| Tasarının komisyon raporları şöyle:
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Plan ve Bütçe Komisyonu
25.6.2004
Esas No. : 1/766
Karar No. : 89
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İçişleri Bakanlığınca hazırlanarak Bakanlar Kurulunca 3.3.2004 tarihinde
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan ve Başkanlıkça 4.3.2004
tarihinde, tali komisyon olarak İçişleri Komisyonuna, esas komisyon olarak
da Komisyonumuza havale edilen (1/766) esas numaralı "Belediyeler Kanunu
Tasarısı", Komisyonumuzun 4.3.2004 tarihinde yapmış olduğu 35 inci birleşiminde
Hükümeti temsilen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile İçişleri Bakanlığı,
Maliye Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı,
Hazine Müsteşarlığı, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ve Devlet Personel
Başkanlığı temsilcilerinin katılımlarıyla incelenip, görüşülmüştür.
Bilindiği gibi; yönetim biliminde eskiden "adem - i merkeziyet" olarak
adlandırılan bir kavram olan yerel yönetimin başlıca iki türü vardır. Bunlardan
biri yetki genişliği, diğeri ise yerinden yönetimdir. Yetki genişliğinde
merkezi kuruluşlar merkezden uzakta bulunan birimlerine ve görevlerine
belli işlevleri yerine getirmelerine yetecek bir ya da daha çok yetkiyi,
kendi adlarına kullanmak üzere devrederler. Yerinden yönetim olarak bilinen
diğer oluşumda ise yasalar uyarınca oluşturulmuş yönetim organlarının,
yine yasaların belirlediği ya da merkeze bırakılmış olanlardan başka işlevleri
görebilmeleri için tüzel, siyasal ve mali bir takım yetkilerle donatılmalarıdır.
Yerel yönetimlerin karar organlarının seçimle işbaşına gelmiş olmaları
ve kendi işlerini kendi organları eliyle görmeleri ve tüzel kişiliğe sahip
olmaları, bu kurumlara demokratik ve özerk kuruluş niteliği kazandırmaktadır.
Ancak günümüzde geleneksel temsil yönteminin yeterli olmadığı, daha demokratik
bir kamu yönetimi için yönetim ve hizmet sunumunda açıklık, katılım, sorumluluk
ve hesapverebilirlik ilkelerinin daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi
gerektiği, bu ilkelerin aynı zamanda etkin bir kamu yönetiminin zorunlu
unsurları arasında olduğu bir gerçektir.
Yeni kamu yönetimi anlayışı, yönetimde etkinliği ve verimliliği temel
almaktadır. Bu doğrultuda kamu yönetiminde yeniden yapılanma, mahalli idarelerde
bir dönüşüm ve değişimi zorunlu kılmaktadır. Mahalli idarelerin teşkilat
yapıları, görev ve yetkileri, çalışma yöntemleri ve süreçleri ile amaçlarının
da değişimin konusu olması zorunludur.
Kamu hizmetlerinin sunulmasında halka daha yakın olan mahalli idarelere
daha çok görev ve sorumluluk verilmesi, merkezi idare ile mahalli idareler
arasındaki yetki ve kaynak dağılımının geleneksel yapısının değiştirilmesini
ve görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması ilkesinin tam anlamıyla
hayata geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda mahalli idarelerin
daha fazla yetki, sorumluluk ve kaynakla desteklenmesi, bu idarelerin yönetim,
yapı ve anlayışlarında da buna uygun dönüşümlerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu hazırlayan tarihsel koşullar ve toplum
yapısı güçlü bir merkezi otoriteye bağımlı yerel yönetimler öngörmüştür.
Türk yerel yönetim sisteminde belediyeler, il özel idareleri ve köyler
olmak üzere üç tür yerel yönetim biçimi kurulmuştur.
Belediyeler dünyada yaşanan gelişmelere koşut olarak ülkemizde de diğer
mahalli idarelere göre öne çıkmıştır. Bunda, belediyelerin kent yönetimlerinden
sorumlu ve gelişmelere daha duyarlı ve gelişmelerden direkt etkilenen birimler
olmalarının payı büyüktür. Çeşitli toplumsal, siyasal ve ekonomik nedenlerle
kentlerin ülke nüfusunu bünyesine çekmesi belediyelerin önem kazanmasına
yol açan diğer etkenlerin başında gelmektedir.
1930 yılında çıkarılan 1580 sayılı Belediyeler Kanunu büyük şehir belediyelerinin
kuruluşuyla ilgili 3030 sayılı Kanun dikkate alınmazsa, belediyelerin kuruluş
ve görevlerini düzenleyen temel kanundur.
Günümüz itibariyle yaşanan hızlı ve çarpıcı iktisadi, sosyal ve teknolojik
gelişmeler belediye hizmetlerin sunulmasında ve örgütün yönetilmesinde
1580 sayılı Kanunun yetersiz kalması sonucunu doğurmuştur. Demokrasinin
yaygınlaşması, refah artışı, teknolojik gelişmeler ve demografik yapıdaki
değişmeler, ihtiyaç ve taleplerin artmasına ve çeşitlenmesine neden olmuştur.
Tüm bu ihtiyaçları sayma yoluyla belirtilen bir listenin içine sıkıştırmak
olanaksız hale gelmiştir. Ayrıca belediyelerin bazı iş ve hizmetleri kendi
aralarında ortaklaşa görmelerini sağlayacak mekanizmalarda yetirince gelişmemiştir.
Osmanlı İmparatorluğundan devralınanlarla birlikte 1923'de 436 olan
belediye sayısı 16'sı büyük şehir, 65'i il merkez belediyesi olmak üzere
3215'e yükselmiştir. Gelişmiş ülkelerin aksine Türkiye'de belediye sayısında
sürekli bir artış yaşanmış, bunda da belediye kurmak için ön görülen ve
oldukça düşük olan iki bin nüfus limitinin belirlenmiş olması büyük rol
oynamıştır. Bu durum ölçek sorununu da gündeme getirmiştir. Bu sorun küçük
belediyelerde kaynakların ussal kullanımını ve uzmanlaşmayı önlemiş, nüfus
yığılması olan büyük kentlerde hizmete olan aşırı talebin karşılanmaması
problemlerini doğurmuştur.
Anayasanın 127 nci maddesi hükmü olan, mahalli idarelere görevleriyle
orantılı gelir sağlanır hükmü gerçek anlamda uygulanamamış ve kaynak sorunu
belediyeler için en büyük problemlerin başında yer almıştır. Yönetim kapasitesi
zayıf ve kurumsal gelişmesi yeterli olmayan belediyeler öz kaynaklarını
geliştirmede de başarılı olamamışlardır. Belediyelerin mevcut teşkilat
ve personel yapısı da kentsel hizmetleri karşılamada yetersiz kalmıştır.
Sonuç olarak ülkemizde belediyeler, yerel yönetim özerkliğinin gerektirdiği
karar alma ve uygulama, açıklık ve katılımı sağlama mekanizmalarına sahip
olamamıştır. Belediyelerimiz yerel kamu hizmetleri alanındaki çağdaş gelişmelerin
tersine genel yetkili değildir ve gelirleri yetersiz, kurumsallaşamamış,
yönetim kapasiteleri zayıf, etkin ve verimli hizmet sunamayan yönetimler
haline gelmiştir. 1580 sayılı Kanunun dayandığı anlayış, çağdaş eğilimler
doğrultusunda gelişen ve ifadesini bulan yerel hizmetlerde genel yetkili
yerel yönetim anlayışından farklıdır. Bu Kanunda daha sonra yapılan pek
çok değişiklikte Kanunun bütünlüğünü ve iç tutarlılığını bozmuştur.
Bu gerekçeler doğrultusunda, Devletin üniter yapısını, Anayasamızda
yer alan idarenin bütünlüğü ile idarenin merkezden yönetim ve yerinden
yönetim esaslarını gözeten, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile
ülkemizin adaylık süreci içerisinde bulunduğu AB ile uyumu da göz önünde
bulundurmak suretiyle ihtiyaçlara cevap vereceği ve problemleri çözeceği
düşünülen bu Tasarı hazırlanmıştır.
Tasarı ve gerekçesi incelendiğinde;
- Mahalli idarelerin temel değerleri olan demokrasi ve özerklik, katılım
ve etkinlik ilkelerinin Tasarının özüne yansıtılmasının,
- Mahalli idarelerin, kanunlarla verilen görev ve hizmetleri kendi organlarının
kararıyla ve kendi sorumlulukları altında yerine getirmelerinin sağlanmasının,
bunu gerçekleştirebilmek amacıyla belediyelere idari ve mali özerklik tanınmasının,
- Belediye sınırlarının tespitinde kullanılacak ölçütlere açıklık getirilmesinin,
- Belediye encümeninin karar organı değil yürütme organı olmasını sağlayacak
düzenlemeler yapılmasının ve belediye encümeninde seçilmişlerin sayısının
artırılmasının,
- Mahalli müşterek hizmetler bakımından kendi sınırları içinde genel
yetkili olmalarının,
- Belediyeler üzerindeki vesayet yetkisinin sınırlarının daraltılmasının
ve idarenin bütünlüğü ve hukuka uygunluğunu sağlayacak mekanizmaların düzenlenmesinin,
- Vatandaşların, belediye meclislerine ve ihtisas komisyonlarına katılma
ve görüş bildirmesine imkan sağlayan düzenlemeler yapılmasının,
- Belediyenin desteği ile herkesin görüşünü açıklama imkanı bulduğu
bir platform olacak kent konseylerinin toplanmasının,
- Mahalle yönetiminin, mahalle halkı ile belediye arasındaki ilişkilerin
geliştirilmesinde ve sorunların belediyeye aktarılmasında etkili olacak
düzenlemeler getirilmesinin ve bu bağlamda mahalle muhtarlarının kent konseyinde
temsilinin sağlanmasının,
- Hemşehriliğe daha aktif ve katılımcı bir özellik kazandıran düzenlemeler
yapılmasının,
- Kimi belediye hizmetlerinde gönüllülerin çalıştırılmasına imkan veren
yöntemler benimsenmesinin,
- Belediyelerin temel hedeflerini ve bu hedeflerini gerçekleştirecekleri
faaliyetlerini kapsayan beş yıllık stratejik planların hazırlanmasının,
nüfusu 30.000'in altında olan belediyelerde stratejik plan yapma zorunluluğunun
bulunmamasının,
- Belediyelerin bütçelerini ve performans ölçütlerini oluşturacakları
yıllık çalışma programları oluşturmalarının,
- Bir çok iş ve hizmetler bakımından yaptırma veya işlettirme yöntemlerini
kullanmaya yetkili olabilmelerini sağlayacak düzenlemeler yapılmasının,
- Belediyelerin diğer kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütleri
ile işbirliği yapabilmesine imkan tanınmasının,
- Performans değerlendirmesi ve stratejik yönetime uygun istihdam politikalarının
oluşturulması ve esnek teşkilatlanmaya imkan sağlanmasının,
- Belediye olabilmek için gerekli olan nüfus limitinin 2000'den 5000'e
çıkarılmasının,
- Nüfusu 2000'in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesine ilişkin
yöntemlerin saptanmasının,
- Belediye meclislerinin her ay mutat olarak toplanmasının,
- Nüfusu 50.000'i aşan belediyelerde zorunlu olarak plan ve bütçe ile
imar komisyonlarının kurulmasının,
- Belediye meclisinin bilgi edinme yollarını etkinleştirecek yöntemler
benimsenmesinin,
- Belediye başkanlarının siyasi partilerin il, ilçe ve belde teşkilatının
yönetim ve denetim organlarında görev almaları ile profesyonel spor kulüplerinde
başkanlık veya yöneticilik yapmasının yasaklanmasının,
- Belediyelerde iç ve dış denetim yapılmasının ve denetimin, iş ve işlemlerin
hukuka uygunluk, mali ve performans denetimini kapsamasının,
- Bu Tasarıyla yapılan düzenlemelere uyum sağlanması amacıyla bazı kanunların
çeşitli hükümlerinin değiştirilmesinin ve bazı kanunların tümünün veya
bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılmasının,
Öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Komisyonumuzda, Tasarının geneli üzerindeki görüşmelere geçilmeden önce,
verilen bir önerge ile, Tasarının daha detaylı incelenebilmesini teminen
bir alt komisyon kurulmasına ve alt komisyon çalışmalarını takiben müzakerelere
devam edilmesine karar verilmiştir.
Alt komisyon, çeşitli tarihlerde tali komisyon olan İçişleri Komisyonunun
ve İçtüzüğün 34 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca görüş bildiren
Avrupa Birliği Uyum Komisyonunun önerilerini de dikkate alarak, ilgili
kurumların temsilcilerinin de katılımlarıyla yapmış olduğu toplantılar
sonucunda çalışmalarını tamamlamış ve hazırlamış olduğu rapor ve metni
Komisyonumuza sunmuştur.
Bu defa, Komisyonumuzun 16.6.2004 tarihinde yapmış olduğu 55 inci birleşimde,
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı,
Çevre ve Orman Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine
Müsteşarlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü
temsilcilerinin de katılımlarıyla, Tasarının geneli üzerindeki görüşmelere
geçilmiştir.
Tasarının geneli üzerinde yapılan müzakerelerde;
- Belediyenin görev ve sorumlulukları konusunda özerklik şartı ve genel
yetkililik mantalitesinin bulunduğu, görevler konusunda benimsenen bu genel
yetki anlayışının sorunlar ortaya çıkarabileceği, sayma yönteminin devam
etmesi gerektiği ancak içeriğinin değişebileceği,
- Tasarıda mahalli idari birlikleriyle ilgili düzenlemelerin de yer
alması gerektiği,
- Kanun dili olarak Tasarının yetersiz olduğu ve kavramların rastgele
kullanılmış olduğu,
- Öngörülen değişikliklerin yerinde olduğu ve öteden beri yapılması
istenen şeyleri yansıttığı,
- Sivil toplum örgütlerinin sisteme daha aktif katılımının sağlanması
gerektiği, bunun denetimi ve hizmetlere katılımı artıracağı,
- Belediyelere tanınmış olan yetkilerin üstesinden gelebileceğinden
fazla olduğu bu durumun iyi analiz edilmesi gerektiği,
- Belediyelerin görevlerine ilişkin tanımlarda muğlakların olduğu ve
mecburiyet sonucunu doğurmadığı, oysa vatandaşlara yönelik sorumlulukların
çok net tanımlanmış olduğu, tanımların kamu yararına uygun olarak net bir
şekilde yapılması gerektiği,
- Belediyelerin borçlanması konusunda belirlenecek mekanizmanın işleyişinin
kontrol altında tutulmasının yararlı olacağı,
- Belediye büyüklüklerine ilişkin değişikliklerin ayrıntılı bir yaklaşımla
ele alınması gerektiği, belediyelerin birbirleriyle benzermiş gibi değerlendirilmesinin
doğru olmayacağı, özel durumu olan belediyeler için özel düzenlemeler öngörülmesi
gerektiği,
- Mevcut Kanunun çatı olarak çok sağlam olduğu ancak yeni ihtiyaçlara
göre revize edilmeye ihtiyacı bulunduğu,
- Meclis toplantısının ayda beş günle sınırlandırılmasının makul olmayabileceği,
bu durumun büyük belediyeler için sorunlar ortaya çıkarabileceği,
- Belediye olmak için gerekli olan 2000 nüfus kriterinin korunması gerektiği,
ülkemizin gelişmiş ülkelerden farklılıklar arz eden özelliklerin gözönünde
bulundurulması gerektiği,
- Norm kadro uygulamasının yerinde olduğu, ancak norm kadro çalışmasını
yapma görevinin İçişleri Bakanlığına verilmesinin doğru olmadığı, her belediyenin
kendi ihtiyaçlarını gözeterek bu çalışmayı kendisinin yapması gerektiği,
aksinin tatbik kabiliyeti olmadığı,
- Stratejik planın belediyeler için uygun olmadığı, ancak bunun Kamu
Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunundan kaynaklandığı, makro planlarla belediyelerin
yapacakları stratejik planlar arasındaki bağın kurulması gerektiği, aksi
takdirde makro planların gerekliliğinin ortadan kalkacağı,
- Belediyelerin genel yetkili kılınmasının siyasi yaşamımızda yapılan
bir reform ve son iki yüz yılın en büyük değişikliği olduğu, mevcut düzenin
belli yanlarının savunulmasının alışkanlıklardan kaynaklandığı, Tasarının
da esas itibariyle yenilikleriyle birlikte 1580 sayılı Kanuna dayanmakta
olduğu,
- Belediyelerin çoğunun genel yönetim giderlerini bile karşılamaktan
aciz olduğu ve Devletin üzerinde bir yük oluşturduğu, nüfus sınırının yükseltilmesiyle
yetkinin genişletilerek verimliliğin artırılabileceği,
- Yapılan değişikliklerin üniter yapıyla uyumlu olması ve merkezi yönetimle
yerel yönetimler arasındaki ilişkinin bu durumun gözönünde bulundurularak
kurulması gerektiği, üniter yapıyı zaafa uğratmadan hizmet sunulmasının
en iyi şekilde düzenlenmesi hususunun dikkate alınmasının yerinde olacağı,
- İmar konularında katı davranılması ve belediye meclislerinin bu konudaki
esnekliklerinin sınırlandırılması gerektiği,
Gibi görüş ve eleştirileri takiben Hükümet adına yapılan açıklamalarda
ise;
- Mahalli idarelerin kendi aralarındaki ve merkezi yönetimle aralarındaki
yetki kargaşasının önlenmesi amacıyla bu alanda çeşitli değişiklikler yapılmış
olduğu, ancak sorunun bu şekilde de çözülmeyeceği anlaşılınca bu konunun
çözümü için yerel yönetimlerin bu tasarılarla topyekün ele alınmış olduğu,
- Yerel yönetimlerde reform yapılması yönünde toplumsal bir konsensüsün
bulunduğu, tüm toplum kesimlerinin yerel yönetimlerin yetkilerinin ve imkanlarının
artırılmasından yana olduğu, ancak doğal olarak ayrıntılarda küçük farklılıklar
bulunduğu, bu değişimin aynı zamanda modernleşme projemizin önemli bir
etabı olduğu, bütün Avrupa Birliği ülkelerinin bu reformu gerçekleştirdiği,
- Bu reformun kamuoyuyla paylaşılması ve ilgililerin katılımı hususunda
özen gösterildiği, bütün ilgililerin fikirlerini açıkça ortaya koyabileceği
çok sayıda platform oluşturulduğu, dolayısıyla tasarıların ortak aklın
bir ürünü olması için gayret sarf edildiği,
- Mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçların yerel yönetimler tarafından
yürütülmesinin esas amaç olduğu,
- Belediye meclisi ve encümenin niteliklerinin gözden geçirildiği, encümenin
karar organı olma niteliğinin ortadan kaldırılarak bu konuda meclisin tek
yetkili organ kılındığı, encümenin yapısının sayısal olarak da değiştiği,
meclis üyeleri ile bürokratlar arasında başkanca görevlendirilecek kişilerin
sayılarının eşitlendiği,
- Suiistimal edilen olağanüstü toplantı yöntemi uygulamasının sona erdirildiği,
- Meri kanunda encümen üyelerinin huzur haklarının belediye meclisine
bırakılmış olduğu ancak bu uygulamadan vazgeçilerek Tasarıyla bu konuya
açıklık kazandırıldığı,
- Tasarı hazırlanırken Kamu Yönetiminin Temel İlkesi ve Yeniden Yapılandırılması
Kanunu Tasarısının dikkate alınmış ve ilgili düzenlemelerin buna uygun
olarak yapılmış olduğu,
- Tasarıyla, belediye kurulması için gerekli olan nüfus şartının ikibinden
beş bine çıkarılmasının öngörüldüğü, böylece ekonomik ve hizmet gerekleri
itibariyle daha uygun bir büyüklüğün belediye kurulmasında şart olarak
arandığı,
- Hemşehri hukuku kavramı getirilerek, hemşehrilerin, belediyenin karar
ve hizmetlerine katılma, belediye faaliyetleri hakkında bilgilenme ve belediye
idaresinin yardımlarından faydalanma haklarının bulunduğunun hükme bağlanmış
olduğu,
- Mülki idare amirlerinin belediye bütçeleri dahil meclis kararlarını
tasdik yetkisinin kaldırılarak bunun yerine hukuka veya kamu hizmetlerinin
oluşturulma koşullarına uymayan kararları idare mahkemelerine götürme yetkisinin
verildiği, böylece gereksiz zaman kaybı, formalite ve kırtasiyeciliğin
önlenerek daha etkili bir denetim imkanının getirildiği,
- Nüfusu onbinin üzerindeki yerlerde belediye hesaplarını incelemek
üzere Denetim Komisyonu ve ellibin nüfusu aşan yerlerde Plan ve Bütçe ile
İmar Komisyonları kurulmasının zorunlu kılındığı,
- Belediye yönetimlerine personel konusunda esneklik tanındığı, personel
kadrolarının ihdası, iptali ve değiştirilmesi, belediye idaresinin teşkilat
yapısı, stratejik planların yapılması ve borçlanma konularında yetkilerin
meclislere bırakıldığı,
- Çağdaş stratejik yönetim anlayışının Tasarıya yansıtılmış olduğu,
bu bağlamda belediyelerin bir yıllık faaliyetlerinin stratejik plana ve
belirlenen hedeflere uygun olarak gerçekleşip gerçekleşmediği, mali durum
ve performans göstergelerinde meydana gelen sapmaların ve sebeplerin gösterildiği
faaliyet raporunun hazırlanacağı,
-Yöneticilik kadrolarında merkezi idare personelinin geçici olarak görevlendirilebileceği,
belediyelerde personel giderlerinin, nüfusu onbini aşan belediyelerde bütçenin
% 40'ını diğerlerinde % 30'unu geçemeyeceği,
- Belediyelerin denetimi konusunda da yeni bir bakış açısının getirildiği,
belediyelerde iç denetimi artırıcı bir yöntem benimsendiği ve denetim alanındaki
mükerrerliklerin giderilmesinin amaçlandığı,
- Hataların önlenmesi, risklerin ve zayıflıkların belirlenmesi, iyi
uygulama örneklerinin yaygınlaştırılması ve yönetimin geliştirilmesine
yönelik olarak belediye başkanları tarafından denetim yapılacağı,
- Mali işlemler ve kararlar ile performans ölçütlerine uygunluk açısından
Sayıştay, mali işlemler dışında kalan iş ve işlemlerin denetiminin ise
İçişleri Bakanlığı tarafından yapılacağı, denetim sonuçlarını gösteren
raporların belediye meclisine sunulacağı ve kamuoyuna açıklanacağı,
- Daha önce hiçbir sınır olmayan borçlanmaya sınır getirildiği,
- Dış borçlanmanın sadece yatırımlar için ve 4749 sayılı Kanun hükümlerine
göre, iç borçlanmanın bütçe gelirlerinin % 10'una kadar meclis kararıyla,
% 10'u geçen hallerde İçişleri Bakanlığının onayıyla yapılacağı,
- Belediye ve bağlı kuruluşların toplam iç ve dış borçlarının ana para
ve faiz tutarının, en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının Vergi
Usul Kanununda belirlenen yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarının
iki katını aşamayacağı,
- Katılımcılık, şeffaflık, çevre bilinci, sosyal dayanışma ve hesap
sorma kültürünün geliştirilmesi için sivil toplum örgütlerinin oluşturduğu
kent konseylerinin kurulmasının öngörüldüğü, aslında var olan bu uygulamanın
yasal dayanağa kavuşturulmasının amaçlandığı,
- Yerel yönetimlerin kendi aralarında veya merkezi idare kuruluşlarıyla
ortak proje ve yatırımlar yapabileceği, kendi aralarında bina, tesis, araç
ve personel tahsis edebilecekleri,
- Nazım imar planları içinde kalan Hazineye ait arazi ve arsaların,
bedelsiz olarak belediyelere devredebileceği ve toplu konut ve şehircilik
hizmetlerinde kullanılabileceği,
İfade edilmiştir.
Tasarının geneli üzerindeki görüşmelerin ardından alt komisyon metni
esas olmak suretiyle maddelerin görüşülmesine geçilmiş ve Komisyonumuz
16.6.2004, 21.6.2004 ve 23.6.2004 tarihlerinde yapmış olduğu birleşimler
neticesinde çalışmalarını sonuçlandırmıştır.
Alt komisyon metninin;
- 3 üncü maddesi; (d) bendinde yer alan "tüzel kişiliği bulunmayan"
ibaresinin kavram kargaşasına sebebiyet vermemesi amacıyla metinden çıkarılması
suretiyle,
- 7 nci maddesi; birinci fıkranın sonuna büyükşehir belediyeleri sınırları
içindeki ilçe ve ilk kademe belediyelerinin sınır ihtilafları ve sınır
değişiklikleri kararlarında büyükşehir belediye meclisinin görüşünün de
alınmasını sağlamaya yönelik bir hükmün ilave edilmesi suretiyle,
- 8 inci maddesi; kanun tekniğine uygunluğunun sağlanması amacıyla birinci
fıkrada yer alan "Danıştaya" ibaresinden önce gelmek üzere " görüşü alınmak
üzere" ibaresinin eklenmesi suretiyle,
- 9 uncu maddesi; dördüncü fıkrasına "çözümü için" ibaresinden sonra
gelmek üzere, belediyenin bütçe kısıtının bulunabileceği ve fıkradaki amir
hükmün belediyeyi sıkıntıya sokabileceği, bu nedenle bu durumun önlenmesi
amacıyla "bütçe imkanları ölçüsünde" ibaresinin eklenmesi ve yazım hatalarının
giderilmesi amacıyla maddenin redaksiyona tabi tutulması suretiyle,
- 13 üncü maddesi; birinci fıkrasının sonuna yardımların insan onurunu
zedelemeyecek şekilde yapılması zorunluluğunu öngören bir hükmün eklenmesi
suretiyle,
- 14 üncü maddesi; birinci fıkrasında yer alan ifadenin şu an belediyelerin
ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının aynı konuda, fakat ayrı ayrı yaptıkları
hizmetlerine yasak getirmekte olduğu, oysa başta sağlık olmak üzere pek
çok hizmetin hem belediye hem de diğer kurum ve kuruluşlar tarafından yapılmakta
olduğu, bu sakıncanın giderilmesi amacıyla "kanunlarla" ibaresinden sonra
gelmek üzere "münhasıran" ibaresinin eklenmesi suretiyle,
- 15 inci maddesi; birinci fıkrası, (d) bendinin sonuna belediyelerin
özel hukuk hükümlerinden kaynaklanan alacaklarıyla ilgili bir hükmün eklenmesi,
(g) bendine, "kömür" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve hurda", "depolama"
ibaresinden sonra gelmek üzere "alanlarını" ibaresinin eklenmesi, (h) bendinde
yer alan "takas" ibaresinin hukuki olarak doğru kullanılmasını sağlamak
amacıyla "trampa" olarak değiştirilmesi, (k) bendinin başına, motorlu taşıtların
muayene ve emisyon ölçümü konusunda kuralları ve standartları belirleme
yetkisinin Çevre ve Orman Bakanlığında bulunması nedeniyle bu yetkinin
söz konusu çerçevede kullanımını sağlamaya dönük bir hükmün eklenmesi,
(n) bendinin sonuna, seyyar satıcılar tarafından izinsiz satışı yapılan
ve cezası ödenmeyerek geri alınmayan gıda maddeleri ve gıda dışı malların
yoksullara verilmesini sağlamaya dönük bir hükmün eklenmesi, reklam panoları
ve tanıtıcı tabelalar konusunda standartlar getirmek konusundaki bir düzenlemenin
fıkraya (o) bendi olarak eklenmesi; ikinci fıkrası, imtiyaz verilmesine
ilişkin hususun açıklığa kavuşturulması amacıyla birinci ve ikinci cümleler
birleştirilerek yeniden düzenlenmesi ve üçüncü cümlesi 67 nci madde uyarınca
gelecek yıllara sari şekilde hizmet satın almaya imkan verecek şekilde
yeniden düzenlenmesi, üçüncü fıkrası, yatırımların teşviki konusunun makro
çerçevede düzenlenmesinin daha uygun olacağı gerekçesiyle madde metninden
çıkarılması suretiyle,
- 18 inci maddesi; borçlanmanın 68 inci madde de düzenlenmiş olduğu,
bu nedenle ayrıca borçlanma yetkisinin gerçekleşmesine gerek olmadığı gerekçesiyle
(d) bendinde yer alan "tahvil ihracına ve diğer borçlanma yöntemlerine"
ibaresinin metinden çıkarılması, (e) bendinde yer alan "akar haline getirilmesine
izin vermek" ibaresinin anlama açıklık kazandırmak ve kamu hizmetinde ihtiyaç
duyulması şartı getirmek amacıyla kamu hizmetine ihtiyaç duyulması "kamu
hizmetine ihtiyaç duyulması halinde tahsisin kaldırılmasına" şeklinde değiştirilmesi
suretiyle,
- 23 üncü maddesi; dördüncü fıkrasının sonuna mülki idare amirine gönderilmeyen
kararların yürürlüğe girmeyeceğine ilişkin bir hükmün eklenmesi suretiyle,
- 26 ve 27 nci maddeleri; yazım hatalarının giderilmesi amacıyla redaksiyona
tabi tutulması suretiyle,
- 30 uncu maddesi; ( c ) bendinin, Tasarının 31 inci maddesinde düzenlenen
boşalan meclis görevine ilişkin bir konu olduğu ve bir maddi hatanın söz
konusu olduğu gerekçesiyle metinden çıkarılması suretiyle,
- 32 nci maddesi; meclis üyelerine, belediye başkanına ödenmekte olan
aylık brüt ödeneğin günlük tutarın beşte birini geçmemek üzere ödenmesi
öngörülen tutarın üçte bire çıkarılması suretiyle,
- 34 üncü maddesi; redaksiyona tabi tutulması suretiyle,
- 35 inci maddesi; üçüncü fıkraya, encümen üyelerinin gündem maddesi
teklif edebilmelerine yönelik bir hükmün ilave edilmesi suretiyle,
- 36 ncı maddesi; belediye başkanının encümen başkanı olması sıfatıyla
ödenek alabilmesi ve nüfus esasına göre verilecek ödenekler arasında bir
denge sağlanması amacıyla yeniden düzenlenmesi suretiyle,
- 37 nci maddesi; ikinci fıkrasına, belediye başkanlarının görevlerinin
devamı süresince parti genel merkezinde ancak genel idare kurulu ile parti
meclislerinde görev alabilecekleri, yönetim ve denetim organlarında görev
almayacaklarına ilişkin bir hükmün ilave edilmesi suretiyle,
- 39 uncu maddesi; birinci fıkrası, belediye başkanlarının aylık ödeneklerinin
nüfus esasına göre daha dengeli bir şekilde belirlenmesi amacıyla yeniden
düzenlenmesi suretiyle,
- 41 inci maddesi; kalkınma planlarının makro, stratejik planların ise
mikro düzeyde kurumsal planlar olduğu, bir ara kademe olarak fiziki plan
niteliğinde olan çevre düzeni planları yerine bölge planlarının referans
alınmasının daha uygun olacağı, beşeri ve kurumsal kapasite bakımından
nüfusu ellibinin üzerindeki belediyelerde stratejik plan yapılmasının daha
etkili ve yerinde olacağı, performans planı olmaksızın stratejik planın
işlevsel ve operasyonel olmayacağı, bu nedenle yıllık operasyonel düzeyde
bütçe - stratejik plan ilişkisinin performans planı ile kurulmasının gerekçesiyle
bir, üç ve dördüncü fıkralarının yeniden düzenlenmesi suretiyle,
- 45 inci maddesi; maddenin içeriğinin daha iyi ifade etmesi amacıyla
matlabının yeniden düzenlenmesi suretiyle,
- 49 uncu maddesi; dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "görevlendirme"
ibaresinin yanlış anlaşılmalara meydan vermemek amacıyla metinden çıkarılması;
son fıkrasına, ödenecek ikramiyenin çalışılan sürelerle orantılı olarak
ödemeyi sağlamaya dönük bir hükmün eklenmesi suretiyle,
- 50 nci maddesi; birinci fıkrasında yer alan "İçişleri Bakanlığınca"
ibaresinin, kadro unvanlarının değişikliğinin belediye ve il genel meclisince
yapılması amacıyla "ilgili meclislerce" olarak değiştirilmesi suretiyle,
- 51 inci maddesi; son fıkrası, fazla mesai uygulamasından azami fayda
sağlanması ve fazla mesai yapanlar ile yapmayanlar arasında ayrım yapılması
amacıyla belediye başkanına da yılı Bütçe Kanununda gösterilen sınırlara
uymak kaydıyla miktar ve süre konusunda yetki tanınarak yeniden düzenlenmesi
suretiyle,
- 57 nci maddesi; birinci fıkrasında yer alan "ilgili bakanlığın" ibaresinin
ifadeye açıklık kazandırmak ve yetki kargaşasını önlemek amacıyla "İçişleri
Bakanlığının" şeklinde değiştirilmesi ve belediyelere sulh hukuk tarafından
kararlara karşı asliye hukuku mahkemesine itiraz etme yetkisi veren bir
hükmün maddeye son fıkra olarak eklenmesi suretiyle,
- 67 nci maddesi; hizmet yüklenimlerinin kapsamının genişletilmesi ve
Anayasaya uygunluğu sağlamak amacıyla ayrıntılı bir şekilde tadat edilerek
yeniden düzenlenmesi suretiyle,
- 68 inci maddesi; (d) bendinin belediyelerin borç sarmalına düşmemeleri
amacıyla toplam borç stokları üzerine bir limit konularak yeniden düzenlenmesi,
iç borçlanma sınırını ve iç borçlanmada yetkili organ ve makamları belirten
yeni bir metnin maddeye (e) bendi olarak eklenmesi, Bakanlar Kurulunca
kabul edilecek bazı projelerle ilgili olarak yapılacak borçlanmaların (d)
bendindeki sınırın dışında değerlendirmesini sağlayacak bir hükmün maddeye
(f) bendi olarak eklenmesi ve son fıkrasının belediyelerin mali durumlarının
daha sıkı denetiminin yapılabilmesi amacıyla yeniden düzenlenmesi suretiyle,
- 69 uncu maddesi; birinci fıkrasında yer alan "bireylere ve kooperatiflere
satmak" ibaresinin metinden çıkarılması, ikinci fıkrasında yer alan "açıklık
ve rekabet ilkesine uygun olarak yapılır" ibaresinin "2886 sayılı Devlet
İhale Kanunu hükümlerine tabidir" şeklinde değiştirilmesi ve son fıkrasının
başında yer alan "Bu maddenin" ibaresinin "Bu fıkranın" şeklinde değiştirilerek
fıkranın, üçüncü fıkranın sonuna eklenmesi suretiyle,
- 83 üncü maddesi; yanlış uygulamalara sebebiyet vermemek amacıyla Tasarıda
geçen ve yeniden değerlendirmeye tabi tutulacak parasal miktarların geçtiği
maddelerin tadat edilmesi suretiyle,
- 84 üncü maddesi; 12.9.1960 tarihli ve 80 sayılı 1580 sayılı Belediye
Kanununun 15 inci maddesinin 58 inci bendinde Tevfikan Belediyelerce Kurulan
Toptancı Hal'lerin Sureti İdaresi Hakkında Kanun uyarınca belediyelerce
kurulan hallerin kiraya verilememekte dolayısıyla işlettirilememekte olduğu
ve amme emlakinden sayıldıklarından mahkeme kararları nedeniyle satılmaların
da mümkün olmadığı, bu durumun çözümlenmesi amacıyla bu Kanunun uygulanmayacak
hükümler arasında sayılması; 560 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5179
sayılı Kanunla mülga olduğu, bu nedenle bu Kanun Hükmünde Kararname yerine
bu Kanunun isminin zikredilmesi suretiyle,
- 85 inci maddesi; redaksiyona tabi tutulmak suretiyle,
- 86 ncı maddesi; 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun ek 48 inci
maddesinin (b) fıkrası ile aylıklarını personel kanunlarına göre almayan
iştirakçilerin yararlanacağı ek göstergelerin ne şekilde tespit edileceğinin
belirlenmiş olduğu, bu nedenle konu birliğinin sağlanması açısından belediye
başkanlarının yararlandırılacağı makam ve temsil veya görev tazminatlarının
ödenmesine ilişkin esasların söz konusu Kanunun makam tazminatı ödenmesinin
düzenlenmeye tabi tutulmasının daha uygun olacağı gerekçesiyle yeniden
düzenlemek suretiyle,
- Stratejik planlamanın kamu kesimi ve belediyeler için çok yeni ve
kurumsal kapasitelerin geliştirilmesini gerektiren bir yaklaşım olduğu,
ilk planların hazırlanması için de bir eğitim ve teknik hazırlık ihtiyaç
duyulacağı gerekçesiyle bu Tasarıyla belediyelerin altı ay içinde hazırlanmasını
öngördüğü stratejik planları bu Kanunun yürürlüğünü takiben hazırlanması
gereken ilk stratejik planları için bir yıl olarak uygulanacağına yönelik
bir düzenlemenin Tasarıya geçici 7 nci madde olarak eklenmesi suretiyle,
- Belediyeler ve bunlara bağlı kuruluşlar ile sermayesinin % 50'sinden
fazlası belediyelere ait şirketlerin 31.5.2004 tarihi itibariyle diğer
belediyeler ile kamu kurum ve kuruluşlarından olan alacakları ve bunlara
olan borçlarının bu Kanun yayımını izleyen altı ay içinde mahsup edilmesini
ve belediyelerin kalan borçlarını bir ödeme planına bağlanması, mahsup
ve kesinti işlemlerinin karara bağlanmasında yetkili bir komisyon oluşturulmasını
öngören bir düzenlemenin Tasarıya geçici 8 inci madde olarak eklenmesi
suretiyle,
- 1, 2, 4, 5, 6, 10, 11, 12, 16, 17, 19, 20, 21, 22, 24, 25, 28, 29,
31, 33, 38, 40, 42, 43, 44, 46, 47, 48, 52, 53, 54, 55, 56, 58, 59, 60,
61, 62, 63, 64, 65, 66, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81,
82, 87, Geçici 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve yürürlük ve yürütmeye ilişkin 88 ve
89 uncu maddeleri aynen,
Kabul edilmiştir.
Ayrıca Tasarının tamamı kanun tekniğine uygun düzeltmelerin yapılması
ve yazım hatalarının giderilmesi amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur.
Raporumuz, Genel Kurulun onayına sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı
ile arz olunur.
AYRIŞIK OY
Ulusal sınırlar içerisinde yaşayan insanların ortak nitelikteki gereksinimlerini
karşılamak devletin temel görevidir. Bu temel görevi gerçekleştirecek devleti
dar ve geniş anlamda tanımlamak mümkündür. Dar anlamda devlet, kamu tüzel
kişilerinin yalnızca merkezi ve siyasal nitelikte olanlarını kapsar. Yerel
yönetimler bu kapsam içinde yer almazlar. Geniş anlamı ile devlet, örgütlü
kamu gücünün bütününü ya da kamu tüzel kişilerinin hepsini içerir. Yerel
yönetimler bu kapsam içinde ele alınabilirler. Devleti diğer kurumlardan
ayıran başlıca özellikleri ise devletin en geniş hacimli örgütlenme biçimi
olması, ileri düzeyde işbölümü sonucu devletin faaliyetlerinin gerçekleşmesi
ve tüm bunları yapabilecek erke sahip olmasıdır. Devletin bu erki elinde
bulundurması ise egemenlik kavramı ile tanımını bulur.
Siyasal bir organizasyon olan devletin merkezi idareyi kurmasının temelinde
"herhangi bir ülkede yaşayan insanların ortak nitelikteki iç ve dış güvenlik,
adalet, toplumsal refah ve kalkınmanın sağlanması, sosyal güvenliğin etkin
bir biçimde gerçekleştirilmesi gibi amaçlar yatar". Bu amaçların gerçekleştirilmesi
için her ülkede yönetim görevi ve sorumluluğu ile hizmetler, merkezi yönetim
ve yerel yönetim olmak üzere iki ayrı otorite ve örgüt arasında paylaştırılmıştır.
Yönetimler arası hizmet bölüşümü deyiminden anlaşılması gereken kamusal
ve yarı kamusal nitelikteki hizmetlerin merkezi yönetim ve yerel yönetim
birimleri arasındaki dağılımıdır. Yönetimler arasında hizmetlerin görülebilmesi
için neden ayırıma gidilmesi gerekir sorusunun yanıtı ise; etkinlik, hizmette
vatandaşa yakınlık, tarihi ve siyasal nedenler ile açıklanmaktadır.
Bir hizmetin yerel nitelik taşıması için genelde iki ölçüt öne sürülmektedir.
Bunlardan birincisi, hizmette "ölçek ekonomileri"dir. Yönetim birimi, ölçek
ekonomilerini gerçekleştirmeye olanak tanıyacak ölçüde büyük tutulmalıdır.
Burada ölçek ekonomisi kavramı, hizmette üretilen miktar arttıkça, birim
hizmet maliyetinin düşmesi anlamında kullanılmaktadır. Ölçek ekonomileri
ile üretilen hizmetlerde birim maliyeti, merkezi üretim sürecinde daha
düşük olabilecektir.
İkinci kriter ise Hizmette vatandaşa yakınlık ilkesi, bir hizmetin prensip
olarak vatandaşa en yakın idari birim tarafından yerine getirilmesini ve
sadece bu birim tarafından ya hiç yada yeterince etkin bir biçimde yerini
getirilmeyen hizmetlerin bir üst birim tarafından üstlenilmesini gerektirmektedir.
Hizmetin vatandaşa yakınlığından hareketle en yakın idari birim tarafından
yerine getirilmesi hususunda standart yoktur. Çünkü hizmetlerin vatandaşa
yakınlığı kadar ölçek sorununun da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Hizmetin özelliğine göre en yakın idari bazen köy, belediye olabilirken,
bazen bölgesel, bazen de merkezi idare olabilmektedir. Örneğin; elektrik,
iç güvenlik ve benzeri faaliyetlerin daha etkin, verimli ve kaliteli gerçekleştirilebilmesi
için, bölgesel veya ülke ölçeğinde örgütlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluk
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Üniter yapıya sahip olan Türkiye'de yerel yönetimlerin yerine getirdiği
hizmetler 5 ana grupta toplanabilir. Bunlar;
1. İmarla ilgili görevler (İmar planı, inşaat ruhsatı, kaçak inşaatlarla
mücadele, kamulaştırma vb.)
2. Kent hizmeti ile ilgili görevler (Çöp toplama ve yok etme, toplu
taşıma, itfaiye vb.)
3. Ekonomik nitelikli görevler (Hal ve pazar, toplu konut, ekmek fabrikası,
süpermarket vb.)
4. Sosyal ve Kültürel hizmetler (Sinema-konser salonu, spor tesisi,
kütüphane, kurslar, kreş)
5. Kontrol ve denetim (Fiyat kontrolü, inşaatların denetimi, gıda ve
çevre sağlığı kontrolü, ceza uygulama vb.) dır.
Hizmetlerin sunumunda yönetimler arasında kesin ayırımlara gitmek gerçekçi
bir yaklaşım tarzı olmayabilir. Aynı hizmet türü ile yerel ve merkezi yönetim
farklı gerekçelerle ilgilenebilir. Örneğin ilköğretim hizmetinden sağlanan
faydanın bir kısmı yerel olarak kabul edilebilir. Fakat bu, hizmetin yerel
yönetimlerce sunulması için yeterli koşul değildir. Ölçek ekonomileri ve
eğitimin tüm ülkede eşit koşullarda sağlanması gibi nedenler ile merkezi
yönetimce sunulması istenebilir.
Yukarıda etraflıca açıklanan nedenlerle merkezi yönetim ile yerel yönetimler
arasında kesin ayrımlara gitmek gerçekçi bir yaklaşım olmadığı için Anayasada
merkezi idare, "kamu hizmetlerinin gereklerine göre" genel yetkili kılınmıştır.
Nitekim, Anayasanın "Merkezi İdare" başlığını taşıyan 126 ncı maddesinde,
"Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik
şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer
kademeli bölümlere ayrılır. (...)" denilmiştir.
Bu hükümden anlaşılacağı üzere, merkezi idarenin kuruluşu esas olarak
coğrafi bakımdan düzenlenmiş, fakat merkezi idarenin üstleneceği kamu hizmetleri
bakımından bir açıklık getirilmemiştir. Bu konuda maddede yapılan belirleme
sadece "kamu hizmetlerinin gereklerine göre..." ifadesidir. Bunun anlamı
ise açıktır yani merkezi idare genel yetkilidir.
Merkezi idarenin görev ve yetkileri, Anayasada belirlenen temel hak
ve hürriyetlerden anlaşılmaktadır. Ancak, Anayasada örgütlenme ile ilgili
düzenlemede görevler ve hizmetler sayılarak sınırlandırılmamıştır. Anayasanın
127 nci maddesinin beşinci fıkrasında "Merkezi idare, mahalli idareler
üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde
yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması
ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen
esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir" denilmek suretiyle
merkezi yönetimin yetkileri ayrıntıya varan bir titizlikle düzenlenirken
merkezi yönetimin görev ve hizmetleri şunlardır şeklinde hiç bir düzenlemeye
yer verilmemiştir.
Merkezi yönetim ile mahalli idareler arasındaki görev bölüşümü, bunlar
arasındaki ilişkilerin niteliğini ve yoğunluğunu belirleyen unsurların
başında gelmesi açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Kamu görevlerinin
değişik düzeydeki yönetim birimleri arasında paylaştırılması, ülkelerin
devlet felsefesine, geleneklerine ve toplumsal-ekonomik yapılarına göre
belirlenmektedir. Uzun mahalli idareler geleneğine sahip ülkelerde, yerel
birimlerin merkeze verilen, düzenleyici, üretici, hizmet sunucu bir dizi
görevi de üstlenmiş olduğu görülmektedir. Bu nedenle merkez-yerel biçiminde,
evrensel nitelikli ayrım yapmak olanaksızdır. Daha fonksiyonel ölçütler
olarak yerel nitelikli, yerel halka yönelik, yerel katkıya elverişli, küçük
ölçekli, daha verimli olarak yapılabilecek, mali güçlerin olanak verdiği
görevlerin, mahalli idarelere bırakılması gerektiği söylenebilir.
Yerel yönetimleri düzenleyen kanun tasarıları ile Kamu Yönetiminin Temel
İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Kanun Tasarısı birlikte değerlendirildiğinde,
yönetimler arası hizmet bölüşümünde gerçekçi kriterlere yer verilmediği
görülmektedir.
Bu genel değerlendirmeden sonra Tasarının katılmadığımız veya eksik
bulduğumuz maddelerine ilişkin görüşlerimiz aşağıda sıralanmıştır.
1. Yerel Yönetim Tasarılarının en zayıf noktası, kaynak paylaşımını
sağlayacak mekanizmaları yaratmamış olmasıdır. Kaynak paylaşımı ve yerel
yönetimlerin öz kaynaklara sahip olmasının sağlanması yalnızca kaynakların
etkin kullanımı açısından değil, bilinçli, hesap soran ve hizmet bedelini
ödemeye hazır birey ve sivil toplum yaratılması açısından da önemlidir.
Hizmetlerin devrinden sonra ilgili Bakanlık bütçelerinde bu hizmetlere
ilişkin ödeneklerin yerel yönetimlere transferine dayalı bir kaynak paylaşımı,
yerel yönetimlerin hem yönetsel hem de demokratik kurum olarak gelişmelerini
engelleyecektir. Yerel yöneticiler hizmetlerin yetersizliği durumunda "Ankara
ödenek vermiyor!" mazeretinin arkasına sığınacaklar ve yerel kaynaklara
dayalı gelişme tamamen ortadan kalkacak, yerel yönetimler merkeze daha
bağımlı hale gelecektir.
Tasarılar ile birlikte mali paylaşım ve yerel yönetimler gelir kanunu
tasarılarının hazırlanmaması bir eksikliktir.
2. Tasarının "birleşme ve ayrılmalar" başlığını taşıyan 8 inci maddesinin
birinci fıkrasında "... iltihak olunacak belde sakinlerinin oylarına başvurulmaksızın"
ifadesine yer verilmiştir.
Bilindiği üzere 1988 yılında Türkiye tarafından imzalanan "Avrupa Yerel
Yönetimler Özerklik Şartı" 1991 yılında bazı çekinceler ile, 3723 sayılı
Yasa ile onaylanmıştır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın Türkiye
tarafından da benimsenen "Yerel Yönetim Sınırlarının Korunması" başlığını
taşıyan 5 inci maddesi aynen şöyledir:
"Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve
mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan
değişiklik yapılamaz."
Tasarıda iltihak olunacak belde sakinlerinin oylarına başvurulmadan
belde sınırlarında değişiklik yapılması, usulüne göre yürürlüğe konulmuş
olan söz konusu uluslararası anlaşmaya uygun düşmemektedir.
3. Tasarının "Tüzel kişiliğin sona erdirilmesi" başlığını taşıyan 11
inci maddesinin birinci fıkrası hükmü,
"Belediye sınırı veya meskûn sahası, bağlı olduğu il veya ilçe belediyesi
ile nüfusu 50.000 ve üzerinde olan bir belediyenin sınırına, 5.000 metreden
daha yakın duruma gelen belediye ve köylerin tüzel kişiliği; genel imar
düzeni veya temel alt yapı hizmetlerinin gerekli kılması durumunda, Danıştay'ın
görüşü alınarak, İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine müşterek kararname
ile kaldırılarak bu belediyeye katılır. Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin
mahalleleri, katıldıkları belediyenin mahalleleri haline gelir. Tüzel kişiliği
kaldırılan belediye ile köylerin memur ve işçileri kadro ve pozisyonlarıyla
birlikte, taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve borçları katıldıkları
belediyeye intikal eder." şeklindedir.
Bu hüküm ile, bağlı olduğu il veya ilçe belediyesi ile nüfusu 50.000'in
üzerinde olan bir başka belediyenin sınırına 5.000 metreden daha yakın
hale gelen belediye ve köylerin; genel imar düzeni veya temel alt yapı
hizmetlerinin gerekli kılması durumunda, Danıştay'ın görüşü alınarak İçişleri
Bakanlığı'nın teklifi üzerine müşterek kararname ile tüzel kişiliklerinin
sona erdirilerek ilgili belediyeye katılması öngörülmektedir.
Tasarı ile yapılan düzenleme, tüzel kişilikleri sona erdirilip ilgili
belediyeye katılması söz konusu yerel toplulukların yani belediye ile köy
halkının, katılma konusunda kendilerine referandum yoluyla danışılmasını
öngörmediğinden biraz önce sözü edilen söz konusu uluslararası anlaşmaya
uygun düşmemektedir.
4. Son dönemlerde "yönetişim" konusundaki bütün isteklere, gelişmelere
ve çeşitli deneyimlerin yaşanıyor olmasına karşın, Belediyeler Kanunu Tasarısının
13. maddesindeki Hemşehri Hukuku maddesi 1580 sayılı yasadakinden daha
ileri bir düzenleme getirmemektedir. 1930 yılından bu yana yasal bir hak
olmasına karşın etkin olarak işlemeyen hemşehri hukukunun, ancak aktif
katılımı teşvik edecek yeni düzenlemelerle yaşama geçirilebilmesinin mümkün
olabileceği açıktır.
Hemşehrilerin etkin katılımını sağlayacak ilk önemli adımın "saydamlık"
ve "bilgi edinme hakkı" olduğu kuşkusuzdur. Yeni yetkilerle donatılan belediyelerin
karar almadan ve uygulamaya geçmeden önce, mali kaynaklar ve harcamalar
konusunda "hemşehrilerini" bilgilendirmesi, gereksinmelerini ve eğilimlerini
saptaması da önemli bir konudur. Soyut bir hemşehri hukukunun, somut bir
uygulama haline nasıl dönüşeceği konusunda yeterince bilgi birikimi olduğu
açıktır.
Bu çerçevede, beldenin stratejik planının hazırlanması ve yıllık programların
uygulanmasından önce kararlardan doğrudan etkilenecek "hemşehrilerin" bilgilendirilmesi
ve onların da kararlara katılımı sağlanabilir. Bu çerçevede, belde halkının
Belediye Meclisinin gündemine katkıda bulunma hakkı, ya da alınan bir meclis
kararına toplu itiraz hakkı gibi düzenlemeler de getirilebilir. Yine bazı
imar yatırım ya da harcama kararları için referandum yaparak görüşlerin
alınması da bu bağlamda düşünebilir.
Demokratikliği sadece seçimlere indirgemediğimiz zaman belediyenin uygulamalarının
hemşehri denetiminden geçmesinin yollarının aranması önemli bir çaba olmaktadır.
Kararlara katılımın yanı sıra, belde halkının belediye yönetimine güvensizlik
duyduğu durumlarda yerel yöneticileri "görevden çekilmeye çağrı hakkının"
ihdas edilmesi, hemşehri denetimini sağlayan bir yöntem olarak uygun olabilir.
5. Tasarının 13 ve 14 üncü maddelerinde belediyelerin sosyal yardımlarına
ve bunlardan yararlanacaklara ilişkin çeşitli düzenlemeler yapılmıştır.
Ancak olması gereken anlayış belediyenin sosyal yardımda bulunması değil
sosyal hizmet sistemi içinde gerekli önlemleri alması ve etkinliklerde
bulunmasıdır.
Türkiye'de toplumsal dışlanma ve kent yoksulluğunun önlenmesi görevini
üstlenen etkin bir sosyal hizmet sisteminin eksikliği gün geçtikçe daha
fazla hissedilmektedir. Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü'nün çok kısıtlı
olanaklarla sürdürmeye çalıştığı sosyal hizmet faaliyetlerinin, sosyal
yurttaşlık kavramını dikkate alan çağdaş bir sosyal hizmet sistemine dönüştürülmemiş
olması büyük bir eksikliktir. Bu eksiklik son dönemlerde, Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, belediyeler ve Sivil Toplum Kuruluşlarının,
hiç de sistematik olmayan bir biçimde rastgele dağıttıkları "sosyal yardım"
faaliyetleriyle doldurulmaya çalışılmaktadır. Yoksullukla mücadeleye yardım
etmeye hazır görünen ve yerel nüfusla yakın ilişkisi olan belediyeler çağdaş
bir sosyal hizmet sisteminin geliştirilmesine öncülük yapabilir.
Bu bağlamda tasarının (Madde 13; Madde 14; Madde 38/n; Madde 60/i) sosyal
yardım konusuna atıfta bulunulmakla birlikte sadece "sosyal yardım"dan
söz etmesi önemli bir eksiklik olarak görülmektedir. Bu maddelerin "sosyal
hizmet" olarak düzenlenmesi, çağdaş sosyal politika araçlarının kullanılmasına
uygun bir ortamın hazırlanması açısından yararlı olacaktır.
Toplumsal dışlanmanın önlenmesi ve yoksullukla mücadele gibi, çok önemli
ve hassas konunun çok boyutlu bir ele alışı gerektirmesi ve sadece "ayni
ya da nakdi yardım" olarak tasarlanması çok yetersizdir. Toplumsal dışlanmanın
önlenmesi için geliştirilecek sosyal politikaların iyi düzenlenmiş bir
"sosyal hizmet" kurumu çerçevesinde sistematik bir biçimde ele alınması
gereklidir. Özel bir uzmanlık alanı olan sosyal hizmet ve sosyal yardım
konularının hangi grupları ya da kişileri kapsayacağı ve bu hizmetin nasıl
düzenleneceği ve ne tür projelerle yaklaşılacağı gibi konulara profesyonelce
yaklaşılması gerekmektedir.
Sosyal politika uygulamalarının yurttaşlık temeline dayanan bir hak
olarak kabul edilmesi çağdaş toplumların önemli unsurlarından biridir.
Son dönemlerde, toplumsal dışlanma ve özellikle çok daha karmaşık niteliklere
bürünmekte olan kentsel yoksullukla mücadele edilmesi konuları küresel
ölçekte de tartışılan ve çözüm aranan konulardan biridir. Bu nedenle bu
konunun, sadece, doğrudan gelir ya da ihtiyaç transferi anlamına gelen
"sosyal yardım"la sınırlanması günün koşullarına cevap vermekten çok uzaktır.
Kaldı ki, sosyal yardımın da gerektiğinde bir yurttaşlık hakkı olarak,
keyfilikten uzak ve bireyin onurunu zedelemeyecek bir biçimde, hangi koşullarda,
hangi sürelerde ve nasıl verileceği konusunun da bir uzmanlık konusu olduğu
kabul edilmelidir.
Sosyal yardımın "sadaka" zihniyetiyle dağıtılması, bu önemli konuyu
kişilerin inayetine veya siyasi manipülasyonuna bırakacağı gibi, belediyenin
kıt kaynaklarının etkin olarak kullanılmaması ve iyi niyetle olsa bile
beklenen toplumsal kaynaşmayı sağlamaması sonucunu doğurabilecektir.
Belediyelerdeki sosyal hizmet ve sosyal yardım çalışmalarının Avrupa
Sosyal Şartına uyması sağlanmalıdır.
6. Tasarının 14 üncü maddesi belediyelerin görev ve sorumluluklarını
düzenlemektedir. Belde halkının müşterek mahalli ihtiyaçlarının karşılanması
belediyelerin görevidir. İmar planı yapma yetki ve görevi de bunlardandır.
1980 sonrasında belediyelere merkezden aktarılan en önemli yetki olan
imar planı yapma yetkisi, son yirmi yıldır belediyelerin kaynak ihtiyacı
olmadan kullandıkları en önemli yetkidir. Bu yetkinin belediyelere devredilmesinin
önemli sonuçlarından biri, yerel yönetimlere ilginin artması ve yerel politikayı
canlandırmasıdır. Ancak, bu konuda yapılan araştırmalar bu ilginin, tüm
hemşehrilerden çok, bu konuyla ilgili meslek ve iş gruplarına dönük olduğunu
göstermektedir. Devredilmesi tasarlanan yeni yetkilerin, diğer kentsel
grupların da yerel yönetimlere ilgisini artıracağı tahmin edilebilir.
Diğer taraftan, belediyelerin, neredeyse hiçbir otoriteye hesap vermeden,
yirmi yıldır kullandıkları plan yapma yetkisinin doğurduğu olumsuz sonuçlar,
artık gerçekçi olarak değerlendirilmeli ve bu değerlendirmeler yasal düzenlemelere
yansıtılmalıdır. Tasarı bu açıdan yeni yaklaşım veya çözüm getirmemektedir.
İmar planı yapımı gibi evrensel kuralları olan ve yetkin teknik bilgi
gerektiren bir yetkinin ehil kadrolarca yapılmamasının ve üstelik popülist
bir siyasal ortamda kaynak harcamadan yandaşlara rant dağıtan bir araç
haline gelmesinin sonuçlarını doğal ve doğal olmayan afetler yaşandıkça
hep birlikte gözlemleyebiliyoruz.
Yerel yönetimlerin kamuoyu önündeki güvenirliğini büyük ölçüde zedeleyen
bu yetkinin kullanımının kısıtlanmasının ve denetim altına alınmasının
"popülist olmayan" bir politika olduğu halde kamuoyu tarafından büyük ölçüde
destek bulacağı açıktır. Bu yetkinin kısıtlanmasına ve denetim altına alınmasına
sadece bu kararın yetkin olarak kullanılmamasından yarar uman çevreler
karşı çıkacaktır. Bir anlamda, yerel yönetimlere yeni bazı yetkiler verilirken
plan yapma yetkinin kısıtlanmasını, kötü planın bedelini yaşamlarıyla;
kötü konutlarda ve kentsel ortamlarda yaşayarak ödeyen kentlilerin destekleyeceği
muhtemeldir. Bugünkü konjonktürde kamuoyunun büyük ölçüde bu yetkinin etkin
denetiminden yana olduğunu öngörmek mümkündür.
Geri dönülmez etkileri olan bu yetkinin, eşgüdüm, yönlendirilme ve denetim
mekanizması kurulmadan belediyelere devredilmiş olması, kentlerimizde yaşanan
imar anarşisinin en önemli nedenlerinden biri olarak kabul edilebilir.
Tümü deprem bölgesi içinde olan ve doğal afetler karşısında çaresizliği
açıkça gözlemlenen Türkiye'de, mevcut imar planlarının, uygulamaların ve
imar denetiminin tıpkı bir acil durum planlaması gibi yeniden ele alınmasına
gerek vardır. Mevcut imar plan yapım sürecinin iyileştirilmesi, sadece
yeni alanların imara açılması yönünden değil, mevcut imarlı ve imarsız
alanlardaki tüm yapı ve konut stokunun iyileştirilmesi açısından da bütüncül
bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. Bu da ancak, yerel yönetimlerin
plan yapma yetkisini kullanırken dikkate alacakları ilkeler, ana kararlar
ve strateji bazında, köylerde imar planlamasını zorunlu kılmak koşuluyla
ulusal, bölgesel ve il düzeyinde etkin karar-eşgüdüm ve denetim yapacak
ve bir "Planlama ve Uygulama Otoritesi" oluşturularak çözümlenebilir.
Mevcut Belediye Yasa Tasarısı, imar planlarının yapımı; kentsel arsa
üretimi; mevcut imarlı ve imarsız konut stokunun iyileştirilmesi ve acil
durum planlaması konularını, birbiriyle ilişkilendirilmeden ele almaktadır.
Tasarı bu konuları yakın geçmişte yaşanan depremleri ve diğer doğal afetleri
göz önünde tutarak ele almamakta ve bunların, planlama ve imar düzeniyle
ilişkilerini kurmamaktadır. Bu deneyimlerin gerçekçi olarak değerlendirilmesi,
demokratiklik-etkinlik eksenlerinin hassas dengesini gözeterek yepyeni
bir kurumsal düzenlemeyi kendiliğinden getirecektir.
Bu bağlamda, yasadaki "hazine arazilerinin devriyle" ilgili Geçici Madde
1; "arsa ve konut üretimi" ile ilgili 69 uncu madde; "acil durum planlaması"
ile ilgili 53 üncü madde aşağıda belirtilen gerekçeler çerçevesinde sınır
düzeni ve imar ve planlama ile ilgili maddelerle birlikte düşünülerek yeniden
ele alınmalıdır.
Tasarısının 4 üncü maddesinin belediyenin kuruluşuyla ilgili "nüfus"
eşiğini yükseltmesi ya da 5 inci madde; 11 inci madde ve 89 uncu maddede
getirilen sınır düzenlemeleri, belediyelerin Madde 14'te belirtilen "imar
ve planlaması ve uygulaması" yetkisini, geçmişe göre daha etkin ve başarılı
yürütebilmesi için yeterli önlemler değildir.
Son dönemlerde yaşananlar, belediye sınırları içindeki imarlı alanların
da sorunlarla dolu olduğunu göstermiştir. Diğer taraftan, belediye sınırları
dışındaki alanlar ve özellikle esnek imar uygulama olanağı veren köy ve
orman statüsündeki alanların da planlama ve imar açısından düzenlenmesi
ve denetlenmesi de acil bir gereksinmedir. Bu nedenle, yeni düzenlemenin
belediye içi ve dışı tüm alanları dikkate alacak bir biçimde yapılması
gereklidir.
Özetle, yukarda sözü edilen, fiziki planlama ve imar konusunda ulusal,
bölgesel ve il düzeyinde ilke kararları geliştiren ve bu konularda eşgüdüm,
yönlendirme ve denetim yapacak bir güçlü bir "planlama" otoritesine gereksinim
devam etmektedir.
Ulusal ve bölgesel düzeyde, hem mevcut konut ve yerleşme stokunun sorunlarını
ele alacak; hem de gerekirse yeni kentsel alan üretilmesini öngörecek;
çevre ve yerleşme konularında genel kararlar üretecek, o bölge halkının
da bilgilenmesini, gereksinmelerini ve katılımını sağlayacak çağdaş bir
"planlama" otoritesinin, "finansman" konusunu da dikkate alacak biçimde
yeni bir anlayışla geliştirilerek bu taslakta yer alması yararlı olacaktır.
7. Tasarının 15/i maddesinde belirtildiği üzere belediyeler borç alabilirler.
Tasarının 18/d maddesi hükmüne göre, borçlanmaya karar vermek Belediye
Meclisinin yetkisindedir. İç ve Dış borçlanmanın usul ve esasları ise,
68 inci maddede belirlenmiştir. 68 inci maddenin (b) bendinde, en son kesinleşmiş
bütçe gelirinin, Vergi Usul Kanununda belirlenen yeniden değerleme oranıyla
artırılan miktarının yüzde 10'unu geçmeyen iç borçlanmanın belediye meclisinin
kararı, yüzde 10'u geçen miktarlar için meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun
kararı ve İçişleri Bakanlığı'nın onayı ile yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
İçişleri Bakanlığı'nın onayının alınması konusunda Tasarıda olduğu şekilde
bir ayrımın yapılması yerinde değildir. Belediyeleri, görevleriyle orantılı
gelire kavuşturamayan devlet, zaman zaman belediye borçlarını ertelemek
ya da tümüyle üzerine alarak ortadan kaldırmak yolunu seçmiştir. Bu amaçla
1980 yılından önce üç kez belediyelerin borçlarının silinmesi veya ertelenmesi
yoluna gidilmiştir. Son olarak Ekim 1991 seçimlerinin ardından kurulan
hükümet, 1992 yılında çıkardığı 3836 sayılı "Kamu Kurum ve Kuruluşlarının
Birbirlerine Olan Borçlarının Tahkimi Hakkındaki Kanun" uyarınca belediyelerin
1 trilyon liraya yaklaşan Hazine borçlarını silmiş, bir bölümünü de tahkim
etmiştir.
21 Ekim 2003 Gün ve 25266 Sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan 13 Ekim 2003
Gün ve 2003/6286 Sayılı 2004 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu
ve İzlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararda aynen (R.G. 28.10,2003,
Sa. 25273);
"Borç kullanımı ve ödemelerinde mali prensiplerin sağlıklı bir şekilde
oluşmamasının bir sonucu olarak; Hazine, garanti verdiği dış borçların
geri ödemesinin önemli bir bölümünü üstlenmek zorunda kalmıştır. Nitekim,
1992-2002 döneminde Hazine toplam 4.950 milyon dolar borç ödemesini üstlenmiştir.
Hazine tarafından üstlenilen toplam miktar 2003 yılının ilk yarısında 5.131
milyon dolara ulaşmıştır. Hazine garantili dış borçlanmaya 1998 yılından
itibaren bütçe kanunlarıyla getirilen sınırlama sonrasında Hazine garantisi
ile sağlanan dış kredi miktarı oldukça azalmış ve 1998 yılında 2.442 milyon
dolar olan mahalli idareler garantili dış borç stoku, 2002 yılında 1. 703
milyon dolara, 2003 yılının birinci çeyreği itibarıyla 1.401 milyon dolara
gerilemiştir.
4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında
Kanun hükümleri çerçevesinde başlatılan çalışmalarla mahalli idarelerin
borç geri ödemeleri konusunda olumlu gelişmeler sağlanmıştır. Bununla birlikte,
uzlaşma sağlanamayan idarelerle, yükümlülüklerin yerine getirilmesi konusundaki
genel direnç sebebiyle, sorun çözülememiş durumdadır. Hazine Müsteşarlığı
verilerine göre, 30 Haziran 2003 tarihi itibarıyla, 5.230 trilyon TL'si
vadesi geçmiş olmak üzere, mahalli idarelerin Hazineye toplam 10.919 trilyon
TL borcu bulunmaktadır.
2004 yılında, mahalli idarelerin gelirlerinin 15.788 trilyon TL, harcamalarının
16.429 trilyon TL, GSMH içindeki paylarının ise sırasıyla yüzde 3,76 ve
yüzde 3,91 olması öngörülmüştür. Böylece, mahalli idareler açığının 641
trilyon TL olması, GSMH içindeki payının da yüzde 0,15 düzeyinde gerçekleşmesi
hedeflenmiştir. " denilmektedir.
Hazine Müsteşarlığı'nın verilerine göre 30.09.2003 tarihi itibariyle
Hazine'nin yerel yönetimlerden alacakları 11.440.662 katrilyon TL. dir.
Bunun 5.915.873 katrilyon TL'si vadesi geçmiş borçtur. Vadesi geçmiş borçların;
2.976.986 katrilyon TL'si garantili borç, 355.018 trilyon TL' si devirli
borç, 2.583.781 katrilyon TL.'si yap-işlet-devret projeleri borcudur. 5.524.879
katrilyon TL. tutarındaki vadesi gelmemiş borçların; 1870.948 katrilyon
TL' si devirli borç, 3.513.816 katrilyon TL' si garantili borç, 140.115
trilyon TL' si yap-işlet-devret projeleri borcudur. Yerel yönetimler yasa
tasarıları, belediye ve bağlı kuruluşlarının borçlanmasında çok önemli
düzenlemeler yapmıştır. Bilindiği gibi 4749 sayılı Kanun iç borçlanmaya
Hazine garantisi veya kefalet verilmesini yasaklamıştır. Yasa tasarılarında
dış borçlanmanın yatırım projeleri için yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
4749 sayılı Kanun, dış borçlanmayı belirli kurallara bağladığından yerel
yönetimlerin iç borçlanma yoluna başvurmaları ihtimali daha yüksektir.
Yerel yönetimlerin gelir kaynakları henüz net bir şekilde belli olmadığı
için ne miktarda borç yapabileceklerini şimdiden kesin olarak söylemek
mümkün olmamakla beraber yapılan çalışmalarda genel bütçeden yapılacak
transferler hariç, 2004 yılı belediye ve il özel idarelerinin bütçe gelirleri
toplamının 14 katrilyon TL. olacağı tahmin edilmiştir. Yani, 2004 yılında
yaklaşık 28 katrilyon TL. tutarında iç ve dış borç yapabileceklerdir. Bütçeden
yapılan transferler de hesaba katıldığında bu miktarın 40-50 . katrilyon
TL'ye ulaşacağı rahatlıkla söylenebilir. Bu rakamlar yerel yönetimlere
çok büyük miktarda borç yapma yolunun açıldığını göstermektedir. Belediyelerin
Hazine'ye olan II katrilyon TL. tutarındaki borçlarının ödenmesindeki sorunlar
dikkate alındığında oluşturulan sistemin sürdürülebilir bir borç yapısına
uygun olmadığı açıkça ortaya çıkar.
Bu açıklamalardan, belediyelerin Hazine garantili dış borçlarında bütçe
kanunları ile getirilen sınırlamalara bağlı olarak artış oranında bir azalma
olsa da Hazine'ye olan iç borçlarının artarak devam ettiği, netice itibariyle
yerel yönetimlerin finansman durumunda rahatlama olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durum da bu konuda belediyeler üzerindeki vesayet yetkisinin gerekli
kıldığı denetimin öneminin açık bir göstergesidir.
Diğer yandan Tasarıda, belediye meclisinin kararının bakanlıkça onanmaması
halinde ne gibi bir işlem yapılacağı belirlenmemiştir. Yürürlükteki 1580
sayılı Kanunun 71 inci maddesine göre, kararın bir hafta içinde tasdik
edilmemesi halinde, belediye meclisinin tetkik istemi üzerine bir ay içinde
Danıştay'ın vereceği kararın kesin olduğu belirtilmiştir. Tasarıda da bu
paralelde bir düzenleme yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
Öte yandan maddenin şu riskleri taşıdığım da dikkate almak gerekir.
Dış Borçlanma Açısından; Kanun tasarıları yerel yönetimlerin yapacağı
dış borçlanmanın 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Hakkındaki
kanun hükümlerine tabi olmak ve yatırım programında yer almak koşuluna
bağlamıştır. 4749 sayılı kanunun ve tamamlayıcı mevzuatının yukarıda sayılan
hükümleri incelendiğinde mevcut halleri ile mahalli idarelerin dış borçlanmasının
oldukça sıkı kurallara tabi olduğu ve bazı sorumluluk (örneğin müteselsil
sorumluluk) ve denetim mekanizmaları ile somut kriterlere dayalı kredi
izin müessesesi ile mahalli idare dış borçlanmasına (garantili veya garantisiz)
sınırlar getirildiği söylenebilir.
Mevcut mevzuatın yerel yönetimlerin dış borçlanmasını sıkı kurallara
tabi kılmasının başında bu kuruluşların geçmişte hazine garantisi ile (esasen
mahalli idarelerin uygulamada kendi başlarına dış kredi bulmaları oldukça
güçtür) yapmış oldukları borçlanmayı kendilerinin asıl borçlu sıfatıyla
ödemeyip garantör sıfatıyla Hazineye ödettirmeleridir. 1996 - 2003 yılları
arasında Hazinenin mahalli idareler adına ödemek durumunda kaldığı dış
borçların toplamı 5.2 milyar dolar olup bu yaklaşık olarak her yıl vadesi
gelen garantili borçların % 60'ının Hazine tarafından ödenmesi anlamına
gelmektedir. Bu kapsamda hazinenin Belediyelerden vadesi geçmiş 6.5 katrilyon
TL alacağı bulunmaktadır. (Hazine Şubat 2004 Borç Yönetim Raporu s.50).
Buna hali hazırda vadesi gelecek olan 5.6 katrilyon TL'lık alacak da eklendiğinde
Hazine'nin mahalli idarelerden olan alacaklarının ödenmediği bir ortamda
4749 sayılı Kanun ve tamamlayıcı mevzuatı çerçevesinde getirilmiş olan
kurallarla belediyelerin kullanabilecekleri dış borçlanma imkanı oldukça
kısıtlı kalacaktır.
Buna karşılık Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ile belediyelere yeni
hizmetler yetkiler devredilirken buna ilişkin yeterli özkaynağın temin
edilememesi durumunda büyük ihtimalle dışarıdan borçlanma arayışına girilmesi
ve bunun sonucunda 4749 sayılı yasanın disiplin sağlayan hükümlerinin yumuşatılması
yönünde eğilimlerin yoğunlaşması bir risk unsuru olarak görülmelidir.
İç Borçlanma Yönünden: Mahalli İdareler Kanun Tasarılarında belli kısıtlar
ile bu kuruluşların iç borçlanmaya gitmesi hükümleri getirilmiştir. Borçlanabilmek
için meclisin salt çoğunluğunun oyu yeterli olacaktır. Oysa borçlanma gibi
önemli bir konuda salt çoğunluk yerine 2/3 çoğunluk aranması daha doğru
olurdu. Buna karşılık 4749 sayılı kanun Hazine iç borçlanmasını ve yukarıda
saydığımız nedenlerle mahalli idareler dahil diğer kuruluşların dış borçlanmasını
düzenlerken Hazine dışı kuruluşların iç borçlanmasını ayrıca düzenlememiş
ancak 8 inci maddesinde "Hazine kamu ve/veya özel kurum ve kuruluşlarının
yurt içi piyasalardan yapacağı borçlanmalara garanti veya kefalet veremez"
diyerek iç borçlanmayı dış borçlanmanın aksine hazine garantisi dışında
tutmuştur.
Diğer taraftan merkezi hükümet adına Hazine borçlanmasının da yoğun
olduğu gerçeği karşısında yerel yönetimlerin (ve özellikle büyükşehir belediyelerinin)
ağırlıklı olarak tahvil ihracı suretiyle iç piyasaya girmelerinin uyumsuzluk
yaratacağı gözardı edilmemelidir. Bu nedenle Belediyeler Kanun Tasarısının
68 inci maddesindeki İçişleri Bakanlığı'ndan izin alınması sürecine Hazine
Müsteşarlığı'nın da uygun görüşünün alınması şeklinde bir ekleme yapılmasının
daha uygun olacağı değerlendirilmektedir. Hatta Hazine Müsteşarlığı kamu
finansman dengesini göz önünde bulundurarak sınırlamalar getirmeye yetkili
olmalıdır.
Burada altı çizilmesi gereken bir diğer önemli konu da, İçişleri Bakanlığı'nın
vereceği onayın ne şekilde oluşacağıdır. Eğer söz konusu bakanlık geleceği
yükümlülük altına sokacak bu nitelikli kararları onaylama yetkisi ile karşı
karşıya kalacaksa tıpkı denetim ve bütçe konularında olduğu gibi buna göre
organizasyon yapısını güçlendirmek zorunluluğu ile karşı karşıya kalacaktır.
İller Bankasının yeniden yapılandırılması sürecinde özellikle bu tür mali
ve finansal nitelikli düzenlemelerin dikkate alınması önem taşımaktadır.
Aksi takdirde düzenlemeler ile amaçlanan mali nitelikli konuların başka
tür problemler ortaya çıkarmasına engel olunamayacaktır.
Ayrıca, İller Bankası'ndan nakit kredisi kullanılmasıyla ilgili olarak
bu tasarıda veya İller Bankası' nın yeniden yapılandırılması çerçevesinde
çıkacak olan tasarıda sınırlayıcı nitelikli düzenlemelerin yer alması gerektiği
düşünülmektedir. Bu nitelikli sınırlayıcı hükümler İller Bankası'nın daha
objektif çalışmasını da sağlayacaktır.
Bu konuya ilişkin olarak son bir nokta da belediyelere bağlı ama ayrı
tüzel kişiliği olan şirketlerin iç borçlanmayla ilgili sınırlamaya tabi
olup olmayacağı konusudur. Benzer düzenlemeler söz konusu şirketler için
de olmalıdır. Aksi durumda, başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere özellikle
belediyeler bu sınırlama dışına çıkmak için çeşitli mali yöntemler (fiscal
tncks) geliştirebileceklerdir.
Temel yaklaşım yerel yönetimlerin borçlanmasının sermaye harcaması niteliğindeki
harcamalar için söz konusu olmasıdır. Birkaç ülke uygulaması hariç cari
harcamalar için yerel yönetimlerin borçlanma yetkisi bulunmamaktadır. Bu
kural yerelleşmenin en yoğun olduğu ülkeler için de geçerli olmaktadır.
Borçlanma konusunda ülkelerin önemli bir kısmında borçlanma üzerinde
bir üst sınır ve izin süreci bulunmaktadır. Bu bağlamda bazı ülke örneklerine
bakarsak:
- Geçiş sürecindeki on ülkeden sadece üçünde borçlanma üzerinde çok
sınırlı veya hiç olmayan bir kontrol bulunmaktadır (Çek Cumhuriyeti ve
Slovak Cumhuriyeti), diğer ülkelerde ise kimi ülkede oldukça sınırlayıcı
olan kontroller ve izinler bulunmaktadır.
- Bulgaristan ve Slovenya'da yerel yönetimlerin borçlanması üzerinde
getirilen yeni düzenlemeler çerçevesinde oldukça katı kurallar ve sınırlamalar
bulunmaktadır.
- Belçika' da sermaye harcamaları için yerel yönetimler önemli bir esnekliğe
sahip olmakla birlikte cari nitelikli harcamalar için sadece kısa dönemli
borçlanmalar yapabilmektedirler.
- Danimarka'da belediyeler eğer belirlenmiş sektörlere yönelik olarak
yatırım harcaması niteliğinde borç kullanacaklar ise izin almadan borçlanma
yapabilmektedirler. Bunun dışında yapılacak borçlanmalar İçişleri Bakanlığı'nın
onayına tabi olmaktadır.
- İtalya' da bölgesel ve yerel idareler borçlanabilmekte ve tahvil çıkarabilmektedirler.
Kanun ile borçlanma üzerine altın kural denilen tavan sınır getirmiştir.
Borç servisi kendi gelirlerinin yüzde 25'ini aşmamakta ve sadece sermaye
harcamaları için borçlanabilmektedir.
- İspanya' da belediyeler sadece sermaye harcamaları için belli bir
yılı aşmayacak vadede borçlanabilmektedirler. Eğer borç servisi cari gelirlerinin
yüzde 25'ini aşmıyorsa Maliye Bakanlığı'nın onayını almalarına gerek bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, merkezi idare uygulanan makro ekonomik politikanın gerekleri
doğrultusunda limit ve sınırlamalar koyabilmektedir.
- İngiltere'de yerel yönetimlerin cari harcamalarını finanse etmek için
borçlanmaları yasa ile engellenmiştir. Sadece sermaye niteliğindeki harcamaları
için borçlanabilmektedirler.
Türkiye'nin kamu borç stokunun büyüklüğü ve kamu finansman dengeleri
dikkate alındığında yerel yönetimlere tanınan borçlanma olanağının büyüklüğü
ve - sakıncaları kendiliğinden ortaya çıkar.
8. Tasarının 15 inci maddesinin son fıkrasında "Belediye vergileri,
resimleri, harçları ve proje karşılığı borçlanma yoluyla elde edilen gelirleri,
şartlı bağışlar ile kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları haczedilemez"
denilmiştir. Bu hükümden belediyelerin "kamu hizmetlerinde fiilen kullanılmayan
mallarının" haczedilebileceği anlaşılmaktadır. Bu hüküm yerel yönetim sistemini
"iflas kurumuna" açacak bir düzenlemedir. Söz konusu gelirler o idarenin
gördüğü kamu hizmetinin karşılığıdır. Bu gelirlerin haczinin öngörülmesi
o idarenin kamu hizmeti görememesi ile eş anlamlıdır. 1580 sayılı Kanunun
19 uncu maddesinin 7 nci fıkrasında yer alan düzenlemeye göre; haczedilebilirlik
için, doğrudan doğruya kamu hizmetinde kullanılmama ve akar (gelir) getirmeme
koşulları birlikte aranmaktadır. Tasarıdaki düzenlemenin de bu doğrultuda
olmasında yukarıda açıklanan nedenle yarar bulunmaktadır.
9. Tasarının "Belediye meclisinin görev ve yetkileri" başlığını taşıyan
18 inci maddesinin (c) bendinde, "Belediyenin imar planlarını görüşmek
ve onaylamak" belediye meclisinin görevleri arasında sayılmıştır. 1985
yılında yürürlüğe giren 3194 Sayılı İmar Kanunu imar planlarını kademelendirerek
temel ilke olarak, makro seviyedeki planların (Bölge planı ve çevre düzeni
planı) merkezi yönetimce, alt ölçekli imar planlarının da (nazım imar planı,
uygulama imar planı ve mevzi imar planı) yerel yönetimlerce hazırlanmasını
öngörmüş, belediye ve mücavir alan sınırları içinde (istisnalar hariç)
imar planı yapmak, yaptırmak ve onama yetkileri belediyelere verilmiştir.
Bu aslında yasanın getirmiş olduğu en büyük yeniliktir. Yetkinin yerel
yönetimlere verilmesi merkeziyetçilikten uzaklaşma, yetkinin yaygınlaşması,
işlerin yerinde ve ihtiyaca göre kısa sürede yapılması açısından ileri
bir adım olarak değerlendirilebilir Ancak yasa ve yönetmelikler belirtilen
çizgide uygulanmadığından istenilen amaca uygun gerçekleştiği söylenemez.
Özellikle yeni kurulan ve ekonomik gücü olmayan belediyelerimiz teknik
eleman yönünden son derece yetersiz durumdadır. Büyük çoğunluğunda teknik
eleman yoktur. Teknik eleman bulunan belediyelerin ise büyük çoğunluğu
yetkilerini politik ve menfaat çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır Yasa
ve yönetmeliklere aykırı plan değişiklikleri yaparak ve kendi yandaşlarına
çıkar sağlamakta veya kendilerine muhalif olanların mağduriyetlerine sebep
olmaktadırlar. Haklarını idare mahkemelerinde arayanlar ise mahkemelerde
dosya sayılarının çok yoğun olması nedeniyle yıllarca beklemek zorunda
kalmakta, bu arada kentlerimizde çarpık yapılaşma süratle devam etmektedir.
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 11 inci maddesi hükmü ile,
Büyükşehir belediyesine, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar uygulamalarını
denetleme yetkisinin verilmesi yerinde olmakla beraber yapılan yasa dışı
uygulamaların tümüyle ortadan kaldırılması için yeterli değildir. Belediyelerin
imar uygulamalarını denetleyecek il veya bölge kurullarının oluşturulması
için Tasarıda gerekli düzenlemenin yapılması, yararlı olduğu gibi yerel
yönetim sisteminde reforma giden yolda atılacak önemli adımlardan da biri
olacaktır.
Yönetimde reform kavramı, yönetim sisteminde aksayan, gereği gibi işlemeyip
verimlilik ve etkinliği engelleyen yöntem ve mekanizmaların saptanıp sistemden
çıkarılması, bunların yerine etkinliği ve verimliliği artıracak, aksaklıkları
giderecek mekanizmaların devreye sokulmasıdır. Tasarı böyle bir anlayışın
çok uzağındadır.
Bu bağlamda, 3194 sayılı kanun ile plan onama konusunda yetkili kılınan
belediyeler ve valiliklerin bu yetkileri kullanabilecek biçimde reorganizasyonunun
gerçekleştirilmesi zorunludur. Tasarıda bu amaçla yapılacak düzenlemede
(Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Şehir Plancıları Odası'nın görüşleri
de alınarak) imar birimleri verilen yetki ve sorumluluğa uygun biçimde
genişletilmeli, imar birimlerinin imar adası ve imar parseli ölçeğinde
uygulama ve denetimi sağlanırken, Fen İşleri Birimleri yapı ölçeği ile
sınırlandırılmalı ve bu alanda gerçekten uzmanlaşmaları sağlanmalıdır.
10. Tasarının 18 inci maddesinin (i) bendi hükmüne göre, "Bütçe içi
işletmeler ile Türk Ticaret Kanununa tabi ortaklıklar kurulmasına, kurulmuş
veya kurulacak ortaklıklara katılmaya veya ayrılmaya, sermaye artışına
ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek" belediye meclisinin
görev ve yetkileri arasındadır. Yine Tasarı'nın 69 uncu maddesi hükmüne
göre, "Belediye kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta
belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilir,"
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 4046 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin
son fıkrasında, "Belediyeler ve diğer mahalli idareler ile bunların kurdukları
birlikler tarafından ticari amaçla faaliyette bulunmak üzere ticari kuruluşlar
kurulması, mevcut veya kurulacak şirketlere sermaye katılımında bulunulması,
Bakanlar Kurulunun iznine tabidir" denilmiştir.
Tasarı ile yapılan düzenleme söz konusu hüküm ile çelişmektedir. Yürürlükte
olan bir kanunu ortadan kaldırmadan, o kanunda yer alan hususları dikkate
almaksızın ve tamamen yürürlükteki kanunun aksine bir hüküm getirilmesi
bir hukuk devletinde asla kabul edilemeyecek bir durumdur. Çünkü böyle
bir durum, hukuk düzeninden beklenen belirliliği engeller.
11. Tasarının 18 inci maddesinin (j) bendi, belediyeye ait şirket(lerin)
özelleştirilmesi konusunda belediye meclislerini yetkilendirmektedir. Belediye
şirketleri konusu, bir bakış açısına göre, yürürlükteki belediye mevzuatının
en sorunlu alanıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde, Belediye şirketlerinin
a'dan z'ye düzenlendiği bir yasa hiçbir zaman çıkarılmamıştır. Tasarı bu
çok önemli eksikliğin giderilmesi için fırsat vermekte ise de bu fırsat
kullanılmamıştır.
Günümüzdeki uygulamada, belediye meclisi kararlarından hareketle ve
kolayca karşılanan bazı idari koşullar yerine getirilerek, "özel hukuk
tüzel kişisi" biçiminde belediye şirketleri kurulabilmektedir. Belediye
şirketlerinin etkinlikleri tamamen özel hukuk kurallarına göre olmakta;
şirket yöneticileri, aynı özel hukuk kişileri gibi bu kuruluşları yönetebilmektedir.
Mevcut sistemin sakıncası, özellikle şirketlerin kuruluş sözleşmesine,
belediyelere "kamu hizmeti" olarak yasayla verilmiş görevlerin yazılmasında
ortaya çıkmaktadır. Bu sayede, o etkinlik, "kamu hizmetlerinin özel kişilere
gördürülmesi" yönteminin ayrılmaz bir parçası olan "ihale" koşulu da aşılarak,
"özel hukuk kişisi"ne gördürülen "özel-ticari" bir etkinliğe bir şirket
sözleşmesi ile dönüştürülmektedir. Yasayla, yani "yasama işlemi" ile kurulmuş
olan bir "kamu hizmeti"nin bu niteliği yine ancak yasayla kaldırılmak gerekir.
Oysa, "idari işlem"lerle bir kamu hizmeti "fiilen" bir özel-ticari etkinliğe
dönüştürülebilmektedir. Devamında, kamu hukuku rejiminin özellikle "denetim"e
ilişkin koşul ve kayıtlarından soyutlanmış olarak, hizmet, tamamen özel
hukuk kurallarına göre yürütülebilmektedir. Bu durum, 1982 Anayasası'nın,
özelleştirmede "kanun" arayan 47. maddesine açıkça aykırıdır. Özelleştirmeye
ilişkin bazı yasal düzenlemelerde belediye şirketlerinin "özelleştirilmesi"nden
söz ediliyor olması durumu değiştirmemekte, Tasarıdaki Anayasa'ya aykırılığı
ortadan kaldırmamaktadır. Kamu tüzel kişisi olmayan bir özel hukuk tüzel
kişisinin nasıl "özelleştirileceği" bir tarafa; böyle bir özelleştirme
ile yasanın kamu hizmeti saymaya devam ettiği bir etkinliğin, idari işlemle
özel hukuk kişisine, bazen "tekel" de oluşturacak biçimde "devredilmesi"
ne İdare Hukukuna, ne de Anayasa'nın 47 nci maddesine göre olanaklıdır.
12. Tasarının 20 nci maddesinde belediye meclisinin olağanüstü olarak
toplanabilmesine olanak veren bir hüküm bulunmamaktadır. Belediye meclisinin
bir ay içinde toplantı yapacağı gün sayısının artırılmış olması olağanüstü
toplantı yapma ihtiyacını ortadan kaldırmaz.
13. Tasarının 25 inci maddesi ile Denetim Komisyonunun kurulması öngörülmektedir.
Denetim Komisyonuna ilişkin Tasarı hükmü genel nitelikte düzenlemeler
getirmekle birlikte son dönemde bütçesel karar sürecinde saydamlığı ve
hesap verme sorumluluğunu artırmaya yönelik olarak kamu mali yönetiminde
ve mali denetim sisteminde yapılan değişiklikleri içerecek şekilde tasarlanmadığı
tespitinde bulunulmuştur. Maddenin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu ile Kamu Yönetimi Temel Kanunu tasarısında yer alan ilgili hükümler
çerçevesinde eksiktir.
2005 yılından itibaren uygulamasına geçilecek olan yeni sistemde kurumsal
düzeyde stratejik planlama, iç kontrol, iç denetim gibi yeni süreçler devreye
girmektedir. Bu yeni süreçlerin getireceği yeni mekanizmaların Meclis Denetim
Komisyonu tarafından mutlak şekilde dikkate alınması gerekmektedir. Bu
komisyonun çalışma sürecindeki etkinliğini artıracağı gibi yeni öngörülen
mekanizmaların doğru algılanması ve etkin bir şekilde uygulanması konusunda
belirleyici dinamik bir faktör olacaktır.
Günümüzde modern kamu mali yönetim ve denetim sistemlerini geleneksel
uygulamalardan ayıran özelliklerin başında rol ve sorumlulukların açık
olması ve açık olarak tanımlanmış görev ve yetkilere göre kurumların denetim
işlevlerini yerine getirmesidir. Dolayısıyla meclis üyeleri arasından gizli
oyla seçilen ve konunun doğrudan uzmanı olmayan komisyon üyelerinin belediye
hesap ve işlemlerini denetleyebilmesi için denetim de öncelikle neleri
sorgulayacaklarının çerçevesinin çizilmesi gerekmektedir.
Konu bu çerçevede değerlendirildiğinde maddenin aşağıdaki hususlarda
eksik olduğu görülmektedir.
Sadece hesap ve işlemlerin değil stratejik planların ve uygulama sonuçlarının
ayrıntılı incelenmesi.
Belediyeyi yükümlülük altına sokan faaliyetlerin temel inceleme ve denetleme
başlıkları içinde olması ve bunlarla ilgili belediyenin başlangıç hedeflerinin
uygulama sonuçları çerçevesinde sorgulanması. Başta borçlanma ve borçların
sürdürülebilirliği ile ihale ve büyük yatırım projeleri olmak üzere hedef
ve uygulama sonuçlarının hesap verme sorumluluğu çerçevesinde açık bir
şekilde ortaya konması.
Vergi ve benzeri piyasa ve vatandaş üzerinde yükümlülük yaratan kararların
ve uygulama sonuçlarının değerlendirilmesi.
Belediyenin hizmet sunumu çerçevesinde sahip olduğu varlıklardaki artışın
ve azalışın incelenmesi.
Faaliyet raporları, iç denetçilerin hazırladıkları kapsamlı denetim
raporları, Sayıştay'ın dış denetim raporları ve İçişleri Bakanlığının yetkili
denetim ve kontrol birimlerinin raporları çerçevesinde hesap ve işlemlerin
denetlenmesi.
Bunlar Meclis Denetim Komisyonunun denetim sürecinde dikkate alması
ve sonuçlandırması gereken temel noktalar olmalı, bunların dışında komisyon
kendi ilgisine göre denetimi genişletmelidir. Ancak Meclis Denetim Komisyonu
genel hükümlerde belirtilen denetim usullerinin dışında bunlarla çatışacak
ve bu denetim sonuçları ile ters düşecek mükerrer denetim görevleri üstlenmemelidir.
14. Tasarının 33 üncü maddesine göre belediye encümeni seçilmiş ve atanmış
üyelerden oluşmaktadır. Anayasanın 127 nci maddesi uyarınca yerel yönetimler,
"karar organları seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel
kişileri"dir. Belediye encümenlerinin karar organı mı, yoksa yürütme organı
mı olduğu, üzerinde fikir birliği sağlanamayan bir konudur.
Anayasa Mahkemesi 22.06.1988 gün ve E:1987/18, K: 1988/23 sayılı kararında,
il daimi encümenini, "il kamu tüzelkişiliğinin karar organlarından biri"
olarak kabul etmiş ve il daimi encümeninde memurların da yer almasını sağlamaya
yönelik yasal düzenlemeyi iptal etmiştir. Öte yandan yine Anayasa Mahkemesi,
13.06.1988 gün ve E: 1987/22, K:1988/19 sayılı kararında,
"Anayasa gereği kuruluşları ayrı yasalarla düzenlenmiş üç ayrı yerel
yönetim biriminden en özgün yapıyı taşıyan belediyeler, 14.4.1930 günlü,
1580 sayılı Belediye Kanunu'na göre kurulmuşlardır. Bu yasaya göre, belediye
tüzelkişiliğinin organları, belediye meclisi, belediye encümeni ve belediye
başkanı olup belediye meclisiyle belediye encümeni karar, belediye başkanı
ise yürütme organıdır." denilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin anılan kararları karşısında, belediye encümeninde
memur üyelere -hem de toplanma ve karar çoğunluğunu elde tutar sayıda-
yer verilmesi, Tasarının Anayasaya uygun olarak hazırlanmadığını göstermektedir.
.
15. Tasarının 37 nci maddesinde belediye başkanlarının siyasi partilerin
genel idare kurulu ve parti meclisi üyeliklerinde bulunabilmesine yönelik
hüküm belediye başkanlarının işlerini aksatabileceğinden doğru değildir.
16. Belediye Personel sistemi, günümüzde beş tipik özellik sergilemektedir.
1. Yerel yönetimlerde esnek istihdam geçici işçilik eliyle gerçekleştirilmektedir.
2. Şirketleşme ve taşeronlaşma, belediye-içi ve belediye-dışı istihdam
sistemleri doğmasına yol açmıştır.
3. Belediyelerde bürokrasinin bütünlüğü ve sürekliliği kırılmıştır.
4. Merkezi yönetim "tahsisçilik" işlevine sıkışmıştır.
5. Personel rejimini belirleme mekanizmaları içinde belediyelerin ve
belediye çalışanlarının ağırlığı yoktur.
Yerel yönetimlerde kadro ve istihdam sayılarına ulaşabilmek oldukça
güç bir iştir. Özellikle belediyelerin bağlı kuruluş, birlik, şirket gibi
giderek artan sayıda yan kuruluşlar eliyle çalışmaları, sayısal verilere
ulaşmayı oldukça güçleştirmektedir.
Yerel yönetimlerde memur, işçi, sözleşmeli olmak üzere üç statüde personel
çalıştırılmaktadır. Personel rejiminde açık bir hukuksal zemini olmamakla
birlikte, son on yıldan bu yana "geçici işçilik" olarak adlandırılan bir
yeni kategori türemiş bulunmaktadır.
İl özel idaresi, belediye ve köylerde kadro - istihdam sayılarına ulaşmak
hala önemli bir sorundur. Konu ile ilgili iki merkezi kurum, İçişleri Bakanlığı
Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü ve Devlet Personel Başkanlığı'dır. Bu
kurumlar personel varlığına ilişkin verilere sahip olmalarına karşın, bunları
düzenli ve sağlıklı biçimde erişilebilir kılınmış değillerdir.
Belediyelerin örgütlenmesinde ortaya çıkan "holdingleşme" eğilimi, personel
yapısına ilişkin rakamsal büyüklüklerin edinilmesini güçleştiren başlıca
nedenlerden biridir. Belediyeler, personel sayılarını belediye ana bünyesinde
çalışanlar, bağlı kuruluşlar, işletmeler ve şirketlerde istihdam edilenleri
birleştirerek verme eğiliminde değildirler. Bilgilerin "belediye ana bünyesi"
ve "belediye kuruluşları" temelinde toplanması gereği zorunluluk haline
gelmiş bulunmaktadır.
"Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal
Programı" ile "Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye
Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar"ın
kabulüne ilişkin 23.6.2003 tarihli Bakanlar Kurulu Kararında;
"Devlet Personel Rejimi Reformu: Bu çalışma, Devlette Genel Kurumsal
Yapının Gözden Geçirilmesi ile Merkez İdare ve Yerel Yönetim Reformu çalışmaları
ile uyumlu olarak, Devlet Personel Rejimi reformu aşağıdaki temel ilkeler
doğrultusunda hazırlanacaktır" denilerek bu temel ilkeler gösterilmiştir.
Bu temel ilkelerden biri de;
"Devlette asli ve sürekli görevler belirlenecek ve bu görevi yürütenlerin
dışındakiler İş Kanununa göre çalıştırılacak, asli ve sürekli görevlerde
çalışanlar tüm kamu çalışanlarının belli bir oranını geçemeyecek" olmasıdır.
Bu temel ilke doğrultusunda gerekli belirleme yapılmış değildir.
Tasarının norm kadro uygulamasına ilişkin düzenlemeleri bu açıdan eksiktir.
17. Belediyelerin denetimi, ''yardımcı olmak", "rehberlik etmek" amacıyla
yapılacaktır. Denetim "mevzuata, hedeflere, performans ölçütlerine, kalite
standartlarına göre" yapılacaktır. Bu işlem "tarafsız analiz, ölçme, değerlendirme,
sonuçları rapor etme" işidir. Rapor, "ilgililere duyurulacak" tır. Tasarının
53 üncü maddesi denetimi böyle tanımlamakta "inceleme-soruşturma" içeriğinden
söz etmemektedir; bu yönüyle sistem "teftiş sistemi" olmaktan çıkmıştır.
Belediyelerin mali ve performans denetimi Sayıştay tarafından; diğer idari
işlemleri İçişleri Bakanlığı tarafından yapılacaktır. Anayasanın 127 nci
maddesinin beşinci fıkrasının öngördüğü idari vesayet, merkezden yönetimin
yerel yönetimler üzerinde yapabileceği ve yasa ile düzenlenmesi gereken
bir denetim yetkisidir. Bu denetim yetkisi, Tasarıda olduğu üzere merkezden
yönetimin elinde salt ve biçimsel bir denetim ve otorite aracı olarak düşünülemez.
Bu yetki, aynı zamanda mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine
uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum
yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amaçlarına
yöneliktir. Bu amaçların salt idari işlemlerle sınırlı bir vesayet yetkisi
ile gerçekleştirilmesi ise olanaksızdır.
53 üncü maddede, belediyelerin denetiminin amacı açıklanırken "performans
ölçütleri" ibaresine yer verilmekle yürütmenin performans ölçütlerini belirlemek
konusunda asli düzenleme yapmasına imkan tanınarak, asli düzenleme yetkisi,
Anayasanın 7 nci maddesine aykırı biçimde yürütmeye devredilmiş olmaktadır.
Böyle bir durum, idareye belirtilen konularda takdir yetkisini dilediği
gibi kullanma keyfi olarak belirleyebilme imkanını vermektedir ki, böyle
bir düzenleme de, yürütmenin kanuniliği ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi
sonucu, Anayasanın 8 inci maddesine aykırı düşmektedir.
Anayasaya göre yürütmenin asli düzenleme yetkisi, Anayasanın gösterdiği
ayrık haller dışında yoktur. Bu yetki Anayasanın 7 nci maddesinde Türkiye
Büyük Millet Meclisine verilmiştir ve devredilemez. Yürütme, ancak yasayla
asli olarak düzenlenmiş alanda kural koyabilir.
Anayasanın çeşitli maddelerinde yer alan "kanunla düzenlenir" deyiminden
neyin anlaşılması gerektiği hususuna Anayasa Mahkemesi, kararlarıyla açıklık
getirmiştir. Örneğin, 18.6.1985 günlü, E.185/3, K. 1985/8 sayılı kararında,
konuyu şöyle belirginleştirmiştir:
"Yasa koyucu, belli konularda gerekli kuralları koyacak, çerçeveyi çizecek,
eğer uygun ve zorunlu görürse, onların uygulanması yolunda sınırları belirlenmiş
alanlar bırakacak, idare, ancak o alanlar içinde takdir yetkisine dayanmak
suretiyle yasalara aykırı olmamak üzere bir takım kurallar koyarak yasanın
uygulanmasını sağlayacaktır."
Esasen Anayasanın 8 inci maddesinin, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasaya
ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir, hükmünün anlamı
da budur"(Anayasa Mahkemesinin 22.6.1988 tarih E. 1987/18,K. 1986/23, sayılı
kararı, RG. 26.11.1988, sa.2001).
Diğer yandan, her kademedeki yöneticilerin görevlerini performans ölçütlerine
göre yapıp yapmadıklarının değerlendirilmesi, sonuçları itibariyle adaletsiz,
kayırmaya açık ve bireysel rekabeti kışkırtacak bir durum yaratmaktadır.
Zira bu düzenlemede kişisel performansın nasıl ölçüleceği, bunun objektif
kriterlerinin neler olacağı ve kim tarafından değerlendirileceği soruları
cevapsız kalmakta ve subjektif değerlendirmelere yol açmaktadır. Her kademedeki
yöneticilerin sorumluluklarının, değerlendiricilerin algılayışlarına göre
belirlenmesi ayrımcılığa ve eşitsizliğe meydan verecektir. Bu nedenle söz
konusu ibare, Anayasanın 10 uncu maddesi hükmüne de aykırıdır.
Ayrıca Tasarı idari vesayeti en az düzeye indirmiştir. İdari vesayetin
azaltılarak özerkliğin geliştirilmesi olumludur ama bu idarelerin hesap
vermekle yükümlü oldukları unutulmamalıdır. Yani, hesap verme sorumluluğu,
özerkliğe feda edilmemelidir. Mahalli müşterek ihtiyaç olarak nitelendirilerek
merkezi idareden alınıp, belediyelere verilen görev ve hizmetler çok büyük
bir olasılıkla merkezi idarenin yerel yönetimlere transfer edeceği kaynaklarla
yerine getirilecektir. Tahsis edilen kaynaklarla ilgili hesap verme sorumluluğunun
nasıl yerine getirileceği belli değildir. Merkezi idarenin yerel yönetimlerin
bütçeleri ve stratejik planları üzerinde vesayet yetkisi öngörülmemiştir.
Merkezi idarenin yerel yönetimlere verdiği para ve kaynakların nasıl kullanıldığını
denetleme yetkisi de yoktur. Belediyeler Kanunu Tasarısının 55 inci maddesinde
düzenlenen denetim böyle bir yetki içermemektedir. İç denetçilerin yapacağı
denetimin de Sayıştay'ın yapacağı denetimin de merkezi idare adına yapılmadığı
açıktır. İçişleri Bakanlığı'nın mali işler dışında kalan diğer idari işlemleri
denetlemesi ise, idari işlemlerin idarenin bütünlüğüne ve kalkınma planı
ve stratejilerine uygunluğunu denetlemekle sınırlıdır ve bu sınırlı denetimin
nasıl sonuçlanacağı belli değildir. Bu nedenle İçişleri Bakanlığı'nın veya
Merkezi İdarenin ilgili kurumlarının yapacağı denetimin mali denetimi de
kapsayacak şekilde düzeltilmesi gerekir.
Denetim konusundaki en önemli eksikliklerden biri, yolsuzluklarla ilgili
soruşturmalar konusunda yaratılan boşluktur. Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısı teftiş kurullarını ortadan kaldırmış ve iç denetçilere soruşturma
yapma yetkisi vermemiştir. Belediyeler Kanunu Tasarısında, İl Özel İdareleri
Kanunu Tasarısında ve Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında, yaratılan
bu boşluğu giderecek düzenlemeler yoktur. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu Tasarısının 77 nci maddesinde İçişleri Bakanlığına verilen yetki
de soruşturma yapmayı içermeyen bir yetkidir. Tüm bu nedenlerle kanun tasarıları,
yolsuzlukla mücadele perspektifine sahip değildir. Zaten genel olarak denetimle
ilgili maddelerin düzenlenmesinde özensizlik vardır.
18. Tasarının "Hizmetlerde aksama" başlığını taşıyan 57 nci maddesinde,
belediye hizmetlerinin ciddi şekilde aksatıldığının ilgili bakanlığın talebi
üzerine "yetkili hukuk hakimi" tarafından belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Ancak idarenin kamu gücü kullanarak yaptığı işler idare hukukuna tabidir.
Bu işlerden doğan uyuşmazlıklara da idari yargıda bakılır. Bu nedenle,
söz konusu belirlemenin "tespitin" yetkili idare mahkemesinde yapılacağı
şeklinde maddedeki düzenlemenin düzeltilmesi gerekmektedir.
19. Tasarının 62 nci maddesi hükmüne göre, belediye başkanı tarafından
hazırlanıp eylül ayı başında encümene sunulan bütçe, kasım ayının birinci
gününden önce belediye meclisine sunulacaktır. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi
ve Kontrol Kanununun 18 inci maddesinde, mali yılbaşından en az yetmiş
beş gün önce TBMM'ye sunulacak olan merkezi yönetim bütçe kanun tasarısına
mahalli idarelerin bütçe tahminlerinin de eklenmesi öngörülmüştür. Bu nedenle,
merkezi yönetim bütçe kanun tasarısının sunumuna yetiştirilebilmesi için,
Tasarının 62 nci maddesindeki bütçe hazırlanma süresinin öne çekilmesi
yerinde olacaktır.
"Belediye bütçesine ilişkin esas ve usuller ile muhasebe ve raporlama
standartları, çerçeve hesap planı ile düzenlenecek raporların şekil, süre
ve türleri Maliye Bakanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı tarafindan
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir" denilmiştir.
20. Tasarının 70 inci maddesine göre belediye kendisine verilen görev
ve hizmet alanlarında ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre şirket
kurabilir. Tasarının 18/i maddesi de bununla ilgilidir. Belediye bazı hizmetlerini
7l inci maddeye göre işletme tesisi suretiyle gerçekleştirebileceğinden
ayrıca şirket kurmasına gerek bulunmamaktadır.
Ayrıca belediyelerce şirket kurulması piyasa ekonomisi kurallarına uygun
düşmemekte ve rekabeti bozucu bir etki yaratmaktadır.
Böyle bir düzenleme açıkça yolsuzluklara açık bir yapının oluşmasına
yol açacaktır. Nitekim bugün yerel yönetimlerdeki BİT’ler pek çok yolsuzluğun
kaynağı durumundadır. Kaldı ki bunların denetimi de Türk Ticaret Kanunun
çerçevesinde olacağından, bir kamu kaynağının kullanımı açıkça kamunun
denetimi dışında da tutulmaktadır.
Belediye şirketlerinin çoğunun kuruluş sözleşmesinde, belediyelere yasa
ile verilen kamu hizmetlerinin belediye şirketleri tarafından yerine getireceği
yazılıdır. Belediyelerin, şirket kurarak görevlerini bunlar eliyle yürütmesi,
bir tür dahili taşeronluk uygulamasıdır. Yasa ile belediyelere verilen
kamu hizmetinin idari bir işlemle özel hukuk kişisine devredilmesi hukukun
genel ilkelerine de, Anayasanın 47 nci maddesine de aykırıdır. Bir yasama
işlemi ile oluşturulan herhangi bir kamu hizmeti, idari bir işlemle fiilen
"özel hukuk kişilerine" gördürülmektedir. Bu Anayasanın özelleştirmede
Kanun arayan 47 nci maddesine açıkça aykırıdır.
Bu düzenlemenin doğal sonucu, belediyelerin bütün hizmetlerinin şirketler
kurarak verilebilir hale gelmesidir. Bu düzenleme, belediye şirketleri
konusunda halen mevcut olan yoğun yakınmaları giderici özelliğe haiz değildir.
Mahalli müşterek ihtiyaç olarak adlandırılan her çeşit hizmetin, şirket
kurma yoluyla yerine getirilmesine sınırlama getirilmemiştir. Getirilen
bu yasal çerçeve için yerel yönetimlerin, kamu hizmeti sunan idari birim
olma özelliği tümden ortadan kalkabilir. Belediyelere verilen her türlü
görevlerin şirketler aracılığıyla yerine getirilmesinin yolu açılabilir.
Geçmiş dönemde en çok yakınılan şeyin, özel hukuk hükümlerine tabi belediye
şirketlerinin yeterince denetlenememesi sonucu kamuoyunda usulsüzlük iddialarının
yoğunlaşması olduğu ve bu gerçeğin İçişleri Bakanlığı genelgesine yansıdığı
unutulmamalıdır. Halen geçerli olan mevzuatta hangi alanlarda şirket kurulacağı
konu bakımından belirlendiği halde, her alanda şirket kurulduğu (belediyelerin
şirket kurma yetkisinin sınırlandırılmadığı yorumu ile) ve belediye şirketlerinin
bir araya gelerek yeni bir şirket kurabildikleri, ayrıca vakıfları ve birlikleri
aracılığıyla veya kurulu bir şirketi bağış olarak kabul etmek suretiyle
de şirket sahibi olabildikleri unutulmamalıdır. Bu açıdan yeni yasal düzenlemeler,
mevcut olumsuzlukları giderici hükümler içermemekte, tam tersine olumsuzlukları
artırıcı bir nitelik taşımaktadır.
21. Tasarının "Borç ve alacakların takas ve mahsubu" başlığını taşıyan
72 nci maddesi ile "Bu madde gereğince yapılacak mahsup işlemlerine ilişkin
esas ve usuller, İçişleri Bakanlığının olumlu görüşü alınarak, Maliye Bakanlığı
tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir." hükmü getirilmektedir.
Bu hüküm ile belediyenin yerel yönetimlerden veya merkezi idare kuruluşlarından
olan ister özel hukuk ister kamu hukukundan (vergi, resim, harç) kaynaklansın
tüm alacak ve borçları için zorunlu bir "takas-mahsup sistemi" getirilmektedir.
Böyle bir sistemin anlamı ise şudur: Belediyeleri, yerel yönetimler veya
merkezi idare kuruluşlarından olan hiçbir alacağını nakden veya hesaben
tahsil edemeyecekleri gibi borçlarını da bu şekilde ödemeyeceklerdir. Kaynağı
ne olursa olsun bütün alacak ve borçlar takas-mahsup yoluyla itfa edilecektir.
Söz konusu maddenin gerekçesinde düzenlemenin amacı; merkezi idarenin
belediyeye olan borçları için faiz ödemediği halde, belediyeden olan alacakları
için yüksek oranda faiz alması nedeniyle ortaya çıkan belediye mağduriyetinin
kısmen de olsa giderilmesi olarak açıklanmıştır. Ancak, bilindiği üzere
faiz alacağı ya kanundan ya da sözleşmeden doğar. Her iki durumda da hak
sahibinin hukuken bu alacağı tahsil yetkisine haiz olduğu açıktır. Kaldı
ki, bu konuda maddede herhangi bir düzenleme de yapılmamıştır.
Düzenleme birikmiş borç/alacak stokunu tasfiyeye yönelik olmayıp daimidir.
Bu şekliyle bütçe prensiplerine aykırıdır.
22. Tasarının 73 üncü maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesinde "Kentsel
gelişim projesi kapsamında bulunan mülk sahipleri tarafindan açılacak davalar,
mahkemelerde öncelikle görüşülür ve üç ay içerisinde karara bağlanır" hükmüne
yer verilmiştir. Yapılan bu düzenleme, "usul hukukuna" ilişkin olduğundan
kanun yapma tekniğine aykırıdır, usul kanunlarında yapılması gereken bir
düzenlemedir.
23. Tasarının Geçici 1 inci maddesiyle bazı istisnalar dışında 1/5000
ölçekli nazım imar planı içinde kalan Hazine taşınmazları bedelsiz olarak
belediyelere devredilmektedir. Hazine taşınmazları olarak isimlendirilen
varlıklar toplumun mülkiyetindedir. Hazine adına kayıtlı olmaktan amaç
budur. Dolayısıyla bu varlıkların toplum yararına kullanılması gerekir.
Bu noktada Devletin yapması gereken buna ilişkin objektif kuralları koymaktır.
Tasarıdaki düzenleme ise anılan amaçtan uzaktır. İmar planlarının yapıldığı
yerlerde artık kentleşme ve yapılaşma başlamış hatta tamamlanmıştır. Kent
rantlarının oluştuğu bu taşınmazların bir amaç tanımlamaksızın belediyelere
bedelsiz olarak devredilmesi bu rantların herhangi bir objektif amaç olmaksızın
belediyelere aktarılması sonucunu yaratacağından son derece yanlıştır.
24. Tasarıya Komisyon görüşmeleri sırasında eklenen bir geçici madde
ile belediyeler ve bağlı kuruluşlar ile sermayesinin yüzde 50'sinden fazlası
belediyelere ait şirketlerin 31.05.2004 tarihi itibariyle diğer belediyeler
ile kamu kurum ve kuruluşlarından olan kamu hukuku ve özel hukuka tabi
alacakları, bunların diğer belediyeler ile kamu kurum ve kuruluşlarına
olan borçlarına karşılık olmak üzere 6 ay içinde mahsup edileceği düzenlenmektedir.
Belediyelerin mahsup sonrasında kalan borçları genel bütçe gelirlerinden
her ay ayrılacak paylarından yüzde 40'ı geçmemek üzere kesinti yapılmak
suretiyle tahsil edilecektir.
Öncelikle bu şekilde bir mahsup işlemi bütçe prensiplerine ve 5018 sayılı
Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine aykırıdır. Böylelikle
TBMM'nin bütçe kanunu ile yürütme organına vermiş olduğu bütçe büyüklüğü,
yani ödenek sınırı aşılmış olmaktadır. Bu durum Anayasanın bütçe ile ilgili
hükümlerine de aykırıdır.
Ayrıca belediye paylarından yüzde 40 oranına kadar yapılacak kesintiler
belediyeler için ağırdır. Bunun yanında belediyelerin mahsuplaşma yoluyla
yapacakları ödemelerin Vergi Barışı Kanunuyla 36 ay vadeye yayılmış vergi
borçlarının ödenme planı ile de ilişkisi kurulmamıştır.
25. Nüfusu 2.000 altında kalıp da kaldırılan belediyeler konusunda belde
halkına referandum yoluyla başvurmak da bir çözüm olarak düşünülmelidir.
Tasarı bu açıdan eksiktir.
26. Tasarıda; halen belediye başkanı ya da illerin daimi komisyon üyeliğine
seçilen ve atananlar ile Emekli Sandığından veya diğer sosyal güvenlik
kuruluşlarından emekli, yaşlılık veya malullük aylığı almakta iken, belediye
başkanlığına seçilen ve atananların istemeleri halinde, kendilerinin Emekli
Sandığı kapsamına alınmalarına olanak sağlanmaktadır. Ancak bu uygulama,
eski belediye başkanlarını ve illerin daimi komisyon üyelerini kapsamamaktadır.
Böyle bir uygulama, aynı kentlerde farklı dönemlerde belediye başkanlığı
yapmış kişiler açısından haksız sonuçlar doğuracaktır. Bu eşitsizliğin
giderilmemesi halinde, bu tasarının yasalaşıp, yürürlüğe girmesinden önce
görev yapanlar açısından, mağduriyete yol açacaktır.
27. Belediye Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu ve Büyükşehir Belediye Kanunu
tasarılarında çok sayıda yetki ve görev mükerrerlikleri vardır. Böyle bir
düzenleme, tasarılar yasalaştığında pek çok bürokratik işlemin doğmasına
ve bürokraside gereksiz çekişmelere ortam hazırlayacaktır. Bu tür görev
çalışmaları yerel yönetimlerde pek çok bürokratik soruna ortam hazırlayacaktır.
M. Akif Hamzaçebi, Trabzon
Birgen Keleş, İstanbul
Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul
Enis Tütüncü, Tekirdağ
Osman Kaptan, Antalya
Mehmet Mesut Özakcan, Aydın
Ali Kemal Deveciler, Balıkesir
Ali Kemal Kumkumoğlu, İstanbul
Bülent Baratalı, İzmir
Gürol Ergin, Muğla
Kazım Türkmen, Ordu
Osman Coşkunoğlu, Uşak
|