Tasarının tümü üzerinde TBMM Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler şöyle:
(23 Haziran 2004 - 22.Dönem 2.Yasama Yılı 105.Birleşim)
BAŞKAN (Başkanvekili İsmail ALPTEKİN) -
Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Trabzon Milletvekili
Sayın Asım Aykan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA ASIM AYKAN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı hakkında,
AK Parti Grubu adına, görüşlerimi arz etmek üzere huzurlarınızdayım; bu
vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün kanunlaştıracağımız yasa tasarısı sıradan
bir anlam ifade etmiyor. Osmanlıdan cumhuriyete yüzelli yıldır tartışılan
çok önemli bir konuyu, iktidar muhalefet bütünlüğü içerisinde, enine boyuna
tartışarak, bir sonuca bağlamaya çalışıyoruz. Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısı görüşmeleri sırasında da sık sık gündeme geldiği gibi, konu 1800'lü
yıllarda Osmanlıdan gündeme taşınmış, 1860 yılında ademimerkeziyet yönünde
ilk uygulamalara başlanılmış, 1993 yılına kadar bu alanda yaklaşık 21 tane
yasal düzenlemeye gidilmiştir.
Bundan yüzelli yıl önce, Osmanlıda bugünkünden çok daha geniş coğrafyayı
yöneten idarecilerimizin ademimerkeziyeti esas alan bir idarî anlayışa
gelmeleri, siyasî ve idarî tarihçiler tarafından derinlemesine irdelenmesi
gereken bir konudur.
Böylesine hayatî ve yıllardır tartışılan bir konunun 22 nci Dönem Parlamentosu
tarafından bir sonuca bağlanması, siyasî tarihimiz açısından memnuniyet
verici önemli bir mihenk noktasıdır. Kadirşinas milletimizin, bu konuda
emeği geçen bürokrat ve siyasîleri hayırla yâd edeceğini özellikle burada
vurgulamak istiyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, öncelikle bugünkü özel idare faaliyetleri
hakkında bazı bilgiler arz etmek istiyorum: Fransız örneğinden etkilenerek
1864 yılında çıkarılan Teşkili Vilayet Nizamnamesiyle kurulan vilayet umumi
meclisleriyle, özel idarelerin temeli oluşturulmuştur.
İl özel idarelerinin kuruluş ve görevlerine ilişkin ilk esaslı düzenleme
1913 yılında geçici bir kanun olarak yürürlüğe konulan İdarei Umumiyei
Vilâyat Kanunudur. 1987 yılında 3360 sayılı Kanunla adı İl Özel İdaresi
Kanunu olarak değiştirilen yasa halen yürürlüktedir.
İl özel idareleri, kırsal kesimde yol, su, sanat yapıları, kanal ve
benzeri hizmetleri yürütmekte ve özel idarelerin bütçelerinin yaklaşık
üçte 2'si bu alanlarda kullanılmaktadır. Ayrıca, imar, tarım, sağlıkocakları,
spor sahaları, erozyonla mücadele, sosyal hizmetler ve ilköğretimde Millî
Eğitimin taşradaki inşaat hizmetlerini de yürütmektedirler.
Öncelikle, 1946 yılında demokratik hayata adım attığımız yıldan beri,
ülkemizi yönetenlerin "şehirde ne varsa, köyde de o olacaktır" hedefine
ne kadar başarılı biçimde ulaşabildiğimizi gözden geçirmekte fayda vardır.
Yukarıda arz ettiğim kırsal alanlardaki hizmetleri, özel idareler ve
Köy Hizmetleri beraber sürdürmektedir. Bu noktada hangi seviyeye geldiğimizi
çarpıcı birkaç örnekle arz etmek istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Aykan, bir dakikanızı rica ediyorum.
Değerli milletvekilleri, bu önemli yasanın tümü üzerinde, gruplar adına
konuşma başlamıştır. Hatip arkadaşımızı dinlemenizi rica ediyorum.
Buyurun.
ASIM AYKAN (Devamla) - 2000 yılı nüfus sayımına göre, şu anda
35 180 köyümüzde yaklaşık 24 000 000 insanımız yaşamaktadır ve 300 000
kilometrelik köy yolu ağının -Türkiye genelinde söylüyorum- yaklaşık yüzde
30'u ancak asfalta ulaştırılabilmiştir. Bunun da önemli bir kısmı sathî
kaplamadır; ömrü bir ilâ iki yıl içerisindedir, yapıldıktan bir iki yıl
sonra bu yollarımızın köstebek yuvasına nasıl dönüştüğünü de görüyoruz.
Bu oran, başta Karadeniz olmak üzere, engebeli arazilerimizde, maalesef,
yüzde 10 civarındadır.
Bu tempoyla, halkımızın beklediği hizmetleri zamanında sunmamız mümkün
değildir. Kırsal alanda, Köy Hizmetleri ve özel idarenin beraber sunduğu
hizmetin ortaya çıkardığı sonuç, maalesef, budur.
Kendi seçim çevrem Trabzon'dan bir örnek arz edeyim: Şu anda, 14 000
kilometreye yakın köy yolu ağımız var, uzunluğu 100 kilometre, yaklaşık
derinliği 40 kilometrelik bir alanda. On yıldan beri yapılan asfalt miktarı
1 114 kilometre. Bir hesap yaparsak -yuvarlayarak söylüyorum- Trabzon'da
asfalt yapımını tamamlamamız için 100 yıla ihtiyacımız var, küsuratını
söylemiyorum. İşte karşımızdaki tablo.
Değerli arkadaşlar, köye sağlığın gitmesi için, eğitimin gitmesi için,
imarın gitmesi için, yani, medeniyetin asgarî hizmetlerinin köye ulaşması
için birinci derecede yapılması lazım gelen iş, yol; yol olmazsa bunlar
gitmez. Biz bunları başaramamışız, demek ki, sistemde problem var, bu sistemin
yeniden dizayn edilmesi gerekiyor. İşte bugün, Parlamentomuz bu tarihî
hizmeti ikame etmek için bu yasa tasarısını görüşüyor. Ayrıca, Avrupa Birliğinin
kapısındayız, artık, Türkiye bu tempodaki bir çalışmayı kaldıramaz.
Değerli milletvekilleri, siyaset, çare üretmek ise, bizler burada çare
üretmek için varsak, bu konuda gereken adımları atmak zorundayız. Bize
oy verirken kendilerine inandığımız insanlara, yetkiyi verirken de inanmak
suretiyle, artık, Ankara'dan bu yetkileri yavaş yavaş taşraya -denetimi
Ankara'da olmak üzere- vermek durumundayız. Demokrasinin mektebi olan yerel
yönetimleri güçlendirmek için lazım gelen adımları atmak zorundayız, atıyoruz.
Yetki-kaynak-sorumluluk zincirini beraber kurmak zorundayız.
Vatandaşımız, herhangi bir konu olduğu zaman "devlet nerede" diye, hepimizin
yakından bildiği bir serzenişte bulunuyor. Kendilerine, bundan sonra, artık,
kendilerinin de devletin bir parçası olduğunu çok net biçimde söylemek
zorundayız. Her nimetin bir külfeti olduğunu da ayrıca ifade etmek zorundayız.
Elini taşın altına koymadan, sadece oy vermekle ve vergi vermekle bu işlerin
istediğimiz seviyede gitmediğini, katılıma dayalı bir sisteme geçmek gerektiğini
ortaya koymak zorundayız.
İdarî anlamda Ankara'yı küçültmeden Anadolu'yu büyütemeyeceğimizi, bir
kez daha burada vurgulamakta fayda görüyorum. Artık, bu koca gövdeyi cılız
ayaklar taşıyamıyor. Ankara olabildiğince büyümüş; ama, Anadolu'nun ayakları
zayıf kalmış, vücudun uyumu içerisinde yapısal bir değişikliğe gitmek zorundayız.
Bu yasal düzenlemeyle, her şeyin Ankara'dan beklenildiği döneme artık son
veriyoruz, siyasî hayatımızda önemli bir adımı atıyoruz.
Değerli arkadaşlar, konuşmamın bu bölümünde, getirilen yeni düzenlemeler
hakkında kısaca bilgiler arz etmek istiyorum.
Anayasamızın 127 nci maddesine göre, mahallî müşterek hizmetlerin karşılanması
ve yasayla öngörülen görevlerin yerine getirilmesi için yeterli kaynaklar,
maalesef, bugüne kadar aktarılabilmiş değildir. Batı'da yerel yönetim hizmetleri
için ayrılan kaynak, bütçelerin yaklaşık yüzde 50 seviyesindedir. Bizde
bu oran, halen yüzde 15 civarındadır ve bunların da daha az bir kısmı özel
idarelere aktarılmaktadır. Bu konu, tasarının genel gerekçesinde çok net
biçimde ortaya konulmuştur.
Tasarının genel çerçevesi ise, devletin üniter yapısına; Anayasamızda
yer alan, idarenin bütünlüğü ile idarenin merkezden ve yerinden yönetim
esasına dayandırılmasına; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının tasarıda
dikkate alınmasına özen gösterilmiş ve bu düşüncelerin bir sonucu olarak,
mahallî idarelerin temel değerleri olan demokrasi, özerklik, katılım ve
etkinlik ilkeleri tasarıya yansıtılmaya çalışılmıştır.
Tasarıyla getirilen düzenlemeler dört grupta toplanabilir:
1 - Özel idarelerin kurulması, görev ve yetkileri,
2 - İdarenin organları ve teşkilatı,
3 - Yönetime ilişkin ilke ve esaslar,
4 - Merkezî idare ile il özel idareleri arasındaki ilişkiler.
Yukarıdaki düzenlemelerin ışığında tasarı altı kısımdan oluşmaktadır:
Birinci kısım, genel hükümler; ikinci kısım, il özel idaresinin organları;
üçüncü kısım, il özel idaresi teşkilatı; dördüncü kısım, il özel idarelerinin
denetimi; beşinci kısım, malî hükümler ve cezalar; altıncı kısım, çeşitli
ve son hükümler. Böylece tasarı, altı kısımdan ve 73 maddeden oluşmaktadır.
73 maddedeki önemli bazı düzenlemeleri arz ederek sözlerimi tamamlamak
istiyorum.
Özel idarelerin görev ve yetkileri, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla
paralel hale getirilmektedir. Daha önce görüştüğümüz Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısı ile özel idarelerin düzenlemeleri paralel hale getirilmiştir.
Tasarıyla, özel idarelerin, belediye sınırları içerisindeki ve dışındaki
görevleri tanımlanmaktadır.
Özel idarelere, merkezî idareler ile yerel idareler arasında il düzeyinde
koordinasyon görevi verilmektedir.
Hizmetlerin yürütülmesinde koordinasyon, il valileri tarafından yerine
getirilecektir.
Hizmetler, vatandaşa en yakın yerlerde, en uygun yöntemlerle sunulacaktır.
Hizmetlerle ilgili olarak halkın görüş ve düşünceleri için, kamuoyu
yoklaması ve araştırması yapılabilecektir.
İl genel meclisi, karar organı, encümen ise yürütme organı olarak görev
yapacaktır.
Muhtarlar, seçtikleri temsilcileri marifetiyle ve sivil toplum örgütleri,
ilgili toplantılara katılarak, görüş beyan edebileceklerdir. Bu, önemli
bir demokratik katılım unsurudur.
İl genel meclisi, halk denetçisini seçecek, kadro iptal ve ihdas işlemlerine
karar verecektir.
İl genel meclisine, vali yerine, meclis başkanı başkanlık edecektir.
Bugüne kadar, il genel meclisi toplantılarına valiler başkanlık ediyordu;
şimdi, değişiyor, il meclis başkanı, il genel meclisinin başkanlığını yürütecektir.
İl genel meclisi her ayın ilk haftasında toplanacaktır. Biliyorsunuz,
geçmiş dönemlerde, olağanüstü durumlar hariç, yılda birkaç kez toplanıyordu;
şimdi, her ay toplanmak suretiyle, idareye hızlı tempo kazandırmaya çalışıyoruz.
Vali, hukuka aykırı gördüğü kararları, tekrar görüşmek için iade edebilecek,
meclis ısrar ederse, yargı yoluna gidilecektir. Bu da, yeni bir düzenlemedir.
Yeni düzenlemeyle, meclis, ihtisas ve denetim komisyonları kurabilmektedir.
Meclis üyelerinin huzur hakları artırılmaktadır. Her ay beş oturuma
katıldıkları kabul edilirse, brüt 400 000 000 lira civarında bir ücret
tahakkuk etmektedir. Encümenler bundan daha fazla bir imkâna kavuşmaktadır.
Tartışılan konulardan bir tanesi, tasarıda, encümen, 5 seçilmiş, 5 atanmış
üyeden oluşmaktadır. Yüce Meclisimizin değişiklik teklifleri olursa onları
değerlendireceğiz.
Vali, il özel idaresinin en üst amiridir, özel idareyi stratejik plana
göre yönetmekle mükelleftir. Stratejik beş yıllık programı ve yıllık çalışma
programını vali, hazırlayarak il genel meclisine sunacaktır. Bundan sonra,
seçim döneminin hemen arkasından beş yıllık stratejik plan ve bunun alt
kademesi olan yıllık planlar yapılmak suretiyle icraat yapılacaktır. Bu
uygulamayı valiler yürütecektir. Tabiî, onların emrinde olan sekreterler
ve encümen, bu planlamanın yapılmasında diğer ihtisas komisyonlarıyla beraber
görev alacaklardır.
İl özel idareleri, norm kadro çerçevesinde, ihtiyaç duydukları uzman
ve teknik personeli idarî hizmet sözleşmesiyle çalıştırabileceklerdir.
Bu da yeni bir uygulama biçimidir. Gerek belediyelerimizde gerekse özel
idarelerimizde nitelikli eleman çalıştırmak ve bulundurmak noktasında nasıl
sıkıntı çektiğimiz biliniyor. İşte, buna bir çözüm getirilmekte ve inşallah,
bu, icraatlardaki kaliteyi de artıran bir uygulama olacaktır.
Özel idareler, iç ve dış denetime tabi olacaklardır. İçdenetim, içdeneticiler
tarafından, dışdenetim ise İçişleri Bakanlığı ve Sayıştay tarafından yerine
getirilecektir. Hizmetlerin aksatıldığı durumlarda İçişleri Bakanlığı,
yargıya gidebilecektir, düzeltilmesini özel idareden ve valilerden talep
edebilecektir.
İlin stratejik planına göre hazırlanan bütçesinin harcanmasından genel
sekreter sorumlu olacaktır.
İhaleler, gelecek seçimin üç ay sonrasını geçmemek üzere planlanacaktır.
Daha çok "gelecek yıllara sari ihaleler yapmak suretiyle gelecek idareleri
sorumluluk altına sokuyorlar" endişesini ortadan kaldırmak üzere böyle
bir düzenlemeye gidilmiştir.
Özel idareler, görev ve hizmet alanlarında sermaye şirketi kurabileceklerdir.
Dış borçlanma, sadece yatırım programındaki işler için 4749 sayılı Yasaya
göre yapılabilecektir; yani, her konuda dış borçlanma imkânı ortadan kaldırılmıştır.
Diğer kurum ve kuruluşlarla beraber ortak hizmet ve projeler gerçekleştirme
imkânı getirilmektedir.
Ayrıca, mahallî idarelere, hazine alacakları hariç, diğer kamu kurum
ve kuruluşlarıyla takas ve mahsuplaşma imkânını da bu tasarıyla getirmiş
bulunuyoruz; sadece hazine alacakları hariç, diğerlerinde takas ve mahsuplaşma
imkânı getirilmektedir.
Değerli arkadaşlar, kısaca tasarının içerisindeki hükümleri ana başlıklarıyla
özetlemeye çalıştım; maddeler kısmında konu enine boyuna müzakere edilecektir.
Tasarının ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen bütün arkadaşlarımıza
teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Grup olarak tasarıya olumlu oy vereceğimizi ifadeyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aykan.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir
Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bugün, burada, birkaç ay önce gündemimize gelen Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısıyla çerçevesi çizilmeye çalışılan bir sürecin en önemli halkasını
tartışmak üzere toplandık. İl Özel İdareleri Yasası Tasarısı, Çerçeve Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla getirilmek istenilen düzenlemenin merkezinde
yer almaktadır. Dolayısıyla, burada, bugün, bu, il özel idareleriyle ilgili
yapacağımız tartışma, daha sonra belediyeler ve büyükşehir belediyeleriyle
ilgili veya mahallî idare birlikleriyle ilgili tartışmalara da ışık tutacaktır.
Bu nedenle, bir kere, bu tartışmaları bütünden koparmamak şart. Yani, öncelikle
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında getirilmek istenilen yeni anlayışı
-ki, bunu, burada uzun uzun tartışmıştık- bu tasarı açısından da geçerli
saymak gerekir; yani, burada, zamandan tasarruf etmek için, oraya esas
itibariyle bir gönderme yapıyorum, birkaç hatırlatma da yapacağım. Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla ilgili olarak burada yaptığımız eleştiriler,
değerlendirmeler, dikkat çekmeler geçerliliğini korumaktadır ve bu tasarılarla
bunların ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bir kere, bugün huzurumuza gelen, önümüzdeki süreçte
de gelecek olan, diğer, yerel yönetimlerle ilgili yasa tasarıları, kamu
hizmeti kavramını esas itibariyle yok eden, bunu, aşındırmanın ötesinde
yok eden bir anlayış taşımaktadır. Bu getirilen mekanizmalar ya da öngörülmeyen
mekanizmalar aracılığıyla "kamu parası" ve "kamu denetimi" kavramları esas
itibariyle sistemimizin dışına itilmektedir.
Bakınız, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla ilgili bizim temel eleştirimiz
şuydu: O, henüz çıkmamış, geçici maddesinde dondurulmuş olan Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısının -kısaca bu, başlığı değişti ama, herkes böyle
biliyor- 7 nci maddesinde merkezî iktidarın görev alanları tek tek sayılmış
ve 10 maddede toplanmıştı. Geride ne kalırsa, kime ait olacaktı -sonradan
değiştirildi; ama, bugün tekrar önümüze çıkıyor- il özel idarelerine ait
olacaktı.
Bakınız, bu merkezî idarenin görevlerini saymak demek, onu sınırlamak
demektir -10 değil, 20, 30 saysanız da sınırlarsınız, ama 10- ve bu 10
görev alanıyla sayıp sınırladığınız zaman şunu yapmış oluyorsunuz, sonuç
şu oluyor: Merkezî idareyi Anayasanın öngördüğü biçimde genel yetkili idare
olmaktan çıkarıyorsunuz, özel yetkili idare durumuna getiriyorsunuz; yani,
sayılmış alanlar içinde hareket edebilen özel yetkili bir idare. Oysa,
Anayasanın öngördüğü bu değil, tam tersine, kamu merkezî idaresi genel
yetkili idaredir. Şimdi, burada, genel yetkili idare kimi yapıyoruz; yerel
yönetimleri; ama, özellikle de il özel idaresini. Bunun Anayasaya aykırı
olduğu bilindiği için, bizim bu konuda uyarılarımız da bilindiği için,
Anayasanın 126 ve 127 nci maddelerindeki merkezî idare ve yerel idare kavramlarına
aykırı düşmemek için, bazı değişiklikler yapılmak istenildi. Yani, süreç
içerisinde, buradaki komisyonlar süreci içerisinde, ilk taslaklardan itibaren
tasarı oluşumuna geçilirken, anayasal engele takılmamak için, belediyelerle
ilgili kanun tasarısında ve İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısında bunların
görev alanları sayıldı, geniş bir ölçekte sayıldı; ama, bu yetmedi; yani,
Anayasanın bu konuda öngördüğü kamu yönetimi düzenine aykırılık ortadan
kalkmadı; yani, merkezî idare, özel yetkili durumuna düşürüldü.
Zaten, tasarılarda şu söyleniyor -hem bunda hem de önümüzdeki süreçte
gelecek belediyelerle ilgili kanun tasarısında- deniliyor ki, başka kamu
kurum ve kuruluşlarına verilmeyen mahallî müşterek nitelikteki her türlü
görev belediyelere veya il özel idarelerine bırakılmıştır. Dolayısıyla,
burada, öylesine geniş bir yetki devri var ki, Anayasanın öngördüğü mahallî
müşterek ihtiyaçların karşılanmasının çok ötesine giden, mahallî müşterek
ihtiyaç kapsamı içine giremeyecek olan çok sayıda ulusal ölçekli hizmetler
de yerel yönetimlerin hizmet alanına girivermekte; dolayısıyla, bu kamu
hizmetlerinin yapılması, yapılabilmesi, daha baştan, imkân dahilinde olmaktan
çıkmaktadır ve bazılarını da, bu mahallî ölçekte yapılamayacak birtakım
ulusal hizmetleri de yerel birimler karşılamaya çalışacaklar; dolayısıyla,
çok ciddî bir aksama, çok ciddî bir karmaşa ortaya çıkabilecektir. Aslında,
Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarına bakarsanız, şunu çok açık
görürsünüz: Merkezî idareye, bazı durumlarda, mahallî ihtiyaçlara dönük
birtakım görevleri üstlenme imkânı vermiştir; ama, bunun tersini o Anayasa
Mahkemesi kararı hiçbir zaman vermemiştir; yani, yerel idareye ulusal ölçekli
ihtiyaçları karşılama yetkisi vermemiştir. Dolayısıyla, burada, ciddî bir
Anayasaya aykırılıkla başlıyoruz. Anayasaya başka aykırılıklar var, çok
sayıda var, bunda da var.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bütün bu anlayışın arkasında, acaba,
samimî bir düzenleme var mı; yani, AKP İktidarı, hükümetiyle, Meclisiyle,
acaba, Türkiye'de gerçekten bir ademimerkeziyet, bir yerelleşme yapısı
mı istiyor ve nasıl istiyor?
Şimdi, hatırlayınız, geçen yılın bütçesinde, 2003 yılı bütçesinde, bütçeye
konulan hükümle, belediyelerin bütçeden aldıkları vergi payı yüzde 6'dan
yüzde 5'e düşürüldü. Anayasa Mahkemesine götürdük, iptal ettirdik bunu,
yapmayın, yerel yönetimlerin kaynaklarını kısmayın diye; sonra, bunun özel
yasasında yeniden iptal ettirdiler. Yani, ortada samimî olmayan bir durum
var bir kere. Bunu tespitle başlayalım.
Buradan bir başka şey daha söyleyeyim: Bugün, Türkiye'de merkezî idare,
Türkiye'nin son yirmi yıllık süreçte içine girdiği bu borçlanma kıskacı
dolayısıyla, kamu hizmetlerini yapamaz bir durumdadır. Ne yazık ki, bugün
iktidarda olan, birbuçuk yılı da aşmış bir süreyle iktidarda olan Adalet
ve Kalkınma Partisi, bu duruma, bu sorunlara IMF'yle yeni müzakereler temelinde
çözüm bulacağını vaat ederek iktidar olmasına karşın, aynı uygulamaları
büyük bir genişlikle sürdürüyor; yani, Türkiye'nin borçları, hem mutlak
rakam olarak hem millî gelirine de oran olarak -özellikle içborçlar- artmaya
devam ediyor.
Şimdi, bu durumda, hizmet üretemeyen bir kamu görüntüsünden nasıl kurtulabiliriz
sorusu, herhalde, öncelikle, herkesin, yani, daha doğrusu, hükümet edenlerin
çözmek istedikleri bir konu oluyor. Yani, ben, bu hizmetleri üzerimden
atayım, yerel yönetimlere atayım ki, ben, burada, eleştiri konusu olmayayım;
yani, hizmet üretememe durumunu görünür olmaktan kurtarmak. Bir kere, birinci
mesele bu; çünkü, ortada bir samimiyet yok. Bakın, burada tartışıyoruz,
il özel idaresini ya da diğerlerini. Peki, kaynaklar nerede, niçin birlikte
tartışmıyoruz? Niçin bu kadar çok görev, hizmet alanı aktarıyoruz da, kaynaklar
konusunda hiçbir şey söylenilmiyor? Söylenilmiyor; çünkü, aslında onun
altyapısı burada hazırlanıyor. Onun altyapısı, Türkiye'de kamu hizmeti
üretiminin özelleştirilmesidir; bunun altyapısı bu tasarıların tümünde
vardır.
Nasıl özelleştirme; oraya geleceğim; ancak, bakın, size bir örnek vereyim:
1983 yılında tek başına iktidar olan bir parti vardı. Bu partinin yaptığı
ilk şey, kamu iktisadî teşebbüslerine bütçeden aktarılan sermaye transferlerini
durdurmak; ikincisi, Merkez Bankasından verilen kredileri kesmek oldu.
Dedi ki bu kuruluşlara "kaynağınızı kendiniz bulun; ister borçlanın ister
proje kredisi bulun yurtdışından, isterseniz içeriden borçlanın" ve bu,
gerçekten böyle oldu ve Türkiye'de KİT'ler, 1989'a kadar konsolide bilançoları
itibariyle zararlı değillerken, ağır kur farkları ve yüksek faizler nedeniyle
-içborçlanmada faizler yüzde 220'leri aşmıştı- çok büyük bir zarar kıskacı
içerisine 1990'ların başından itibaren girmeye başladı; ama, bu ne zamandan
itibaren hazırlandı; bu, 1984'ten itibaren hazırlandı. Yani "benim başımdan
git..." ; "Bunların işe yaramaz olduğunu, bunların özelleştirilmesinin
şart olduğunu biz nasıl kanıtlayacağız" demişti o günkü iktidar; "bunlara
hiçbir destek vermeyelim, bunlar yatırım yapmasın." Şimdi, bugün, benzer
bir durum, yerel yönetimler için hazırlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bugün yerel yönetimlerle ilgili bütün bu hizmetleri
aktarırken kaynağını kendin bul anlayışı bu yasanın temelinde var. Özelleştirme,
çok yönlü olarak var.
Bakın, bir kere, klasik özeleştirme mantığı var; "malını, mülkünü sat.
Üstelik, satarken, Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuş şirketini il genel
meclisi kararıyla sat." Yani, burada bir kuruluşta, bir şirket kuruluşunda
geçerli olan mevzuatın, onun elden çıkarılmasında ve tasfiyesinde de geçerli
olması gerekirken, daha önce Anayasa Mahkemesinin bu yönde çok sayıda kararı
varken ve Türkiye'de özelleştirmeler Özelleştirme Yüksek Kurulu kararına
bağlı iken, bunu belediye meclislerine bırakacağız. Belediye meclisleri,
bu konuda, şirket kurarkenki kurallara uymayacaklar.
Tabiî, bunun yanında daha sonra, belki çok daha başka birtakım kamu
patrimuanını, kamu mal varlığını yerel yönetime devredip, bunların satılmasını
sağlayacağız; ama, daha az klasik yollar da olacak. O da, yerel yönetimlerin
ürettiği hizmetlerin pazarlanmasının piyasa aracılığıyla yapılmasına doğru
bizi götürüyor. Yerel yönetimler, gerek şirket kurma gerekse kurulan şirketlere
ortak olma vesaire gibi birtakım yollarla da bu işin içerisine girebilecekler;
yerel yönetimler, yap-işlet-devret modellerini daha yaygın kullanarak bunları
yapacaklar ve çok acıklı bir şekilde -birazdan değineceğim- yerel yönetimler,
kaynaklarının ipotek edilebilmesi, yani, borçlarına karşılık vergi gelirlerinin,
harç gelirlerinin, benzeri gelirlerinin ipotek edilebilmesi gibi bir durumla
da, gelirlerinin özelleşmesi durumuyla da karşılaşacaklar.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye'de yapılmış en büyük özelleştirme,
1984 sonrasındaki "vergi alma, borç al" siyasetidir. Bugün, Türkiye, topladığı
vergilerin yüzde 80'inden fazlasını borç faizlerine aktarıyorsa, bu, Türkiye'de
kamu maliyesinin özelleştirildiği anlamına gelmektedir. Bunun örneklerini
Düyunu Umumiyede gördük. Bu, şimdi, yerel yönetimler eliyle de sürdürülmek
istenilmektedir. Onlara, neredeyse sınırsız, yani, toplam gelirleri kadar
borçlanma imkânı getiriliyor.
Değerli arkadaşlarım, belediyelerin kaynaklarının ipotek edilmesi...
Burada biraz önce konuşan arkadaşım "Osmanlıda, yüzelli yıl önce mahallî
idareler çok gelişmişti" dedi. Yüzelli yıl önce, Osmanlı'da, daha, herhangi
bir mahallî düzenleme yoktu. Bunu, daha sonra kendisi de söyledi. Bununla
ilgili ilk düzenleme 1864 yılında, yani, biraz daha yakın dönemdedir; ama,
Osmanlı, daha eskiden, öyle bir ikiyüz yıl öncesine gidin, Senedi İttifak
öncesine gidin, 1808'ler öncesine gidin, göreceksiniz ki, gerçekten çok
yerelleşmiştir; yani, merkezî otorite yoktur, feodal bir niteliği vardır.
Türkiye, bu yasayla, bu tasarılarla bir feodalleşme eğilimi içerisine sokulacaktır.
Bundan, kimlerin ve nasıl yarar sağlayacağını düşünmenizi diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, burada Düyunu Umumiye örneği tekrarlanmaktadır.
Belediyeler, içborçlanma konusunda önemli, yeni imkânlarla donatılıyorlar;
ürettikleri hizmetleri, bu hizmetten yararlananlara fiyatlandırarak satma
imkânına daha geniş ölçekte kavuşuyorlar. Tabiî, bütün bunlar olduktan
sonra da, bunun denetlenmesinin esnetilmesi gerekiyor. Mademki her şey
bu kadar piyasaya bırakılıyor, o halde, denetimi de piyasaya bırakabiliriz;
Sayıştay, bu yetkisini özel denetim kurumlarına devredebilir.
Bütün bu mekanizmalarla, aslında, merkezî idarenin bugünkü örneğini
tekrarlayacak 81 tane, yeni, mikro ölçekte, çok borçlu idare ortaya çıkaracağız
ve biz, bir süre sonra, bugünkü durumumuzu arar bir noktaya gelebileceğiz.
Tabiî, mikro ölçekte dememe bakmayın. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük
metropoller, bu açıdan, çok da mikro olmayacak; çünkü, bunlar, Türkiye'deki
toplam harcamaların yarısına yakınını temsil ediyorlar.
Bakın, bugün, Türkiye'de, yerel yönetimlerin 12 katrilyon lira borcu
vardır. Bunun 6,5 katrilyonu, vadesi geçmiş borçlardan oluşmaktadır ve
vadesi geçmiş bu borçlarla ilgili olarak, bugün, bu miktarın, yakın zamanda
birkaç katına çıkacağı bir gidişattan söz etmek mümkündür.
Değerli arkadaşlarım, denetim organı olarak öngörülen şey nedir; Sayıştaydır.
Peki, Sayıştay ile ilgili, ocak ayından beri Mecliste duran düzenleme niçin
gündeme getirilmemektedir; yani, bugün, Sayıştayın boş bulunan 8 üyeliği
niçin tamamlanmamaktadır?
Sayıştayın politize edilerek, Sayıştay ile ilgili yasal düzenlemenin
değiştirilerek, bu boşluğun yeni bir mekanizmayla doldurulmak istenildiğini
dikkate alırsak, bugün, iktidarın, kendi emrinde -bağımsız değil, yürütmenin
emrinde- bir denetim aracı istediği ve böyle bir denetim aracılığıyla -aşırı
güçlendirilmiş İçişleri Bakanlığı aracılığıyla, aşırı güçlendirilmiş valilikler,
il özel idareleri aracılığıyla- tam bir yürütme hegemonyası yaratacağı
ve bugünkü valiliklerin birer bölgesel idareler haline dönüştürüleceği
bir mekanizmaya doğru yol almaktayız.
Değerli arkadaşlarım, bugün, Sayıştayla ilgili yapılmayan düzenleme,
acaba, Sayıştaya verilen yeni yetkilerle yapılabilecek mi? Sayıştaya yeni
yetki verilmiyor; ama, Sayıştay aracılığıyla çok sayıda düzenleme yapılabileceği
zannediliyor. Sayıştaya, özel ihtisas daireleri kurabilmesi, bölge düzeyinde
taşra birimleri kurabilmesi ve gerektiğinde denetimi özel kuruluşlara yaptırabilmesi
için yetkiler veriliyor.
Sayıştaylar, dünyanın her yanında, parlamento adına denetim yaparlar;
yani, sayıştaylar, bizim adımıza denetim yaparlar, parlamentolar adına
denetim yaparlar. Oysa, buradaki mekanizmada, Sayıştay, belediye meclislerine
ya da il genel meclislerine rapor sunacak bir kurum durumuna getiriliyor.
Yani, eğer, bu mekanizmanın doğrultusunda bir şey istiyorsanız, bari, bir
yerel sayıştay kursaydınız biraz daha uygun olurdu. Dünyada, sayıştayın
özel denetim kurumlarına denetim yaptırdığı örnekler çok sınırlıdır. Bunun
bir tek örneği İngiltere'de var. İngiltere'de de, toplam denetimlerin yüzde
5'i civarında bir özel denetimciye başvurma vardır. Kaldı ki, bunun bir
bölümü de, firmalara değil, özel danışmanlar kullanmak biçimindedir; yine
sayıştayın denetimi altındadır ve İngiliz Sayıştayı da, dünya sayıştaylarına
örnek olan bir sayıştay idaresidir.
Değerli arkadaşlar, burada, öngörülmeyen ya da eksik bırakılan düzenlemelerden
bir tanesi de, denetime dayanak olacak birtakım mekanizmaların olmamasıdır;
yani, burada, bir kere, kalkınma planlarıyla, yerel yönetimlerdeki fizikî
planlamayla, yıllık programlarla, orta vadeli harcama programlarıyla, stratejik
planlarla, bütün bunlarla, yıllık performanslar arasındaki uyum hiçbir
şekilde gözetilmemektedir.
Bir başka konu da, belediyelerin stratejik planları ile il özel idarelerinin
stratejik planları arasındaki uyum söz konusu edilmemektedir. Valilere
bu konuda bir koordinasyon görevi verilmiştir; ama, dünyada koordinasyon
yoluyla denetim sağlanması aşaması çoktan aşılmıştır. Burada, mutlaka,
üzerinde mutabakata varılan sonuçların elde edilmesine yönelik hesap verme
sorumluluğunun getirilmesi gerekmektedir. Oysa, ne kamu malî yönetimi tasarısında
ne de kamu temel kanununda bu hesap verme sorumluluğunun altyapısı kurulmuştur.
Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, burada, taşra teşkilatı olmayan bakanlıklar,
hesap verme sorumluluğunu iletecek bir makam bulamayacaklardır. Keza, burada,
valilerin de kime karşı hesap vermekle yükümlü olduğu hiçbir şekilde belli
değildir. Dolayısıyla, bu mekanizma bir denetimsizlik mekanizmasıdır, denetimden
kaçış mekanizmasıdır. Bunun Türkiye açısından çok ciddî sorunlar yaratabileceğini
düşünüyoruz; çünkü, zaten, Türkiye'de, bugün, 15 tane büyükşehir belediye
meclisinde şirket sayısı 100'ü aşmıştır. Bu belediyelerde iştirak olunan
şirketlerin sayısı 800'ün üzerindedir. Böyle bir yapıda bu şirketler hangi
denetim yapısıyla denetlenebilecektir? Bunlar eğer Ticaret Kanunu hükümleriyle
olacaksa, o zaman, buradaki kamu parasının, kamu varlığının denetimi nasıl
yapılabilecektir? Bu sorular açıkta kalmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, burada hizmetlerle kaynaklar arasında bir dengenin
kurulmamış olması, toplumun kamu hizmetlerinden elde edebileceği refahın
önümüzdeki süreç açısından belirsiz hale gelmesi anlamına gelmektedir.
Bunun çok ciddî bir sakınca yaratacağını düşünüyorum. Yani, Türkiye'de
insanların zaten gelir düzeyleri bozulmakta, gelir dağılımı zaten kötüye
gitmekte; ama, bunun üzerine bir de, biz, kamu hizmetlerini düzgün biçimde
veremeyerek, aldığımız verginin karşılığını geriye döndürmeyerek bu refah
kaybına ya da dengesizliğine daha fazla katkı yapmış oluruz.
Bu yasanın temelinde, ayrıca, dış baskıların getirdiği bir düzenleme
olduğunu düşünmemiz gerekir, değerli arkadaşlarım. Bu yasa sadece şimdi
gündeme gelmedi. Şimdiki haliyle, kuşkusuz, sizin burada katkınız var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Buyurun, tamamlayın efendim.
OĞUZ OYAN (Devamla)- Değerli arkadaşlarım, küreselleşme mekanizmasına
Türkiye'nin uyum sürecini bu biçimde yapmak kadar sakıncalı bir durum yoktur.
Türkiye'de mahallî müşterek ihtiyaçların karşılanması için yerel yönetimlere
daha fazla yetki vermek... Evet, buna kesinlikle "evet" diyoruz. Mahallî
müşterek ihtiyaçların karşılanması için yerel yönetimlere daha fazla kaynak
vermek; evet. Buna kesinlikle "evet" diyoruz; ama, değerli arkadaşlarım,
yerel yönetimleri genel yetkili kuruluşlar haline getirmek... Bu, Türkiye'nin
üniter yapısına hançer sokmaktır. Bu yanlış bir uygulamadır. Kaldı ki,
burada yapmak istediğiniz şey, Anayasa Mahkemesinin daha önce iptal ettiği
birtakım düzenlemeleri de dikkate almıyor. Yani, örneğin, il encümeninin
halen seçilmiş-atanmış üyeleri ayırımına baktığınız zaman, orada da 5'e
5'lik bir düzen görüyorsunuz, valiyi de koyduğunuz zaman atanmışlar 6'ya
5 çoğunlukta. Oysa, Anayasa Mahkemesi, kararlarında bunu bir karar organı
olarak görmüştür ve "bir karar organında seçilmişler olmalıdır" demiştir;
ama, siz, burada, buna, bir ağırlık dahi vermemiş oluyorsunuz. Dolayısıyla,
burada da bir samimiyet eksikliğini dile getirmek istiyorum.
Ancak, şunu tekrarlayayım: Türkiye'de, dış baskılarla yasama yapma dönemini
aşmamız gerekiyor değerli arkadaşlar.
Bakın, bugün Türkiye'de, Amerika Senatosunun 8 500 000 000 dolarlık
kredi için şart koştuğu iki şeyden biri, Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahale
etmemesidir; öbürü de, Türkiye'de kamu yönetiminin düzenlenmesi, yani,
bu şekilde, bu biçimde -sizin yaptığınız biçimde- düzenlenmesidir; çünkü,
bu büyük ülkelerden neşet eden, onların bağrında yeşeren çokuluslu şirketlerin
yeni yeni özelleştirme alanlarına ihtiyaçları vardır. Bunlar, artık, KİT'ler
vesaire değildir; bunlar, su, kanalizasyon vesairedir, büyük kentsel altyapı
yatırımlarıdır. Ayrıca, burada, karşılarında, güçlü ulus devlet muhatapları
bulmak istemiyorlar; karşılarında, daha kolay pazarlık edebilecekleri,
daha kolay geriletebilecekleri birtakım yerel odaklar istiyorlar ve siz,
bunlara, çok kolayca "evet" demektesiniz.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, ne yazık ki, burada, bir başka şey de,
kadrolaşma hedeflerinize dönük bir uygulama olacaktır. Kamu yönetiminde
esnek çalışma yöntemlerini getirerek, bu koşulları kamu yönetimine de intibak
ettirerek kamu çalışanının güvenliğini ortadan kaldırdığınız gibi, herhalde,
kendi istekleriniz doğrultusunda bir yeniden kadrolaşmayı gerçekleştirmek
istiyorsunuz.
Bütün bunlar, Türkiye'nin huzurlu bir şekilde kamu yönetimi hizmeti
üretmesi için yanlış adımlardır. Biz, sizi, bu yanlış adımlardan caydırmaya
çalışıyoruz.
Dikkatiniz için teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.
Hükümet adına, Devlet Bakanımız Sayın Kürşad Tüzmen söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; İl Özel İdareleri Kanunu Tasarımızın, Genel
Kurulumuz gündemine gelişi nedeniyle söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
Yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlayarak konuşmama başlamak
istiyorum.
Bilindiği gibi, il özel idareleri, Türk idare tarihinde fonksiyonları,
hizmetleri ve bir yönetim modeli olarak özel bir ayrıcalığı olmuş müesseselerimizdendir.
Uygulamada ilin bütünlüğünü kapsayan birer yerel parlamento olarak, yalnızca
illerimizin altyapılarına değil, aynı zamanda Türk demokrasi kültürüne
de önemli hizmetler vermiş nadide kurumlarımızdandır. Öyle ki, bugün, devasa
olarak nitelenen pek çok kamusal hizmetin arkaplanında il özel idareleri
vardır.
Hepimizin yakından bildiğini umduğum birkaç örnekle devam etmek istiyorum.
Başkentimiz Ankara'nın gururu 19 Mayıs Spor Kompleksi ve Numune Hastanesi
birer özel idare yatırımıdır. Hepimizin mezun olduğu ilköğretim okulları,
hastalanınca ilk müracaat ettiğimiz sağlıkevleri ve ocakları özel idarelerimizin
sağladığı toplumsal katkılardır.
İl özel idareleri, geçmişte yerel nitelikteki her türlü hizmeti görmeye
yetkili kamu hükmî şahsiyetleriyken, maalesef, ülkemizdeki yetkileri Ankara'da
toplama hastalığının bir sonucu olarak, yakın dönemde, fonksiyonlarının
önemli bir bölümünü kaybetmişlerdir. Bir yerel yönetim biriminin yetkisini
kaybetmesi, esas itibariyle hizmetlerdeki önceliklerin kaybolması, gereksiz
yatırımların yapılması, kamuoyu destek ve denetiminin kaybedilmesi, özel
idareler için seçilen kişilerin, il genel meclisi üyelerinin sisteme yabancılaşmasıyla
sonuçlanması kaçınılmazdır; nitekim, böyle de olmuştur. Aziz Nesin'e esin
kaynağı olabilecek pek çok yatırım, merkezî otorite tarafından planlanmıştır.
1 500 nüfuslu bir beldeye 5 katlı, 2 bloktan oluşan lise binası yapılması
gibi garabetler, kimi zaman gazetelerin haber konusu olmuştur.
Değerli arkadaşlar, yerel yönetimler, ülkemizde demokrasinin okulu olmuşlardır.
Ülkemizde, bugün, komşularımıza örnek olarak gösterilen bir demokratik
hayat varsa, bu konuda en büyük pay, yerel yönetimlere ait olmalıdır diye
düşünüyorum. İşte, Hükümetimiz, hem sosyoekonomik kalkınmanın tabana yayılmasının
bir aracı olarak ve hem de demokrasinin kökleşmesi bakımından, yerel yönetimler
konusunu öncelikleri arasına almıştır; yerel yönetimler reformunu bu bakımdan
önemsemektedir. Şu Parlamento çatısı altındaki arkadaşlarımın, iktidar
muhalefet ayırımı yapmaksızın bu reforma ihtiyaç duyulduğuna inandıklarını
düşünüyorum. Kaldı ki, bu anlamda konsensüs, sadece Parlamentoyla da sınırlı
değildir; bütün toplumsal kesimlerin bu heyecanı yürekten paylaştığına
inanıyorum. Reformun yönü ve kapsamı konusunda çeşitli farklı düşünceler
bulunmasını da, demokrasinin bir nimeti olarak görmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Nitekim, kanun hazırlıkları safhasında ilgili bütün kesimlerin katkıları
sağlanmıştır.
Meclis çalışmaları sırasında da, komisyonlar ve altkomisyonlarca konu
enine boyuna tartışılmıştır. Elbette, Genel Kurulda arkadaşlarımın eleştiri
ve katkıları olacaktır. Tasarının bütünlüğü ve perspektifi bağlamında bu
katkılar bizleri sevindirecektir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; mart ayından itibaren Yüce Meclisin
çatısı altında bulunan İl Özel İdareleri Kanun Tasarısına komisyonlarda,
altkomisyonlarda katkı sağlayan bütün arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür
ediyorum.
İzninizle, tasarının getirdiği bazı yeniliklere işaret etmek istiyorum;
ancak, hemen şu temel mantığı da ifade etmek istiyorum: Tasarıyla, yetkilerin
vatandaşa en yakın noktada ulaşması ve en yakın noktada kullanılması hedef
kılınmıştır. Karar ve icraatların halkoyuyla seçilmiş kişilerce alınması
bakımından, geçmişe oranla radikal sayılabilecek bazı değişiklikler içerdiği
malumunuzdur. Kanaatimce, tasarıdaki en demokratik adımlardan birisi, il
genel meclisinin kendi içlerinden seçecekleri bir kişinin başkanlığında
toplanmalarıdır; böylece, valiler yerine, meclis başkanlığı, genel oyla
seçilmiş il genel meclis üyeleri arasından seçilecek bir kişi başkanlığında
toplanmasıdır. Ancak, valilerin il genel meclisiyle olan ilişkileri de
tamamen koparılmayacaktır. Örneğin, valiler, hukuka aykırı gördükleri il
genel meclisinin kararlarını bir kez daha görüşülmek üzere meclise geri
gönderebilecek, il genel meclisi salt çoğunlukla kararında ısrar ederse
karar kesinleşecektir. Tabiatıyla, valilerin, ısrar kararları üzerinde
idarî yargı önünde dava açma yetkileri olacaktır.
Tasarıda altkomisyonumuzu en çok meşgul eden madde, biliyorsunuz, il
genel meclislerinin yapısıyla alakalı olan madde idi. Her ilçeden köy muhtarlarının
her yıl kendi aralarından seçecekleri bir temsilci, kaymakamlar, ildeki
kamu kuruluşlarının amirleri, ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,
üniversite ve sendikalar ile gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin
temsilcileri, oy hakkı olmaksızın kendi görev alanları ve faaliyet konularının
görüşüldüğü ihtisas komisyonları toplantısına katılabilecek ve görüş bildirebileceklerdir.
Ayrıca, ildeki kamu kuruluşlarının amirlerini, gündemdeki konularla ilgili
olarak, il genel meclisleri de çağırarak bilgi alabileceklerdir.
İl genel meclislerinin çok önemli bir başka yetkisi de, halk denetçisini
seçmektir. Malumunuz, halk denetçisinin görev, yetki ve sorumlulukları
ile seçim usulü, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması
Hakkında Kanun Tasarısıyla düzenlenmiş, halk denetçisiyle ilgili madde
Genel Kurulca kabul edilmiştir.
Meclis toplantılarının her ayın ilk haftasında yapılması sağlanarak,
meclislere belirli oranda süreklilik kazandırılmıştır. Meclis gündemi,
valinin görüşü alınarak, il genel meclisi tarafından belirlenecektir.
Daha önce il daimi encümeni olarak bilinen organ, tasarıda, il encümeni
olarak düzenlenmiştir. Encümene vali başkanlık edecek, valinin yokluğunda
encümen başkanlığı genel sekreterce yürütülecektir.
Encümenin yapısı da, 5 il genel meclisi üyesi ile valinin diğer birim
amirleri arasından görevlendireceği 4 kişi ve 1 malî işlerden sorumlu müdür
olmak üzere, toplam 11 kişiden oluşacaktır.
Yukarıda arz ettiğim genel sekreter uygulaması da, il özel idarelerinde
karşımıza bu tasarıyla çıkmaktadır. Vali, isterse, genel sekreteri, vali
yardımcıları ile kaymakamlar arasından da görevlendirebilecektir.
Bu arada, yerel yönetimlerin kendi aralarındaki veya merkezî idare kuruluşlarına
olan alacak ve borçları karşılıklı olarak mahsup edebilmesi de, bu reform
çalışmalarının önemli bir özelliği olmaktadır.
Bilindiği üzere, mahallî idarelerimizin borçlanması konusunda daha önceki
sistemde bir kıstas bulunmamaktaydı. Şimdi, bu konuda yeni bir yaklaşım
getirilmektedir. Bir anlamda, sınırsız borçlanma yapmak artık mümkün olmayacaktır.
Böylece, yerel yönetimlerde malî disiplini sağlayacak mekanizmalar oluşturulmaktadır.
Katkılarınız için bir kez daha teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Şahıslar adına söz isteği var.
Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Güney; buyurun. (Alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, burada çok önemli bir kanun tasarısı görüşüyoruz. Bugün, İl Özel
İdareleri Kanunu Tasarısını, Meclis Genel Kurulumuzda, birlikte tartışıyoruz,
konuşuyoruz ve ülkemiz için çok önemli, belki de gecikmiş bir kanunu, daha
önceden yapılması gereken bir uygulamayı gündeme getirmiş bulunuyoruz.
Ancak, şunu ifade edeyim ki, son yirmi yıldır bu konuda İçişleri Bakanlığında
çalışmalar yapılmıştır, bu konuda toplantılar, çalışmalar yapılmıştır;
ama, ancak bugün bu uygulama gündeme gelebilmiştir, konulmuştur. Ben, taa
o günden beri bu konuda emeği geçenlere ve bugün bu kanun tasarısını gündeme
getiren hükümete teşekkür ediyorum.
Hepinizin bildiği gibi, il özel idareleri, biraz önce burada konuşan
Sayın Aykan ve Sayın Oyan'ın da daha geniş verdikleri bilgilere göre, Osmanlı
döneminden itibaren gelmiş, 1864'te ilk uygulaması yapılmış, sonradan 1913
yılında bir düzenleme daha yapılmış ve en sonunda, 1987'de, 3360 sayılı
İl Özel İdaresi Kanunu çıkarılarak, düzenleme biraz daha günün şartlarına
uyarlanmıştır; ancak, bugün geldiğimiz noktada, bu kanunun yeterli olmadığını
görüyoruz. Bugün, bu kanunun revize edilmesi -demin Sayın Bakanın da burada
ifade ettiği gibi- il genel meclisinin kuruluşu, yapısı ve yetkilerinin
yeniden düzenlenmesinin gerekli olduğuna ben de inanıyorum ve doğrudur.
Muhterem arkadaşlarım, biz bu kanunu niye çıkarıyoruz; bir ihtiyaçtan
dolayı çıkarıyoruz. Bu ihtiyaç nedir; mahallî idareleri güçlendirmek, merkezî
idarenin bazı yetkilerini bu mahallî idarelere devretmek; sorumluluğunu,
yetkisini devretmek. Buna neden ihtiyaç duyuyoruz? Yine, benden önceki
arkadaşlarım ifade ettiler; olmuyor, yürümüyor; her şeyi Ankara'dan, her
şeyi merkezden yürütmek mümkün değil. Korkunç bir bürokratik mücadele,
işler zamanında yürütülmüyor ve istediğimiz hizmetin, vatandaşın ayağına,
açık bir şekilde, kolay bir şekilde, şeffaf bir şekilde gitmesi zorlaşıyor.
Bu, gerçek; temel neden bu; bunu gerçekleştirmek istiyoruz. İstiyoruz ki,
periferideki vatandaşımızın -yani, mahallî idarelerimizde, illerimizde
yaşayan insanlarımızın- ayağına bu hizmetler daha kolay gitsin. Bir hemşire
tayini için, bir öğretmen tayini için, bir odacı alınması için, artık,
merkezin üzerindeki bu basit görevleri mahalline vermek, orada, daha pratik,
daha hakkaniyetle ve ihtiyaca uygun olarak bu işleri gerçekleştirmek istiyoruz.
Doğru; bunları yapmak istiyoruz.
Benden evvel konuşan arkadaşlarımın ve Sayın Bakanın ifadelerini tekrar
etmek istemiyorum, konu belli, detay bazı bilgilere de girmek istemiyorum;
ancak, hepinizin bildiği gibi, Türkiye'de, mahallî idareler reformunun
yapılması şarttır ve buna başlamıştık, bir noktaya kadar da gelmiştik.
Onun ikinci ayağı olan il özel idaresiyle ilgili kanun tasarısını görüşüyoruz
şu anda. İl özel idaresi nedir denildiği zaman, evvela bunu iyi bilmemiz
lazım. Bu, üç ayağı olan bir olgudur; birinci ayağı il genel meclisidir;
ikinci ayağı il encümenidir; üçüncü ayağı da validir. Bu kanun tasarısında,
görüyoruz ki, en önemli unsur, il genel meclisidir.
İl genel meclisinde bir yenilik getiriyoruz, doğrudur; daha çok katılım
sağlıyoruz. İşte, her ilçeden bir temsilci, kaymakamlar, belediye başkanları,
sivil toplum örgütlerinden temsilciler, sendikalardan temsilciler vesaire.
Doğrudur; buna hiçbir itirazımız yok.
Burada, ben, özellikle altını çizerek, hepinizin dikkatini bir noktaya
çekmek istiyorum: Bu kanunda diyoruz ki, il encümeninin başkanı validir.
Ne diyoruz; il encümeninin, yani, il genel meclisinin kararlarını uygulayan
organın başı validir. Doğrudur, öyledir. Peki, il genel meclisinin başkanı
kimdir; bunun arasından, yani, biraz evvel tadat ettiğimiz kurulun arasından
seçeceğimiz bir başkandır. Şimdi, arkadaşlar, burada bir ikibaşlılık oluyor;
yani, idarenin bütünlüğü prensibini düşünürsek, efendim, il genel meclisinin
başkanı bir başkan olsun, kararları bunlar alsın, mahallin en büyük ve
en önemli mülkî amiri olan vali hem encümen başkanı olsun hem de il genel
meclisinin almış olduğu kararları uygulasın; böyle bir mübayeneti ben şahsen
kabul etmiyorum, edemiyorum. Yüce Meclisin bunu düzelteceğine inanıyorum;
yani, il genel meclisi başkanının da vali olması lazımdır, bu işin yürürlüğü
açısından. Burada, uygulamada çok büyük sıkıntılara düşebiliriz arkadaşlar;
valiyi burada devredışı bırakırsak, çok büyük sıkıntılara düşeriz. Bu bakımdan,
gerekli maddede bir düzenleme yaparak, il genel meclisi başkanının vali
olmasını sağlamamız lazım. Eğer bu mümkün değilse -bana göre mümkün ve
çok doğru, yapılması gerekiyor- hiç olmazsa, dönem başında il genel meclisini
yönetme ve kararları almada, o toplantıda, valiyi başkan olarak oraya atamamız
lazım. Buna, değerli arkadaşlarım, hepinizin dikkatini çekiyorum. Tabiî,
bu konuda arkadaşlarımız önerge hazırlarlarsa, ben de bağımsız bir milletvekili
olarak bu önergeye imzamı koymaktan mutluluk duyarım ve zannediyorum, bu,
olumlu bir katkı olacaktır.
Değerli milletvekilleri, bizim idaremizde, valilerin vekili vali yardımcılarıdır;
yani, vali bir yere gittiği zaman yardımcılarından birini görevlendirir
veya herhangi bir toplantıya gidemediği zaman bir vali yardımcısını gönderir;
doğrusu da budur. Şimdiye kadar uygulamalarımız da böyleydi; fakat, burada,
bu kanunda bazı yerlerde şunları görüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Güney, tamamlar mısınız; süreniz doldu.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) - 71 maddelik İl Özel İdareleri Kanunu
Tasarımızın 25 inci maddesinde, il encümeni düzenlenmekte ve valinin encümen
başkanı olduğu, valinin katılmadığı encümen toplantısına il özel idaresi
genel sekreterinin başkanlık edeceği belirtilmektedir. Olmaz böyle bir
şey! Yani, genel sekreter, valinin vekili olarak burada bir başkanlık yapmamalı.
Burada da, yine, valinin kendi yardımcısı, vekili olan vali yardımcısının
bulunması uygun olur diye düşünüyorum.
Tabiî, genel anlamda söylenecek çok şey var. Sayın Başkanım beni ikaz
etti. Bana göre, uygulamada büyük sıkıntılar olacaktır; ama, her başlangıç
zordur. Burada da sıkıntılar olacaktır. Neden; çünkü, bizim bu işleri yürütebilecek,
mahallinde yeterli kadrolarımız henüz daha yoktur. Burada sıkıntılar olacaktır;
ama, o sıkıntılar aşılacaktır. Kanımca, pilot uygulama yapılabilirdi; bir
iki ilde başlanılıp, aksaklıklar görülüp, ondan sonra o aksaklıklara göre
yeni bir düzenleme yapılabilirdi. İşte, bazı deneyimli insanlardan istifade
için ombudsmanlık müessesesi getirilebilir.
Bu kanunun diğer maddelerinin görüşülmesinde bizim gerek katkıda bulunacağımız
yerler ve gerekse eleştireceğimiz konular saklı kalmak şartıyla, beni dinlediğiniz
için hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güney.
Şahısları adına ikinci söz isteği, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet
Çetin'e ait.
Buyurun Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, biraz evvel Sayın Aykan da değindi; il özel idaresi,
1913 yılında, Osmanlı döneminde çıkarılmış kanun hükmünde kararnameyle
varlık kazanmış bir kamu idaresidir. 13 Mart 1913 tarihli İdarei Umumiyei
Vilayat Kanunu Muvakatı adlı bu kararname önemli değişikliklere uğramışsa
da, adından ve hukuksal türüne kadar hiçbir değişikliğe uğramadan, 1987
yılına kadar gelmiş. 1987 yılında 3360 sayılı Yasayla düzenlenerek hem
adı hem türü değiştirilmiş ve İl Özel İdareleri Kanunu olarak bugüne kadar
varlığını sürdürüyor. 1987'den sonra, 1998 ve 2000 yıllarında da il özel
idarelerini düzenlemeye yönelik kimi kanun hükmünde kararname taslağı olarak
hazırlanmış bulunan metinler, birbirinden farklı hükümler içermekle birlikte,
ortak bir doğruyu paylaşır görünmektedirler. Bu genel doğrultu, yerellik
ve özelleştirme olarak nitelendirilebilir.
Düzenlemeler, özel idarenin görev alanını genişletmenin yanı sıra, bu
görevleri
ilde genel yetkili olarak yerine getirmesini sağlamayı, merkezî yönetim
ve mülkî sistemle ilişkilerini vesayet denetimi kapsamından çıkarmayı,
karar ve yürütme organları yapısını yerel seçime dayalı hale getirmeyi
amaçlamaktadır.
Amaç bu olmakla birlikte, tabiî, günümüzde il özel idarelerinin, yerel
yönetimlerin ve bütününe bakıldığında, kamu yönetimiyle bir bütün olarak
ele alındığında, bu tasarının da, Kamu Yönetimi Tasarısıyla birlikte ve
bundan sonra gelecek tasarılarla birlikte neden alelacele gündeme getirildiğini
görmemiz gerekir.
Tabiî, biraz evvel, Sayın Oğuz Oyan Hocamız da söyledi; bu kanun tasarılarını
tartışmadan önce, belki bir pilot bölgede uygulamak ya da bu uygulamada
görülecek aksaklıkları tespit etmek ya da çok iyi tartışarak, Türkiye'de,
Türkiye'nin idarî yapısına da uygun yeni bir yerel yönetim anlayışını gündeme
taşımak mümkün idi; ama, bu yasa tasarılarının alelacele Meclis gündemine
getirilmiş olmasının altına baktığımız zaman, biraz hafızamızı zorlarsak,
hepimiz, üzülerek, bu tespiti yapabiliriz.
Bildiğiniz gibi, ABD Kongresinin 16 Nisan 2003 günü kabul ettiği bir
yasayla, Türkiye'ye savaş bütçesi kapsamından 8 500 000 000 dolar kredi
açılmasına karar verilmiş ve bu kredinin kullandırma koşulları da, daha
sonra, Dubai Anlaşması olarak bilinen bir anlaşmayla, 2003 Eylül ayı içerisinde
belirlenmiş idi.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, anlaşmanın koşullarına göre, bütçe reformları,
başka konuları dışlamamak üzere, yüksek bir bütçe fazlası, vergi politikası
reformu ve kamu sektörünün etkinliğini ve şeffaflığını, sözümona, artıran
politikaları ve düzenlemeleri gündeme getireceksiniz; diğer ekonomik reformlar
-yine, bunlarla sınırlı olmamak üzere- bankacılık sektörünün düzenleme
ve denetleme kurallarının genişletilmesi, el konulan bankalar sorununun
çözülmesi ve KİT'lerin özelleştirilmesiydi. Bu sözünü ettiğimiz anlaşma,
ABD'yle 22 Eylülde imzalanan, 8 500 000 000 dolarlık anlaşmanın koşullarından
biri olarak ileri sürülen kamu reformunu da kapsayan Dubai Anlaşması olarak
tarihe geçen bir anlaşma.
Değerli arkadaşlarım, hepimiz biliyoruz ve görüyoruz ki, ABD, uluslararası
örgütlerin içinden yürüttüğü etkisini, günümüzde, artık, ikili anlaşmalarla
iyice pekiştirmeye başladı. Biz de, bu kredi anlaşmasından yararlanabilmek
için, 2005 yılında bu krediden faydalanabilmek için, yine, Anayasaya aykırı
olarak, yine, birtakım çarpıklık ve eksiklikleri içerecek bir İl Özel İdareleri
Kanunu Tasarısını, Meclis gündeminde, önümüzde buluyoruz.
Bütününe bakıldığı zaman, yasa tasarısının pek çok eleştirilecek yönü
var; değerli arkadaşlarım biraz evvel bazı konulara değindiler. Bugünkü
sistemde il özel idaresi içinde icra yetkisi valiye ait. Vali bu yetkisini,
hem özel idare müdürlüğü hem de merkezî idaresinin ildeki örgütleri eliyle
yürütüyor. Şimdi bu hükümler ortadan kaldırılıyor. Vali, il özel idaresinin
başı ve tüzelkişiliğin temsilcisidir; işlerini de, özel idare bürokrasisiyle
görecektir. Bugünkü sistemde vali, encümen ve il genel meclisinin başında
gözüküyor. Taslak, valiyi meclisten almakta, yerine, meclisin kendi içinden
seçeceği bir meclis başkanı getirmekte. Oysa, belediyelerde böyle bir ayırım
yapılmıyor; belediye başkanı ile meclisin başkanlığı ayrılmamış.
Değerli arkadaşlarım, il özel idaresinde meclis başkanlığı sistemi getirilerek,
şimdiki sistemin güçlü yürütme yapısı ortadan kaldırılıyor, yerine, güçlü
meclis sistemi getiriliyor; yani, yerel demokrasi açısından güzel bir kavram
gibi gözüküyor; ama, görev, yetki ve konularına iyice baktığımız zaman,
bu İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının özünde, kendisine genel ve katma
bütçeli kuruluşların idaresinin devredileceği bütçe büyüklüğünün yüzde
35'i gözönüne alınacak olursa, bu tasarılar, kaynağı, birer kamu idaresi
olarak değil, özelleştirmeci, ihaleci ve şirketleşmiş bünyeler haline getirmeyi
amaçlıyor.
Bakınız değerli arkadaşlarım, hem il özel idaresi hem de belediyelerin
mal ve gelirleri devlet malı, devlet alacağı hükmünde değil. Bu özellikleri
sabitleyen hüküm yok. Konu, yalnızca, mallara karşı suç işlenmişse, devlet
malına karşı suç işlenmiş olarak sayılıyor.
Bir başka konu, vergi, resim, harç gelirleri dışındaki gelirler haczedilebilir.
Her iki birimde de, kamu hizmetlerinde fiilen kullanılmayan malları haczedilebilir.
Haciz kurumu, arkasından iflas kurumunu getirir. Bu taslakların benimsediği
mantığı uygulayan pek çok ülkede yerel yönetim iflas yasalarının çıktığı
bilinmektedir. Bu hüküm, yerel yönetim sistemini iflas kurumuna açacak
bir hükümdür.
Yine baktığımız zaman, 42 nci maddesinde çok açık, gelirler bölümünde
-diğer gelirler, 42 nci maddenin (i) fıkrasında- il özel idaresinin gelirleri
tek tek sayılırken, diğer gelirler bölümü de burada gündeme alınmış. Tabiî,
değerli arkadaşlarım, bu, çok ama çok sakıncalı gördüğümüz bir ifade. Diğer
gelirler, yine bunun gibi, diğer giderler, diğer görevler, diğer yetkiler
diyerek, bir bakıma hukuku da, altüst ediyorsunuz.
Gelirlerin doğrudan doğruya kanunla tespit edilmesi gerektiğine göre,
diğer gelirler deyip, burada il özel idarelerinin yap-işlet-devret, imtiyaz
sözleşmeleri, yap-işlet ya da diğer ihalelerde birtakım hizmetlerin başka
üçüncü kişilere, yani, özelleştirilmesinden sonra üçüncü kişilere de verileceği
gözönüne alınır ise, diyebilirsiniz ki, belki burada kastedilen resim ve
harçlardır; ama, bunlar sayılabilirdi. Benim aklıma, bu özelleştirmedeki
yolsuzlukları, hırsızlıkları, devlet olanaklarını çıkarları için kullanmaları
gördüğümüz için, diğer gelirlerden anladığım, il özel idareleri, normal
gelirleri dışında, artık ihalelerden pay alacak, ihaleleri kime vereceklerse
belki onlardan rüşvet alacak ve il özel idareleriyle ilgili bu metin, bir
bakıma yerel idareleri güçlendirme yerine, "yerelle de gitmiyor" deyip,
o kurumları da karalayacak, kötüleyecek bir suçlama aracı olarak kullanılabilecek
bir metin.
Diğer taraftan, bu kanun tasarısının bütününe bakıldığı zaman, yine,
Anayasaya aykırılığı açık bir hüküm de 25 inci maddede kendini gösteriyor.
Biraz evvel Sayın Oyan da belirtti; il encümenlerinin oluşumuna ilişkin
hüküm, doğrudan doğruya Anayasaya aykırı. 3360 sayılı Yasa 1987 yılında
görüşülürken, o zamanki düzenleme ile şimdiki düzenleme arasındaki tek
fark, o zaman birim amirlerinin unvanları yazılmış. Şimdi de, il encümeninden
gelecek 5 kişi, vali ve birim amirlerinden valinin belirleyeceği 5 kişi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen toparlayın efendim.
Buyurun.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Şimdi, baktığımız zaman, Anayasamızın 127 nci maddesinin ilk paragrafı
son derece açık. Burada, il, belediye ve köy olarak üç tür halinde sayılan
yerel yönetimlerin karar organlarının, yine, kanunda gösterilen seçmenler
tarafından seçilerek oluşturulacağını, buyurucu bir kural kesinliğiyle
ortaya koymuştur. Karar organlarının seçimle oluşturulması, burada belirleyici
ana öğedir.
Bu konuda, 1987 yılında da Anayasaya aykırılığı nedeniyle dava açılmış
ve Anayasa Mahkemesi "il özel idare müdürü, köy hizmetleri il müdürü, bayındırlık
ve iskân müdürü, il daimî encümeninin tabiî üyesidir" biçimindeki kuralı,
Anayasanın 127 nci maddesine aykırılığından dolayı iptal etmiştir. Şimdi,
bile bile, yine aynı metin getirilmiş. Burada, sadece isimleri sayılmamış;
ama, atamalı kişiler, il meclisinde çoğunluk konumuna getirilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı,
İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı,
gelecek haftalarda önümüze getirileceğini tahmin ettiğimiz Bölge Ajansları
Kanunu Tasarısı, Kamu Personel Rejimi Kanunu Tasarısı gibi çalışmalarınız,
keşke, AKP'nin kendi özgün çalışmaları olsa da, ABD'nin, AB'nin ya da diğer
uluslararası kuruluşların dayatması olarak buraya getirilmese. Keşke, ülkemizin
idarî yapısına ve halkımızın toplumsal yapısına uygun bu düzenlemeleri
birlikte yapabilsek.
Ben, bu yasa tasarısının, pek çok olumsuzluğu birlikte getireceğini,
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla birlikte ele alındığında, giderek,
devletimizin üniter yapısını zayıflatacağını "yerele yetkileri devrettik,
bu biçimiyle de olmuyor" denilerek, toplumumuzda yeni kargaşaların önünü
açacağını düşünüyorum. Eğer, bu düzenlemeler çok daha sağlıklı bir yapıya
kavuşturulup, biraz evvel Sayın Bakanın da söylediği gibi, yerel idareler
demokrasinin beşiğidir ilkesinden hareketle, yerelliği, küreselleşmecilerden
ayrı olarak ele alıp, ülkemize özgü düzenlemeler yapsak çok daha yararlı
olurdu diye düşünüyor; bu düşüncelerimle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
|