İl Özel İdareleri Kanun Tasarısı'nın Genel Gerekçesi şöyle:
(3 Mart 2004)
GENEL GEREKÇE
Bütün dünyada toplumsal yapı ve ilişkileri derinden etkileyen hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. 20. yüzyılın son çeyreğinde başlayan
ve 21. yüzyılda da devam edeceği anlaşılan bu değişim ve dönüşüm süreci her alanda olduğu gibi kamu yönetimi düşüncesi, yapısı ve fonksiyonları
üzerinde derin etkiler bırakmış, neyi nasıl yapması gerektiğinden hareketle, devletin görevlerinde ve iş yapma yöntemlerinde tartışmalara yol açmıştır.
Kamunun rolünün yeniden tanımlanmasına yol açan bu tartışmalar, kamu yönetiminin demokratikleştirilmesi taleplerini de beraberinde getirmiştir.
Geleneksel temsil yönteminin yeterli olmadığı, daha demokratik bir kamu yönetimi için yönetim ve hizmet sunumunda açıklık, katılım, sorumluluk
ve hesap verebilirlik ilkelerinin hayata geçirilmesi gerektiği, bu ilkelerin aynı zamanda etkin bir kamu yönetiminin zorunlu unsurları arasında olduğu
bilinmektedir.
Yeni kamu yönetimi anlayışı, yönetimde etkinlik ve verimliliği temel almaktadır. Geleceğin belirsizliklerine karşı hazırlıklı olma, hızlı karar
alma ve sorunlara süratle uygun çözümler bulma, değişime uyum sağlamanın temel gerekleridir. Kamu yönetiminde yeniden yapılanma, mahallî idarelerde
de bir dönüşüm ve değişimi gerekli kılmaktadır. Mahallî idarelerin teşkilât yapıları, görev ve yetkileri, çalışma yöntemleri ve süreçleri ile amaçları
da değişimin konusu olacaktır. Bu idarelerde aşırı bürokratik yapıların kaldırılması, etkin çalışan esnek ve daha küçük birimlerin oluşturulması,
çalışma yöntem ve süreçlerinin sorgulanması gerekmektedir.
Esnek ve yatay örgütlenme yanında geleceği öngören stratejik yönetimin öne çıkması; kamunun girişimci ve rekabet edebilir olması gerektiğine vurgu
yapılması ademi merkeziyetçilikle de uyumlu olan bir durumdur. Kamu hizmetlerinin sunumunda mahallî idarelere daha çok görev ve sorumluluk verilmesi merkezî
idare ile mahallî idareler arasındaki yetki ve kaynak dağılımının geleneksel yapısının değiştirilmesini de zorunlu kılmaktadır.
Dolayısıyla mahallî idarelerin daha fazla yetki, sorumluluk ve kaynakla desteklenmesi, bu idarelerin yönetim yapı ve anlayışlarında da buna uygun
değişimleri gerektirmektedir. Gün geçtikçe yenilenen ve çeşitlenen toplumsal ihtiyaç ve beklentilerin daha iyi karşılanabilmesi, bu alandaki çağdaş
değişim ve gelişmelerin yeterince kavranmasından geçmektedir. Yerel nitelikli kamu hizmetlerinin sunumunda hizmetlerden yararlananların memnuniyetini
artırmak, hukuka uygunluğu, etkinliği ve verimliliği sağlamak için vatandaş taleplerini temel alan bir anlayışı yönetime hâkim kılmak gerekmektedir.
Sonuca, yani çıktılara odaklanan bir yönetimde hesap verebilirliği, açıklığı, saydamlığı, katılımı, öngörülebilirliği kapsayan mekanizmalara ihtiyaç
bulunmaktadır.
Mahallî idareler temsilî demokraside halkın yerel kamusal menfaatlerinin
teminatıdır. Diğer taraftan, demokratik sistemin önemli bir unsuru olarak
çoğulculuğun, katılımın sağlanmasında, yerel ve ulusal menfaatlerin uzlaştırılmasında,
halkın tercihleri ile talep ve beklentilerinin yönetime yansıtılmasında
mahallî idarelerin önemli rolleri bulunmaktadır. Mahallî idareler, halkın
katılımını sağlamada merkezî idareye göre çok daha fazla imkân ve yeteneklere
sahiptir ve böylece tüm sistemin yönetim kapasitesini de güçlendirmektedir.
Mahallî idareler vatandaşlara ilave seçme ve seçilme imkânı sağlamakta,
sivil toplum örgütleri de dahil olmak üzere onlara daha fazla katılım imkânı
vermektedir. Böylece adeta demokrasi için eğitim merkezleri işlevini görmektedir.
Ayrıca, mahallî politikacılar her gün birlikte oldukları halka karşı daha
fazla sorumluluk hissetmektedir.
Fransız örneğinden etkilenerek Osmanlı taşra yönetiminin merkeziyetçi
yapısına uygun olarak kurulan il özel idarelerimizin tarihi, 1864 tarihli
Teşkili Vilayet Nizamnamesi ile kurulan vilayet umumi meclislerine kadar
gider.
Vilayet umumi meclisleri bugünkü il özel idarelerinin temelini oluşturmaktadır.
Osmanlı taşra yönetiminin yeniden yapılanması çerçevesinde kurulan ve ilk
önce Mithat Paşanın valilik yaptığı Tuna vilayetinde ve Edirne, Bosna ve
Trablusgarp vilayetlerinde uygulamaya konulan umumi meclisler, tamamen
istişarî bir organ olup varlıklarını günümüzde il genel meclisleri olarak
sürdürmektedir. Vilayet umumi meclislerinin ülkemizde mahallî idare anlayışının
yerleşmesine ve gelişmesine büyük katkıları olmuştur.
İl özel idarelerinin kuruluş ve görevlerine ilişkin ilk esaslı düzenleme
1913 yılında geçici bir kanun olarak yürürlüğe konulan İdarei Umumiyei
Vilayat Kanunu Muvakkatidir. 1987 yılında, 3360 sayılı Kanunla adı İl Özel
İdaresi Kanunu olarak değiştirilen bu Yasa halen yürürlüktedir.
Kamu yönetiminde gerçekleştirilen bir çok değişim ve gelişime rağmen
aynı çabalar mahallî idareler, dolayısıyla il özel idareleri konusunda
gösterilememiş, bunun sonucunda bu idareler kendilerinden beklenen hizmetleri
başarıyla yerine getirecek yeterli bir kurumsal yapıya kavuşturulamamışlardır.
İl özel idarelerinin özerk kurumlar olmaktan ziyade eğitim, sağlık, bayındırlık,
imar ve diğer mahallî hizmetleri karşılayan ve merkezî idareye tâbi kurumlar
oldukları anlayışı, bu kurumların aşırı bir vesayet ve kontrol altında
tutulmalarına neden olmuştur. İdari vesayet, özel idarelerin organları,
teşkilâtı, personeli, işlemleri ve bütçesi dahil olmak üzere pek çok alanı
kapsar duruma gelmiştir.
1913 tarihli Kanun, il özel idaresini bir kamu tüzel kişiliği olarak
kurmuş; meclis, encümen ve yürütme organını geleneksel üçlü yapıya uygun
olarak öngörmüştür. İl genel meclisi, il daimi encümeni ve vali il özel
idaresinin organları olarak görev yapmaktadır.
Kanunda, il özel idarelerine 1913 yılı şartlarında çok geniş bir görev
alanı öngörülmüştür. Bunun temel sebebi, il özel idarelerinin merkezî idarenin
sorumluluğundaki hizmetleri taşrada sunan ara düzey kurumlar olarak görülmeleridir.
O günkü şartlarda bu bir zorunluluk olmakla birlikte kamu hizmetlerinin
yürütülmesinde özel idarelerin önemli yetki sahibi olmaları mahallî idarelerin
gelişmesi açısından önemli bir aşamadır. Ancak bu görevlerin büyük bir
kısmı daha sonraki süreçte merkezî idareye aktarılmıştır.
Özel idareler illerle birlikte kurulmaktadır. İllerin büyüklükleri bakımından
ise önemli farklılıklar söz konusudur. Coğrafî alanı küçük, nüfus yoğunluğu
büyük olan illerin yanında coğrafî alanı büyük ve nüfus yoğunluğu düşük
ya da coğrafî alanı ve nüfusu çok küçük iller vardır. İl özel idarelerinin
bir alan yönetimi oldukları gözönüne alındığında bu durum küçük iller açısından
bir ölçek sorununun varlığını işaret etmektedir.
Diğer taraftan özel idarelerin yönetim kapasitesinin gelişmediği ve
hizmetlerin gerektirdiği yatırımları yapamadığı, hatta temel hizmetler
için bile yeterli kaynak ayıramadıkları görülmektedir. Özel idareler, teşkilâtını
geliştirme kadar, nitelikli ve yetişmiş personel istihdam etmekte de önemli
sıkıntılar yaşamaktadır. Bu yapı özel idarelerin etkin, verimli ve kaliteli
hizmet sunmasını önlemektedir.
1913 ve 1987 tarihli kanunlar özel idareler için çok geniş bir görev
alanı tespit etmiştir. Zaman içinde, kaynak tahsislerinin ve kamu hizmetlerinin
merkezileştirilmesi kalkınmanın bir gereği olarak görüldüğünden başlangıçta
özel idarelere verilen pek çok görev ve yetki merkezî idareye aktarılmıştır.
Oysa bu görevler özel idarelerin sorumlulukları arasından çıkarılmadığından
aynı hizmeti sunmada birden çok kuruluş yetkili hale gelmiştir.
Diğer taraftan, il özel idarelerine verilen bazı görevlerin, bugün ya
bir anlamı kalmamış veya il çapında uygulama imkânı ortadan kalkmıştır.
İktisadî, sosyal ve teknolojik gelişmeler, bir yandan birtakım görevlerin
ortadan kalkmasına, diğer yandan çok sayıda yeni görev ve hizmet alanının
ortaya çıkmasına yol açmıştır. Demokrasinin yaygınlaşması, refah artışı,
teknolojik gelişmeler ve demografik yapıdaki değişmeler ihtiyaç ve taleplerin
artmasına ve çeşitlenmesine neden olmuştur. Ayrıca il özel idarelerinin
bazı iş ve hizmetleri kendi aralarında ortaklaşa görmelerini sağlayacak
mekanizmalar da yeterince gelişmemiştir.
İl özel idareleri, sorumluluklarında bulunan hizmetleri görmek için
yeterli kaynaklara da sahip değillerdir. Anayasanın 127 nci maddesinde
öngörülen mahallî idarelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması
hiçbir zaman mümkün olamamıştır. GSMH’nın mahallî idareler tarafından sarfedilen
% 4,4’ünün yaklaşık olarak % 0,4’lük kısmı özel idareler tarafından kullanılmakta,
bunun da tamamına yakını merkezî idareden aktarılan kaynaklardan oluşmaktadır.
Çağdaş demokratik ülkelerin çoğunda mahallî idarelerin toplam kamu harcamaları
içindeki payı % 50’leri aşarken Türkiye’de bu oran % 20’nin altındadır.
Kentleşme ve nüfus artışının ürettiği yüksek beklentiyi bu kaynaklarla
karşılamak ve etkin hizmet sunmak mümkün değildir. Yönetim kapasitesi zayıf
ve kurumsal gelişmesi yeterli olmayan il özel idareleri, öz kaynaklarını
geliştirmede de başarılı olamamışlardır.
İl özel idarelerinin mevcut teşkilât ve personel yapısı sorumlu oldukları
hizmetleri karşılamada yetersiz kalmıştır. Teşkilât yapısından ve mevzuattan
kaynaklanan dağınıklık, bürokrasiyi ve verimsizliği artırmanın yanında,
her alanda değişik sorunlara yol açmaktadır. Personel istihdamında detaylara
kadar bütün usuller merkezî idarece belirlenmektedir. Nitelikli ve yetişmiş
personelin kaliteli hizmet sunma bakımından taşıdığı önem gözönüne alındığında,
belediyelerin içinde bulundukları yetersizlik anlaşılacaktır.
Sonuç olarak ülkemizde il özel idareleri, mahallî idare özerkliğinin
gerektirdiği bağımsız karar alma, açıklık ve katılımı sağlama mekanizmalarına
sahip olmadıklarından demokratik nitelikleri zayıf olan kurumlardır. Anayasanın
127 nci maddesinde “mahallî müşterek” ihtiyaçların mahallî idarelerce karşılanacağının
hükme bağlanmasına karşılık yasal düzenlemelerde bugüne kadar bu ilkeye
yeterince uyulduğu söylenemez. Bu nedenle, il özel idareleri bugün mahallî
kamu hizmetleri alanında çağdaş eğilimlerin aksine genel yetkili değillerdir
ve gelirleri görevlerini karşılamaktan uzaktır; kurumsallaşamamışlardır,
yönetim kapasiteleri zayıftır, etkin ve verimli hizmet sunamamaktadır.
1913 tarihli Kanunun dayandığı mahallî idare anlayışı, günümüzün yerel
hizmetlerde genel yetkili mahallî idare anlayışından farklıdır. Ayrıca
1913 tarihli Kanun daha sonra çıkarılan diğer kanunlar nedeniyle bütünlüğünü
ve tutarlılığını kaybetmiştir. 1987 yılında yapılan değişikliklerde hükümler
arasında tekerrürler olmuştur ve Kanun dilini anlamada yeni nesiller çok
ciddi sorunlar yaşamaktadır. Günümüzdeki gelişmelerle de uyumlu olarak
yönetimde zihniyet değişimi ile birlikte özel idarelerin kuruluş ve görevlerine
ilişkin mevzuat alt yapısının yenilenmesi zorunlu bir hale gelmiştir.
Tasarının genel çerçevesi Devletin üniter yapısına, Anayasamızda yer
alan idarenin bütünlüğü ile idarenin merkezden ve yerinden yönetim esaslarına
dayandırılmıştır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile ülkemizin
adaylık sürecinde bulunduğu Avrupa Birliğinin mahallî idarelere ilişkin
genel yaklaşımı da Tasarıda dikkate alınan diğer hususlardır.
Bu düşüncelerin bir sonucu olarak, mahallî idarelerin temel değerleri
olan demokrasi, özerklik, katılım ve etkinlik ilkeleri Tasarıya yansıtılmaya
çalışılmıştır. Yerinden yönetim ilkesinin bir gereği olan özerklikten (bu
Tasarıda) anlaşılması gereken; mahallî idarelerin kanunlarla verilen görev
ve hizmetleri kendi organlarının kararıyla ve kendi sorumlulukları altında
yerine getirmeleridir. Katılım, idarelerin demokratikleştirilmesini; etkinlik
ise kamu yönetiminde yaşanan değişime uygun olarak etkili, verimli ve hizmet
odaklı bir yönetim kurulmasını ifade etmektedir. Verimlilik, etkinlik ve
yönetimin demokratikliği birbiri ile çatışan değil birbirini tamamlayan
kavramlardır.
Tasarı ile getirilen düzenlemeleri dört grupta toplamak mümkündür:
-
İl özel idarelerinin kurulması, görev ve yetkileri,
-
Bu idarelerin organları ve teşkilâtı,
-
İl özel idaresi yönetimine ilişkin ilke ve esaslar,
-
Merkezî idare ile il özel idareleri arasındaki ilişkiler.
Merkezî idare ile mahallî idareler arasındaki ilişkilerden söz edildiği
zaman görev, yetki ve kaynakların bölüşümü ile özerklik ve idarî vesayet
akla gelen ilk konulardır. Tasarıda, kamu yönetiminin bir parçası olan
il özel idareleri, mahallî idarelerin kuruluş ve görevleriyle yetkilerinin
yerinden yönetim esasına uygun olarak kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa
hükmüne uygun şekilde ele alınmıştır. İl özel idaresi organlarının meclis,
encümen ve validen oluşan geleneksel üçlü yapısı korunmuş, il encümeninin
karar organı değil yürütme organı olması öngörülmüştür.
Mahallî idareler alanında çağdaş eğilimlerden biri yerel nitelikli görev
ve hizmetler bakımından bu idarelerin genel yetkili olmaları diğeri etkinlik
sağlamak amacıyla mahallî idare sayılarının azaltılmasıdır. Görev bölüşümü
dendiği zaman merkezî idare ile mahallî idareler arasındaki görev bölüşümü
ilk akla gelen konu olmakla birlikte, mahallî idarelerin kendi aralarındaki
görev bölüşümü de büyük önem taşımaktadır. Tasarıda özel idareler için
ikili bir görev yapısı öngörülmektedir. İl özel idareleri sağlık, tarım,
sanayi ve ticaret, bayındırlık ve iskân hizmetlerini belediye ve köyler
dahil olmak üzere il çapında kanunlarla başka bir kuruluşa verilmeyen bütün
mahallî müşterek hizmetleri ise belediye sınırları dışındaki alanlarda
yerine getirecektir. Bu düzenleme özel idarelere, merkezî idare ile mahallî
idare arasında bir ara düzey konumu ve il düzeyinde koordinasyon yapma
işlevi vermektedir. Genel yetkililik, kanunların yasaklamadığı veya başka
bir kuruluşa vermediği bütün yerel hizmetler hakkında mahallî idarelerin
görevli ve yetkili olmaları anlamına gelmektedir. Bu, ülkemizin kabul ettiği
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının ve Anayasanın 127 nci maddesinde
mahallî idarelerin görev ve yetkilerinin belirlenmesinde ölçüt olarak belirtilen
“mahallî müşterek ihtiyaç” kavramının gerekli kıldığı bir ilkedir.
Tasarı ile özerk bir mahallî idarenin gereği olarak il özel idareleri
üzerindeki idarî vesayet uygulamalarının çoğuna son verilirken idarenin
bütünlüğünü ve hukuka uygunluğu sağlayacak mekanizmalar da öngörülmektedir.
İl özel idarelerinin yeniden yapılandırılmasında Tasarı ile getirilen
hükümlerden bir kısmı da bu idarelerin daha demokratik, katılımcı ve saydam
hale getirilmesine ilişkindir. Vatandaşların yönetime katılma talebi ile
kamu hizmetlerinin etkin sunulması arasında yakın bir ilişki söz konusudur.
Hizmetlerin vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulması
öngörülerek il özel idarelerinin daha demokratik ve vatandaş odaklı bir
anlayışı benimseyecekleri düşünülmüştür. Katılıma ilişkin yeniliklerin
başında il genel meclislerine ve ihtisas komisyonlarına katılıma ve görüş
bildirilmesine ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. İl genel meclisi kararları
uygun yollarla halka duyurulacaktır. Tasarının, kimi özel idare hizmetlerinde
gönüllülerin çalıştırılmasına imkân veren maddesinin de, il özel idarelerinin
halkın taleplerine karşı daha duyarlı olmasına ve halkla yakınlaşmasına
yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Bu Tasarı ile öngörülen düzenlemelerin temel amaçlarından biri de il
özel idarelerinde etkili ve verimli bir yönetim kurmaktır. Özel idareler,
temel hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmak için gerçekleştirecekleri faaliyetleri
kapsayacak şekilde beş yıllık stratejik plan yapacaklardır. Yıllık çalışma
programlarıyla bütçelerini ve performans ölçütlerini bu plana göre oluşturacaklardır.
Böylece geleceğe dönük politikalar oluşturarak sorunlara uzun vadeli çözümler
getirecek ve sonuç odaklı bir anlayışa sahip olacaklardır.
Özel idareler bir kamu kuruluşu olarak mevcut mevzuat uyarınca bir çok
iş ve hizmeti serbest piyasada gördürme imkânlarına zaten sahiptirler.
İmtiyaz verme veya yap-işlet-devret modeliyle bazı iş ve hizmetleri yaptırma
yanında Tasarıyla yapılan düzenlemelere göre il özel idareleri birçok iş
ve hizmetler bakımından yaptırma veya işlettirme yöntemlerini kullanmaya
da yetkili olacaklardır. İl özel idareleri ayrıca diğer kamu kurum ve kuruluşları
ve sivil toplum örgütleri ile iş birliği yapabilecekler; bazı hizmetlerin
gördürülmesinde gönüllülük yöntemlerini uygulayacaklardır. Bu alternatif
hizmet sunma yolları sayesinde özel idarelerin iş görme yöntemleri çeşitlendirilerek
bu idarelerde etkinliğin sağlanmasına katkıda bulunulacaktır. Performans
değerlendirmesine ve stratejik yönetime uygun bir istihdam politikası öngörülmesi
ve esnek teşkilâtlanmaya imkân verilmesi özel idarelerde etkin bir yönetim
kurulması için Tasarıyla getirilen diğer düzenlemelerdir. Hizmetlerin sunumunda
verimlilik ve etkinliği sağlamak için yerindenlik ve ihtiyaca uygunluk
gözetilecek ve mahallî idareler arasında rekabetçi bir anlayış hâkim olacaktır.
Tasarıyla düzenlenen ve birkaç örneği yukarıda belirtilen hükümlerle
il özel idare yönetimleri katılımcı bir yapı kazanacak ve demokratik nitelikleri
artacaktır. Ayrıca il özel idare yönetimi ile il halkı arasında güven duygusu
oluşması, halkın yerel hizmetlere sahip çıkması ve il özel idare yönetimine
katılması mümkün olabilecektir.
Tasarı kanunlaştığında il özel idaresi ile halk arasında sürekli iş
birliği, dayanışma ve karşılıklı güven artacaktır. İl özel idareleri, idarenin
bütünlüğüne uygun görev yapan; güvenilir ve öngörülebilir; açık ve saydam;
hesap verme yükümlüğü olan; verimli, etkin ve kaliteli hizmet sunan bir
yapıya kavuşacaklar, demokratik değerlerin yaygınlaşmasına ve refahın artmasına
katkıda bulunacaklardır.
|