Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ (5302)
VETO GEREKÇESİ
VETO EDİLEN MADDELER
TASARI METNİ
GENEL GEREKÇE
MADDE GEREKÇELERİ
KOMİSYON RAPORLARI - 1
KOMİSYON RAPORLARI - 2
KOMİSYON RAPORLARI - 3

İL ÖZEL İDARESİ YASA TASARISI
Genel Kurul görüşmeleri...
23 Haziran 2004

TBMM Genel Kurulu, "İl Özel İdaresi Kanun Tasarısı"nı, 23 Haziran 2004 tarihinde görüştü ve değişikliklerle kabul etti.

5197 Sayılı "İl Özel İdaresi Kanun", 10 Temmuz 2004 tarihinde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kısmen veto edildi.

Yasa daha sonra üzerinde yapılan değişiklerle 22 Şubat 2005 tarihinde TBMM tarafından kabul edildi.

5302 sayılı yasa 4 Mart 2005 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
 

TBMM Genel Kurulu görüşmeleri 23 Haziran 2004'de başladı, 24 Haziran'da sabaha karşı sona erdi.

Tasarının tümü üzerinde hükümet adına görüşlerini açıklayan Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, tasarı ile yetkilerin halka en yakın noktaya götürülmesinin amaçlandığını bildirdi. Tüzmen, tasarıdaki en demokratik adımlardan birinin il genel meclislerinin kendi içlerinden seçecekleri birinin başkanlığında toplanmaları olduğunu söyledi. Ancak valilerin il genel meclisiyle olan ilişkilerinin de tamamiyle koparılmayacağını anlattı. Hükümetin hem sosyo ekonomik kalkınmanın tabana yayılmasının bir aracı olarak hem de demokrasinin kökleşmesi açısından yerel yönetimler konusunu öncelikleri arasına aldığını kaydeden Tüzmen, tasarının hazırlanmasında ilgili tüm kesimlerin katkısının sağlandığını ifade etti.

CHP Grubu adına konuşan İzmir Milletvekili Oğuz Oyan, tasarının Anayasa'ya aykırı olduğunu söyledi. Bu yasa tasarısını Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri Kanunu Tasarısı ile birlikte değerlendirmek gerektiğini ifade eden Oyan, AKP'nin samimi olarak ademi merkeziyetçi bir yönetim istediği görüşüne katılmadığını bildirdi. Tasarı ile yerel yönetimlerin borçlarına karşılık vergi gelirlerinin ipotek edilebilmesine imkan verildiğini belirten Oyan, böylece belediye gelirlerinin özelleştirildiğini ifade etti. Oyan, "yerel yönetimleri genel yetkili kuruluşlar haline getirmek, Türkiye'nin üniter yapısına hançer sokmaktır. Bu yanlış uygulamadır. Burada yapılmak istenen şey de Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına aykırıdır" dedi.

AKP Grubu adına söz alan Trabzon Milletvekili Asım Aykan, tasarıya destek verdiklerini bildirdi. Demokrasinin güçlenmesi için gerekli adımların atılması gerektiğini ifade eden Aykan, "Artık bu koca gövdeyi cılız ayaklar taşıyamaz olmuştur. Bu tasarı ile artık her şeyi Ankara'dan bekleme dönemi sona erdiriliyor. Merkezi yönetimin yetkilerinin önemli bir bölümü il özel idarelerine devrediliyor" dedi. Aykan, tasarının yasalaşması ile artık hizmetin vatandaşa en yakın yerde ve en uygun koşullarla sunulacağını söyledi.

Bayburt Bağımsız Milletvekili Ülkü Güney ise şahsı adına yaptığı konuşmada, il encümeninin başkanının vali, il genel meclisi başkanının ise kendi içinde seçeceği bir başka kişinin olmasının iki başlılık yaratacağını, bunun da idarenin bütünlüğü açısından sakıncalı olduğunu belirtti.

CHP Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin de şahsı adına konuşmasında, tasarının Anayasa'ya aykırı olduğunu ve kendi içinde çelişkiler barındırdığını söyledi. Çetin, getirilmek istenen düzenleme ile devletin üniter yapısının zayıflayacağını ve toplumda yeni kargaşaların önünün açılacağını düşündüğünü kaydetti.
 

Tasarının tümü üzerinde TBMM Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler şöyle:
(23 Haziran 2004 - 22.Dönem 2.Yasama Yılı 105.Birleşim)

BAŞKAN (Başkanvekili İsmail ALPTEKİN) -

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Asım Aykan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ASIM AYKAN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı hakkında, AK Parti Grubu adına, görüşlerimi arz etmek üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün kanunlaştıracağımız yasa tasarısı sıradan bir anlam ifade etmiyor. Osmanlıdan cumhuriyete yüzelli yıldır tartışılan çok önemli bir konuyu, iktidar muhalefet bütünlüğü içerisinde, enine boyuna tartışarak, bir sonuca bağlamaya çalışıyoruz. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı görüşmeleri sırasında da sık sık gündeme geldiği gibi, konu 1800'lü yıllarda Osmanlıdan gündeme taşınmış, 1860 yılında ademimerkeziyet yönünde ilk uygulamalara başlanılmış, 1993 yılına kadar bu alanda yaklaşık 21 tane yasal düzenlemeye gidilmiştir.

Bundan yüzelli yıl önce, Osmanlıda bugünkünden çok daha geniş coğrafyayı yöneten idarecilerimizin ademimerkeziyeti esas alan bir idarî anlayışa gelmeleri, siyasî ve idarî tarihçiler tarafından derinlemesine irdelenmesi gereken bir konudur.

Böylesine hayatî ve yıllardır tartışılan bir konunun 22 nci Dönem Parlamentosu tarafından bir sonuca bağlanması, siyasî tarihimiz açısından memnuniyet verici önemli bir mihenk noktasıdır. Kadirşinas milletimizin, bu konuda emeği geçen bürokrat ve siyasîleri hayırla yâd edeceğini özellikle burada vurgulamak istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, öncelikle bugünkü özel idare faaliyetleri hakkında bazı bilgiler arz etmek istiyorum: Fransız örneğinden etkilenerek 1864 yılında çıkarılan Teşkili Vilayet Nizamnamesiyle kurulan vilayet umumi meclisleriyle, özel idarelerin temeli oluşturulmuştur.

İl özel idarelerinin kuruluş ve görevlerine ilişkin ilk esaslı düzenleme 1913 yılında geçici bir kanun olarak yürürlüğe konulan İdarei Umumiyei Vilâyat Kanunudur. 1987 yılında 3360 sayılı Kanunla adı İl Özel İdaresi Kanunu olarak değiştirilen yasa halen yürürlüktedir.

İl özel idareleri, kırsal kesimde yol, su, sanat yapıları, kanal ve benzeri hizmetleri yürütmekte ve özel idarelerin bütçelerinin yaklaşık üçte 2'si bu alanlarda kullanılmaktadır. Ayrıca, imar, tarım, sağlıkocakları, spor sahaları, erozyonla mücadele, sosyal hizmetler ve ilköğretimde Millî Eğitimin taşradaki inşaat hizmetlerini de yürütmektedirler.

Öncelikle, 1946 yılında demokratik hayata adım attığımız yıldan beri, ülkemizi yönetenlerin "şehirde ne varsa, köyde de o olacaktır" hedefine ne kadar başarılı biçimde ulaşabildiğimizi gözden geçirmekte fayda vardır.

Yukarıda arz ettiğim kırsal alanlardaki hizmetleri, özel idareler ve Köy Hizmetleri beraber sürdürmektedir. Bu noktada hangi seviyeye geldiğimizi çarpıcı birkaç örnekle arz etmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Aykan, bir dakikanızı rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bu önemli yasanın tümü üzerinde, gruplar adına konuşma başlamıştır. Hatip arkadaşımızı dinlemenizi rica ediyorum.

Buyurun.

ASIM AYKAN (Devamla) - 2000 yılı nüfus sayımına göre, şu anda 35 180 köyümüzde yaklaşık 24 000 000 insanımız yaşamaktadır ve 300 000 kilometrelik köy yolu ağının -Türkiye genelinde söylüyorum- yaklaşık yüzde 30'u ancak asfalta ulaştırılabilmiştir. Bunun da önemli bir kısmı sathî kaplamadır; ömrü bir ilâ iki yıl içerisindedir, yapıldıktan bir iki yıl sonra bu yollarımızın köstebek yuvasına nasıl dönüştüğünü de görüyoruz. Bu oran, başta Karadeniz olmak üzere, engebeli arazilerimizde, maalesef, yüzde 10 civarındadır.

Bu tempoyla, halkımızın beklediği hizmetleri zamanında sunmamız mümkün değildir. Kırsal alanda, Köy Hizmetleri ve özel idarenin beraber sunduğu hizmetin ortaya çıkardığı sonuç, maalesef, budur.

Kendi seçim çevrem Trabzon'dan bir örnek arz edeyim: Şu anda, 14 000 kilometreye yakın köy yolu ağımız var, uzunluğu 100 kilometre, yaklaşık derinliği 40 kilometrelik bir alanda. On yıldan beri yapılan asfalt miktarı 1 114 kilometre. Bir hesap yaparsak -yuvarlayarak söylüyorum- Trabzon'da asfalt yapımını tamamlamamız için 100 yıla ihtiyacımız var, küsuratını söylemiyorum. İşte karşımızdaki tablo.

Değerli arkadaşlar, köye sağlığın gitmesi için, eğitimin gitmesi için, imarın gitmesi için, yani, medeniyetin asgarî hizmetlerinin köye ulaşması için birinci derecede yapılması lazım gelen iş, yol; yol olmazsa bunlar gitmez. Biz bunları başaramamışız, demek ki, sistemde problem var, bu sistemin yeniden dizayn edilmesi gerekiyor. İşte bugün, Parlamentomuz bu tarihî hizmeti ikame etmek için bu yasa tasarısını görüşüyor. Ayrıca, Avrupa Birliğinin kapısındayız, artık, Türkiye bu tempodaki bir çalışmayı kaldıramaz.

Değerli milletvekilleri, siyaset, çare üretmek ise, bizler burada çare üretmek için varsak, bu konuda gereken adımları atmak zorundayız. Bize oy verirken kendilerine inandığımız insanlara, yetkiyi verirken de inanmak suretiyle, artık, Ankara'dan bu yetkileri yavaş yavaş taşraya -denetimi Ankara'da olmak üzere- vermek durumundayız. Demokrasinin mektebi olan yerel yönetimleri güçlendirmek için lazım gelen adımları atmak zorundayız, atıyoruz. Yetki-kaynak-sorumluluk zincirini beraber kurmak zorundayız.

Vatandaşımız, herhangi bir konu olduğu zaman "devlet nerede" diye, hepimizin yakından bildiği bir serzenişte bulunuyor. Kendilerine, bundan sonra, artık, kendilerinin de devletin bir parçası olduğunu çok net biçimde söylemek zorundayız. Her nimetin bir külfeti olduğunu da ayrıca ifade etmek zorundayız. Elini taşın altına koymadan, sadece oy vermekle ve vergi vermekle bu işlerin istediğimiz seviyede gitmediğini, katılıma dayalı bir sisteme geçmek gerektiğini ortaya koymak zorundayız.

İdarî anlamda Ankara'yı küçültmeden Anadolu'yu büyütemeyeceğimizi, bir kez daha burada vurgulamakta fayda görüyorum. Artık, bu koca gövdeyi cılız ayaklar taşıyamıyor. Ankara olabildiğince büyümüş; ama, Anadolu'nun ayakları zayıf kalmış, vücudun uyumu içerisinde yapısal bir değişikliğe gitmek zorundayız. Bu yasal düzenlemeyle, her şeyin Ankara'dan beklenildiği döneme artık son veriyoruz, siyasî hayatımızda önemli bir adımı atıyoruz.

Değerli arkadaşlar, konuşmamın bu bölümünde, getirilen yeni düzenlemeler hakkında kısaca bilgiler arz etmek istiyorum.

Anayasamızın 127 nci maddesine göre, mahallî müşterek hizmetlerin karşılanması ve yasayla öngörülen görevlerin yerine getirilmesi için yeterli kaynaklar, maalesef, bugüne kadar aktarılabilmiş değildir. Batı'da yerel yönetim hizmetleri için ayrılan kaynak, bütçelerin yaklaşık yüzde 50 seviyesindedir. Bizde bu oran, halen yüzde 15 civarındadır ve bunların da daha az bir kısmı özel idarelere aktarılmaktadır. Bu konu, tasarının genel gerekçesinde çok net biçimde ortaya konulmuştur.

Tasarının genel çerçevesi ise, devletin üniter yapısına; Anayasamızda yer alan, idarenin bütünlüğü ile idarenin merkezden ve yerinden yönetim esasına dayandırılmasına; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının tasarıda dikkate alınmasına özen gösterilmiş ve bu düşüncelerin bir sonucu olarak, mahallî idarelerin temel değerleri olan demokrasi, özerklik, katılım ve etkinlik ilkeleri tasarıya yansıtılmaya çalışılmıştır.

Tasarıyla getirilen düzenlemeler dört grupta toplanabilir:

1 - Özel idarelerin kurulması, görev ve yetkileri,
2 - İdarenin organları ve teşkilatı,
3 - Yönetime ilişkin ilke ve esaslar,
4 - Merkezî idare ile il özel idareleri arasındaki ilişkiler.

Yukarıdaki düzenlemelerin ışığında tasarı altı kısımdan oluşmaktadır: Birinci kısım, genel hükümler; ikinci kısım, il özel idaresinin organları; üçüncü kısım, il özel idaresi teşkilatı; dördüncü kısım, il özel idarelerinin denetimi; beşinci kısım, malî hükümler ve cezalar; altıncı kısım, çeşitli ve son hükümler. Böylece tasarı, altı kısımdan ve 73 maddeden oluşmaktadır. 73 maddedeki önemli bazı düzenlemeleri arz ederek sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Özel idarelerin görev ve yetkileri, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla paralel hale getirilmektedir. Daha önce görüştüğümüz Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ile özel idarelerin düzenlemeleri paralel hale getirilmiştir.

Tasarıyla, özel idarelerin, belediye sınırları içerisindeki ve dışındaki görevleri tanımlanmaktadır.

Özel idarelere, merkezî idareler ile yerel idareler arasında il düzeyinde koordinasyon görevi verilmektedir.

Hizmetlerin yürütülmesinde koordinasyon, il valileri tarafından yerine getirilecektir.

Hizmetler, vatandaşa en yakın yerlerde, en uygun yöntemlerle sunulacaktır.

Hizmetlerle ilgili olarak halkın görüş ve düşünceleri için, kamuoyu yoklaması ve araştırması yapılabilecektir.

İl genel meclisi, karar organı, encümen ise yürütme organı olarak görev yapacaktır.

Muhtarlar, seçtikleri temsilcileri marifetiyle ve sivil toplum örgütleri, ilgili toplantılara katılarak, görüş beyan edebileceklerdir. Bu, önemli bir demokratik katılım unsurudur.

İl genel meclisi, halk denetçisini seçecek, kadro iptal ve ihdas işlemlerine karar verecektir.

İl genel meclisine, vali yerine, meclis başkanı başkanlık edecektir. Bugüne kadar, il genel meclisi toplantılarına valiler başkanlık ediyordu; şimdi, değişiyor, il meclis başkanı, il genel meclisinin başkanlığını yürütecektir.

İl genel meclisi her ayın ilk haftasında toplanacaktır. Biliyorsunuz, geçmiş dönemlerde, olağanüstü durumlar hariç, yılda birkaç kez toplanıyordu; şimdi, her ay toplanmak suretiyle, idareye hızlı tempo kazandırmaya çalışıyoruz.

Vali, hukuka aykırı gördüğü kararları, tekrar görüşmek için iade edebilecek, meclis ısrar ederse, yargı yoluna gidilecektir. Bu da, yeni bir düzenlemedir.

Yeni düzenlemeyle, meclis, ihtisas ve denetim komisyonları kurabilmektedir.

Meclis üyelerinin huzur hakları artırılmaktadır. Her ay beş oturuma katıldıkları kabul edilirse, brüt 400 000 000 lira civarında bir ücret tahakkuk etmektedir. Encümenler bundan daha fazla bir imkâna kavuşmaktadır.

Tartışılan konulardan bir tanesi, tasarıda, encümen, 5 seçilmiş, 5 atanmış üyeden oluşmaktadır. Yüce Meclisimizin değişiklik teklifleri olursa onları değerlendireceğiz.

Vali, il özel idaresinin en üst amiridir, özel idareyi stratejik plana göre yönetmekle mükelleftir. Stratejik beş yıllık programı ve yıllık çalışma programını vali, hazırlayarak il genel meclisine sunacaktır. Bundan sonra, seçim döneminin hemen arkasından beş yıllık stratejik plan ve bunun alt kademesi olan yıllık planlar yapılmak suretiyle icraat yapılacaktır. Bu uygulamayı valiler yürütecektir. Tabiî, onların emrinde olan sekreterler ve encümen, bu planlamanın yapılmasında diğer ihtisas komisyonlarıyla beraber görev alacaklardır.

İl özel idareleri, norm kadro çerçevesinde, ihtiyaç duydukları uzman ve teknik personeli idarî hizmet sözleşmesiyle çalıştırabileceklerdir. Bu da yeni bir uygulama biçimidir. Gerek belediyelerimizde gerekse özel idarelerimizde nitelikli eleman çalıştırmak ve bulundurmak noktasında nasıl sıkıntı çektiğimiz biliniyor. İşte, buna bir çözüm getirilmekte ve inşallah, bu, icraatlardaki kaliteyi de artıran bir uygulama olacaktır.

Özel idareler, iç ve dış denetime tabi olacaklardır. İçdenetim, içdeneticiler tarafından, dışdenetim ise İçişleri Bakanlığı ve Sayıştay tarafından yerine getirilecektir. Hizmetlerin aksatıldığı durumlarda İçişleri Bakanlığı, yargıya gidebilecektir, düzeltilmesini özel idareden ve valilerden talep edebilecektir.

İlin stratejik planına göre hazırlanan bütçesinin harcanmasından genel sekreter sorumlu olacaktır.

İhaleler, gelecek seçimin üç ay sonrasını geçmemek üzere planlanacaktır. Daha çok "gelecek yıllara sari ihaleler yapmak suretiyle gelecek idareleri sorumluluk altına sokuyorlar" endişesini ortadan kaldırmak üzere böyle bir düzenlemeye gidilmiştir.

Özel idareler, görev ve hizmet alanlarında sermaye şirketi kurabileceklerdir.

Dış borçlanma, sadece yatırım programındaki işler için 4749 sayılı Yasaya göre yapılabilecektir; yani, her konuda dış borçlanma imkânı ortadan kaldırılmıştır.

Diğer kurum ve kuruluşlarla beraber ortak hizmet ve projeler gerçekleştirme imkânı getirilmektedir.

Ayrıca, mahallî idarelere, hazine alacakları hariç, diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla takas ve mahsuplaşma imkânını da bu tasarıyla getirmiş bulunuyoruz; sadece hazine alacakları hariç, diğerlerinde takas ve mahsuplaşma imkânı getirilmektedir.

Değerli arkadaşlar, kısaca tasarının içerisindeki hükümleri ana başlıklarıyla özetlemeye çalıştım; maddeler kısmında konu enine boyuna müzakere edilecektir.

Tasarının ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Grup olarak tasarıya olumlu oy vereceğimizi ifadeyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aykan.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, birkaç ay önce gündemimize gelen Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla çerçevesi çizilmeye çalışılan bir sürecin en önemli halkasını tartışmak üzere toplandık. İl Özel İdareleri Yasası Tasarısı, Çerçeve Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla getirilmek istenilen düzenlemenin merkezinde yer almaktadır. Dolayısıyla, burada, bugün, bu, il özel idareleriyle ilgili yapacağımız tartışma, daha sonra belediyeler ve büyükşehir belediyeleriyle ilgili veya mahallî idare birlikleriyle ilgili tartışmalara da ışık tutacaktır. Bu nedenle, bir kere, bu tartışmaları bütünden koparmamak şart. Yani, öncelikle Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında getirilmek istenilen yeni anlayışı -ki, bunu, burada uzun uzun tartışmıştık- bu tasarı açısından da geçerli saymak gerekir; yani, burada, zamandan tasarruf etmek için, oraya esas itibariyle bir gönderme yapıyorum, birkaç hatırlatma da yapacağım. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla ilgili olarak burada yaptığımız eleştiriler, değerlendirmeler, dikkat çekmeler geçerliliğini korumaktadır ve bu tasarılarla bunların ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bir kere, bugün huzurumuza gelen, önümüzdeki süreçte de gelecek olan, diğer, yerel yönetimlerle ilgili yasa tasarıları, kamu hizmeti kavramını esas itibariyle yok eden, bunu, aşındırmanın ötesinde yok eden bir anlayış taşımaktadır. Bu getirilen mekanizmalar ya da öngörülmeyen mekanizmalar aracılığıyla "kamu parası" ve "kamu denetimi" kavramları esas itibariyle sistemimizin dışına itilmektedir.

Bakınız, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla ilgili bizim temel eleştirimiz şuydu: O, henüz çıkmamış, geçici maddesinde dondurulmuş olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının -kısaca bu, başlığı değişti ama, herkes böyle biliyor- 7 nci maddesinde merkezî iktidarın görev alanları tek tek sayılmış ve 10 maddede toplanmıştı. Geride ne kalırsa, kime ait olacaktı -sonradan değiştirildi; ama, bugün tekrar önümüze çıkıyor- il özel idarelerine ait olacaktı.

Bakınız, bu merkezî idarenin görevlerini saymak demek, onu sınırlamak demektir -10 değil, 20, 30 saysanız da sınırlarsınız, ama 10- ve bu 10 görev alanıyla sayıp sınırladığınız zaman şunu yapmış oluyorsunuz, sonuç şu oluyor: Merkezî idareyi Anayasanın öngördüğü biçimde genel yetkili idare olmaktan çıkarıyorsunuz, özel yetkili idare durumuna getiriyorsunuz; yani, sayılmış alanlar içinde hareket edebilen özel yetkili bir idare. Oysa, Anayasanın öngördüğü bu değil, tam tersine, kamu merkezî idaresi genel yetkili idaredir. Şimdi, burada, genel yetkili idare kimi yapıyoruz; yerel yönetimleri; ama, özellikle de il özel idaresini. Bunun Anayasaya aykırı olduğu bilindiği için, bizim bu konuda uyarılarımız da bilindiği için, Anayasanın 126 ve 127 nci maddelerindeki merkezî idare ve yerel idare kavramlarına aykırı düşmemek için, bazı değişiklikler yapılmak istenildi. Yani, süreç içerisinde, buradaki komisyonlar süreci içerisinde, ilk taslaklardan itibaren tasarı oluşumuna geçilirken, anayasal engele takılmamak için, belediyelerle ilgili kanun tasarısında ve İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısında bunların görev alanları sayıldı, geniş bir ölçekte sayıldı; ama, bu yetmedi; yani, Anayasanın bu konuda öngördüğü kamu yönetimi düzenine aykırılık ortadan kalkmadı; yani, merkezî idare, özel yetkili durumuna düşürüldü.

Zaten, tasarılarda şu söyleniyor -hem bunda hem de önümüzdeki süreçte gelecek belediyelerle ilgili kanun tasarısında- deniliyor ki, başka kamu kurum ve kuruluşlarına verilmeyen mahallî müşterek nitelikteki her türlü görev belediyelere veya il özel idarelerine bırakılmıştır. Dolayısıyla, burada, öylesine geniş bir yetki devri var ki, Anayasanın öngördüğü mahallî müşterek ihtiyaçların karşılanmasının çok ötesine giden, mahallî müşterek ihtiyaç kapsamı içine giremeyecek olan çok sayıda ulusal ölçekli hizmetler de yerel yönetimlerin hizmet alanına girivermekte; dolayısıyla, bu kamu hizmetlerinin yapılması, yapılabilmesi, daha baştan, imkân dahilinde olmaktan çıkmaktadır ve bazılarını da, bu mahallî ölçekte yapılamayacak birtakım ulusal hizmetleri de yerel birimler karşılamaya çalışacaklar; dolayısıyla, çok ciddî bir aksama, çok ciddî bir karmaşa ortaya çıkabilecektir. Aslında, Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarına bakarsanız, şunu çok açık görürsünüz: Merkezî idareye, bazı durumlarda, mahallî ihtiyaçlara dönük birtakım görevleri üstlenme imkânı vermiştir; ama, bunun tersini o Anayasa Mahkemesi kararı hiçbir zaman vermemiştir; yani, yerel idareye ulusal ölçekli ihtiyaçları karşılama yetkisi vermemiştir. Dolayısıyla, burada, ciddî bir Anayasaya aykırılıkla başlıyoruz. Anayasaya başka aykırılıklar var, çok sayıda var, bunda da var.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bütün bu anlayışın arkasında, acaba, samimî bir düzenleme var mı; yani, AKP İktidarı, hükümetiyle, Meclisiyle, acaba, Türkiye'de gerçekten bir ademimerkeziyet, bir yerelleşme yapısı mı istiyor ve nasıl istiyor?

Şimdi, hatırlayınız, geçen yılın bütçesinde, 2003 yılı bütçesinde, bütçeye konulan hükümle, belediyelerin bütçeden aldıkları vergi payı yüzde 6'dan yüzde 5'e düşürüldü. Anayasa Mahkemesine götürdük, iptal ettirdik bunu, yapmayın, yerel yönetimlerin kaynaklarını kısmayın diye; sonra, bunun özel yasasında yeniden iptal ettirdiler. Yani, ortada samimî olmayan bir durum var bir kere. Bunu tespitle başlayalım.

Buradan bir başka şey daha söyleyeyim: Bugün, Türkiye'de merkezî idare, Türkiye'nin son yirmi yıllık süreçte içine girdiği bu borçlanma kıskacı dolayısıyla, kamu hizmetlerini yapamaz bir durumdadır. Ne yazık ki, bugün iktidarda olan, birbuçuk yılı da aşmış bir süreyle iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi, bu duruma, bu sorunlara IMF'yle yeni müzakereler temelinde çözüm bulacağını vaat ederek iktidar olmasına karşın, aynı uygulamaları büyük bir genişlikle sürdürüyor; yani, Türkiye'nin borçları, hem mutlak rakam olarak hem millî gelirine de oran olarak -özellikle içborçlar- artmaya devam ediyor.

Şimdi, bu durumda, hizmet üretemeyen bir kamu görüntüsünden nasıl kurtulabiliriz sorusu, herhalde, öncelikle, herkesin, yani, daha doğrusu, hükümet edenlerin çözmek istedikleri bir konu oluyor. Yani, ben, bu hizmetleri üzerimden atayım, yerel yönetimlere atayım ki, ben, burada, eleştiri konusu olmayayım; yani, hizmet üretememe durumunu görünür olmaktan kurtarmak. Bir kere, birinci mesele bu; çünkü, ortada bir samimiyet yok. Bakın, burada tartışıyoruz, il özel idaresini ya da diğerlerini. Peki, kaynaklar nerede, niçin birlikte tartışmıyoruz? Niçin bu kadar çok görev, hizmet alanı aktarıyoruz da, kaynaklar konusunda hiçbir şey söylenilmiyor? Söylenilmiyor; çünkü, aslında onun altyapısı burada hazırlanıyor. Onun altyapısı, Türkiye'de kamu hizmeti üretiminin özelleştirilmesidir; bunun altyapısı bu tasarıların tümünde vardır.

Nasıl özelleştirme; oraya geleceğim; ancak, bakın, size bir örnek vereyim: 1983 yılında tek başına iktidar olan bir parti vardı. Bu partinin yaptığı ilk şey, kamu iktisadî teşebbüslerine bütçeden aktarılan sermaye transferlerini durdurmak; ikincisi, Merkez Bankasından verilen kredileri kesmek oldu. Dedi ki bu kuruluşlara "kaynağınızı kendiniz bulun; ister borçlanın ister proje kredisi bulun yurtdışından, isterseniz içeriden borçlanın" ve bu, gerçekten böyle oldu ve Türkiye'de KİT'ler, 1989'a kadar konsolide bilançoları itibariyle zararlı değillerken, ağır kur farkları ve yüksek faizler nedeniyle -içborçlanmada faizler yüzde 220'leri aşmıştı- çok büyük bir zarar kıskacı içerisine 1990'ların başından itibaren girmeye başladı; ama, bu ne zamandan itibaren hazırlandı; bu, 1984'ten itibaren hazırlandı. Yani "benim başımdan git..." ; "Bunların işe yaramaz olduğunu, bunların özelleştirilmesinin şart olduğunu biz nasıl kanıtlayacağız" demişti o günkü iktidar; "bunlara hiçbir destek vermeyelim, bunlar yatırım yapmasın." Şimdi, bugün, benzer bir durum, yerel yönetimler için hazırlanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bugün yerel yönetimlerle ilgili bütün bu hizmetleri aktarırken kaynağını kendin bul anlayışı bu yasanın temelinde var. Özelleştirme, çok yönlü olarak var.

Bakın, bir kere, klasik özeleştirme mantığı var; "malını, mülkünü sat. Üstelik, satarken, Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuş şirketini il genel meclisi kararıyla sat." Yani, burada bir kuruluşta, bir şirket kuruluşunda geçerli olan mevzuatın, onun elden çıkarılmasında ve tasfiyesinde de geçerli olması gerekirken, daha önce Anayasa Mahkemesinin bu yönde çok sayıda kararı varken ve Türkiye'de özelleştirmeler Özelleştirme Yüksek Kurulu kararına bağlı iken, bunu belediye meclislerine bırakacağız. Belediye meclisleri, bu konuda, şirket kurarkenki kurallara uymayacaklar.

Tabiî, bunun yanında daha sonra, belki çok daha başka birtakım kamu patrimuanını, kamu mal varlığını yerel yönetime devredip, bunların satılmasını sağlayacağız; ama, daha az klasik yollar da olacak. O da, yerel yönetimlerin ürettiği hizmetlerin pazarlanmasının piyasa aracılığıyla yapılmasına doğru bizi götürüyor. Yerel yönetimler, gerek şirket kurma gerekse kurulan şirketlere ortak olma vesaire gibi birtakım yollarla da bu işin içerisine girebilecekler; yerel yönetimler, yap-işlet-devret modellerini daha yaygın kullanarak bunları yapacaklar ve çok acıklı bir şekilde -birazdan değineceğim- yerel yönetimler, kaynaklarının ipotek edilebilmesi, yani, borçlarına karşılık vergi gelirlerinin, harç gelirlerinin, benzeri gelirlerinin ipotek edilebilmesi gibi bir durumla da, gelirlerinin özelleşmesi durumuyla da karşılaşacaklar.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye'de yapılmış en büyük özelleştirme, 1984 sonrasındaki "vergi alma, borç al" siyasetidir. Bugün, Türkiye, topladığı vergilerin yüzde 80'inden fazlasını borç faizlerine aktarıyorsa, bu, Türkiye'de kamu maliyesinin özelleştirildiği anlamına gelmektedir. Bunun örneklerini Düyunu Umumiyede gördük. Bu, şimdi, yerel yönetimler eliyle de sürdürülmek istenilmektedir. Onlara, neredeyse sınırsız, yani, toplam gelirleri kadar borçlanma imkânı getiriliyor.

Değerli arkadaşlarım, belediyelerin kaynaklarının ipotek edilmesi... Burada biraz önce konuşan arkadaşım "Osmanlıda, yüzelli yıl önce mahallî idareler çok gelişmişti" dedi. Yüzelli yıl önce, Osmanlı'da, daha, herhangi bir mahallî düzenleme yoktu. Bunu, daha sonra kendisi de söyledi. Bununla ilgili ilk düzenleme 1864 yılında, yani, biraz daha yakın dönemdedir; ama, Osmanlı, daha eskiden, öyle bir ikiyüz yıl öncesine gidin, Senedi İttifak öncesine gidin, 1808'ler öncesine gidin, göreceksiniz ki, gerçekten çok yerelleşmiştir; yani, merkezî otorite yoktur, feodal bir niteliği vardır. Türkiye, bu yasayla, bu tasarılarla bir feodalleşme eğilimi içerisine sokulacaktır. Bundan, kimlerin ve nasıl yarar sağlayacağını düşünmenizi diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada Düyunu Umumiye örneği tekrarlanmaktadır. Belediyeler, içborçlanma konusunda önemli, yeni imkânlarla donatılıyorlar; ürettikleri hizmetleri, bu hizmetten yararlananlara fiyatlandırarak satma imkânına daha geniş ölçekte kavuşuyorlar. Tabiî, bütün bunlar olduktan sonra da, bunun denetlenmesinin esnetilmesi gerekiyor. Mademki her şey bu kadar piyasaya bırakılıyor, o halde, denetimi de piyasaya bırakabiliriz; Sayıştay, bu yetkisini özel denetim kurumlarına devredebilir.

Bütün bu mekanizmalarla, aslında, merkezî idarenin bugünkü örneğini tekrarlayacak 81 tane, yeni, mikro ölçekte, çok borçlu idare ortaya çıkaracağız ve biz, bir süre sonra, bugünkü durumumuzu arar bir noktaya gelebileceğiz. Tabiî, mikro ölçekte dememe bakmayın. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük metropoller, bu açıdan, çok da mikro olmayacak; çünkü, bunlar, Türkiye'deki toplam harcamaların yarısına yakınını temsil ediyorlar.

Bakın, bugün, Türkiye'de, yerel yönetimlerin 12 katrilyon lira borcu vardır. Bunun 6,5 katrilyonu, vadesi geçmiş borçlardan oluşmaktadır ve vadesi geçmiş bu borçlarla ilgili olarak, bugün, bu miktarın, yakın zamanda birkaç katına çıkacağı bir gidişattan söz etmek mümkündür.

Değerli arkadaşlarım, denetim organı olarak öngörülen şey nedir; Sayıştaydır. Peki, Sayıştay ile ilgili, ocak ayından beri Mecliste duran düzenleme niçin gündeme getirilmemektedir; yani, bugün, Sayıştayın boş bulunan 8 üyeliği niçin tamamlanmamaktadır?

Sayıştayın politize edilerek, Sayıştay ile ilgili yasal düzenlemenin değiştirilerek, bu boşluğun yeni bir mekanizmayla doldurulmak istenildiğini dikkate alırsak, bugün, iktidarın, kendi emrinde -bağımsız değil, yürütmenin emrinde- bir denetim aracı istediği ve böyle bir denetim aracılığıyla -aşırı güçlendirilmiş İçişleri Bakanlığı aracılığıyla, aşırı güçlendirilmiş valilikler, il özel idareleri aracılığıyla- tam bir yürütme hegemonyası yaratacağı ve bugünkü valiliklerin birer bölgesel idareler haline dönüştürüleceği bir mekanizmaya doğru yol almaktayız.

Değerli arkadaşlarım, bugün, Sayıştayla ilgili yapılmayan düzenleme, acaba, Sayıştaya verilen yeni yetkilerle yapılabilecek mi? Sayıştaya yeni yetki verilmiyor; ama, Sayıştay aracılığıyla çok sayıda düzenleme yapılabileceği zannediliyor. Sayıştaya, özel ihtisas daireleri kurabilmesi, bölge düzeyinde taşra birimleri kurabilmesi ve gerektiğinde denetimi özel kuruluşlara yaptırabilmesi için yetkiler veriliyor.

Sayıştaylar, dünyanın her yanında, parlamento adına denetim yaparlar; yani, sayıştaylar, bizim adımıza denetim yaparlar, parlamentolar adına denetim yaparlar. Oysa, buradaki mekanizmada, Sayıştay, belediye meclislerine ya da il genel meclislerine rapor sunacak bir kurum durumuna getiriliyor. Yani, eğer, bu mekanizmanın doğrultusunda bir şey istiyorsanız, bari, bir yerel sayıştay kursaydınız biraz daha uygun olurdu. Dünyada, sayıştayın özel denetim kurumlarına denetim yaptırdığı örnekler çok sınırlıdır. Bunun bir tek örneği İngiltere'de var. İngiltere'de de, toplam denetimlerin yüzde 5'i civarında bir özel denetimciye başvurma vardır. Kaldı ki, bunun bir bölümü de, firmalara değil, özel danışmanlar kullanmak biçimindedir; yine sayıştayın denetimi altındadır ve İngiliz Sayıştayı da, dünya sayıştaylarına örnek olan bir sayıştay idaresidir.

Değerli arkadaşlar, burada, öngörülmeyen ya da eksik bırakılan düzenlemelerden bir tanesi de, denetime dayanak olacak birtakım mekanizmaların olmamasıdır; yani, burada, bir kere, kalkınma planlarıyla, yerel yönetimlerdeki fizikî planlamayla, yıllık programlarla, orta vadeli harcama programlarıyla, stratejik planlarla, bütün bunlarla, yıllık performanslar arasındaki uyum hiçbir şekilde gözetilmemektedir.

Bir başka konu da, belediyelerin stratejik planları ile il özel idarelerinin stratejik planları arasındaki uyum söz konusu edilmemektedir. Valilere bu konuda bir koordinasyon görevi verilmiştir; ama, dünyada koordinasyon yoluyla denetim sağlanması aşaması çoktan aşılmıştır. Burada, mutlaka, üzerinde mutabakata varılan sonuçların elde edilmesine yönelik hesap verme sorumluluğunun getirilmesi gerekmektedir. Oysa, ne kamu malî yönetimi tasarısında ne de kamu temel kanununda bu hesap verme sorumluluğunun altyapısı kurulmuştur.

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, burada, taşra teşkilatı olmayan bakanlıklar, hesap verme sorumluluğunu iletecek bir makam bulamayacaklardır. Keza, burada, valilerin de kime karşı hesap vermekle yükümlü olduğu hiçbir şekilde belli değildir. Dolayısıyla, bu mekanizma bir denetimsizlik mekanizmasıdır, denetimden kaçış mekanizmasıdır. Bunun Türkiye açısından çok ciddî sorunlar yaratabileceğini düşünüyoruz; çünkü, zaten, Türkiye'de, bugün, 15 tane büyükşehir belediye meclisinde şirket sayısı 100'ü aşmıştır. Bu belediyelerde iştirak olunan şirketlerin sayısı 800'ün üzerindedir. Böyle bir yapıda bu şirketler hangi denetim yapısıyla denetlenebilecektir? Bunlar eğer Ticaret Kanunu hükümleriyle olacaksa, o zaman, buradaki kamu parasının, kamu varlığının denetimi nasıl yapılabilecektir? Bu sorular açıkta kalmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, burada hizmetlerle kaynaklar arasında bir dengenin kurulmamış olması, toplumun kamu hizmetlerinden elde edebileceği refahın önümüzdeki süreç açısından belirsiz hale gelmesi anlamına gelmektedir. Bunun çok ciddî bir sakınca yaratacağını düşünüyorum. Yani, Türkiye'de insanların zaten gelir düzeyleri bozulmakta, gelir dağılımı zaten kötüye gitmekte; ama, bunun üzerine bir de, biz, kamu hizmetlerini düzgün biçimde veremeyerek, aldığımız verginin karşılığını geriye döndürmeyerek bu refah kaybına ya da dengesizliğine daha fazla katkı yapmış oluruz.

Bu yasanın temelinde, ayrıca, dış baskıların getirdiği bir düzenleme olduğunu düşünmemiz gerekir, değerli arkadaşlarım. Bu yasa sadece şimdi gündeme gelmedi. Şimdiki haliyle, kuşkusuz, sizin burada katkınız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Buyurun, tamamlayın efendim.

OĞUZ OYAN (Devamla)- Değerli arkadaşlarım, küreselleşme mekanizmasına Türkiye'nin uyum sürecini bu biçimde yapmak kadar sakıncalı bir durum yoktur. Türkiye'de mahallî müşterek ihtiyaçların karşılanması için yerel yönetimlere daha fazla yetki vermek... Evet, buna kesinlikle "evet" diyoruz. Mahallî müşterek ihtiyaçların karşılanması için yerel yönetimlere daha fazla kaynak vermek; evet. Buna kesinlikle "evet" diyoruz; ama, değerli arkadaşlarım, yerel yönetimleri genel yetkili kuruluşlar haline getirmek... Bu, Türkiye'nin üniter yapısına hançer sokmaktır. Bu yanlış bir uygulamadır. Kaldı ki, burada yapmak istediğiniz şey, Anayasa Mahkemesinin daha önce iptal ettiği birtakım düzenlemeleri de dikkate almıyor. Yani, örneğin, il encümeninin halen seçilmiş-atanmış üyeleri ayırımına baktığınız zaman, orada da 5'e 5'lik bir düzen görüyorsunuz, valiyi de koyduğunuz zaman atanmışlar 6'ya 5 çoğunlukta. Oysa, Anayasa Mahkemesi, kararlarında bunu bir karar organı olarak görmüştür ve "bir karar organında seçilmişler olmalıdır" demiştir; ama, siz, burada, buna, bir ağırlık dahi vermemiş oluyorsunuz. Dolayısıyla, burada da bir samimiyet eksikliğini dile getirmek istiyorum.

Ancak, şunu tekrarlayayım: Türkiye'de, dış baskılarla yasama yapma dönemini aşmamız gerekiyor değerli arkadaşlar.

Bakın, bugün Türkiye'de, Amerika Senatosunun 8 500 000 000 dolarlık kredi için şart koştuğu iki şeyden biri, Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahale etmemesidir; öbürü de, Türkiye'de kamu yönetiminin düzenlenmesi, yani, bu şekilde, bu biçimde -sizin yaptığınız biçimde- düzenlenmesidir; çünkü, bu büyük ülkelerden neşet eden, onların bağrında yeşeren çokuluslu şirketlerin yeni yeni özelleştirme alanlarına ihtiyaçları vardır. Bunlar, artık, KİT'ler vesaire değildir; bunlar, su, kanalizasyon vesairedir, büyük kentsel altyapı yatırımlarıdır. Ayrıca, burada, karşılarında, güçlü ulus devlet muhatapları bulmak istemiyorlar; karşılarında, daha kolay pazarlık edebilecekleri, daha kolay geriletebilecekleri birtakım yerel odaklar istiyorlar ve siz, bunlara, çok kolayca "evet" demektesiniz.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, ne yazık ki, burada, bir başka şey de, kadrolaşma hedeflerinize dönük bir uygulama olacaktır. Kamu yönetiminde esnek çalışma yöntemlerini getirerek, bu koşulları kamu yönetimine de intibak ettirerek kamu çalışanının güvenliğini ortadan kaldırdığınız gibi, herhalde, kendi istekleriniz doğrultusunda bir yeniden kadrolaşmayı gerçekleştirmek istiyorsunuz.

Bütün bunlar, Türkiye'nin huzurlu bir şekilde kamu yönetimi hizmeti üretmesi için yanlış adımlardır. Biz, sizi, bu yanlış adımlardan caydırmaya çalışıyoruz.

Dikkatiniz için teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Hükümet adına, Devlet Bakanımız Sayın Kürşad Tüzmen söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İl Özel İdareleri Kanunu Tasarımızın, Genel Kurulumuz gündemine gelişi nedeniyle söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlayarak konuşmama başlamak istiyorum.

Bilindiği gibi, il özel idareleri, Türk idare tarihinde fonksiyonları, hizmetleri ve bir yönetim modeli olarak özel bir ayrıcalığı olmuş müesseselerimizdendir. Uygulamada ilin bütünlüğünü kapsayan birer yerel parlamento olarak, yalnızca illerimizin altyapılarına değil, aynı zamanda Türk demokrasi kültürüne de önemli hizmetler vermiş nadide kurumlarımızdandır. Öyle ki, bugün, devasa olarak nitelenen pek çok kamusal hizmetin arkaplanında il özel idareleri vardır.

Hepimizin yakından bildiğini umduğum birkaç örnekle devam etmek istiyorum. Başkentimiz Ankara'nın gururu 19 Mayıs Spor Kompleksi ve Numune Hastanesi birer özel idare yatırımıdır. Hepimizin mezun olduğu ilköğretim okulları, hastalanınca ilk müracaat ettiğimiz sağlıkevleri ve ocakları özel idarelerimizin sağladığı toplumsal katkılardır.

İl özel idareleri, geçmişte yerel nitelikteki her türlü hizmeti görmeye yetkili kamu hükmî şahsiyetleriyken, maalesef, ülkemizdeki yetkileri Ankara'da toplama hastalığının bir sonucu olarak, yakın dönemde, fonksiyonlarının önemli bir bölümünü kaybetmişlerdir. Bir yerel yönetim biriminin yetkisini kaybetmesi, esas itibariyle hizmetlerdeki önceliklerin kaybolması, gereksiz yatırımların yapılması, kamuoyu destek ve denetiminin kaybedilmesi, özel idareler için seçilen kişilerin, il genel meclisi üyelerinin sisteme yabancılaşmasıyla sonuçlanması kaçınılmazdır; nitekim, böyle de olmuştur. Aziz Nesin'e esin kaynağı olabilecek pek çok yatırım, merkezî otorite tarafından planlanmıştır. 1 500 nüfuslu bir beldeye 5 katlı, 2 bloktan oluşan lise binası yapılması gibi garabetler, kimi zaman gazetelerin haber konusu olmuştur.

Değerli arkadaşlar, yerel yönetimler, ülkemizde demokrasinin okulu olmuşlardır. Ülkemizde, bugün, komşularımıza örnek olarak gösterilen bir demokratik hayat varsa, bu konuda en büyük pay, yerel yönetimlere ait olmalıdır diye düşünüyorum. İşte, Hükümetimiz, hem sosyoekonomik kalkınmanın tabana yayılmasının bir aracı olarak ve hem de demokrasinin kökleşmesi bakımından, yerel yönetimler konusunu öncelikleri arasına almıştır; yerel yönetimler reformunu bu bakımdan önemsemektedir. Şu Parlamento çatısı altındaki arkadaşlarımın, iktidar muhalefet ayırımı yapmaksızın bu reforma ihtiyaç duyulduğuna inandıklarını düşünüyorum. Kaldı ki, bu anlamda konsensüs, sadece Parlamentoyla da sınırlı değildir; bütün toplumsal kesimlerin bu heyecanı yürekten paylaştığına inanıyorum. Reformun yönü ve kapsamı konusunda çeşitli farklı düşünceler bulunmasını da, demokrasinin bir nimeti olarak görmemiz gerektiğini düşünüyorum. Nitekim, kanun hazırlıkları safhasında ilgili bütün kesimlerin katkıları sağlanmıştır.

Meclis çalışmaları sırasında da, komisyonlar ve altkomisyonlarca konu enine boyuna tartışılmıştır. Elbette, Genel Kurulda arkadaşlarımın eleştiri ve katkıları olacaktır. Tasarının bütünlüğü ve perspektifi bağlamında bu katkılar bizleri sevindirecektir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; mart ayından itibaren Yüce Meclisin çatısı altında bulunan İl Özel İdareleri Kanun Tasarısına komisyonlarda, altkomisyonlarda katkı sağlayan bütün arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyorum.

İzninizle, tasarının getirdiği bazı yeniliklere işaret etmek istiyorum; ancak, hemen şu temel mantığı da ifade etmek istiyorum: Tasarıyla, yetkilerin vatandaşa en yakın noktada ulaşması ve en yakın noktada kullanılması hedef kılınmıştır. Karar ve icraatların halkoyuyla seçilmiş kişilerce alınması bakımından, geçmişe oranla radikal sayılabilecek bazı değişiklikler içerdiği malumunuzdur. Kanaatimce, tasarıdaki en demokratik adımlardan birisi, il genel meclisinin kendi içlerinden seçecekleri bir kişinin başkanlığında toplanmalarıdır; böylece, valiler yerine, meclis başkanlığı, genel oyla seçilmiş il genel meclis üyeleri arasından seçilecek bir kişi başkanlığında toplanmasıdır. Ancak, valilerin il genel meclisiyle olan ilişkileri de tamamen koparılmayacaktır. Örneğin, valiler, hukuka aykırı gördükleri il genel meclisinin kararlarını bir kez daha görüşülmek üzere meclise geri gönderebilecek, il genel meclisi salt çoğunlukla kararında ısrar ederse karar kesinleşecektir. Tabiatıyla, valilerin, ısrar kararları üzerinde idarî yargı önünde dava açma yetkileri olacaktır.

Tasarıda altkomisyonumuzu en çok meşgul eden madde, biliyorsunuz, il genel meclislerinin yapısıyla alakalı olan madde idi. Her ilçeden köy muhtarlarının her yıl kendi aralarından seçecekleri bir temsilci, kaymakamlar, ildeki kamu kuruluşlarının amirleri, ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversite ve sendikalar ile gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, oy hakkı olmaksızın kendi görev alanları ve faaliyet konularının görüşüldüğü ihtisas komisyonları toplantısına katılabilecek ve görüş bildirebileceklerdir. Ayrıca, ildeki kamu kuruluşlarının amirlerini, gündemdeki konularla ilgili olarak, il genel meclisleri de çağırarak bilgi alabileceklerdir.

İl genel meclislerinin çok önemli bir başka yetkisi de, halk denetçisini seçmektir. Malumunuz, halk denetçisinin görev, yetki ve sorumlulukları ile seçim usulü, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısıyla düzenlenmiş, halk denetçisiyle ilgili madde Genel Kurulca kabul edilmiştir.

Meclis toplantılarının her ayın ilk haftasında yapılması sağlanarak, meclislere belirli oranda süreklilik kazandırılmıştır. Meclis gündemi, valinin görüşü alınarak, il genel meclisi tarafından belirlenecektir.

Daha önce il daimi encümeni olarak bilinen organ, tasarıda, il encümeni olarak düzenlenmiştir. Encümene vali başkanlık edecek, valinin yokluğunda encümen başkanlığı genel sekreterce yürütülecektir.

Encümenin yapısı da, 5 il genel meclisi üyesi ile valinin diğer birim amirleri arasından görevlendireceği 4 kişi ve 1 malî işlerden sorumlu müdür olmak üzere, toplam 11 kişiden oluşacaktır.

Yukarıda arz ettiğim genel sekreter uygulaması da, il özel idarelerinde karşımıza bu tasarıyla çıkmaktadır. Vali, isterse, genel sekreteri, vali yardımcıları ile kaymakamlar arasından da görevlendirebilecektir.

Bu arada, yerel yönetimlerin kendi aralarındaki veya merkezî idare kuruluşlarına olan alacak ve borçları karşılıklı olarak mahsup edebilmesi de, bu reform çalışmalarının önemli bir özelliği olmaktadır.

Bilindiği üzere, mahallî idarelerimizin borçlanması konusunda daha önceki sistemde bir kıstas bulunmamaktaydı. Şimdi, bu konuda yeni bir yaklaşım getirilmektedir. Bir anlamda, sınırsız borçlanma yapmak artık mümkün olmayacaktır. Böylece, yerel yönetimlerde malî disiplini sağlayacak mekanizmalar oluşturulmaktadır.

Katkılarınız için bir kez daha teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şahıslar adına söz isteği var.

Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Güney; buyurun. (Alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada çok önemli bir kanun tasarısı görüşüyoruz. Bugün, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısını, Meclis Genel Kurulumuzda, birlikte tartışıyoruz, konuşuyoruz ve ülkemiz için çok önemli, belki de gecikmiş bir kanunu, daha önceden yapılması gereken bir uygulamayı gündeme getirmiş bulunuyoruz. Ancak, şunu ifade edeyim ki, son yirmi yıldır bu konuda İçişleri Bakanlığında çalışmalar yapılmıştır, bu konuda toplantılar, çalışmalar yapılmıştır; ama, ancak bugün bu uygulama gündeme gelebilmiştir, konulmuştur. Ben, taa o günden beri bu konuda emeği geçenlere ve bugün bu kanun tasarısını gündeme getiren hükümete teşekkür ediyorum.

Hepinizin bildiği gibi, il özel idareleri, biraz önce burada konuşan Sayın Aykan ve Sayın Oyan'ın da daha geniş verdikleri bilgilere göre, Osmanlı döneminden itibaren gelmiş, 1864'te ilk uygulaması yapılmış, sonradan 1913 yılında bir düzenleme daha yapılmış ve en sonunda, 1987'de, 3360 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu çıkarılarak, düzenleme biraz daha günün şartlarına uyarlanmıştır; ancak, bugün geldiğimiz noktada, bu kanunun yeterli olmadığını görüyoruz. Bugün, bu kanunun revize edilmesi -demin Sayın Bakanın da burada ifade ettiği gibi- il genel meclisinin kuruluşu, yapısı ve yetkilerinin yeniden düzenlenmesinin gerekli olduğuna ben de inanıyorum ve doğrudur.

Muhterem arkadaşlarım, biz bu kanunu niye çıkarıyoruz; bir ihtiyaçtan dolayı çıkarıyoruz. Bu ihtiyaç nedir; mahallî idareleri güçlendirmek, merkezî idarenin bazı yetkilerini bu mahallî idarelere devretmek; sorumluluğunu, yetkisini devretmek. Buna neden ihtiyaç duyuyoruz? Yine, benden önceki arkadaşlarım ifade ettiler; olmuyor, yürümüyor; her şeyi Ankara'dan, her şeyi merkezden yürütmek mümkün değil. Korkunç bir bürokratik mücadele, işler zamanında yürütülmüyor ve istediğimiz hizmetin, vatandaşın ayağına, açık bir şekilde, kolay bir şekilde, şeffaf bir şekilde gitmesi zorlaşıyor. Bu, gerçek; temel neden bu; bunu gerçekleştirmek istiyoruz. İstiyoruz ki, periferideki vatandaşımızın -yani, mahallî idarelerimizde, illerimizde yaşayan insanlarımızın- ayağına bu hizmetler daha kolay gitsin. Bir hemşire tayini için, bir öğretmen tayini için, bir odacı alınması için, artık, merkezin üzerindeki bu basit görevleri mahalline vermek, orada, daha pratik, daha hakkaniyetle ve ihtiyaca uygun olarak bu işleri gerçekleştirmek istiyoruz. Doğru; bunları yapmak istiyoruz.

Benden evvel konuşan arkadaşlarımın ve Sayın Bakanın ifadelerini tekrar etmek istemiyorum, konu belli, detay bazı bilgilere de girmek istemiyorum; ancak, hepinizin bildiği gibi, Türkiye'de, mahallî idareler reformunun yapılması şarttır ve buna başlamıştık, bir noktaya kadar da gelmiştik. Onun ikinci ayağı olan il özel idaresiyle ilgili kanun tasarısını görüşüyoruz şu anda. İl özel idaresi nedir denildiği zaman, evvela bunu iyi bilmemiz lazım. Bu, üç ayağı olan bir olgudur; birinci ayağı il genel meclisidir; ikinci ayağı il encümenidir; üçüncü ayağı da validir. Bu kanun tasarısında, görüyoruz ki, en önemli unsur, il genel meclisidir.

İl genel meclisinde bir yenilik getiriyoruz, doğrudur; daha çok katılım sağlıyoruz. İşte, her ilçeden bir temsilci, kaymakamlar, belediye başkanları, sivil toplum örgütlerinden temsilciler, sendikalardan temsilciler vesaire. Doğrudur; buna hiçbir itirazımız yok.

Burada, ben, özellikle altını çizerek, hepinizin dikkatini bir noktaya çekmek istiyorum: Bu kanunda diyoruz ki, il encümeninin başkanı validir. Ne diyoruz; il encümeninin, yani, il genel meclisinin kararlarını uygulayan organın başı validir. Doğrudur, öyledir. Peki, il genel meclisinin başkanı kimdir; bunun arasından, yani, biraz evvel tadat ettiğimiz kurulun arasından seçeceğimiz bir başkandır. Şimdi, arkadaşlar, burada bir ikibaşlılık oluyor; yani, idarenin bütünlüğü prensibini düşünürsek, efendim, il genel meclisinin başkanı bir başkan olsun, kararları bunlar alsın, mahallin en büyük ve en önemli mülkî amiri olan vali hem encümen başkanı olsun hem de il genel meclisinin almış olduğu kararları uygulasın; böyle bir mübayeneti ben şahsen kabul etmiyorum, edemiyorum. Yüce Meclisin bunu düzelteceğine inanıyorum; yani, il genel meclisi başkanının da vali olması lazımdır, bu işin yürürlüğü açısından. Burada, uygulamada çok büyük sıkıntılara düşebiliriz arkadaşlar; valiyi burada devredışı bırakırsak, çok büyük sıkıntılara düşeriz. Bu bakımdan, gerekli maddede bir düzenleme yaparak, il genel meclisi başkanının vali olmasını sağlamamız lazım. Eğer bu mümkün değilse -bana göre mümkün ve çok doğru, yapılması gerekiyor- hiç olmazsa, dönem başında il genel meclisini yönetme ve kararları almada, o toplantıda, valiyi başkan olarak oraya atamamız lazım. Buna, değerli arkadaşlarım, hepinizin dikkatini çekiyorum. Tabiî, bu konuda arkadaşlarımız önerge hazırlarlarsa, ben de bağımsız bir milletvekili olarak bu önergeye imzamı koymaktan mutluluk duyarım ve zannediyorum, bu, olumlu bir katkı olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bizim idaremizde, valilerin vekili vali yardımcılarıdır; yani, vali bir yere gittiği zaman yardımcılarından birini görevlendirir veya herhangi bir toplantıya gidemediği zaman bir vali yardımcısını gönderir; doğrusu da budur. Şimdiye kadar uygulamalarımız da böyleydi; fakat, burada, bu kanunda bazı yerlerde şunları görüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Güney, tamamlar mısınız; süreniz doldu.

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) - 71 maddelik İl Özel İdareleri Kanunu Tasarımızın 25 inci maddesinde, il encümeni düzenlenmekte ve valinin encümen başkanı olduğu, valinin katılmadığı encümen toplantısına il özel idaresi genel sekreterinin başkanlık edeceği belirtilmektedir. Olmaz böyle bir şey! Yani, genel sekreter, valinin vekili olarak burada bir başkanlık yapmamalı. Burada da, yine, valinin kendi yardımcısı, vekili olan vali yardımcısının bulunması uygun olur diye düşünüyorum.

Tabiî, genel anlamda söylenecek çok şey var. Sayın Başkanım beni ikaz etti. Bana göre, uygulamada büyük sıkıntılar olacaktır; ama, her başlangıç zordur. Burada da sıkıntılar olacaktır. Neden; çünkü, bizim bu işleri yürütebilecek, mahallinde yeterli kadrolarımız henüz daha yoktur. Burada sıkıntılar olacaktır; ama, o sıkıntılar aşılacaktır. Kanımca, pilot uygulama yapılabilirdi; bir iki ilde başlanılıp, aksaklıklar görülüp, ondan sonra o aksaklıklara göre yeni bir düzenleme yapılabilirdi. İşte, bazı deneyimli insanlardan istifade için ombudsmanlık müessesesi getirilebilir.

Bu kanunun diğer maddelerinin görüşülmesinde bizim gerek katkıda bulunacağımız yerler ve gerekse eleştireceğimiz konular saklı kalmak şartıyla, beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güney.

Şahısları adına ikinci söz isteği, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin'e ait.

Buyurun Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel Sayın Aykan da değindi; il özel idaresi, 1913 yılında, Osmanlı döneminde çıkarılmış kanun hükmünde kararnameyle varlık kazanmış bir kamu idaresidir. 13 Mart 1913 tarihli İdarei Umumiyei Vilayat Kanunu Muvakatı adlı bu kararname önemli değişikliklere uğramışsa da, adından ve hukuksal türüne kadar hiçbir değişikliğe uğramadan, 1987 yılına kadar gelmiş. 1987 yılında 3360 sayılı Yasayla düzenlenerek hem adı hem türü değiştirilmiş ve İl Özel İdareleri Kanunu olarak bugüne kadar varlığını sürdürüyor. 1987'den sonra, 1998 ve 2000 yıllarında da il özel idarelerini düzenlemeye yönelik kimi kanun hükmünde kararname taslağı olarak hazırlanmış bulunan metinler, birbirinden farklı hükümler içermekle birlikte, ortak bir doğruyu paylaşır görünmektedirler. Bu genel doğrultu, yerellik ve özelleştirme olarak nitelendirilebilir.

Düzenlemeler, özel idarenin görev alanını genişletmenin yanı sıra, bu görevleri ilde genel yetkili olarak yerine getirmesini sağlamayı, merkezî yönetim ve mülkî sistemle ilişkilerini vesayet denetimi kapsamından çıkarmayı, karar ve yürütme organları yapısını yerel seçime dayalı hale getirmeyi amaçlamaktadır.

Amaç bu olmakla birlikte, tabiî, günümüzde il özel idarelerinin, yerel yönetimlerin ve bütününe bakıldığında, kamu yönetimiyle bir bütün olarak ele alındığında, bu tasarının da, Kamu Yönetimi Tasarısıyla birlikte ve bundan sonra gelecek tasarılarla birlikte neden alelacele gündeme getirildiğini görmemiz gerekir.

Tabiî, biraz evvel, Sayın Oğuz Oyan Hocamız da söyledi; bu kanun tasarılarını tartışmadan önce, belki bir pilot bölgede uygulamak ya da bu uygulamada görülecek aksaklıkları tespit etmek ya da çok iyi tartışarak, Türkiye'de, Türkiye'nin idarî yapısına da uygun yeni bir yerel yönetim anlayışını gündeme taşımak mümkün idi; ama, bu yasa tasarılarının alelacele Meclis gündemine getirilmiş olmasının altına baktığımız zaman, biraz hafızamızı zorlarsak, hepimiz, üzülerek, bu tespiti yapabiliriz.

Bildiğiniz gibi, ABD Kongresinin 16 Nisan 2003 günü kabul ettiği bir yasayla, Türkiye'ye savaş bütçesi kapsamından 8 500 000 000 dolar kredi açılmasına karar verilmiş ve bu kredinin kullandırma koşulları da, daha sonra, Dubai Anlaşması olarak bilinen bir anlaşmayla, 2003 Eylül ayı içerisinde belirlenmiş idi.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, anlaşmanın koşullarına göre, bütçe reformları, başka konuları dışlamamak üzere, yüksek bir bütçe fazlası, vergi politikası reformu ve kamu sektörünün etkinliğini ve şeffaflığını, sözümona, artıran politikaları ve düzenlemeleri gündeme getireceksiniz; diğer ekonomik reformlar -yine, bunlarla sınırlı olmamak üzere- bankacılık sektörünün düzenleme ve denetleme kurallarının genişletilmesi, el konulan bankalar sorununun çözülmesi ve KİT'lerin özelleştirilmesiydi. Bu sözünü ettiğimiz anlaşma, ABD'yle 22 Eylülde imzalanan, 8 500 000 000 dolarlık anlaşmanın koşullarından biri olarak ileri sürülen kamu reformunu da kapsayan Dubai Anlaşması olarak tarihe geçen bir anlaşma.

Değerli arkadaşlarım, hepimiz biliyoruz ve görüyoruz ki, ABD, uluslararası örgütlerin içinden yürüttüğü etkisini, günümüzde, artık, ikili anlaşmalarla iyice pekiştirmeye başladı. Biz de, bu kredi anlaşmasından yararlanabilmek için, 2005 yılında bu krediden faydalanabilmek için, yine, Anayasaya aykırı olarak, yine, birtakım çarpıklık ve eksiklikleri içerecek bir İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısını, Meclis gündeminde, önümüzde buluyoruz.

Bütününe bakıldığı zaman, yasa tasarısının pek çok eleştirilecek yönü var; değerli arkadaşlarım biraz evvel bazı konulara değindiler. Bugünkü sistemde il özel idaresi içinde icra yetkisi valiye ait. Vali bu yetkisini, hem özel idare müdürlüğü hem de merkezî idaresinin ildeki örgütleri eliyle yürütüyor. Şimdi bu hükümler ortadan kaldırılıyor. Vali, il özel idaresinin başı ve tüzelkişiliğin temsilcisidir; işlerini de, özel idare bürokrasisiyle görecektir. Bugünkü sistemde vali, encümen ve il genel meclisinin başında gözüküyor. Taslak, valiyi meclisten almakta, yerine, meclisin kendi içinden seçeceği bir meclis başkanı getirmekte. Oysa, belediyelerde böyle bir ayırım yapılmıyor; belediye başkanı ile meclisin başkanlığı ayrılmamış.

Değerli arkadaşlarım, il özel idaresinde meclis başkanlığı sistemi getirilerek, şimdiki sistemin güçlü yürütme yapısı ortadan kaldırılıyor, yerine, güçlü meclis sistemi getiriliyor; yani, yerel demokrasi açısından güzel bir kavram gibi gözüküyor; ama, görev, yetki ve konularına iyice baktığımız zaman, bu İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının özünde, kendisine genel ve katma bütçeli kuruluşların idaresinin devredileceği bütçe büyüklüğünün yüzde 35'i gözönüne alınacak olursa, bu tasarılar, kaynağı, birer kamu idaresi olarak değil, özelleştirmeci, ihaleci ve şirketleşmiş bünyeler haline getirmeyi amaçlıyor.

Bakınız değerli arkadaşlarım, hem il özel idaresi hem de belediyelerin mal ve gelirleri devlet malı, devlet alacağı hükmünde değil. Bu özellikleri sabitleyen hüküm yok. Konu, yalnızca, mallara karşı suç işlenmişse, devlet malına karşı suç işlenmiş olarak sayılıyor.

Bir başka konu, vergi, resim, harç gelirleri dışındaki gelirler haczedilebilir. Her iki birimde de, kamu hizmetlerinde fiilen kullanılmayan malları haczedilebilir. Haciz kurumu, arkasından iflas kurumunu getirir. Bu taslakların benimsediği mantığı uygulayan pek çok ülkede yerel yönetim iflas yasalarının çıktığı bilinmektedir. Bu hüküm, yerel yönetim sistemini iflas kurumuna açacak bir hükümdür.

Yine baktığımız zaman, 42 nci maddesinde çok açık, gelirler bölümünde -diğer gelirler, 42 nci maddenin (i) fıkrasında- il özel idaresinin gelirleri tek tek sayılırken, diğer gelirler bölümü de burada gündeme alınmış. Tabiî, değerli arkadaşlarım, bu, çok ama çok sakıncalı gördüğümüz bir ifade. Diğer gelirler, yine bunun gibi, diğer giderler, diğer görevler, diğer yetkiler diyerek, bir bakıma hukuku da, altüst ediyorsunuz.

Gelirlerin doğrudan doğruya kanunla tespit edilmesi gerektiğine göre, diğer gelirler deyip, burada il özel idarelerinin yap-işlet-devret, imtiyaz sözleşmeleri, yap-işlet ya da diğer ihalelerde birtakım hizmetlerin başka üçüncü kişilere, yani, özelleştirilmesinden sonra üçüncü kişilere de verileceği gözönüne alınır ise, diyebilirsiniz ki, belki burada kastedilen resim ve harçlardır; ama, bunlar sayılabilirdi. Benim aklıma, bu özelleştirmedeki yolsuzlukları, hırsızlıkları, devlet olanaklarını çıkarları için kullanmaları gördüğümüz için, diğer gelirlerden anladığım, il özel idareleri, normal gelirleri dışında, artık ihalelerden pay alacak, ihaleleri kime vereceklerse belki onlardan rüşvet alacak ve il özel idareleriyle ilgili bu metin, bir bakıma yerel idareleri güçlendirme yerine, "yerelle de gitmiyor" deyip, o kurumları da karalayacak, kötüleyecek bir suçlama aracı olarak kullanılabilecek bir metin.

Diğer taraftan, bu kanun tasarısının bütününe bakıldığı zaman, yine, Anayasaya aykırılığı açık bir hüküm de 25 inci maddede kendini gösteriyor. Biraz evvel Sayın Oyan da belirtti; il encümenlerinin oluşumuna ilişkin hüküm, doğrudan doğruya Anayasaya aykırı. 3360 sayılı Yasa 1987 yılında görüşülürken, o zamanki düzenleme ile şimdiki düzenleme arasındaki tek fark, o zaman birim amirlerinin unvanları yazılmış. Şimdi de, il encümeninden gelecek 5 kişi, vali ve birim amirlerinden valinin belirleyeceği 5 kişi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen toparlayın efendim.

Buyurun.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Şimdi, baktığımız zaman, Anayasamızın 127 nci maddesinin ilk paragrafı son derece açık. Burada, il, belediye ve köy olarak üç tür halinde sayılan yerel yönetimlerin karar organlarının, yine, kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulacağını, buyurucu bir kural kesinliğiyle ortaya koymuştur. Karar organlarının seçimle oluşturulması, burada belirleyici ana öğedir.

Bu konuda, 1987 yılında da Anayasaya aykırılığı nedeniyle dava açılmış ve Anayasa Mahkemesi "il özel idare müdürü, köy hizmetleri il müdürü, bayındırlık ve iskân müdürü, il daimî encümeninin tabiî üyesidir" biçimindeki kuralı, Anayasanın 127 nci maddesine aykırılığından dolayı iptal etmiştir. Şimdi, bile bile, yine aynı metin getirilmiş. Burada, sadece isimleri sayılmamış; ama, atamalı kişiler, il meclisinde çoğunluk konumuna getirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, gelecek haftalarda önümüze getirileceğini tahmin ettiğimiz Bölge Ajansları Kanunu Tasarısı, Kamu Personel Rejimi Kanunu Tasarısı gibi çalışmalarınız, keşke, AKP'nin kendi özgün çalışmaları olsa da, ABD'nin, AB'nin ya da diğer uluslararası kuruluşların dayatması olarak buraya getirilmese. Keşke, ülkemizin idarî yapısına ve halkımızın toplumsal yapısına uygun bu düzenlemeleri birlikte yapabilsek.

Ben, bu yasa tasarısının, pek çok olumsuzluğu birlikte getireceğini, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla birlikte ele alındığında, giderek, devletimizin üniter yapısını zayıflatacağını "yerele yetkileri devrettik, bu biçimiyle de olmuyor" denilerek, toplumumuzda yeni kargaşaların önünü açacağını düşünüyorum. Eğer, bu düzenlemeler çok daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulup, biraz evvel Sayın Bakanın da söylediği gibi, yerel idareler demokrasinin beşiğidir ilkesinden hareketle, yerelliği, küreselleşmecilerden ayrı olarak ele alıp, ülkemize özgü düzenlemeler yapsak çok daha yararlı olurdu diye düşünüyor; bu düşüncelerimle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
 


(7 AĞUSTOS 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.