Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ
TASARI METNİ
KOMİSYON RAPORLARI
TBMM GÖRÜŞMELERİ

BASIN YASASI...
Genel Gerekçe ve Madde Gerekçeleri
24 Mart 2004
Basın Yasası Tasarısı'nın Genel Gerekçesi'nde "evrensel bir nitelik kazanmış olan iletişim alanı, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile onun temel araçlarından biri olan basın özgürlüğü kavramlarını yeniden ele almayı, bütün uygar ülkelerin benimsediği ilke ve kuralların içselleştirilip yürürlüğe konulmasını, gerekli ve zorunlu kılmaktadır" denildi.
 
GEREKÇEDEN...

"Evrensel demokrasi anlayışının ortaya çıkardığı bir önemli kavram da bilgi edinme hakkı, doğru bilgiye ulaşma ya da başka bir deyişle gerçeği öğrenme hakkıdır. Bu yeni bakış açısı karşısında düşünceyi açıklama özgürlüğü ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından bir özgürlük olduğu kadar, gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip birey ve kitleler açısından da temel bir hak niteliğindedir."

"Düşüncelerin toplumda dolaşımı, kanın vücuttaki dolaşımına benzer bir işlev yerine getirmekte ve sosyal hayata gerekli oksijeni sağlamaktadır. Bu dolaşımın, en geniş, en hızlı ve en nüfuz edici şekilde gerçekleşmesini sağlarken, başkalarının düşünce özgürlüğüne, iyi niyetine, şerefine, itibarına veya toplumun temel değerlerine ve inançlarına zarar verebilen durumların giderilmesi de zorunludur."

"Günümüzün düşünce ve basın özgürlüğü kavramına ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun yeni bir basın kanunu hazırlamak gereği duyulmuş, Tasarı bu amaçla hazırlanmıştır."
 

Basın Yasa Tasarısı Genel Gerekçesi ve Madde Gerekçeleri şöyle:
(24 Mart 2004)

GENEL GEREKÇE

Günümüzde teknoloji alanında yaşanan gelişmeler haberleşmeyi, bilgiye ulaşmayı, düşünce açıklamayı ve yayma olanaklarını alışılmış sınırların ve kalıpların ötesine taşımıştır.

Artık evrensel bir nitelik kazanmış olan iletişim alanı, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile onun temel araçlarından biri olan basın özgürlüğü kavramlarını yeniden ele almayı, bütün uygar ülkelerin benimsediği ilke ve kuralların içselleştirilip yürürlüğe konulmasını, gerekli ve zorunlu kılmaktadır.

Evrensel demokrasi anlayışının ortaya çıkardığı bir önemli kavram da bilgi edinme hakkı, doğru bilgiye ulaşma ya da başka bir deyişle gerçeği öğrenme hakkıdır. Bu yeni bakış açısı karşısında düşünceyi açıklama özgürlüğü ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından bir özgürlük olduğu kadar, gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip birey ve kitleler açısından da temel bir hak niteliğindedir.

Çoğulcu, özgürlükçü, hoşgörülü, demokratik toplumlarda, düşünceyi açıklama özgürlüğü, sadece genel kabul gören ve zararsız yahut önemsiz addedilen düşünceler yönünden değil, aynı zamanda halkın bir kısmı tarafından benimsenmeyen kural dışı, hatta endişe verici düşünceler için de geçerli olmalıdır.

Demokratik rejimlerde, kamuoyunun oluşması ve bilinçli bir şekilde işlemesi, düşüncelerin ve haberlerin en yaygın ve hızlı bir şekilde dolaşımını gerekli kılmaktadır.

Öte yandan yaratıcı, artistik ve bilimsel düşüncelere özgürce sahip olunamaması ve bunların özgürce açıklanamaması, her toplumda var olan yaratıcı zekanın ve onun insanlığın gelişimine olan katkısının aşağılanması anlamına gelecektir. Bilimin değişik alanlarında bilgi sahibi olmaya yönelik eğitim ihtiyacının karşılanması da düşünce özgürlüğünün bir gereğidir.

Düşüncelerin toplumda dolaşımı, kanın vücuttaki dolaşımına benzer bir işlev yerine getirmekte ve sosyal hayata gerekli oksijeni sağlamaktadır. Bu dolaşımın, en geniş, en hızlı ve en nüfuz edici şekilde gerçekleşmesini sağlarken, başkalarının düşünce özgürlüğüne, iyi niyetine, şerefine, itibarına veya toplumun temel değerlerine ve inançlarına zarar verebilen durumların giderilmesi de zorunludur.

Burada benimsenmesi gereken ölçüt, resmi makamların düşüncelerin dolaşımına olabilecek müdahalelerini mümkün olduğu kadar bertaraf etmek ve bu müdahalelere, ancak özgürlüğün kötüye kullanılmasını engelleyecek kadar müsaade etmek olmalıdır.

Toplumun dayandığı değerleri ve inançları korumak üzere müeyyide altına alınan sınırlamalar, bu değerlere ve inançlara yönelik tartışmaları ve eleştirilere ilişkin olmamalıdır.

Düşünceyi açıklama özgürlüğünün, toplum için olumlu ve yararlı bir işlevinin olması, insan haklarına ve kişilerin onuruna saygılı bir hak kullanımını ve kitle iletişim araçlarının çoğulculuğunu gerekli kılmaktadır.

Günümüz toplumlarının kalabalıklığı ve karmaşıklığı karşısında bireysel düşünce açıklama özgürlüğü önemini yitirirken, kitle iletişim araçları büyük bir güç ve etkinlik kazanmıştır. Bunların dar çıkar gruplarının tekeline terk edilmesi halinde, kaynağını halk oyundan almayan yeni iktidar odaklarının oluşması ve bu gücün, toplumsal eşitsizlik ve dengesizlikleri gidermek yerine, derinleştirmek için kullanılması mümkün olabilmektedir. Böyle bir kullanımın, toplumsal gerginlikleri artırdığı, kültürel çarpıklıklara, şiddet eğilimine, toplumdan soyutlanma, yabancılaşma ve inandırıcılığı kaybettirme gibi sorunlara yol açtığı da ortadadır.

Bu nedenle kitle iletişim araçlarının sahipliği ve mali kaynakları açısından, düşünce açıklama özgürlüğüne getirilen sınırlamalar da günümüzde savunulmaktadır. Toplum, kamuoyunun oluşmasına katkıda bulunan sözlerin veya yazıların arkasındaki kişileri ve menfaatleri bilmelidir. Sosyo-ekonomik nitelik taşıyan medya kuruluşlarında, editoryal bağımsızlığın sağlanması da bu sınırlamaları gerektirmektedir.

Yalnızca bir haber ve mesaj değişimini değil; aynı zamanda bireysel ve toplu olarak düşünce, olgu ve veri iletim ve değişim eylemlerinin tümünü içine alan bir etkinliğe sahip iletişim alanının, en önemli araçlarından birisi de basındır. Basının bu önemini gözeten Anayasa koyucular, basın özgürlüğünü ayrı bir özgürlük türü olarak düzenleme yoluna gitmişler; Anayasanın 28 inci maddesine "Basın hürdür, sansür edilemez." hükmünü koyarak, bu özgürlüğe daha sağlam ve somut bir dayanak sağlamışlardır.

Bu düzenleme, düşüncenin basın aracıyla açıklanması halinde ortaya çıkabilecek ilişkiler, işlemler ve olanaklar yönünden siyasi iktidarlardan kaynaklanabilecek sınırlamaları önlemek ve bireyin basın özgürlüğünden somut olarak yararlanmasını sağlamak üzere yapılmıştır. Devleti de bu aracın özelliklerinden doğabilecek teknik, ekonomik, mali veya yasal engellerin veya sınırların kaldırılması konusunda yükümlü kılmıştır.

5680 sayılı Basın Kanunu, çok partili hayata geçişin doğurduğu ihtiyaçları karşılamak, basında demokratikleşmeyi sağlamak ve özgür bir basın düzeni oluşturmak amacıyla hazırlanmış ve belli bir süre de bu hedefe hizmet edebilmiştir. Ancak anılan Kanun, daha sonra bu amaçlarla bağdaşmayan ve basın yoluyla düşünce açıklama özgürlüğünü sınırlayan değişikliklere uğramış, bu değişiklikler Kanunun sistematiğini de bozmuştur.

Belirtilen nedenlerle, günümüzün düşünce ve basın özgürlüğü kavramına ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun yeni bir basın kanunu hazırlamak gereği duyulmuş, Tasarı bu amaçla hazırlanmıştır.

MADDE GEREKÇELERİ

Madde l. - Maddede Kanunun amacı ve kapsamına dahil faaliyetler belirtilmektedir. Kanun sadece basılmış eserlerin basımı ve yayımı ile ilgili faaliyetleri ve sorunları düzenlemektedir.

Madde 2. - Madde ile ortaya çıkabilecek tereddütleri bertaraf etmek amacıyla Kanunda geçen bazı kavramların, Kanunun uygulanması açısından tanımları yapılmıştır.

Öncelikle basılmış eserden ne anlaşılması gerektiği açıklanmaktadır. Aslında basılmış eser tanımına uymayan haber ajansı yayınları da bu Kanunun uygulanması açısından basılmış eser sayılmıştır. Basılmış eserlerin süreli ve süresiz yayınları kapsadığı kuşkusuzdur. Bir eserin basılmış eser sayılabilmesi ve bu Kanun hükümlerine tabi olabilmesi için maddede belirtilen vasıtalarla basılmış veya çoğaltılmış olması yeterli değildir, ayrıca bu basma ve çoğaltmanın yayımlamak amacıyla gerçekleştirilmiş olması da gerekir. Bu itibarla özel olarak saklamak veya bulundurmak amacıyla bastırılan eserler bu Kanuna tabi değildir.

Bu maddede ayrıca "yayım" faaliyeti tanımlanmış; bu tanım yapılırken, mevcut düzenlemede olduğu gibi sayma usulüne gidilmemiş, bu usulün sakıncalarını gidermek amacıyla yayım için basılmış eserin herhangi bir şekilde kamuya sunulmuş olması yeterli görülmüştür. Ancak bunun iradi olması gerekmektedir.

Hükme bağlanan süreli yayın tanımına günlük, haftalık veya başka bir süre ile yayımlanan gazeteler; haftalık, aylık veya daha fazla süreli dergiler ve yıllıklar gibi belli aralıklarla yayımlanan basılmış eserler ile resmi veya özel haber ajanslarının yayımladıkları bültenler dahildir.

Süreli yayınlar, yayım alanının genişliğine göre, yaygın süreli yayın, bölgesel süreli yayın ve yerel süreli yayın olmak üzere üç gruba ayrılmış ve bunların tanımı yapılmıştır. Yayım aralıkları göz önüne alınarak haftada bir veya daha uzun aralıklarla yayımlanan yaygın ve bölgesel süreli yayınlar, Kanunun uygulanması açısından yerel süreli yayın olarak kabul edilmiş; haber ajansı yayınları da tereddütleri gidermek amacıyla yaygın süreli yayın olarak tanımlanmıştır.

Belli aralıklarla yayımlanmayan kitap, armağan ve bu gibi basılmış eserler ise süresiz yayın sayılmış ve bu tür yayınlarla ilgili hükümlere tabi kılınmıştır.

Bu maddede, süreli veya süresiz yayının içeriğini oluşturan yazıyı veya haberi yazan veya resmi veya karikatürü yapan, yazıyı çeviren eser sahibi, bu eseri basılmış eser durumuna getirip yayımlayan gerçek ve tüzel kişiler de yayımcı olarak tanımlanmaktadır.

Bu Kanunla düzenlenen sorumlulukları gözetilerek basımcı tanımında, 5681 sayılı Matbaalar Kanunundaki "tâbi" tanımından farklı bir düzenleme yapılmış, beyanname vermiş olma şartı aranmamış, Kanunun uygulanması açısından, bir eseri basım araçları ile basan veya diğer araçlarla çoğaltan gerçek veya tüzel kişiler basımcı olarak kabul edilmiştir.

Yayın sahibi veya yayımcının tüzel kişi ya da kamu kurum ve kuruluşu olması halinde bu kişiliği temsil edecek kişi de tanımlanmıştır.

Madde 3. - Maddede basının özgür olduğu hükme bağlanmıştır. Anayasanın 28 inci maddesinde yer alan "Basın hürdür, sansür edilemez." hükmü karşısında böyle bir düzenleme gereksiz görülebilir. Ancak, bu Kanunun söz konusu amaca yönelik bir anlayışla düzenlendiğini vurgulamak için böyle bir hükme yer verilmiştir. Birinci fıkrada ayrıca basın özgürlüğünün içeriğine açıklık getirilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında basın özgürlüğünün hangi nedenlerle ve ne ölçüde sınırlandırılabileceği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/2 maddesi ve Anayasamızın 26, 27 ve 28 inci maddeleri dikkate alınarak belirlenmiştir.

Madde 4. - Maddede basılmış eserlerin içermesi zorunlu olan bilgiler, eserin süreli yayın olup olmamasına göre belirlenmiştir. Buna göre her basılmış eserde eserin basıldığı yer ve tarih, basımcının, varsa yayımcının ad ve adresleri yazılacaktır. Yazılacak olan, şüphesiz basımcının ve yayımcının ticari veya kurumsal adı ve adresidir.

İlan, tarife, sirküler, davetiye, kartvizit gibi basılmış eserler yönünden bu zorunluluk kabul edilmemiştir.

Haber ajansı yayınları dışındaki süreli yayınlarda, yukarıda belirtilen bilgilerden başka yayının yönetim yeri, yayın sahibinin, varsa kanuni temsilcisinin veya temsile yetkili kişinin ve sorumlu müdürün, varsa yardımcısının adları da gösterilecektir. Bütün bunlar, bu kişilerin Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddelerinde öngörülen niteliklere sahip olup olmadıklarını tespit edebilmek ve bu tür yayınlarla işlenen suçlardan sorumlu olanları belirleyebilmek yönünden önemlidir.

Haber ajansı yayınları hariç, süreli yayınlarda ayrıca yayının yaygın, bölgesel veya yerel olduğu da gösterilecektir. Bu husus özellikle Kanunda düzenlenen suçlara uygulanacak cezaların belirlenmesi yönünden önem taşımaktadır.

Madde 5. - Sorumlu müdür, süreli yayını yöneten ve eser sahibinin belli olmaması veya yargılanamaması gibi hallerde bu tür yayınlarla işlenen suçlardan sorumlu olan kişidir. 5680 sayılı Kanunda yer alan "yazı işlerini fiilen idare eden" kişi olma şartı, süreli bir yayının sorumlu müdürlüğünü üstlenmiş kişinin, yazı işlerini fiilen idare etmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulmasını bertaraf etmek için madde metnine dahil edilmemiştir.

Belirtmek gerekir ki, gazete ve dergilerde sorumlu müdürlerden başka "genel yayın yönetmeni", "yayın koordinatörü" gibi adlar alan ve yayınla ilgilenen kişiler sorumlu müdür olmadıklarından, bunların adlarının yazılması şart değildir. Buna karşılık değişik bölümleri içeren bir süreli yayında, her bir bölümün uzman kişilerce denetlenmesini sağlamak amacıyla değişik bölümler için ayrı sorumlu müdürlerin bulunması kabul edilmiştir. Ancak bu gibi durumlarda her bir sorumlu müdürün adı, adresi ve sorumlu olduğu bölüm belirtilecektir.

Sorumlu müdürün sahip olması gereken nitelikler yönünden 5680 sayılı Kanunun 5 inci maddesinden kısmen farklı bir düzenlemeye gidilmiştir. Avrupa Birliği düzenlemeleri ile uyum sağlamak amacı ile sorumlu müdürün Türk vatandaşı olması şartı aranmamaktadır. Öte yandan yaş sınırı onsekize indirilmiştir. Nitekim reşit ve cezaî ehliyeti tam olan bir kişinin sorumlu müdür olamamasını haklı gösterecek bir neden mevcut değildir.

Sorumlu müdürün Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olması halinde, milletvekili dokunulmazlığı gözetilerek, sorumluluğu üstlenen bir sorumlu müdür yardımcısı tayin edilmesi öngörülmektedir.

Madde 6. - Maddede gerçek ve tüzel kişilerin süreli yayın sahibi olabilecekleri belirtilmiş; ancak süreli yayının mülkiyetinin miras yoluyla kazanılması veya süreli yayın sahibi olabilmek için aranacak şartlardan bazılarının sonradan kaybedilmesi gibi durumlarda ortaya çıkabilecek sorunları önlemek amacıyla, 5680 sayılı Kanundan farklı olarak, süreli yayın sahibi olabilme, başka bir şarta bağlanmamıştır.

İkinci fıkrada süreli yayın sahibinin küçük olması halinde kanuni temsilcinin, tüzel kişi olması halinde de bunu temsile yetkili kişinin sahip olması gereken şartlar belirtilmektedir.

Madde 7. - Maddede, 5680 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde olduğu gibi, süreli yayın çıkarabilmek için, sadece içeriği ve ekleri yine maddede belirtilen bir beyannamenin verilmesi yeterli kabul edilmiş, dolayısıyla önceden izne gerek bulunmadığı hükme bağlanmıştır. Beyannamenin, daha önce olduğu gibi mahallin en büyük mülki amirine değil, yönetim yeri Cumhuriyet başsavcılığına verilmesi kabul edilmiştir.

İstenildiğinde süreli yayın sahibinin ve sorumlu müdürün kim olduğunun belirlenebilmesi açısından, beyannamelerle ilgili olarak başsavcılıkça tutulan kayıtların aleniyeti hükme bağlanmıştır.

İkinci fıkrada beyannamenin içereceği hususlar ve beyannameyi kimlerin imzalayacağı, üçüncü fıkrada ise beyannameye eklenecek belgeler gösterilmiştir.

Son fıkrada, beyannamenin verilip verilmediği konusunda ortaya çıkabilecek sorunları önlemek amacıyla başsavcılığın alındı belgesi vermesi hükme bağlanmıştır.

Madde 8. - Maddede beyanname verilmesi üzerine Cumhuriyet başsavcılığınca yapılacak incelemeler düzenlenmiştir. Beyanname ve eklerinin gerekli bilgileri veya gerçek bilgileri içermemesi veya yayın sahibinin veya varsa temsilcisinin, sorumlu müdürün veya varsa yardımcısının Kanunun aradığı şartlara sahip olmamaları hallerinde, 5680 sayılı Kanunun 9 uncu madde hükmünün aksine yayın sahibini beyanname vermeden süreli yayın çıkarmış olma durumuna düşürmemek için beyannamenin verilmemiş sayılması yoluna gidilmemiş; bu eksikliklerin bir hafta içinde giderilmesinin yayın sahibinden isteneceği hükme bağlanmıştır. Bu isteğin süresinde yerine getirilmemesi halinde, yayımın durdurulması asliye ceza mahkemesinden istenecektir. Gerekli incelemelerin yapılabilmesine imkân tanımak maksadıyla bu konuda bir karar vermesi için mahkemeye tanınan süre bir hafta olarak belirlenmiştir. Beyannamedeki unsurlarda değişiklik olması halinde uygulanacak hususlar da düzenlenmiştir.

Maddede ayrıca sorumlu müdürün veya yardımcısının görevden ayrılması halinde yenisi tayin edilinceye kadar sorumluluğun, 5680 sayılı Kanunun 10 uncu maddesindeki hükmün aksine, yazı işlerini fiilen idare eden kişiye değil, yayın sahibine veya varsa temsilcisine ait olacağı hükme bağlanmış; böylece bu gibi durumlarda sorumlu müdürün bir an önce atanmasının sağlanması istenmiştir.

Madde 9. - Maddede, Kanunun 7 nci maddesine göre verilen beyannamenin geçersiz sayılacağı ve süreli yayın sahibine sağladığı hakkın sona ereceği haller gösterilmektedir. Ayrıca 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri de saklı tutulmuştur.

Madde 10. - Maddede basımcının bastığı süreli ve süresiz yayınların imzalı iki nüshasını, Cumhuriyet başsavcılığına teslim edeceği hükme bağlanmıştır. Bu yükümlülük basılmış eserin içerik ve biçim yönünden değişik olan sonraki basım ve tıpkı basımı için de kabul edilmiştir.

Madde 11. - Maddede basılmış eserler yoluyla işlenen suçun oluştuğu zaman belirtilmektedir. Burada, 5680 sayılı Kanundan farklı olarak "basın suçu" ibaresi yerine "basılmış eserler yoluyla işlenen suç" ibaresi kullanılmıştır. Nitekim basın suçu genel bir ibare olup basın yoluyla işlenebilen suçlar ile "basın zabıtası suçları" da denilen suçlar, basının idari düzeni açısından basın alanında çalışanlara getirilen yükümlülüklerin ihlalinden kaynaklanan, örneğin gerçeğe aykırı beyanname verme ve cevap ve düzeltmenin yayımlanmaması veya usulüne uygun yayımlanmaması suçları gibi suçları da içermektedir. Basın zabıtası suçları yayım anında değil, kanunda öngörülen yükümlülüklere aykırı davranıldığı zaman işlenmektedir. Maddedeki "basılmış eserler yoluyla işlenen suç" ibaresiyle hem sadece basılmış eserlerle işlenebilen suçlar, hem de herhangi bir araçla işlenebildiği halde basılmış eserler aracılığı ile de işlenebilen suçlar ifade edilmektedir.

Maddede ayrıca süreli ve süreli olmayan yayınlar yoluyla işlenen suçlardan sorumlu olacak kişiler belirlenirken, 5680 sayılı Kanundan farklı şekilde, başkasının fiilinden sorumluluk ve objektif sorumluluk hallerine yer vermemek veya bu tür sorumluluk hallerini en aza indirmek amacıyla, esas itibarıyla eser sahibi sorumlu tutulmuş; ancak eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türk mahkemelerinde yargılanamaması veya eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkum olduğu cezaya etki etmemesi nedeniyle eser sahibinin cezalandırılmasının etkisiz kalması hallerinde süreli yayınlarda sorumlu müdür veya yardımcısı, süresiz yayınlarda yayımcı ve yayımcının bilinmemesi veya basım sırasında yurt dışında bulunması ve Türk mahkemelerinde yargılanamaması hallerinde de basımcı sorumlu tutulmuştur. Basılmış eserler yoluyla işlenen suçlarda satanın ve dağıtanın sorumluluğuna gidilmemiştir.

Sorumlu müdürün veya yardımcısının yayımlanmasına açıkça karşı çıkmasına rağmen, yayımlanan eserden kaynaklanan sorumluluk, yayımlatana ait olacaktır.

Süreli ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlarla ilgili yukarıdaki hükümler bu tür yayınlarla ilgili hükümlere uyulmaksızın yapılan yayınlar hakkında da uygulanacaktır.

Madde 12. - Maddede 5680 sayılı Kanunun 15 inci maddesinde yer alan haber kaynağını açıklamama hakkı, haber kaynaklarının gizliliğinin basın özgürlüğü yönünden taşıdığı önem göz önüne alınarak uygulamada doğabilecek tereddütleri gidermek amacıyla sadece eser sahibiyle sınırlı olarak değil, yayın sahibini, sorumlu müdürü ve yardımcısını da kapsayacak şekilde ve ayrı bir madde halinde düzenlenmiştir. Ayrıca bu kişilere haber kaynağıyla ilgili olarak tanıklıktan çekilme hakkı tanınmıştır.

Madde 13. - Basılmış eserler yoluyla işlenen fiillerden doğan maddî ve manevî zararlardan sorumlu olacak kişileri belirleyen bu maddede, eser sahibi ile birlikte süreli yayının sahibi ve varsa temsilcisi, süresiz yayının yayımcısı, yayımcının belli olmaması halinde ise basımcı müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuştur.

Madde 14. - Kişilerin şeref ve haysiyetinin korunması ve toplumun doğru bilgilendirilmesinin sağlanması yönünden çok büyük önem taşıyan düzeltme ve cevap hakkına işlerlik ve etkinlik kazandırmak amacıyla bu hak yeniden düzenlenmiştir.

Madde 15. - Maddede basılmış eserde gösterilmesi gereken bilgilerin gösterilmemesi veya gerçeğe aykırı gösterilmesi suç sayılmakta ve bu suçtan dolayı süreli yayınlarda sorumlu müdür veya yardımcısı, süresiz yayınlarda ise yayımcı cezalandırılmaktadır. Basımcının cezaî sorumluluğu 5680 sayılı Kanundan farklı olarak ancak kendi adını veya adresini göstermemiş veya yanlış göstermiş olması halinde söz konusudur.

Madde 16. - Madde ile Kanunun 8 inci maddesine göre mahkeme kararı ile durdurulan yayına, usulüne uygun beyanname vermeden veya değişiklikleri bildirmeden devam edilmesi hali cezalandırılmaktadır. Beyanname ve değişiklikleri gösteren belgenin yayın sahibi ve sorumlu müdür veya yardımcısı tarafından imzalanması gerektiğinden bu suçlardan sadece söz konusu kişiler sorumlu tutulmuştur.

Madde 17. - Madde ile 10 uncu maddedeki teslim yükümlülüğüne uymayan basımcının cezalandırılması öngörülmektedir.

Madde 18. - Maddede düzeltme ve cevap yazısının yayımlanması konusunda hâkim kararlarına uymama fiili cezalandırılmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için düzeltme ve cevabın yayımlanmasına hâkim karar vermiş ve bu karar kesinleşmiş olmalıdır. Kesinleşmiş hâkim kararına uymama, yayımlanmasına karar verilen cevap ve düzeltme yazısını hiç yayımlamama şeklinde olabileceği gibi 14 üncü maddede belirtilen süreler geçtikten sonra veya aynı maddenin birinci fıkrası hükmüne aykırı olarak yayımlama şeklinde de olabilir.

Düzeltme ve cevap yazısının yayımlanmaması durumunda sorumlu müdürün cezaî sorumluluğu kabul edilerek hakkında ağır para cezası öngörülmüştür. Sorumlu müdür hakkında hükmolunacak ağır para cezasının ödenmesinden, sorumlu müdür ile birlikte yayın sahibi de müteselsilen sorumlu tutulmuştur. Yayın sahibinin sorumluluğu cezaî bir sorumluluk olmayıp, hukuki bir sorumluluktur.

Ayrıca düzeltme ve cevap yazısının hiç yayımlanmamasının veya 14 üncü maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartlara uygun şekilde yayımlanmamasının özellikle kişi hakları yönünden taşıdığı önem nazara alınarak, bu gibi durumlara mahkemenin söz konusu yazının, masrafları yayın sahibi tarafından karşılanmak üzere en yüksek tirajlı iki gazetede, ilan şeklinde yayımlanmasına karar vereceği hükme bağlanmıştır.

Madde 19. - Maddenin birinci fıkrasında cezai uyuşmazlıklarla ilgili hazırlık soruşturmalarının gereği gibi yapılabilmesini sağlamak amacıyla bu soruşturmaların takipsizlik kararı verilmesi veya kamu davası açılması suretiyle sona ermesine kadar Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemenin soruşturma ile ilgili işlemlerinin veya yine soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğinin yayımlanması suç sayılmıştır.

Yayımlama yasağı, Cumhuriyet savcısı, hâkim ve mahkemenin soruşturma ile ilgili işlemlerinin ve yine soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriği ile ilgilidir. Dolayısıyla işlemin yapıldığına veya belgenin bulunduğuna ilişkin yayımlar haber niteliğinde olduğundan bu suçu oluşturmayacaktır.

İkinci fıkrada, mütalaa yayımlama, 5680 sayılı Kanunun aksine, sadece ceza davaları yönünden değil, her türlü dava yönünden suç haline getirilmiştir. Aynı şekilde sadece hâkim veya mahkeme işlemleri değil, Cumhuriyet savcısının görülmekte olan dava ile ilgili işlemleri de bu yasağa dahil edilmiştir. Burada yasak olan mütalaa yayımıdır. Bunun leh veya aleyhte olması önemli değildir. Mütalaa niteliğinde olmayan, yani söz konusu işlemleri olumlu veya olumsuz, doğru veya yanlış olarak nitelendirmeyen, sadece işlemin yapıldığını ifade eden haberler bu yasağa dahil değildir. Dava kesin bir kararla sonuçlandıktan sonra her türlü mütalaa yayımlanabilir.

Madde 20. - Maddede cinsel saldırı, cinayet ve intihar olaylarına ilişkin haberlerin veriliş biçimi sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla okuyucuyu bu tür fiillere teşvik edecek veya özendirecek nitelikte olmamak şartıyla bu olaylarla ilgili haberlerin verilmesi ve resimlerin yayımlanması bu suçu oluşturmayacaktır.

Madde 21. - Maddenin (a) bendinde, 5680 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinin aksine, evlenmeleri kanunen yasak olan kimseler arasındaki ilişkilere ilişkin haberler değil, bu kişilerin kimliklerinin açıklanması yasaklanmaktadır.

Maddenin (b) bendinde Türk Ceza Kanununun 414, 415, 416, 421, 423, 429, 430, 435 ve 436 ncı maddelerinde öngörülen suçların yaşı ne olursa olsun mağdurlarının, (c) bendinde de genel olarak onsekiz yaşından küçüklerin işlediği veya bunlara karşı işlenen suçlarla ilgili olarak haberler değil, bu kişilerin tanıtılması, kimliklerinin açıklanması yasaklanmaktadır. Bu hükümle, umumi adap, belli suçların mağdurları ve küçükler korunmaktadır.

Madde 22. - Madde ile basılmış eserlerin yayımını, dağıtımını veya satışını önlemek amacıyla koparılması, tahrip edilmesi veya bozulması suç haline getirilmiştir. Bu suçtan söz edilebilmesi için failin maddede sayılan fiilleri basılmış eserin yayımını, dağıtımını ve satışını önlemek amacıyla gerçekleştirmesi aranmaktadır. Aksi halde Türk Ceza Kanununun nası ızrarla ilgili hükümlerinin uygulanması söz konusu olacaktır. Öte yandan söz konusu amaçlarla olsa bile basılmış eserlerin koparılması, tahrip edilmesi veya bozulması daha ağır bir suçu oluşturuyorsa buna göre ceza verilecektir.

İkinci fıkrada, süreli veya süresiz yayınların basılmasının, yayımlanmasının, dağıtımının veya satışının şiddet veya tehditle engellenmesi cezalandırılmaktadır. Birinci fıkradaki suç gibi bu fıkradaki suç da, özel kastın arandığı, yani belli amaçlarla işlenebilen bir suçtur.

Üçüncü fıkrada maddenin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen fiillerin umumi mahallerde veya matbaanın veya umuma satış yapan veya dağıtım yapan yerlerde birden ziyade kişi tarafından işlenmesi halinde verilecek cezanın artırılacağı hükme bağlanmaktadır.

Madde 23. - Madde ile süreli yayınların dağıtımını yapan kişilerin, dağıtım konusunda keyfi davranmaları ve bazı süreli yayınları dağıtmaktan kaçınmaları önlenmektedir. Ayrıca dağıtmama sonucunu doğurabilecek yüksek ücret taleplerini önlemek amacıyla talep edilebilecek ücretin yukarı sınırını belirleme konusunda bir ölçüt getirilmiştir.

İkinci fıkrada basın özgürlüğünün gerçekleşmesinde yayınların halka ulaşmasının önemi gözetilerek, süreli yayınları perakende olarak satışa sunan gerçek veya tüzel kişilerin, aynı anda diledikleri kadar dağıtım şirketiyle anlaşıp diledikleri yayınları satabilecekleri vurgulanmıştır. Satıcıya tanınan satış özgürlüğünü sınırlamaya yönelik sözleşmelerin hukuken korunmayacağı hükme bağlanmıştır.

Madde 24. - Maddede bir süreli yayında yayımlanmış eserin yeniden yayımlanmasında uyulması gereken şartlar düzenlenmiştir. Bu konu düzenlenirken Bern Konvansiyonunun 10 uncu ve 10 bis maddeleri ile 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ilgili hükümleri esas alınmış; yeniden yayım için izin zorunluluğu sadece eserin yeniden yayım hakkının saklı tutulmuş olması haliyle sınırlandırılmıştır.

Madde 25. - Maddenin birinci fıkrasında basılmış eserlere, delil olmak üzere el konulması düzenlenmiştir. Buna göre Cumhuriyet savcısı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kolluk, basılmış eserin üç adedine el koyabilecektir.

İkinci fıkrada, basılmış eserlerin tamamına el konulabileceği haller düzenlenmiştir. Soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması şartıyla basılmış eserlerin tümüne sadece hakim kararıyla el konulabilecektir. Bunun istisnası kabul edilmemiştir.

Hangi dilde olursa olsun Türkiye dışında basılmış süreli veya süresiz yayınların Türkiye'de dağıtılması ve satışa sunulmasının kural olarak serbest olduğu kabul edilmiş, ancak maddenin üçüncü fıkrasında ikinci fıkrada belirtilen suçları içerdiklerine dair kuvvetli delil bulunan hallerde bu yayınların dağıtılması ve satışa sunulmasının Cumhuriyet başsavcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkiminin kararı ile yasaklanabileceği öngörülmüştür. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet başsavcılığının kararı yeterli sayılmakla birlikte, bu kararın en geç yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunulması ve en geç kırksekiz saat içinde de hâkim tarafından onaylanması gerekmektedir. Aksi halde başsavcılığın kararı hükümsüz kalacaktır. Bu düzenleme ile söz konusu yayınların Türkiye'de dağıtılması ve satışa sunulmasının yasaklanması bir yandan belli suçları içermesi şartına diğer yandan da hâkim güvencesine bağlanmıştır.

Dördüncü fıkrada, üçüncü fıkra gereğince dağıtımı ve satışa sunulması yasaklanmış yayınları, bu yasağı bilerek dağıtan veya satışa sunan kimselerin sorumluluğu düzenlenmiştir. Bu hallerde söz konusu yayımları bilerek dağıtanlar veya satışa sunanlar, eser sahibinin, Türkiye'de bulunup bulunmamasına ve Türk mahkemelerinde cezalandırılabilir olup olmamasına bakılmaksızın, bunlarla işlenen suçlardan eser sahibi gibi sorumlu tutulmaktadırlar.

Madde 26. - Madde ile, basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlardan dolayı bu alanda faaliyet gösterenleri uzun süre ceza tehdidi ile karşı karşıya bırakmamak ve böylece basın özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla söz konusu suçlar nedeniyle açılacak davalar üç aylık ve altı aylık sürelere bağlanmıştır. Bu süreler hak düşürücü süre olarak düzenlenmiş ve böylece Türk Ceza Kanununun dava zaman aşımı ile ilgili hükümlerinin bu süreler yönünden uygulanması önlenmiştir.

Dava süreleri, basılmış eserlerin Cumhuriyet başsavcılığına teslim edildiği tarihte başlamaktadır. Cumhuriyet başsavcılığına teslim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde ise suçu oluşturan fiilin Cumhuriyet başsavcılığı tarafından öğrenildiği tarih, sürenin başlangıç tarihi olarak kabul edilmiştir. Ancak bu halde Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinde öngörülen süreler aşılamayacaktır.

Madde 27. - Maddede, basılmış eserler yoluyla işlenen suçlar ile Kanunda öngörülen diğer suçlarda sadece görev veya madde yönünden yetki konusunda bir değişiklik yapılmış ve böylece sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren işlerin asliye ceza mahkemesinde görülmesi kabul edilmiştir. Ayrıca bir yargı çevresinde ağır ceza veya asliye ceza mahkemelerinin birden çok dairesi bulunması halinde, bu davalara bakacak yetkili mahkemenin iki numaralı daire olduğu hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, basılmış eserler yoluyla işlenen ve bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili davaların bir an önce bitirilmesini ve basının üzerinden yargılanma baskısının kaldırılmasını temin etmek amacıyla bu davalar acele işlerden sayılmıştır.

Madde 28. - Madde ile, bu Kanunda yazılı suçlardan dolayı hükmedilen para cezalarının hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ancak Kanunun 18 ve 22 nci maddelerinde öngörülen suçlar için verilen para cezaları bunun dışında tutulmuştur.

Madde 29. - Madde ile, süreli yayınlar yönünden tebligat işlerine kolaylık getirilmek istenmiş ve süreli yayının yönetim yeri, yayın sahibinin, varsa temsilcinin, görevi devam ettiği sürece sorumlu müdürün ve varsa yardımcısının ikametgahı sayılmıştır.

Madde 30. - Madde ile 5680 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

Geçici Madde l. - Madde ile, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yayımlanmakta olan süreli yayınların sahibi, sorumlu müdürü veya yardımcısına, yayınlarının türünü yönetim yerinin bulunduğu yer Cumhuriyet başsavcılığına bildirme yükümlülüğü getirilmiş, bu yükümlülüğe aykırı davrananlara para cezası verilmesi öngörülmüştür.

Geçici Madde 2. - Madde ile, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kamu kurum ve kuruluşlarınca yayımlanmakta olan süreli yayınların altı ay içerisinde bu Kanunda öngörülen hükümlere uygun hale getirilmesi öngörülmüştür.

Madde 31. - Yürürlük maddesidir.

Madde 32. - Yürütme maddesidir.
 
 


(10 TEMMUZ 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.