatayı bir daha tekrarlamayacağımızı ümit ediyorum başka alanlarda.

Değerli arkadaşlar, geçmişte Türkiye de bu kara mayınlarını sınır bölgelerinin güvenliği için veya başka güvenlik ihtiyaçları için kullanmıştır. Özellikle yasal olmayan sınır geçişlerinin önlenmesi için, kaçakçılığın önlenmesi için, Türkiye, toplam olarak şimdiye kadar bizdeki bilgilere göre 935 000 kara mayını yerleştirmiş bulunmaktadır. Bu kara mayınlarının sivillere zarar vermesini önlemek için bunların etrafı işaretlerle çevrilmiştir, bazı tedbirler alınmıştır; ama ne yazık ki, hâlâ daha çok sayıda insanımız bu kara mayınları yüzünden hayatını kaybetmektedir.

Sadece Suriye sınırımızda 3 500 000 dönümlük bir alan mayınlarla kaplanmıştır, bunların temizlenmesine başlanmıştır; ama bunun çok uzun bir zaman alacağı bellidir. Bu mayınlar, hem insanların hayatına mal olmakta hem de o bölgedeki çok verimli arazilerin kullanılmasına imkân vermemektedir, bu açıdan da çok ciddî bir meseledir. Öyle anlaşılıyor ki, bizdeki bazı gayriresmî bilgilere göre, sadece Suriye sınırımızdaki mayınların temizlenmesi için 36 000 000 dolara ihtiyacımız var. Bu mayınları döşerken, temizlenmesinin ne kadar pahalıya mal olacağını başlangıçta düşünmekte fayda vardır. Her ne kadar güvenlik gerekçeleri her şeyin önünde yer alırsa da, bunun maliyet hesabının iyi yapılması lazım.

Arkadaşlar, bir kara mayınının döşenmesinin maliyeti 3 dolardır; fakat onun bulunduğu yerden temizlenmesinin maliyeti ortalama olarak 1 000 dolardır, dünya fiyatları budur, ülkeden ülkeye biraz değişmekle birlikte. Yani mayının temizlenmesinin maliyeti, mayının döşenmesinin birkaç yüz misli fazlasıdır. Uzmanlarca yapılan hesaplamalara göre, sadece Türkiye'deki mayınların tümünün temizlenmesi 350 000 000 ilâ 450 000 000 dolara ihtiyaç göstermektedir, bu kadar para harcamamız lazım, bu mayınların temizlenmesi için. Bütün dünyanın kara mayınlarından temizlenmesi için harcanması gereken para 100 milyar dolardır.

Türkiye, 1996 yılında anti-personel kara mayınlarının üretimini, satışını, transferini, bir moratoryumla, 5 yıllığına durdurmuştur. Daha sonra, bu moratoryum süresiz olarak uzatılmıştır.

2001 yılı sonu itibariyle, değişik sınır bölgelerinde bulunan 10 638 mayını imha etmiş bulunuyoruz; fakat, öyle anlaşılıyor ki, toplam 935 000 mayının tümünün imhası için, bu hızla gidersek, 100 yıl yetmeyecektir. O bakımdan, bu işi hızlandırmamız gerekiyor. Bu iş için gerekli tahsisatı, ilgili askerî makamlarımıza vermemiz gerekiyor, özel sektörü harekete geçirmemiz gerekiyor. Bizim özel sektörümüz, mayınların imhası konusunda uzmanlaşmıştır. Bugün, başta Kuveyt olmak üzere, bazı ülkelerde, Türk firmaları, bu mayınların temizlenmesinde çok başarılı rol oynuyorlar, niçin Türkiye'de aynı işi yapmasınlar? Silahlı Kuvvetlerimizin yanısıra, özel sektöre de, bu konuda görev verilebileceğini düşünüyoruz.

Arkadaşlar, bu mayınların temizlenmesi için, dünyada yeni teknikler geliştirilmiştir, yeni aletler, araçlar geliştirilmiştir. Türkiye'nin, mutlaka, bunlardan edinmesi lazımdır ve bu kara mayınlarının, bu yeni araçlarla, süratle temizlenmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, terör örgütü PKK'nın, 1993 ile 2002 yılları arasında döşediği bu tip mayınlar sonucunda, çok sayıda güvenlik kuvvetleri mensubumuz ve sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş, pek çoğu kalıcı sakatlıklara maruz kalmıştır.

Bugün, Silahlı Kuvvetlerimiz, çok başarılı bir çalışmayla, bu mayınlardan zarara uğrayanları, sakat kalanları rehabilite etme çalışması yapmaktadır. Dünyaya örnek olabilecek bir çalışma yapmaktadır; ama, bu, işin esasını halletmemekte, hâlâ, çok sayıda insanımız ölmektedir. PKK'nın döşediği mayınlar sonucunda, 289 sivil vatandaşımız ile 299 güvenlik mensubu hayatını kaybetmiştir. 792 sivil vatandaşımız ve 1 524 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Sadece 2001 yılı içinde, bu mayınlardan, 5'i çocuk olmak üzere, 16 vatandaşımız ölmüştür ve 10'u çocuk olmak üzere 33 vatandaşımız yaralanmıştır. Yani, terör faaliyetlerinin fiilen bitmesinden sonra bile bu mayınların tahribatı devam ediyor.

Netice itibariyle, Türkiye, bu sözleşmenin onaylanmasına karar vermiştir; ama, demin de ifade ettiğim gibi, bu konuda geç kalmışızdır; daha çabuk, daha hızlı hareket etmemiz gerekiyordu. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu konudaki bütün çalışmaları destekliyoruz. Biliyoruz ki, Bulgaristan sınırımızın mayınlardan arındırılması için Türkiye çok aktif bir çaba içindedir. Azerbaycan ve Gürcistan ile sınırlarımızın bu mayınlardan arındırılması için görüşmeler devam ediyor. Yunanistan'la sınırımızın arındırılmasını, önce, 1998 yılında biz teklif ettik; ama, uzun süre Yunanlılardan cevap alamadık. Nihayet, 2001 yılında Türkiye ile birlikte bu mayınların kaldırılmasını kabul ettiler ve Yunan Parlamentosu, Ottava Sözleşmesinin onaylanmasını kararlaştırdı. Şimdi sıra bizim Parlamentomuzdadır ve Yüce Heyetinizin bu sözleşmeyi biraz sonra onaylayacağını ümit etmek istiyorum.

Çok değerli arkadaşlar, bu vesileyle bir hususa daha değinmek istiyorum. Bu bir örnektir; Türkiye, pek çok konuda, bazı önemli uluslararası sözleşmelerin, anlaşmaların imzalanmasında, onaylanmasında geç kalmaktadır. Bunlardan bir bölümü insan haklarıyla ilgilidir. Birleşmiş Milletlerin bazı insan hakları sözleşmelerini Türkiye çok gecikerek onaylamıştır. Bazı önemli uluslararası anlaşmaları, Türkiye -onaylamak şöyle dursun- daha imzalamamıştır. Mesela, bunlardan bir tanesi, Avrupa Sosyal Şartı'dır; bu vesileyle bunu belirtmek istiyorum. Biz, iş güvenliğiyle ilgili olarak, bugünlerde çok yoğun çalışma yaptığımızı düşünüyoruz; fakat, unutulmasın ki, bu uluslararası anlaşmaların imzalanması, Türkiye'de işçilere, çalışanlara çok yeni sosyal imkânlar, ufuklar açacaktır. Niçin orada da sona kalacağız?! Biliyoruz ki, bizden başka imzalamayanlar da var; ama, biz, her konuda sonuncu devlet olmak zorunda mıyız?! İşte, size bir örnek. Bu alanda ve başka alanlarda uluslararası sözleşmeler yapılırken ve imzaya açılırken, Türkiye en sonlarda kalan devlet olmamalıdır. Bu, bize yakışmıyor.  Avrupa Birliğine girmek isteyen, en çağdaş ülkelerden biri olmaya aday olan Türkiye, bu gibi konularda son sıralarda kalmamalıdır. Bu, bizi üzmektedir; milletimizi incitmektedir, rencide etmektedir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, iktidarın Türkiye'yi çağdaşlaştırma yolunda, bu ve benzeri uluslararası sözleşmelerin bir an önce imzalanması ve onaylanması için sarf edeceği çabalara destek olacağız; çünkü, bizim hedefimiz, Türkiye'yi bir an önce çağdaş bir ülke haline getirmektir. Hele böyle insanî konularda, hele böyle vatandaşımızın can güvenliğini ilgilendiren konularda gecikmenin hiçbir izahı yoktur.

Değerli arkadaşlar, bu düşüncelerle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu sözleşmenin Yüce Mecliste onaylanmasına katılacağımızı, müspet oy kullanacağımızı huzurunuzda ifade etmekten özel bir mutluluk duyuyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öymen.

AK Parti Grubu adına, Mardin Milletvekili Sayın Nihat Eri; buyurun. (AK parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ERİ (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime İstiklâl Marşının Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulünün 82 nci yıldönümünü kutlayarak ve "Hakkıdır, hakka tapan milletimin istiklal" diyen büyük insan, büyük şair Mehmet Âkif Ersoy'u anarak başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının görüşülmesiyle ilgili, AK Parti Grubunun sözcüsü olarak huzurunuzda bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, anti-personel mayın dediğimiz zaman, bir kişinin mevcudiyeti, yaklaşması veya temasıyla infilak edecek biçimde tasarımlanan ve bir veya birden fazla kişiyi etkisiz hale getirecek, yaralayacak veya öldürecek mayın olarak tarif edilir.

Anti-personel kara mayınlarının, sorumsuzca ve ayırım gözetmeksizin kullanılmasının sivil nüfusta yol açtığı ağır kayıplar, uluslararası kamuoyunda gittikçe artan bir hassasiyet meydana getirmiştir.

Söz konusu mayınların yasaklanmasına yönelik olarak, 4 Aralık 1977 tarihinde, Ottava'da, Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme imzaya açılmış ve 1 Mart 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu sözleşme, bugüne kadar 142 ülke tarafından imzalanmış ve 122 ülke tarafından da onaylanmıştır. Sözleşmeyi, komşularımız Bulgaristan ve Yunanistan onaylamış; Yunanistan, sözleşmeyi, Birleşmiş Milletler Sekretaryasına tevdi etmiş ve Türkiye'nin sözleşmeye katılma işlemlerinin tamamlanmasının beklendiğini 27 Haziran 2002 tarihli bir notayla Dışişleri Bakanlığımıza bildirmiştir. NATO içerisinde, ülkemizin yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında da Finlandiya sözleşmeye taraf olmamışlardır; Rusya Federasyonu da, sözleşmeye taraf değildir.

Türkiye, taraf devletlerin 3 Mayıs 1999'da Mozambik'in Başkenti Maputo'da, 2000'de Cenevre'de, 2001'de Nikaragua'nın Başkenti Managua'da ve 2002 yılında, yine Cenevre'de yapılmış bulunan konferanslara gözlemli ülke sıfatıyla katılmış ve anlaşmayı imzalama niyetini ortaya koymuştur.

Ottava Sözleşmesinin yürürlüğe girmesinde, hükümet dışı kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri önemli rol oynamıştır. Bu sözleşme, taraf devletlere, stoklarındaki mayınların dört yıl, döşenmiş mayınların da en geç on yıl içerisinde sökülerek imha edilmesi yükümlülüğünü getirmektedir. Taraf devletler, imha işlemi tamamlanıncaya kadar, sivillerin zarar görmemesi için, döşenmiş mayınların yerlerini belirleyip, etrafını çevirmekle yükümlü kılınmışlardır.

Sözleşme, taraf devletlerin anti-personel mayın kullanmasını, bunları geliştirmesini, üretmesini, bir başka şekilde edinmesini, depolamasını, elde tutmasını veya doğrudan ve dolaylı yoldan bir başkasına devretmesini yasaklamaktadır. Ayrıca, bu sözleşme çerçevesinde, bir taraf devlete, yasaklanmış bulunan herhangi bir faaliyetle iştigal etmekte olan herhangi bir kimseye yardımcı olmasını da yasaklamaktadır. Taraf devletler, bu sözleşmeyle, bütün anti-personel mayınları imha etmeyi taahhüt etmektedirler.

Sözleşme, taraf devletlerin, mayınların imhası konusunda diğer taraf devletlerden yardım almalarını; bu konuda, bilimsel ve teknolojik imkânlar ile malzeme transferi bakımından kısıtlama getirilmemesini öngörmektedir. Bu çerçevede, imkânı olan taraf devletler, olanakları kısıtlı diğer taraf devletlere yardım etmekle yükümlü kılınmaktadırlar. Aynı zamanda, bu sözleşmeyle, imkânı olan her taraf devlet, mayın kurbanlarının bakımına ve rehabilitasyonuna, sosyal ve ekonomik uyumuna ve mayınlar konusundaki bilinçlendirme programlarına yardım sağlayacaklardır. Bu yardım, diğer bütün yardımlar gibi, Birleşmiş Milletler sistemi, uluslararası, bölgesel ya da ulusal örgütler veya kuruluşlar, Uluslararası Kızılhaç Komitesi, ulusal Kızılay ve Kızılhaç kurumları ve bunların uluslararası federasyonu, hükümet dışı örgütler aracılığıyla veya ikili düzeyde sağlanacaktır.

Sözleşme uyarınca, taraf devletler, birbirlerinin sözleşmeye riayet edip etmediğini, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla sorgulayabilecektir. Taraf devletlerin çoğunluğunun uygun görmesi halinde, sözleşmeyle ilgili uygulamalarından şüphe duyulan devletlere bir tespit ekibi gönderilmesi söz konusu olabilmektedir; ancak, denetimle ilgili herhangi bir mekanizma bu sözleşmede yer almamaktadır.

Türkiye, 1996 yılı ocak ayında, anti-personel mayınların satışını ve transferini yasaklayan 3 yıllık bir moratoryum ilan etmiştir. Bu sürenin dolmasını beklemeden, 15 Ekim 1998 tarihinde yapılan bir açıklamayla, moratoryum süresinin, bitiminden itibaren üç yıl için uzatıldığı duyurulmuştur. Söz konusu moratoryum, mart ayında süresiz olarak uzatılmıştır.

Ülkemizin sözleşmeye taraf olmasına dair işlemler sürmektedir. Bu çerçevede, sözleşmeye katılmamızın uygun bulunmasına ilişkin kanun tasarısı 2002 Nisan ayı içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, söz konusu tasarı, 9 Mayıs 2002 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonunda gündeme alınmış, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerin ardından, bir yasama dönemi içerisinde sonuçlandırılamadığından hükümsüz sayılmıştır. Tasarı, 20 Şubat 2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonunda görüşülerek kabul edilmiş ve Yüce Heyetinizin huzuruna getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz açısından, Suriye sınırı boyunca yer alan 600 kilometre uzunluktaki ve 350 000 dönüm büyüklüğündeki mayınlı arazinin mayınlardan temizlenmesinin gündemde olması nedeniyle de bu sözleşmenin imzalanması önem arz etmektedir. Suriye sınırındaki mayınlı sahanın temizlenmesi için, 1975'te ve 1996'da olmak üzere iki defa Meclis araştırma komisyonları kurulmuş ve her iki komisyonun düzenledikleri raporlarda bu sahaların mayınlardan temizlenmesinin gereğine işaret edilmiştir.

1975 tarihinde kurulan Meclis araştırma komisyonu raporunda şöyle denilmektedir: "Suriye ile aramızdaki hudut boyunca, büyük masraflarla ve büyük alanların faydalanma, hatta, ülke dışı bırakılması pahasına tesis edilmiş olan mayınlı bölge, beklenen faydayı teminden uzak bulunmaktadır. Mayınlanmış saha bizim için tehlikeli ve yasak olmakta; fakat, Suriyeli için, mayınlar temizlenerek yeni bir ilerleme ve tarım alanı teşkil etmektedir. Gerisine çekildiğimiz ve gerisinde bir şeridi mayınlayıp, ter örgüsüyle kapatarak yasakladığımız demiryolu da âdeta Suriye'ye terk edilmiş, buradaki işletme emniyetimiz Suriyelilerin insafına bırakılmış olmaktadır. Gidilemez durumdaki mayınlı sahalarda rahatlıkla üreyen, mücadelesi yapılmayan, zararlı ot, fare ve sair haşaratın tarımsal alanlarımıza verdiği zararlar da dikkate alınmalıdır. Mayınların temizlenmesi suretiyle teknik icaplara uygun yeni bir muhafaza şeridinin tesisi zaruretinde, bütün ilgililerin ittifak halinde bulundukları müşahede edilmiştir. Mayınların temizlenmesi, temizlenen sahada yeni ve modern bir koruma sisteminin kurulması, bu sistemin işgal edeceği son derece dar bir şeritten geriye kalacak olan geniş arazilerin ekonomiye kazandırılması, topraksız köylülere dağıtılmasıyla, sadece güneydoğu illerimizin değil, tüm ülkenin yararına, tarihî değerde bir hizmet yapılmış olacaktır."

20.3.1996 tarihinde kurulan Meclis araştırma komisyonunun raporunda da, mayınlı sahalarda yangın ve yağmur gibi nedenlerden dolayı, mayınların patlamış ve yer değiştirmiş olabileceği sebebiyle, engellik vasıflarının kalmadığı, Suriye sınırı boyunca mayınlı sahaların dışında bulunan 469 adet hudut taşından 7 adedinin sağlam, 25 adedinin kırık olduğu, 437 adedinin ise yanına gidilip görülemediği için durumun bilinmediği, çoğunun Suriye vatandaşlarınca kırılıp yerlerinin değiştirildiğinin sanıldığı, mutlaka fizikî sınırın Suriye sınırına taşınmasının şart olduğu, mevcut mayınlı sahaların temizlenerek tarıma açılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir.

Hükümetimizin de, mayınların temizlenmesi konusunda iradesinin olduğunu, geçenlerde bir sayın bakanın açıklamasından öğrendik ve yine, sayın bakanın açıklamasında, kendisinden, 2003 yılı programına bu konuda ödenek ayrılacağını memnuniyetle dinledik.

Değerli arkadaşlar, bu vesileyle, Suriye sınırında bulunan mayınlı sahanın, mayınlarından temizlendikten sonra, en başta fakir mayın kurbanları, topraksız köylüler ve eski sahipleri olmak üzere dağıtım veya satışının yapılmasının gerekli olduğunu belirtmek istiyorum. Bu yolla sağlanacak gelirle, sınırın modern ve elektronik bir sistemle korunması için gerekli olan 40-50 milyon doların çok üstünde bir kaynak sağlanacağı tabiîdir. Bunun yanında, Türkiye, modern dünyada mayın kullanan bir ülke ayıbından kurtulacak ve Avrupa Birliği yolunda daha emin adımlarla ilerleyecek.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde bu konuda deneyimli, çok değerli elemanlar olduğunu biliyoruz. Bu işin, özel sektör eliyle de yapılabileceğini biliyoruz; fakat, Türk Silahlı Kuvvetleri eliyle hem çok daha hızlı bir şekilde ve hem de çok daha ucuz bir şekilde yapılacağı ilgililerce belirtilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu sözleşmenin kabulünden sonra, son yıllarda teröristlerle yaşanan silahlı çatışmalar sonucu etrafta bulunan serseri mayınların ve patlamamış mühimmatların bulundukları alanların tespit edilerek işaretlenmesi ve temizlenmesi ile bu bölgede yaşayan halkın karşı karşıya bulunduğu tehlike konusunda eğitilmesi için bir projenin başlatılması gerekir. Bizler seçim çalışmaları yaparken, Nusaybin'de koyunlarını otlatırken mayına basarak parçalanan çobanların taziyelerine gittik. Mayın kurbanlarının tıbbî, sosyal, psikolojik ve ekonomik sorunlarını ele alan projeler hayata geçirilmeli ve bu projelere gereken kolaylıklar sağlanmalıdır.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğine aday, çağdaş ve modern Türkiye, insanî hukuk konusunda önemli bir kilometre taşı teşkil eden böylesine önemli bir anlaşmanın dışında kalmamalıdır.

Biz, AK Parti grubu olarak, bu anlaşmaya olumlu oy kullanacağımızı belirtir, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Eri.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Haşim Oral; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısıyla ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.

Ülkemiz, anti-personel mayınların sebep olduğu yaralama ile ölümlerden ve bunların insanî bakımdan yol açtığı sonuçlardan duyulan endişeleri paylaşmakla birlikte, coğrafî konumdan kaynaklanan özel güvenlik mülahazalarıyla, Ottava Sözleşmesine bugüne kadar, ne yazık ki, taraf olamamıştır.

Anti-personel mayınlarının özellikle terör örgütlerince ayırım gözetilmeksizin kullanılması, Ottava Sözleşmesine taraf olmaktan imtina etmemizde çok önemli bir rol oynamıştır. Sözleşmeyi, komşularımızdan Bulgaristan ve Yunanistan imzalamış, bunlardan sadece Bulgaristan onaylamıştır.

Günümüzde terörle mücadele alanında önemli bir başarı elde edilmiş bulunmaktadır. Askerî makamlarımız, mevcut teknolojik imkânlar çerçevesinde, sınır güvenliği açısından anti-personel mayınlara fazla ihtiyaç duyulmadığını, sınır güvenliğinin sağlanabilmesi amacıyla ikili ve çoktaraflı güvenlik düzenlemelerine ağırlık verilmesinin daha etkili olduğunu açıkça beyan etmiştir. Sözleşmede yer alan yükümlülüklere uyulması bakımından da güçlüğümüz bulunmayacağını, bu bağlamda, Ottava Sözleşmesine taraf olunmasından imtina edilmesine askerî açıdan gerek kalmadığı değerlendirmesini açıkça yapabiliriz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özellikle, bu yasa tasarısının bana hatırlattığı; bugünün ulu insan Mehmet Âkif Ersoy'un İstiklal Marşımızı yazdığı gün olduğu ve ulusumuzun bağımsızlığının -çok daha ileri giderek- bu İstiklal Marşının bir daha yazılmaması konusundaki dileklerimizin Meclis gündeminde dillendirildiği noktada, hem 12 Martı hem de, ne yazık ki,  İskenderun'da açılan PKK bayraklarının ve diğer bayrakların televizyonlardaki görüntüleriyle hepimizin gününün karardığını hissediyorum.

Ne yazıktır ve ne acıdır ki, Türkiye'de bugün bir savaş lobisi oluşturulmuştur ve bu savaş lobisi sonucunda, birileri PKK bayraklarıyla savaşa hayır derken, birileri de savaştan ekonomik ve siyasî çıkar elde etme arzusundadır. Bir milletvekili olarak, sokaktaki insana yüreğini ve gözünü açmış bir insan olarak, her iki lobiyi de kınıyorum ve bunun, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve bu ülkenin ekmeğini yiyen insanlara yakışmadığını özellikle vurgulamak istiyorum.

Türk sınırları içinde ayyıldızlı bayrağın haricinde hiçbir bayrak dalgalanamaz; hiç kimse, misakımillî sınırları içinde hiçbir bayrağı, Türk bayrağının üstünde tutamaz! (Alkışlar) Ancak, Türk bayrağının, bizim bağımsızlığımızı işaret ettiğini de hiç kimse unutmamalıdır. Bunu söylerken, kimseyi itham etmek için söylemiyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Hatırlattığınız için teşekkür ederim.

V. HAŞİM ORAL (Devamla) - Hatırlamaya ihtiyaç duyduğunuz için üzülmelisin bence sayın milletvekilim; eğer sen bundan ilham aldıysan, gerçekten üzülmelisin.

Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığını işaret eden Mehmet Âkif Ersoy, Türkiye'nin bağımsızlığını işaret eden ayyıldızlı bayrağımız, ne yazık ki, bugün, çok kötü şekilde yaralanmaktadır, kamu vicdanı yaralanmaktadır. Bir milletvekili olarak, bütün bu savaş lobisinin tarafı olanların Türkiye'nin çıkarına hareket etmediklerini ve Cumhuriyet Halk Partisinin bütün bu savaş lobilerinin dışında olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bu savaş lobilerine destek verenlerin de düşüncelerini bir kez daha gözden geçirmelerini ve bunun bir mayın kadar tehlikeli olduğunu söylemek istiyorum. Sınırlarda mayınlardan kurtulmak isterken, sınır içlerimizdeki düşünce ve eylem mayınlarının ortadan kaldırılması konusunda milletvekillerinin hepsini, üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye davet ediyor; hatırlayanlara da Allah kolaylık versin diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Oral.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
 


(28 ŞUBAT 2005)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2005 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.