TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmeler şöyle:
(22. Dönem 1.Yasama Yılı 44. Birleşim)
BAŞKAN (Başkanvekili İsmail ALPTEKİN) -
Şu ana kadar, tasarının tümü üzerinde, Başkanlığımızdan, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen söz talebinde
bulunmuştur.
Buyurun Sayın Öymen.
Süreniz 20 dakika.
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; anti-personel mayınların
kullanımının, depolanmasının, üretiminin ve devredilmesinin yasaklanması
ve bunların imhasıyla ilgili olarak hazırlanmış olan Ottava Sözleşmesinin
onaylanması konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun görüşlerini
arz etmek üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum.
Bildiğiniz gibi, anti-personel mayınları dünyada insanlar için çok ciddî
bir tehdit oluşturmaktadır. Geçmişte, savaş dönemlerinde dünyanın çeşitli
bölgelerine yerleştirilmiş bulunan bu mayınlar savaşlar bittikten sonra
da pek çok sayıda masum insanın hayatını almaktadır; ölümüne ve kalıcı
sakatlıklara yol açmaktadır.
Değerli arkadaşlar, Birleşmiş Milletlerin yaptığı araştırmalar bu konuda
son derece ürkütücü bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Bugün dünyada 64 ülkede
100 000 000'u aşkın kara mayını bulunmaktadır ve bu kara mayınları nedeniyle
çoğunluğu masum siviller olmak üzere her ay 800 kişi hayatını kaybetmektedir.
Dünyada en çok, bu mayınlar, Balkanlar'da görülmektedir. Birinci sırada
Bosna-Hersek yer almaktadır; onu, Uzakdoğu'dan bir ülke Kamboçya izlemekte;
fakat, Kamboçya'dan sonra, başka bir Balkan ülkesi, Hırvatistan 3 üncü
sırada yer almaktadır.
Türkiye, kara mayınlarının temizlenmesi konusunda dünyada aktif rol
oynanan ülkelerden biridir. Ülke dışında da, Türkiye, kara mayınlarının
temizlenmesi konusunda çok önemli çalışmalara katılmaktadır; bir bölümüne
parasal yardım yaparak katılmaktadır, bir bölümüne askerî uzmanlarımızın
bilfiil bu mayınların imhası çalışmalarına katılması suretiyle katkıda
bulunmaktadır; mesela, Bosna-Hersek'in kara mayınlarından arındırılması
için, Türkiye 50 000 dolarlık katkıda bulunmuştur; aynı şekilde, gerek
Bosna'da gerek Kosova'da mayınların temizlenmesinde Türk Silahlı Kuvvetleri
çok aktif bir rol oynamıştır; Arnavutluk'taki mayınların temizlenmesinde
de, biz, Türkiye olarak önemli rol oynadık; Afganistan'da da, oradaki görevli
birliğimiz, bu alanda çok önemli çalışmalar yapmıştır.
Değerli arkadaşlar, bu sözleşme 4 Aralık 1997 yılında Ottava'da imzaya
açılmıştır ve 1999 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmayı bugüne kadar
142 ülke imzalamış ve 122 ülke onaylamış bulunmaktadır. Türkiye, başından
beri bu sözleşmeye sıcak bakmış; fakat, nedense, onaylama işlemi bugüne
kadar gecikmiştir. Bu kadar önemli bir konuda, Türkiye'yi bu kadar yakından
ilgilendiren bir konuda, ülkemizin, dünya ülkeleri arasında 123 üncü sırada
yer alacak olması, ülkemiz hesabına övünülecek bir durum değildir, sevinilecek
bir durum değildir. Türkiye, bu kadar önemli bir insanî konuda, şimdiye
kadar, çok daha aktif rol oynamalıydı, öncelik almalıydı, bu meseleye öncülük
yapan ülkelerden biri olmalıydı; ilk sırada yer almalıydık. Niçin 122 ülkenin
gerisinde kalıyoruz?.. Sorulması gereken soru budur. İşin esası doğrudur,
bu sözleşmeyi imzalamak doğrudur; ama, bunun, bugüne kadar gecikmiş ve
geciktirilmiş olmasının izahı mümkün değildir. Başta Kanada olmak üzere,
NATO'da ve başka kuruluşlarda pek çok ülke bu konuda öncülük yaparken,
aktif rol oynarken, maalesef, ülkemiz, en geri sıralarda kalan devletler
arasında yer almıştır; bu hatayı bir daha tekrarlamayacağımızı ümit ediyorum
başka alanlarda.
Değerli arkadaşlar, geçmişte Türkiye de bu kara mayınlarını sınır bölgelerinin
güvenliği için veya başka güvenlik ihtiyaçları için kullanmıştır. Özellikle
yasal olmayan sınır geçişlerinin önlenmesi için, kaçakçılığın önlenmesi
için, Türkiye, toplam olarak şimdiye kadar bizdeki bilgilere göre 935 000
kara mayını yerleştirmiş bulunmaktadır. Bu kara mayınlarının sivillere
zarar vermesini önlemek için bunların etrafı işaretlerle çevrilmiştir,
bazı tedbirler alınmıştır; ama ne yazık ki, hâlâ daha çok sayıda insanımız
bu kara mayınları yüzünden hayatını kaybetmektedir.
Sadece Suriye sınırımızda 3 500 000 dönümlük bir alan mayınlarla kaplanmıştır,
bunların temizlenmesine başlanmıştır; ama bunun çok uzun bir zaman alacağı
bellidir. Bu mayınlar, hem insanların hayatına mal olmakta hem de o bölgedeki
çok verimli arazilerin kullanılmasına imkân vermemektedir, bu açıdan da
çok ciddî bir meseledir. Öyle anlaşılıyor ki, bizdeki bazı gayriresmî bilgilere
göre, sadece Suriye sınırımızdaki mayınların temizlenmesi için 36 000 000
dolara ihtiyacımız var. Bu mayınları döşerken, temizlenmesinin ne kadar
pahalıya mal olacağını başlangıçta düşünmekte fayda vardır. Her ne kadar
güvenlik gerekçeleri her şeyin önünde yer alırsa da, bunun maliyet hesabının
iyi yapılması lazım.
Arkadaşlar, bir kara mayınının döşenmesinin maliyeti 3 dolardır; fakat
onun bulunduğu yerden temizlenmesinin maliyeti ortalama olarak 1 000 dolardır,
dünya fiyatları budur, ülkeden ülkeye biraz değişmekle birlikte. Yani mayının
temizlenmesinin maliyeti, mayının döşenmesinin birkaç yüz misli fazlasıdır.
Uzmanlarca yapılan hesaplamalara göre, sadece Türkiye'deki mayınların tümünün
temizlenmesi 350 000 000 ilâ 450 000 000 dolara ihtiyaç göstermektedir,
bu kadar para harcamamız lazım, bu mayınların temizlenmesi için. Bütün
dünyanın kara mayınlarından temizlenmesi için harcanması gereken para 100
milyar dolardır.
Türkiye, 1996 yılında anti-personel kara mayınlarının üretimini, satışını,
transferini, bir moratoryumla, 5 yıllığına durdurmuştur. Daha sonra, bu
moratoryum süresiz olarak uzatılmıştır.
2001 yılı sonu itibariyle, değişik sınır bölgelerinde bulunan 10 638
mayını imha etmiş bulunuyoruz; fakat, öyle anlaşılıyor ki, toplam 935 000
mayının tümünün imhası için, bu hızla gidersek, 100 yıl yetmeyecektir.
O bakımdan, bu işi hızlandırmamız gerekiyor. Bu iş için gerekli tahsisatı,
ilgili askerî makamlarımıza vermemiz gerekiyor, özel sektörü harekete geçirmemiz
gerekiyor. Bizim özel sektörümüz, mayınların imhası konusunda uzmanlaşmıştır.
Bugün, başta Kuveyt olmak üzere, bazı ülkelerde, Türk firmaları, bu mayınların
temizlenmesinde çok başarılı rol oynuyorlar, niçin Türkiye'de aynı işi
yapmasınlar? Silahlı Kuvvetlerimizin yanısıra, özel sektöre de, bu konuda
görev verilebileceğini düşünüyoruz.
Arkadaşlar, bu mayınların temizlenmesi için, dünyada yeni teknikler
geliştirilmiştir, yeni aletler, araçlar geliştirilmiştir. Türkiye'nin,
mutlaka, bunlardan edinmesi lazımdır ve bu kara mayınlarının, bu yeni araçlarla,
süratle temizlenmesi gerekmektedir.
Değerli arkadaşlar, terör örgütü PKK'nın, 1993 ile 2002 yılları arasında
döşediği bu tip mayınlar sonucunda, çok sayıda güvenlik kuvvetleri mensubumuz
ve sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş, pek çoğu kalıcı sakatlıklara
maruz kalmıştır.
Bugün, Silahlı Kuvvetlerimiz, çok başarılı bir çalışmayla, bu mayınlardan
zarara uğrayanları, sakat kalanları rehabilite etme çalışması yapmaktadır.
Dünyaya örnek olabilecek bir çalışma yapmaktadır; ama, bu, işin esasını
halletmemekte, hâlâ, çok sayıda insanımız ölmektedir. PKK'nın döşediği
mayınlar sonucunda, 289 sivil vatandaşımız ile 299 güvenlik mensubu hayatını
kaybetmiştir. 792 sivil vatandaşımız ve 1 524 güvenlik görevlisi yaralanmıştır.
Sadece 2001 yılı içinde, bu mayınlardan, 5'i çocuk olmak üzere, 16 vatandaşımız
ölmüştür ve 10'u çocuk olmak üzere 33 vatandaşımız yaralanmıştır. Yani,
terör faaliyetlerinin fiilen bitmesinden sonra bile bu mayınların tahribatı
devam ediyor.
Netice itibariyle, Türkiye, bu sözleşmenin onaylanmasına karar vermiştir;
ama, demin de ifade ettiğim gibi, bu konuda geç kalmışızdır; daha çabuk,
daha hızlı hareket etmemiz gerekiyordu. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
olarak, bu konudaki bütün çalışmaları destekliyoruz. Biliyoruz ki, Bulgaristan
sınırımızın mayınlardan arındırılması için Türkiye çok aktif bir çaba içindedir.
Azerbaycan ve Gürcistan ile sınırlarımızın bu mayınlardan arındırılması
için görüşmeler devam ediyor. Yunanistan'la sınırımızın arındırılmasını,
önce, 1998 yılında biz teklif ettik; ama, uzun süre Yunanlılardan cevap
alamadık. Nihayet, 2001 yılında Türkiye ile birlikte bu mayınların kaldırılmasını
kabul ettiler ve Yunan Parlamentosu, Ottava Sözleşmesinin onaylanmasını
kararlaştırdı. Şimdi sıra bizim Parlamentomuzdadır ve Yüce Heyetinizin
bu sözleşmeyi biraz sonra onaylayacağını ümit etmek istiyorum.
Çok değerli arkadaşlar, bu vesileyle bir hususa daha değinmek istiyorum.
Bu bir örnektir; Türkiye, pek çok konuda, bazı önemli uluslararası sözleşmelerin,
anlaşmaların imzalanmasında, onaylanmasında geç kalmaktadır. Bunlardan
bir bölümü insan haklarıyla ilgilidir. Birleşmiş Milletlerin bazı insan
hakları sözleşmelerini Türkiye çok gecikerek onaylamıştır. Bazı önemli
uluslararası anlaşmaları, Türkiye -onaylamak şöyle dursun- daha imzalamamıştır.
Mesela, bunlardan bir tanesi, Avrupa Sosyal Şartı'dır; bu vesileyle bunu
belirtmek istiyorum. Biz, iş güvenliğiyle ilgili olarak, bugünlerde çok
yoğun çalışma yaptığımızı düşünüyoruz; fakat, unutulmasın ki, bu uluslararası
anlaşmaların imzalanması, Türkiye'de işçilere, çalışanlara çok yeni sosyal
imkânlar, ufuklar açacaktır. Niçin orada da sona kalacağız?! Biliyoruz
ki, bizden başka imzalamayanlar da var; ama, biz, her konuda sonuncu devlet
olmak zorunda mıyız?! İşte, size bir örnek. Bu alanda ve başka alanlarda
uluslararası sözleşmeler yapılırken ve imzaya açılırken, Türkiye en sonlarda
kalan devlet olmamalıdır. Bu, bize yakışmıyor. Avrupa Birliğine girmek
isteyen, en çağdaş ülkelerden biri olmaya aday olan Türkiye, bu gibi konularda
son sıralarda kalmamalıdır. Bu, bizi üzmektedir; milletimizi incitmektedir,
rencide etmektedir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, iktidarın Türkiye'yi
çağdaşlaştırma yolunda, bu ve benzeri uluslararası sözleşmelerin bir an
önce imzalanması ve onaylanması için sarf edeceği çabalara destek olacağız;
çünkü, bizim hedefimiz, Türkiye'yi bir an önce çağdaş bir ülke haline getirmektir.
Hele böyle insanî konularda, hele böyle vatandaşımızın can güvenliğini
ilgilendiren konularda gecikmenin hiçbir izahı yoktur.
Değerli arkadaşlar, bu düşüncelerle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak,
bu sözleşmenin Yüce Mecliste onaylanmasına katılacağımızı, müspet oy kullanacağımızı
huzurunuzda ifade etmekten özel bir mutluluk duyuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öymen.
AK Parti Grubu adına, Mardin Milletvekili Sayın Nihat Eri; buyurun.
(AK parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ERİ (Mardin) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime İstiklâl Marşının Türkiye Büyük Millet Meclisinde
kabulünün 82 nci yıldönümünü kutlayarak ve "Hakkıdır, hakka tapan milletimin
istiklal" diyen büyük insan, büyük şair Mehmet Âkif Ersoy'u anarak başlamak
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının,
Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili
Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının görüşülmesiyle
ilgili, AK Parti Grubunun sözcüsü olarak huzurunuzda bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sevgili arkadaşlar, anti-personel mayın dediğimiz zaman, bir kişinin
mevcudiyeti, yaklaşması veya temasıyla infilak edecek biçimde tasarımlanan
ve bir veya birden fazla kişiyi etkisiz hale getirecek, yaralayacak veya
öldürecek mayın olarak tarif edilir.
Anti-personel kara mayınlarının, sorumsuzca ve ayırım gözetmeksizin
kullanılmasının sivil nüfusta yol açtığı ağır kayıplar, uluslararası kamuoyunda
gittikçe artan bir hassasiyet meydana getirmiştir.
Söz konusu mayınların yasaklanmasına yönelik olarak, 4 Aralık 1977 tarihinde,
Ottava'da, Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin
ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme
imzaya açılmış ve 1 Mart 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu sözleşme, bugüne kadar 142 ülke tarafından imzalanmış ve 122 ülke
tarafından da onaylanmıştır. Sözleşmeyi, komşularımız Bulgaristan ve Yunanistan
onaylamış; Yunanistan, sözleşmeyi, Birleşmiş Milletler Sekretaryasına tevdi
etmiş ve Türkiye'nin sözleşmeye katılma işlemlerinin tamamlanmasının beklendiğini
27 Haziran 2002 tarihli bir notayla Dışişleri Bakanlığımıza bildirmiştir.
NATO içerisinde, ülkemizin yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa
Birliği ülkeleri arasında da Finlandiya sözleşmeye taraf olmamışlardır;
Rusya Federasyonu da, sözleşmeye taraf değildir.
Türkiye, taraf devletlerin 3 Mayıs 1999'da Mozambik'in Başkenti Maputo'da,
2000'de Cenevre'de, 2001'de Nikaragua'nın Başkenti Managua'da ve 2002 yılında,
yine Cenevre'de yapılmış bulunan konferanslara gözlemli ülke sıfatıyla
katılmış ve anlaşmayı imzalama niyetini ortaya koymuştur.
Ottava Sözleşmesinin yürürlüğe girmesinde, hükümet dışı kuruluşlar ve
sivil toplum örgütleri önemli rol oynamıştır. Bu sözleşme, taraf devletlere,
stoklarındaki mayınların dört yıl, döşenmiş mayınların da en geç on yıl
içerisinde sökülerek imha edilmesi yükümlülüğünü getirmektedir. Taraf devletler,
imha işlemi tamamlanıncaya kadar, sivillerin zarar görmemesi için, döşenmiş
mayınların yerlerini belirleyip, etrafını çevirmekle yükümlü kılınmışlardır.
Sözleşme, taraf devletlerin anti-personel mayın kullanmasını, bunları
geliştirmesini, üretmesini, bir başka şekilde edinmesini, depolamasını,
elde tutmasını veya doğrudan ve dolaylı yoldan bir başkasına devretmesini
yasaklamaktadır. Ayrıca, bu sözleşme çerçevesinde, bir taraf devlete, yasaklanmış
bulunan herhangi bir faaliyetle iştigal etmekte olan herhangi bir kimseye
yardımcı olmasını da yasaklamaktadır. Taraf devletler, bu sözleşmeyle,
bütün anti-personel mayınları imha etmeyi taahhüt etmektedirler.
Sözleşme, taraf devletlerin, mayınların imhası konusunda diğer taraf
devletlerden yardım almalarını; bu konuda, bilimsel ve teknolojik imkânlar
ile malzeme transferi bakımından kısıtlama getirilmemesini öngörmektedir.
Bu çerçevede, imkânı olan taraf devletler, olanakları kısıtlı diğer taraf
devletlere yardım etmekle yükümlü kılınmaktadırlar. Aynı zamanda, bu sözleşmeyle,
imkânı olan her taraf devlet, mayın kurbanlarının bakımına ve rehabilitasyonuna,
sosyal ve ekonomik uyumuna ve mayınlar konusundaki bilinçlendirme programlarına
yardım sağlayacaklardır. Bu yardım, diğer bütün yardımlar gibi, Birleşmiş
Milletler sistemi, uluslararası, bölgesel ya da ulusal örgütler veya kuruluşlar,
Uluslararası Kızılhaç Komitesi, ulusal Kızılay ve Kızılhaç kurumları ve
bunların uluslararası federasyonu, hükümet dışı örgütler aracılığıyla veya
ikili düzeyde sağlanacaktır.
Sözleşme uyarınca, taraf devletler, birbirlerinin sözleşmeye riayet
edip etmediğini, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla sorgulayabilecektir.
Taraf devletlerin çoğunluğunun uygun görmesi halinde, sözleşmeyle ilgili
uygulamalarından şüphe duyulan devletlere bir tespit ekibi gönderilmesi
söz konusu olabilmektedir; ancak, denetimle ilgili herhangi bir mekanizma
bu sözleşmede yer almamaktadır.
Türkiye, 1996 yılı ocak ayında, anti-personel mayınların satışını ve
transferini yasaklayan 3 yıllık bir moratoryum ilan etmiştir. Bu sürenin
dolmasını beklemeden, 15 Ekim 1998 tarihinde yapılan bir açıklamayla, moratoryum
süresinin, bitiminden itibaren üç yıl için uzatıldığı duyurulmuştur. Söz
konusu moratoryum, mart ayında süresiz olarak uzatılmıştır.
Ülkemizin sözleşmeye taraf olmasına dair işlemler sürmektedir. Bu çerçevede,
sözleşmeye katılmamızın uygun bulunmasına ilişkin kanun tasarısı 2002 Nisan
ayı içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, söz konusu tasarı,
9 Mayıs 2002 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonunda
gündeme alınmış, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerin ardından,
bir yasama dönemi içerisinde sonuçlandırılamadığından hükümsüz sayılmıştır.
Tasarı, 20 Şubat 2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri
Komisyonunda görüşülerek kabul edilmiş ve Yüce Heyetinizin huzuruna getirilmiştir.
Değerli milletvekilleri, ülkemiz açısından, Suriye sınırı boyunca yer
alan 600 kilometre uzunluktaki ve 350 000 dönüm büyüklüğündeki mayınlı
arazinin mayınlardan temizlenmesinin gündemde olması nedeniyle de bu sözleşmenin
imzalanması önem arz etmektedir. Suriye sınırındaki mayınlı sahanın temizlenmesi
için, 1975'te ve 1996'da olmak üzere iki defa Meclis araştırma komisyonları
kurulmuş ve her iki komisyonun düzenledikleri raporlarda bu sahaların mayınlardan
temizlenmesinin gereğine işaret edilmiştir.
1975 tarihinde kurulan Meclis araştırma komisyonu raporunda şöyle denilmektedir:
"Suriye ile aramızdaki hudut boyunca, büyük masraflarla ve büyük alanların
faydalanma, hatta, ülke dışı bırakılması pahasına tesis edilmiş olan mayınlı
bölge, beklenen faydayı teminden uzak bulunmaktadır. Mayınlanmış saha bizim
için tehlikeli ve yasak olmakta; fakat, Suriyeli için, mayınlar temizlenerek
yeni bir ilerleme ve tarım alanı teşkil etmektedir. Gerisine çekildiğimiz
ve gerisinde bir şeridi mayınlayıp, ter örgüsüyle kapatarak yasakladığımız
demiryolu da âdeta Suriye'ye terk edilmiş, buradaki işletme emniyetimiz
Suriyelilerin insafına bırakılmış olmaktadır. Gidilemez durumdaki mayınlı
sahalarda rahatlıkla üreyen, mücadelesi yapılmayan, zararlı ot, fare ve
sair haşaratın tarımsal alanlarımıza verdiği zararlar da dikkate alınmalıdır.
Mayınların temizlenmesi suretiyle teknik icaplara uygun yeni bir muhafaza
şeridinin tesisi zaruretinde, bütün ilgililerin ittifak halinde bulundukları
müşahede edilmiştir. Mayınların temizlenmesi, temizlenen sahada yeni ve
modern bir koruma sisteminin kurulması, bu sistemin işgal edeceği son derece
dar bir şeritten geriye kalacak olan geniş arazilerin ekonomiye kazandırılması,
topraksız köylülere dağıtılmasıyla, sadece güneydoğu illerimizin değil,
tüm ülkenin yararına, tarihî değerde bir hizmet yapılmış olacaktır."
20.3.1996 tarihinde kurulan Meclis araştırma komisyonunun raporunda
da, mayınlı sahalarda yangın ve yağmur gibi nedenlerden dolayı, mayınların
patlamış ve yer değiştirmiş olabileceği sebebiyle, engellik vasıflarının
kalmadığı, Suriye sınırı boyunca mayınlı sahaların dışında bulunan 469
adet hudut taşından 7 adedinin sağlam, 25 adedinin kırık olduğu, 437 adedinin
ise yanına gidilip görülemediği için durumun bilinmediği, çoğunun Suriye
vatandaşlarınca kırılıp yerlerinin değiştirildiğinin sanıldığı, mutlaka
fizikî sınırın Suriye sınırına taşınmasının şart olduğu, mevcut mayınlı
sahaların temizlenerek tarıma açılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir.
Hükümetimizin de, mayınların temizlenmesi konusunda iradesinin olduğunu,
geçenlerde bir sayın bakanın açıklamasından öğrendik ve yine, sayın bakanın
açıklamasında, kendisinden, 2003 yılı programına bu konuda ödenek ayrılacağını
memnuniyetle dinledik.
Değerli arkadaşlar, bu vesileyle, Suriye sınırında bulunan mayınlı sahanın,
mayınlarından temizlendikten sonra, en başta fakir mayın kurbanları, topraksız
köylüler ve eski sahipleri olmak üzere dağıtım veya satışının yapılmasının
gerekli olduğunu belirtmek istiyorum. Bu yolla sağlanacak gelirle, sınırın
modern ve elektronik bir sistemle korunması için gerekli olan 40-50 milyon
doların çok üstünde bir kaynak sağlanacağı tabiîdir. Bunun yanında, Türkiye,
modern dünyada mayın kullanan bir ülke ayıbından kurtulacak ve Avrupa Birliği
yolunda daha emin adımlarla ilerleyecek.
Türk Silahlı Kuvvetlerinde bu konuda deneyimli, çok değerli elemanlar
olduğunu biliyoruz. Bu işin, özel sektör eliyle de yapılabileceğini biliyoruz;
fakat, Türk Silahlı Kuvvetleri eliyle hem çok daha hızlı bir şekilde ve
hem de çok daha ucuz bir şekilde yapılacağı ilgililerce belirtilmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu sözleşmenin kabulünden sonra, son yıllarda
teröristlerle yaşanan silahlı çatışmalar sonucu etrafta bulunan serseri
mayınların ve patlamamış mühimmatların bulundukları alanların tespit edilerek
işaretlenmesi ve temizlenmesi ile bu bölgede yaşayan halkın karşı karşıya
bulunduğu tehlike konusunda eğitilmesi için bir projenin başlatılması gerekir.
Bizler seçim çalışmaları yaparken, Nusaybin'de koyunlarını otlatırken mayına
basarak parçalanan çobanların taziyelerine gittik. Mayın kurbanlarının
tıbbî, sosyal, psikolojik ve ekonomik sorunlarını ele alan projeler hayata
geçirilmeli ve bu projelere gereken kolaylıklar sağlanmalıdır.
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğine aday, çağdaş ve modern Türkiye,
insanî hukuk konusunda önemli bir kilometre taşı teşkil eden böylesine
önemli bir anlaşmanın dışında kalmamalıdır.
Biz, AK Parti grubu olarak, bu anlaşmaya olumlu oy kullanacağımızı belirtir,
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Eri.
Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi, şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Haşim Oral; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin
Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşmeye Katılmamızın Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısıyla ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum;
hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.
Ülkemiz, anti-personel mayınların sebep olduğu yaralama ile ölümlerden
ve bunların insanî bakımdan yol açtığı sonuçlardan duyulan endişeleri paylaşmakla
birlikte, coğrafî konumdan kaynaklanan özel güvenlik mülahazalarıyla, Ottava
Sözleşmesine bugüne kadar, ne yazık ki, taraf olamamıştır.
Anti-personel mayınlarının özellikle terör örgütlerince ayırım gözetilmeksizin
kullanılması, Ottava Sözleşmesine taraf olmaktan imtina etmemizde çok önemli
bir rol oynamıştır. Sözleşmeyi, komşularımızdan Bulgaristan ve Yunanistan
imzalamış, bunlardan sadece Bulgaristan onaylamıştır.
Günümüzde terörle mücadele alanında önemli bir başarı elde edilmiş bulunmaktadır.
Askerî makamlarımız, mevcut teknolojik imkânlar çerçevesinde, sınır güvenliği
açısından anti-personel mayınlara fazla ihtiyaç duyulmadığını, sınır güvenliğinin
sağlanabilmesi amacıyla ikili ve çoktaraflı güvenlik düzenlemelerine ağırlık
verilmesinin daha etkili olduğunu açıkça beyan etmiştir. Sözleşmede yer
alan yükümlülüklere uyulması bakımından da güçlüğümüz bulunmayacağını,
bu bağlamda, Ottava Sözleşmesine taraf olunmasından imtina edilmesine askerî
açıdan gerek kalmadığı değerlendirmesini açıkça yapabiliriz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özellikle, bu yasa tasarısının
bana hatırlattığı; bugünün ulu insan Mehmet Âkif Ersoy'un İstiklal Marşımızı
yazdığı gün olduğu ve ulusumuzun bağımsızlığının -çok daha ileri giderek-
bu İstiklal Marşının bir daha yazılmaması konusundaki dileklerimizin Meclis
gündeminde dillendirildiği noktada, hem 12 Martı hem de, ne yazık ki,
İskenderun'da açılan PKK bayraklarının ve diğer bayrakların televizyonlardaki
görüntüleriyle hepimizin gününün karardığını hissediyorum.
Ne yazıktır ve ne acıdır ki, Türkiye'de bugün bir savaş lobisi oluşturulmuştur
ve bu savaş lobisi sonucunda, birileri PKK bayraklarıyla savaşa hayır derken,
birileri de savaştan ekonomik ve siyasî çıkar elde etme arzusundadır. Bir
milletvekili olarak, sokaktaki insana yüreğini ve gözünü açmış bir insan
olarak, her iki lobiyi de kınıyorum ve bunun, Türkiye Büyük Millet Meclisine
ve bu ülkenin ekmeğini yiyen insanlara yakışmadığını özellikle vurgulamak
istiyorum.
Türk sınırları içinde ayyıldızlı bayrağın haricinde hiçbir bayrak dalgalanamaz;
hiç kimse, misakımillî sınırları içinde hiçbir bayrağı, Türk bayrağının
üstünde tutamaz! (Alkışlar) Ancak, Türk bayrağının, bizim bağımsızlığımızı
işaret ettiğini de hiç kimse unutmamalıdır. Bunu söylerken, kimseyi itham
etmek için söylemiyorum.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Hatırlattığınız için teşekkür ederim.
V. HAŞİM ORAL (Devamla) - Hatırlamaya ihtiyaç duyduğunuz için
üzülmelisin bence sayın milletvekilim; eğer sen bundan ilham aldıysan,
gerçekten üzülmelisin.
Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığını işaret eden Mehmet Âkif Ersoy,
Türkiye'nin bağımsızlığını işaret eden ayyıldızlı bayrağımız, ne yazık
ki, bugün, çok kötü şekilde yaralanmaktadır, kamu vicdanı yaralanmaktadır.
Bir milletvekili olarak, bütün bu savaş lobisinin tarafı olanların Türkiye'nin
çıkarına hareket etmediklerini ve Cumhuriyet Halk Partisinin bütün bu savaş
lobilerinin dışında olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bu savaş lobilerine
destek verenlerin de düşüncelerini bir kez daha gözden geçirmelerini ve
bunun bir mayın kadar tehlikeli olduğunu söylemek istiyorum. Sınırlarda
mayınlardan kurtulmak isterken, sınır içlerimizdeki düşünce ve eylem mayınlarının
ortadan kaldırılması konusunda milletvekillerinin hepsini, üzerlerine düşen
sorumluluğu yerine getirmeye davet ediyor; hatırlayanlara da Allah kolaylık
versin diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Oral.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
|