Tasarının tümü üzerinde TBMM Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler şöyle:
(9 Temmuz 2004 - 22.Dönem 2.Yasama Yılı 113. Birleşim)
BAŞKAN : (Başkanvekili Nevzat PAKDİL)
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir
Milletvekili Oğuz Oyan konuşacaktır.
Buyurun Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün akşam kaldığımız yerden devam
ediyoruz. Dün gece saat 24.00 civarında, Belediyeler Kanunu Tasarısı buradan
çıktı, yasalaştı. Tabiî, sürecin bu aşaması tamamlanmış oluyor. Bundan
sonraki yasalaşma aşamasına da bakmamız lazım. Bugün de, İl Özel İdareleri
Yasasının Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması itibariyle son gün olduğunu
hatırlatmak istiyorum. Dolayısıyla, burada, belki, biz bu tasarıyı görüşürken,
oradan bir karar bir şekilde çıkacak.
Değerli arkadaşlarım, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, şimdiye
kadar görüştüğümüz kanun tasarılarının uzantısında olan bir tasarıdır,
onların tamamlayıcı parçasıdır. Bu düzenleme, geçen yılın son ayında çıkarılan
Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasası, görüşmeleri nisan ayında büyük ölçüde
tamamlanmış olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı -henüz geçici maddeleri
var- bu arada İl Özel İdareleri Kanunu ve dün yasalaşan Belediyeler Kanunuyla
bir tamamlayıcılık ilişkisi içerisindedir. Hatta, Belediyeler Kanunu, aynı
zamanda, büyükşehir belediyelerini de ilgilendirmek bakımından, onun bir
anaçerçevesini çizmektedir. Dolayısıyla, bizim, bu kanunlar ya da tasarılar
için söylediklerimiz, büyükşehir belediyeleri için de esas olarak geçerlidir.
Bir kere, öncelikle bu tespiti yapmakla başlayayım. Özellikle de, dün -bir
haftadır tartışarak- buradan geçirdiğimiz Belediye Kanunuyla çok yakın
bir ilişki içindedir; çünkü, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında,
burada yer almayan hükümler için oraya gönderme yapılmaktadır; dolayısıyla,
büyükşehirleri de ilgilendirmektedir. Bunu, öncelikle belirtmek istiyorum.
Biz, burada, hep şunu söyledik, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı
için de aynı şeyi söyleyeceğiz: Burada getirilen düzenleme, Anayasanın
126 ve 127 nci maddelerindeki merkezî ve mahallî idarelerle ilgili ilkelere
aykırı olarak hazırlanmıştır, tanımlanmıştır. Anayasanın, mahallî müşterek
ihtiyaçları karşılamak üzere kurulmasını öngördüğü mahallî idarelere verilen
görevlerin karşılayacağı toplumsal ihtiyaçların büyük çoğunluğunun mahallî
müşterek ihtiyaç olarak nitelenmesi mümkün değildir; ama, buna rağmen,
hepsi, bu şekilde tanımlanacak biçimde yerel yönetimlere aktarılabilmektedir.
Yerelliği aşan gereksinimler, özellikler ve sonuçlar söz konusudur. Sağlık,
tarım, orman, çevre, kültür ve turizmle ilgili tüm hizmetleri, acaba, mahallî
müşterek ihtiyaç kapsamına sokmak mümkün müdür? Anayasadaki kamu yönetimi
düzenlemesi, merkezî yönetimi genel yetkili, mahallî idareleri ise özel
yetkili kuruluşlar olarak tanımlamıştır, göstermiştir. Tasarıyla bunun
tam tersi yapılmaktadır. Anayasa ortada dururken bu tür bir tersine düzenlemenin
nasıl yapılabildiği konusunu, herhalde, iktidarın, buraya gelmeden önce
Anayasa hukukçularına danışması doğru olurdu.
Yerel yönetimlerle ilgili yasa tasarıları da, idarenin bütünlüğü, hiyerarşik
yönetim, illerin yönetiminde yetki genişliği, merkezî ve yerel yönetim
ilişkileri, idarî, vesayet gibi Anayasanın temel ilkeleri gözardı edilerek
hazırlanmıştır. Bu kanun ve tasarılar, hiyerarşik yönetim ve yetki genişliği
ilkesini fiilen ortadan kaldırarak, illerin yönetimini anayasal temeli
olmayan kurallara terk etmektedir. Oysa, Anayasanın 123 üncü maddesi "İdare,
kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir" kuralını koyarken,
idarenin bütünlüğünü, bu kavramın uygulama araçları olarak da, hiyerarşik
yönetim, idarî vesayet ve yetki genişliği ilkelerine gönderme yapmaktadır.
Yani, Anayasaya göre, Türkiye'de illerin idaresi yetki genişliği esasına
dayanır. Anayasa, illerin yönetiminde görevler ayrılığı ilkesini benimsemez.
Oysa, burada, iktidarınızın getirdiği tasarılar, hukuk devleti ilkesine
aykırı bir düzenleme öngörmekte; dolayısıyla, samimiyetsiz, tutarsız ve
çelişkili olmaktadır. Biz, bunu, burada tekrar dile getirmeyi uygun görüyoruz,
size uyarı görevimizi yapmak açısından önemli görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu kamu yönetimi reformu demeti, paketi, şeffaflık,
açıklık, verimlilik, etkinlik, tutumluluk gibi kavramlara gerçekten inanılmadığını,
bunların sadece birtakım vitrin süsü olarak tasarılarda yer aldığını, asıl
gerçekleştirilmek istenilen şeyin bu kavramların arkasında gizlendiğini,
gerçek amacın kamu hizmeti, kamu parası ve kamu denetimi kavramlarının
yok edilmesi olduğunu söyledik ve söylemeye devam edeceğiz; bunlar da,
zaten, uygulamada görülecektir.
Bu getirilen düzenlemelerde, kamu harcama ve gelirlerinde şeffaflık,
hesap verme sorumluluğu, verimlilik, tutumluluk, etkinlik sağlayacak uygun
ortamların, asıl amaç bu olmadığı için, oluşturulmadığı; dikkatlerin, gerekli
sistem ve mekanizmaların oluşturulmasına değil, piyasalaştırmaya, özelleştirmeye,
denetimsizliğe, çıkar ve rant sağlamaya uygun ortamların yaratılmasına
yöneldiğini görüyoruz.
Bakın, size, bu tasarılarla ilgili birkaç kanıt vereceğim. Kamu hizmeti
nasıl denetlenemez ve yürütülemez konusunda örnekleri vereyim. Daha önceki
söylediklerimizi tekrarlamamak adına değişik örnekler seçiyorum.
Bakınız, 27 Mayıs 2004 tarihinde, sizin getirdiğiniz ve burada, Yasama
Organında hep beraber kabul ettiğimiz Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine
Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun vardı.
Bu kanunun "Tanımlar" başlıklı maddesinde, kanunda geçen "Bakanlık" ibaresinin
"Tarım ve Köyişleri Bakanlığını" ifade ettiği, kanunda geçen "kontrol ve
denetim" ibaresinin ne anlama geldiği açıklanıyor. Bu "kontrol ve denetim"
gıda kontrol ve denetimi olması bakımından, bizim, burada, Kamu Malî Yönetimi
ve Kontrol Kanunundaki "kontrol ve denetim" kavramlarıyla uyuşan kavramlar
değil; bir kere onu belirtelim.
Örnek şu: Tarım ve Köyişleri Bakanlığına gıda kontrol ve denetim yetkisi
veriyorsunuz -siz getirdiniz, mayıs ayında çıkardık- peki, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı kurumdışı denetim yapabilir mi? Soru bu. Yani, şu düzenlemeler
ortaya çıktıktan sonra, Tarım Bakanlığının taşra teşkilatı ortadan kaldırıldıktan
sonra bu nasıl yapılacak? Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının 18 inci
maddesini hatırlatalım. Bu maddede, İçişleri, Maliye, Millî Eğitim, Sağlık,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarının, kurumdışı işyeri, mükellef
veya üçüncü kişi ve kuruluşlar ile mahallî idarelere yönelik olmak üzere,
anahizmet birimi şeklinde denetim ve rehberlik birimi oluşturabilecekleri
hükme bağlanmış. Dikkat ediniz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yok. Yani,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığının böyle bir denetim ve rehberlik birimi kurulmamış
getirdiğiniz yasayla; dolayısıyla, gıdaların üretimi ve denetlenmesi meselesi
nasıl olacak?! Yani, burada, o bakanlıklar açısından çok da yapısal bir
denetim mekanizması öngörülmemiş olmakla birlikte, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
için böyle bir mekanizma hiç öngörülmemiş. O halde, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığının taşra teşkilatını kaldırdıktan sonra, üçüncü kişi ve kuruluşa
yönelik denetim birimi olmayan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nasıl denetim
yapacak?! Siz, bunları tasarlamadan, bu ilmikleri atmadan, yasalar arasındaki
bu bütünlüğü sağlamadan denetimi böylesine nasıl devredışı bırakabiliyorsunuz?!
Sağlık Bakanlığı, denetim konusunda bilgisi var; ama, gıda kontrolünde
görevli gösterilmemiş, dolayısıyla, o, devredışı kalıyor.
Değerli arkadaşlar, bu, çelişki ve tutarsızlıklarla örülü bir düzenlemedir;
bunlar gerçek bir denetimin istenmediğinin kanıtlarıdır. Dolayısıyla, kontrol
ve denetim gibi sözcükler kullanılarak, bunların arkasına sığınılarak denetimsizlik
getirilmektedir. Bunu, bilginize, bir kez daha sunmak istiyorum.
Aslında, benzer bir samimiyetsizlik ve denetimden kaçış için başka bir
örnek verelim. Belediyeler Kanununda da vardı, Büyükşehir Belediyeleri
Kanunu Tasarısında da var, gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri.
2003 yılı aralık ayında Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasını çıkardınız.
"Malî sistemimiz yeniden tasarlanmış ve yatırım projesi dışındaki işlerin
oniki aydan daha uzun süreyle ihale edilmemesi ilkesini benimsemiştir"
diyorsunuz; yani, yatırımlar oniki aydan daha uzun vadeli. Bunu siz getirdiniz,
siz önerdiniz, yasalaştırdınız; ama, şimdi, bu kanun tasarısıyla eski kanununuzu
yalanlayarak, onu delerek, onu devredışı bırakarak diyorsunuz ki: Oniki
aydan daha uzun süreli yatırımdışı her türlü cari harcama vesaire; bütün
bunlar yıllara sari, oniki aydan daha uzun vadeli ihale edilebilir. Amaç
nedir; yandaş şirketleri kayırmak mıdır?! Beş yıl boyunca sarf malzemeler
alacağınız bir şirketin belediyeyle ilişkisini kurup, oradan birtakım çıkar,
rant dağıtımı mekanizmalarını kendi kontrolünüz altına almak mıdır?!
Değerli arkadaşlarım, tasarıyı siz getirdiniz, Kamu Malî Yönetimi ve
Kontrol Yasası sizin çıkardığınız bir kanun; yeni bir şey getirmedi; 1050
sayılı Muhasebei Umumiye Kanununda kaldırılan benzer bir hüküm vardı, onu
tekrarlamıştı; ama, şimdi terk ediliyor. Dolayısıyla, burada, bu yasalarda,
şeffaflık, hesap verme sorumluluğu, verimlilik, etkinlik ve tutumluluk
gibi kavramlar, tamamen, yok hükmünde olmaktadır. Burada sadece, bir ihaleyle
çıkar paylaşımı söz konusu olduğunda, bu ilkeler tamamen dışlanmaktadır.
Bir başka örnek de, daha geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulan
bir yasa tasarısıdır. O tasarı, önümüze, muhtemelen, haftaya getirilecek.
Yeri geldiğinde söyleyeceğim; ama, denetimden nasıl kaçıldığına ya da nasıl
bütçe dışına çıkıldığına dair bir örnek vereyim: Biliyorsunuz, bu Kamu
Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, tüm giderlerin bütçe içerisinde gösterilmesini
öngörüyor. Peki, nasıl olacak; daha, dün akşam görüşülen tasarının geçici
8 inci maddesiyle getirilen, belediyelerin borçlarının tahkim edilmesiyle
ilgili konsolidasyon maddesi, zaten, bütçe dışına çıkmanın bir yeni örneğini
oluşturdu. Bir başka örnek vereyim. Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen,
sizin, haftaya Genel Kurula getireceğiniz, o kırkambar, çeşitli yasalarda
değişiklik yapan yasa tasarısı, Avrupa Birliği fonları ve uluslararası
kaynaklardan sağlanan proje karşılığı aktarılan tutarların, ilgili idarelerin
bütçelerine gelir kaydedilmeksizin, özel hesaplarda izlenilmesini öngörüyor.
Değerli arkadaşlarım, siz, kendiniz, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasını
getirmiştiniz ve orada, Avrupa Birliği fonları ve uluslararası kaynaklardan
elde edilen kaynakları bütçe disiplini içerisine almıştınız; ne oldu bu
arada da, o, kendi getirdiğiniz, aralık ayında çıkarılan, daha bazı hükümleri
uygulama fırsatı bulamamış olan, daha dumanı tüten bir yasayı, böyle, birdenbire
"bu bize fazla ayakbağı oluyor, fazla sıkıyor bizi, biz bundan bir kurtulalım"
diyebiliyorsunuz; Yani, özel hesaplarda izlemek, bir fon sistemi geleneğinin,
bütçe dışına kaçışın yeni bir uygulaması, örnekleri olarak karşımıza sık
sık gelebilecektir ve bu, sizin bütün yasa düzenlemelerinizde ortaya çıkmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, denetim sistemiyle ilgili yaptığımız eleştirilerin
tümü, bu büyükşehirler için de geçerlidir. Biz, itiraz ve eleştirilerimizde
hep şunları söyledik: İçdenetim dediğimiz zaman, sadece denetim yetkisi
verilmesi yetmez, mutlaka, teftiş ve soruşturma yetkisine de yer verilmesi
gerekir. Oysa, siz, teftiş ve soruşturma yetkisi olmaksızın garip bir denetim
yetkisi tanımlıyorsunuz. Dolayısıyla, yolsuzluklarla ilgili soruşturmalar
yapma konusunda büyük bir boşluk, büyük bir vakum yaratıyorsunuz; dolayısıyla
da yeni yolsuzluklara, yeni usulsüzlüklere kapı açıyorsunuz.
Bu arada, Türkiye'nin çok saygın kurumlarından Maliye Teftiş Kurulu
ve Başbakanlık Teftiş Kurulu örneklerinde olduğu gibi, fiilen bu kurumları
tasfiye ediyorsunuz ya da İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu örneğinde olduğu
gibi iyice etkisizleştiriyorsunuz. Böyle bir örnekle, bu tür denetimsizlik
örnekleriyle Türkiye'nin geleceğini oluşturması, Türkiye'nin düzgün bir
kamu malî yönetim sistemi oluşturması mümkün değildir.
Tabiî, getirdiğiniz tasarıdaki özensizliklerin de altını çizmeme izin
veriniz; yani, burada, sizin, 23 üncü maddede getirdiğiniz önerilerde,
ortada olmayan, belki, getirmeyi düşündüğünüz bir vergi söz konusu; elektrik
ve gaz vergisi diye Türkiye'de vergi envanterimiz içerisinde olmayan bir
vergiden söz edebiliyorsunuz. Muhtemelen elektrik ve havagazı vergisini
kaldırıp onu getirmeyi düşünüyorsunuz ileride; ama, böyle Türkiye'de vergicilik
tarihinde görülmemiş bir ilke de böylece imza atmış oluyorsunuz; olmayan
bir vergiyi çıkan bir yasada vergiye referans veriyorsunuz, onu zikrediyorsunuz.
Herhalde, böyle bir özensizlikle Türkiye'de yasa yapmanın örneklerini vermek
de size nasip oldu.
Değerli arkadaşlarım, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, aslında,
Türkiye'de birçok şeyin nasıl, ne kadar eksik tanımlandığını da bize bir
kere daha gösteriyor. Bir kere şunu söyleyeyim: Gerek Belediye Kanununda
gerekse de bu Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında, sizler, belediyeleri,
daha hangi nüfus eşiklerine göre, hangi sosyal ve ekonomik kriterlere göre
birbirinden ayırt edip ona göre tanımlamak gerektiğini bir şekilde yapabilmiş
değilsiniz. Yani, siz, daha, Türkiye'de ne belediyeleri ne de büyükşehir
belediyelerini bir tanıma sokabilmişsiniz. Yani, değişik ölçütler kullandınız
Belediyeler Kanununda, 5 000 nüfus eşiğini kullandınız, 10 000 nüfus eşiğini
kullandınız, 50 000, bazen 100 000 dediniz. Şimdi, büyükşehirlere geldik,
1 000 000 diyordunuz, 750 000 olarak düzenleniyor; ama, daha önce burada
geçip de sonra geri dönen bir pergel yasasını yeniden getiriyorsunuz karşımıza;
yani, işte, pergeli koyuyorsunuz, 50 kilometre, 20 kilometre çiziyorsunuz.
Bunu, buradaki geçici maddelerle getiriyorsunuz. Böyle bir büyükşehir tanımı
olabilir mi değerli arkadaşlarım?! Yani, eğer, büyükşehirler özel nitelikli
idareler iseler, bunların her biri için özel yasa gerekiyorsa, o zaman,
her biri için ayrı tanımlar getirmeniz gerekir. Böylesine bir ortak pergel
yasasıyla büyükşehir tanımı nasıl olabilir?! Yani, bu büyükşehirler arasında
çok önemli nitelik farklılıklarının da olduğunu görmeden bunlarla ilgili
düzenlemeler nasıl yapılabilir?!
Genellikle, büyükşehirler, dünya uygulamasında "yerel yönetimler arasında
işbirliği" başlığı altında incelenen kuruluşlardır. Bu tür kuruluşlar,
eğer, çok yetkileri artar hale getirilirlerse, bunlar, daha çok, yerel
idareden çok, özerk, bölgesel idareye doğru bir yol alışa girerler. Sizin
getirdiğiniz tasarıyla da büyükşehir belediyeleri, eskiye oranla çok daha
fazla yetkilendirilen, İstanbul ve Kocaeli olmak üzere iki ilde de bütün
il sınırlarıyla örtüşen bir yapıya geliyor, diğerleri için de; işte, 50
kilometreye kadar da çıkabiliyor; yani, giderek, bir özerk idareye doğru
gidiyor. Bunlarla metropol ilçe belediyeleri ve diğer il içindeki ilçeler
arasındaki ilişkiler doğru düzgün tanımlanmadığı gibi, bunlarla il özel
idareleri arasındaki eşgüdüm de doğru düzgün tanımlanmamış. Dolayısıyla,
burada, gerek bölgesel gerek ulusal gerekse il düzeyinde plansızlık her
bakımdan sırıtmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir düzenlemeyle, Türkiye'de, böyle bir
parçalı yapıyla, acaba, verimli yerel yönetimcilik yapılabilir mi, bu idareler
arasındaki yetki kargaşası çözümlenebilir mi? Şimdiye kadar yirmi yıllık
uygulama bize şöyle bir şeyi gösterdi: Metropol ilçeler ya da büyükşehir
ilçeleriyle büyükşehir belediyeleri arasında çeşitli yetki anlaşmazlıkları
ortaya çıktı. Burada, bunlar, bir şekilde büyükşehirler daha çok yetkilendirilerek
çözülmeye çalışılıyor; ama, o zaman, birçok durumda "orada bir ilçe belediyesi
olmasına ne gerek var" ya da ilk kademe belediyesi olmasına ne gerek var
soruları gündeme geliyor. Yani, bu tanımı düzgün bir şekilde yapmadığınız
zaman, bu dersi iyi çalışmadığınız zaman, Türkiye'de, kamu yönetimini gerçek
anlamda reforme etme gibi bir amaca odaklanmadığınız zaman, işte, sonuçta,
ortaya çıkan böyle yamalı bohça, parçalı bir düzen olacaktır ve bu, yeni
sorunlara gebe bir yapı, ortam oluşturacaktır.
Bu ortaya çıkan metinler, gerek dün gerekse bugün görüştüğümüz metinler,
yerel yönetimlerin, belediyelerin anayasası niteliğinde olacak metinlerdir.
Bunların, böyle, alelacele, iyi düşünülmeden, iyi tasarlanmadan, iyi çalışılmadan
getirilmesi, sizin, Türkiye'deki kamu yönetiminin içine sokacağınız bir
dinamit gibidir; yani, bunlar, uygulamada çok ciddî sorunlara yol açmaya
adaydır.
Değerli arkadaşlarım, bir kere, belediyecilik anlayışına yaklaşırken,
belediyeleri, bir kamu yönetim birimi olarak tanımlama ihtiyacı var; sizin
getirdiğiniz düzenlemede bu yok. Siz, aslında, belediyeleri, tüccar belediyecilik
anlayışıyla görüyorsunuz, o şekilde tanımlamaya çalışıyorsunuz ve bir anlamda,
âdeta, küresel tacirlerin, çokuluslu şirketlerin ihtiyaçlarıyla bunlar
arasında bir denge kurmaya, bir ilişki kurmaya çalışıyorsunuz; devletin,
merkezî idarenin teknik ve malî desteğinden yoksun bırakıyorsunuz; ulusal
çıkarlara kör bir yapı oluşturuyorsunuz; dar, yerel çıkarlara odaklı tacir
kurumlar yaratıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bu tür bir düzenleme "kamu hizmetlerini kullanan
öder" ya da "kamu hizmetlerini ödeyen ancak kullanabilir" yaklaşımı, piyasalaştırma
yaklaşımı, borçlanma üzerine odaklanmış bir finansman mekanizması...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oyan, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
İkinci turda devam edersiniz.
Buyurun.
OĞUZ OYAN (Devamla) - ...ki, büyükşehir belediyelerinin borçlanma
limitleri diğer belediyelerden daha yüksektir, toplam gelirlerin 1,5 katı
bir büyüklüktedir, bu nedenle, burada, daha da fazla dışfinansman ya da
belediyenin kendi kaynakları, özkaynakları dışında finansmana kapı açılmaktadır.
Belediyeler bu tasarıyla -büyükşehir belediyeleri de dahil- aslında, birer
şirket gibi yönetilmek istenen -tırnak içinde- sözde kamu birimleri haline
geliyorlar, birer ihale makamı gibi görülmek isteniyorlar. Burada, bu yapı
içerisinde de kamu çalışanlarının çalışma düzeni esnekleştirilerek, bu
ilişkiler sözleşmeli esasına bağlanmak isteniliyor; dolayısıyla, şirket
yönetimi gibi bir yönetim ortaya çıkmış oluyor.
Değerli arkadaşlarım, yağma, rant kollama, partizanlık... Bütün bunların
denetime ihtiyacı olmadığı açıktır; siz de bunu yapıyorsunuz, denetimi
dışlıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OĞUZ OYAN (Devamla) - Bitiriyorum.
Bu tasarı, bu nedenle, bizim destekleyebileceğimiz özelliklere sahip
olmadığı için, sizin büyükşehir belediyeleri hakkındaki bu kanun tasarınıza
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak destek vermeyeceğimizi; ama, yine,
bu konuda iyileştirici önergelerimizi vermeye devam edeceğimizi belirtiyorum.
Biz, bütününü kurtaracağımızı sanmıyoruz; ama, bu rötuşlarla, hiç
olmazsa birtakım uygulama güçlüklerini, birtakım eşitsiz pay dağıtımlarını
belki düzeltebilir miyiz diye, bunlarla ilgili önergelerimiz olacak. Umarım,
bu önergelerde bir anlayış birliği olur.
İlginiz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.
AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Açıkalın;
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (İstanbul) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı
üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere
söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün görüşeceğimiz Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, mahallî
idareleri doğrudan düzenlemeye yönelik olarak görüştüğümüz tasarılardan
üçüncüsü.
Türkiye, bundan, aşağı yukarı yirmi yıl önce büyükşehir belediyesi statüsüyle
ilk defa tanıştı. O günden bugüne kadar olan uygulamada da, esasen, bu
projenin belediyeleri yönetmede uygun bir proje olduğu görüldü; ancak,
takdir edileceği üzere, zaman içerisinde değişen ihtiyaçlar ve gelişen
şartlar karşısında hem Belediye Kanununda hem de Büyükşehir Belediyesi
Kanununda değişiklik yapmak zarureti hâsıl olmuştur.
Gerçekten, hükümetimiz, bu tasarıları Meclise sunmakla, hem Anayasanın
mahallî idarelerin daha çok güçlendirilmeleri gerektiği amir hükmüne hem
de Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uymak istemektedir.
3030 sayılı Kanunun, görev ve yetki paylaşımını objektif olarak tayin
etmemesinin, yönetim kademelerindeki işbirliğinde zafiyet, bir bakımdan
yanlışlık veya eksiklik olarak görüleceği ifade edilirse de, büyükşehir
belediyeleri hâkimiyette olması itibariyle, birtakım zafiyetleri bünyesinde
bulundurmaktaydı.
Merkezî idare bundan böyle genel görevli veya genel yetkili olmayacaktır,
merkezî idarenin görevleri kanunda sayılacaktır; ancak, mahallî idareler
ve belediyeler, mahallî müşterek ihtiyaçlar konusunda genel yetkili olacaklardır;
bu kanun tasarısının getirdiği ana konsept budur.
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında da -gerek 3030 gerekse 1580
sayılı Kanunlardaki gibi- belediyeler ve büyükşehir belediyeleri arasındaki
ilişki aynen muhafaza edilmiştir; yani, Belediye Kanununun Büyükşehir Belediyeleri
Kanununa aykırı olmayan hükümleri büyükşehirler hakkında da uygulanacaktır.
Sayın milletvekilleri, bu kanun tasarısının incelikleri ve özellikleri
hakkında bilgi vermeden önce, izninizle, Türkiye'de kurulmuş bulunan birtakım
istatistikî bilgiler sunmak istiyorum.
Malum, ülkemizde toplam 3 215 adet belediye bulunmaktadır. 16 büyükşehir
belediyesi, büyükşehir bünyesi içerisinde 58 adet ilçe belediyesi, 31 adet
alt kademe belediyesi, 792 adet ilçe belediyesi, yani, büyükşehir bünyesi
dışındaki ilçe belediyesi, 2 250 adet de belde belediyesi vardır.
Nüfusları itibariyle kademelendirmeye baktığımızda; 5 000 nüfusun altındaki
belediyeler 2008 adetle, toplam belediyelerin aşağı yukarı yüzde 62'sidir.
Nüfusu 10 000'e çıkardığımızda, 558 belediyenin de ilavesiyle, toplam belediye
sayısı 2 566'ya çıkmakta; yani, 3 215 belediyenin 2 566'sının nüfusu 10
000'in altında bulanmaktadır; bu da toplam belediyelerin yüzde 80'idir.
Bu belediyeler, ülke nüfusunun ancak yüzde 12'sini iskân etmektedir.
Büyükşehir belediyeleri, söylediğim gibi, 16 adet; fakat, büyükşehir
belediyeleri içerisinde barınan nüfus, toplam nüfusun aşağı yukarı üçte
1'i, yüzde 33 mertebesindedir. Ülkemizde, belediye sınırları içerisinde
yaşayan nüfussa yüzde 80 civarındadır; yüzde 20 nüfus, belediyesi bulunmayan
yerleşim yerlerinde iskân edilmiş bulunmaktadır.
Çalışanlar açısından baktığımızda, belediyelerde istihdam edilen personel
sayısı şöyledir: Aşağı yukarı 200 000 civarında memur, 110 000 civarında
işçi istihdam edilmektedir. Büyükşehir belediyelerindeki memur istihdamı,
toplam memur istihdamının yüzde 10'udur; yani, 22 000 civarındadır.
Buradaki çarpıklığa dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Ekonomik olmayan
ölçekte kurulmuş bulunan çok sayıdaki belediyeler sebebiyle, büyük ölçüde
kaynak israfı bulunmaktadır. Oysa, çağın gidişi, büyük ölçekte, fakat az
sayıda yönetilebilir ekonomik kaynaklara sahip belediyelerin kurulmasıdır.
Bu bilgilerden sonra, izninizle, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı
hakkında bilgi vermek istiyorum. Mahallî idareleri düzenleyen bütün kanunlarda,
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında anafikir, merkezî idarenin vesayet
yetkisini, vesayet denetimini asgarîye indirmek olmuştur. Bununla alakalı
olarak tasarı metninde düzenlemeler vardır. Mesela, meclis kararlarının
vali onayı olmadan yürürlüğe girmesi hükmü kaldırılmıştır. Tayinler, genel
sekreter dahil, tamamen büyükşehir belediyesi tarafından yapılmaktadır.
Yazışmalar doğrudan belediyeler tarafından yerine getirilecektir. Aynı
şekilde, norm kadroya uygun olmak şartıyla, büyükşehir belediyesi bünyesindeki
birimlerin kurulması, kaldırılması ve birleştirilmesi, merkezî idarenin
herhangi bir kararına ihtiyaç olmadan, doğrudan belediye meclisi tarafından
alınacak kararla gerçekleştirilecektir.
Bu tasarıyla, ilk defa, büyükşehir belediyelerinin kurulmasına birtakım
objektif şartlar getirilmiştir. Nedir onlar; birinci olarak nüfus şartı
getirilmiştir. Nüfus şartı, hükümetin gönderdiği tasarıda 1 000 000 idi,
komisyonda 750 000'e indirilmiştir. Buradaki müzakerelerde çıkacak netice
ne olursa... Bu, objektif bir şarttır ve ilk defa getirilmektedir. Aynı
şekilde, nüfusun 750 000 olması dışında, beldenin fizikî yerleşim durumu,
ekonomik gelişmişlik düzeyi de dikkate alınacaktır. Bundan ayrı olarak,
belediye sınırları içerisinde ve bu sınırlara en fazla 10 000
metre uzaklıkta olma -son sayıma göre nüfusu 750 000'den fazla olan yerlere-
şartı getirilmiştir. Demek ki, üç tane objektif şart getirilmiştir.
Bilindiği üzere, bundan önce, büyükşehir belediyeleri kanunla kurulmuştur.
Bugün, 12 000 000 nüfuslu bir yerleşim yeri de büyükşehir statüsündedir,
buna mukabil, 300 000 nüfuslu bir belde de büyükşehir statüsündedir.
Nüfus kriterini dikkate aldığımızda, bugün aşağı yukarı 6-7 belediye
bu nüfus kriterini taşımamaktadır; ancak, takdir edileceği üzere, bunların
statüsünde herhangi bir değişiklik olmayacaktır.
Büyükşehir belediyelerine katılmada kanunî zorunluluk ortadan kaldırılmıştır.
Aynı il sınırları içerisindeki belediye ve köy tüzelkişilikleri, talep
etmeleri halinde ve büyükşehir belediye meclisinin de kararı olumlu çıktığı
takdirde, büyükşehir belediyesine katılabilecektir.
Bundan ayrı olarak, imar ve altyapı zaruretleri dolayısıyla, büyükşehir
belediye meclisi kararıyla, İçişleri Bakanlığının teklifiyle ve Bakanlar
Kurulu kararıyla, yine, büyükşehir belediyesine katılım gerçekleşebilecektir.
Arz ettiğim gibi, bu tasarıyla, hem büyükşehir belediyesinin hem de
büyükşehir belediyesi bünyesinde bulunan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
görev ve sorumlulukları sayılmıştır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
Birinci olarak, büyükşehir belediyesi, stratejik planı yapacak, yıllık
hedefleri koyacak ve yatırım programlarını yapacaktır.
Bunun dışında, 1/2 000 ile 1/25 000 arasındaki her ölçekte nazım imar
planını yapacaktır. Burada, bir yenilik olarak, nazım imar planının yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde uygulama imar ve parselasyon
planlarını yapmayan bünyesindeki ilçe ve ilk kademe belediyelerinin yerine
kaim olmak üzere, uygulama imar ve parselasyon planlarını yapma yetkisini
elde etmektedir. Bilindiği üzere, bundan önce, maalesef, ilçe belediyeleri
imar planlarını yapmamakta, parselasyon planlarını büyükşehir belediyesinin
tasdikine sunmaktaydı. Bu zaruret, yani, bir yıllık bir süre içerisinde
bu vazifeyi ifa etmeme durumunda getirilen müeyyide, ilçe belediyelerini,
daha iyi bir yerleşmeye imkân vermek üzere, imar planlarını yapmaya zorlayacaktır.
Büyükşehir belediyelerinin önemli görevlerinden biri, ulaşım anaplanını
yapmaktır; toplutaşıma hizmetlerini planlamak, koordine etmektir.
Büyükşehir belediyeleri, coğrafî ve kent bilgi sistemini üretecektir.
Tarım alanlarını ve su havzalarını koruyacaktır.
Katıatık yönetim planını yapacaktır ve bunların depolanması, bertaraf
edilmesine ilişkin hizmetleri ifa edecektir.
Kültürel hizmetlerden olmak üzere, kütüphane, müze ve spor, dinlence,
eğlence ve benzeri yerleri yapacak veya yaptıracaktır.
Doğal afetlerle ilgili olarak hazırlıklar yapacak, her ölçekte plan
yapacaktır.
Merkezî ısıtma sistemi kuracaktır.
Detayları tasarıda yazılıdır, bunları daha fazla okumak istemiyorum.
Bundan sonra da ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görevleri gelmektedir.
Burada önemli bir yenilik ve değişiklik de şudur: Belediyeler, bu hizmetleri,
hem kendileri yapacaklardır -mesela, imar planını- hem de yaptırabileceklerdir;
yani, kendi bünyesindeki personele yaptırabilecekleri gibi, sayılmış bulunan
görevlerin önemli kısmını, dışarıdan mal ve hizmet satın almak suretiyle
yaptırabileceklerdir. Bu, önemli bir yenilik ve değişikliktir.
Büyükşehir belediyesi bünyesinde "AYKOME" ve "UKOME" kurumları muhafaza
edilmiştir. Bilindiği üzere, AYKOME, altyapı koordinasyon merkezidir. Burada,
bir yenilik olmak üzere, özelleştirme planına uygun olarak, altyapı hizmetinden
sorumlu bir özel kuruluş bulunduğu takdirde, o da AYKOME'nin üyesi kılınmıştır.
Bilindiği üzere, telekomünikasyon hizmetleri özelleştirme aşamasındadır.
Şehirlerde, doğalgaz dağıtım hizmetleri, önemli ölçüde ihale edilmektedir.
Altyapı hizmeti veren bu kurumlar da, bundan böyle, AYKOME'de temsil edileceklerdir.
AYKOME üyesi bu müesseseler ortak yatırım programı hazırlayabilirler.
Bu durumda, bu hizmetin gerektirdiği, bu yatırımın gerektirdiği fonları
altyapı yatırım hesabına tevdi edeceklerdir. Burada, bir yenilik olarak,
yeterli ödenek bulunmadığı takdirde, bir koordinasyon bozukluğu olduğu
takdirde, büyükşehir belediyesi veya ilgili kuruluş, yeterli ödeneği kendi
fonlarından karşılayacak ve ilerideki ödemelerle mahsuplaşma gerçekleşecektir.
Yine, büyükşehir bünyesindeki önemli kurumlardan bir tanesi UKOME'dir.
UKOME, büyükşehir dahilinde ulaşım ve trafik hizmetlerinin tek elden yönetilmesine
yönelik olarak kurulmuş bir müessesedir. Bu müesseseye şehirde ulaşım hizmeti
veren kamu ve özel sektör temsilcileri iştirak etmekte, kararlarda söz
sahibi olmaktadırlar. Büyükşehirde buna paralel hizmet veren il trafik
komisyonunun yetkileri UKOME'ye devredilmiştir. Böylece, bugüne kadar,
il trafik komisyonu ve UKOME arasındaki hizmet mükerrerliği, karar mükerrerliği
sona erdirilmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde, Karayolları Trafik Kanununun
bu kanuna aykırı hükümleri uygulanmayacaktır.
Meclis komisyonlarına baktığımızda, komisyonların çalışmalarına süre
ve zaman tahdidi getirilmiştir. Büyükşehir belediyelerinde en çok çalışan,
en çok hizmet üreten komisyon olan imar komisyonu 10 gün, diğer komisyonlar
5 gün çalışacaktır. Bu komisyonlar, bu süre içerisinde, kararlarını meclise
sunmadıkları takdirde, meclis başkanının resen bu kararları gündeme alma
yetkisi bulunmaktadır. Bunu da, meclis çalışmalarına ve özellikle komisyon
çalışmalarına hız kazandırmak bakımından önemli bir değişiklik olarak takdirlerinize
sunuyorum.
Bu tasarıyla encümenin yapısı değiştirilmiştir. Bilindiği üzere, daha
önce uygulanmakta olan kanunda, encümen tamamen atanmış görevlilerden oluşmakta
iken; bu tasarı, 5 artı 5; 5 atanmış, 5 de seçilmiş üyenin encümende görev
almasını düzenlemiş bulunmaktadır. Esasen, İhale Kanununun getirdiği düzenlemeler
çerçevesinde, encümenin de yetki ve fonksiyonu değişmiş bulunmaktadır.
Meclis tamamen karar organı statüsü kazanmış, encümenin yürütme organı
olma vasfı öne çıkmıştır.
Elbette, belediye başkanı, belediyenin başı ve tüzelkişiliğin temsilcisidir.
Burada, belediye başkanlarının, bundan böyle siyasî partilerin genel idare
kurulu ve parti meclisinde görev alabilecekleri; ancak, genel merkez yönetim
ve denetim organları ile il, ilçe, belde teşkilatında görev alamayacakları;
aynı şekilde, profesyonel spor kulüplerinin başkanlığını yapamayacakları
ve yönetimde bulunamayacakları tarzında bir düzenleme getirilmiş bulunmaktadır.
Belediye başkanlarının görevden alınmasında, belediye meclisinin feshini
gerektiren sebeplerle görevden alınmasında Danıştayın kararı gerekli bulunmaktadır.
Bu tasarıyla, memurları çalışmaya teşvik etmek bakımından, toplam personel
adedinin yüzde 10'unu geçmemek üzere çalışanlara 2 ikramiye verilmesi öngörülmüş
bulunmaktadır. Takdir edileceği üzere, memurun tamamına ikramiye vermek
teşvik fonksiyonunu yerine getirmez. Bu ikramiyeden istifade etmek isteyen
personel, memur, teşvikin gereğini, icabını yerine getirmek zaruretinde
olduğunu hissedecektir.
Büyükşehir belediye gelirlerine ilişkin olarak getirilmiş bulunan yenilik
ve değişiklik şudur: Büyükşehir belediyesinin kurulu bulunduğu ildeki toplam
vergi hâsılatının yüzde 4,1'i büyükşehir belediyelerine gelmekteyken, bu
tasarı büyükşehir belediyesinin gelirlerini artırmakta, bunu yüzde 5'e
çıkarmaktadır. Aynı şekilde, bu yüzde 5'in dağılımına ilişkin olarak büyükşehir
belediyeleri arasındaki adaletsizliği giderici düzenleme yapılmıştır. Daha
önceki uygulamada o ilde toplanan vergilerin yüzde 40'ı doğrudan o büyükşehir
belediyesine, yüzde 60'ı havuza gitmekteyken, yeni düzenlemeyle bu oranlar
yüzde 75 ve yüzde 25 olarak tanzim edilmiştir. Yani, büyükşehir belediyesinin
kurulu bulunduğu ildeki toplanan vergi hâsılatının yüzde 75'i doğrudan
doğruya o il büyükşehir belediyesine, yüzde 25'i havuza gidecektir.
Belediyelerin borçlanmasıyla ilgili olarak bu kürsüden çok şey gündeme
getirildi. Şuna dikkatinizi çekmek istiyorum: Bugüne kadar belediyelerin
borçlanmasına ilişkin olarak hiçbir yasal düzenleme bulunmamaktaydı. İlk
defa hükümetimiz belediyelerin borçlanmasına sınır getirmektedir. Bu sınırlama
düzenlemesine, Belediye Kanununda değişiklik yapılmak suretiyle borçlanmada
getirilmiş bulunan bu tahdide, büyükşehir belediyesi de dahil olmak üzere
bütün belediyeler riayet etmek zorundadırlar.
Nedir getirilmiş bulunan sınırlama; birinci olarak, dışborçlanma, ancak,
4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna
uygun olarak ve yatırım programında yer alan yatırımların finansmanı amacıyla
yapılabilecektir.
Aynı şekilde, tahvil ihracı, yatırım programında yer alan yatırımların
finansmanında kullanılabilecektir. Tahvil ihracı, esasen, 1580 sayılı Kanunda
da belediye gelirleri arasında sayılmış bir gelir unsuru idi; bu bir yenilik
değildir. Burada, ilk defa tahvil getiriliyor, belediyelere, borçlanma
yöntemi olarak; özellikle komisyonda tenkit edilmiştir. Arz ettiğim gibi,
bu, esasında, 1580 sayılı Kanunda da bulunan bir gelir tarzıdır belediyeler
bakımından.
Belediyelerin, bağlı kuruluşlarının ve sermayesinin yüzde 50'sinden
fazlasına sahip olduğu şirketlerin iç ve dışborç stoku, bu gelirlerinin
-bütçe gelirlerinin- yüzde 1'ini aşmayacak. Bu oran, büyükşehirler bakımından
yüzde 1,5 olarak uygulanacaktır.
Aynı şekilde, yıllık borçlanmaya sınır getirilmiştir. Burada da, içborçlanma,
aynı şekilde, bu gelirlerinin yüzde 10'u mertebesinde kalacaktır.
Gayet tabiî, bu borçlanmaya sınır getirilirken, belediyelerin yapacakları
hizmetlerin de önü kesilmek istenilmemiştir. Bu amaçla, teknolojik yatırımlarda,
altyapı yatırımlarında Devlet Planlama Teşkilatının uygun görüşü alındığı
takdirde, Bakanlar Kurulu kararıyla bu sınırlar aşılabilecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Açıkalın.
MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla) - Bu tasarının getirdiği önemli
değişikliklerden biri de, Belediye Kanununda düzenlenmiş bulunan kentsel
dönüşüm ve gelişim projeleridir.
Bilindiği üzere, burada iki şart bulunmaktadır; nüfus şartı vardır,
alanın 50 000 metrekare olması şartı vardır. Takdir edileceği üzere, bu
bir fikir projesidir. Bunun gerisinde, elbette ki, ilçe belediyelerinin
ve büyükşehir belediyelerinin, kendilerine verilmiş bulunan yetkiler çerçevesinde
imar planlarını yapmaları gerekmektedir. Bunu kolaylaştırmak üzere, davaların
üç ay içerisinde neticelenmesi öngörülmüştür. Aynı şekilde, buradaki, münferit
-binalardaki- harçlar da, indirimli uygulanmak suretiyle, dönüşüm projelerinin
gerçekleşmesinde kolaylıklar getirilmiş bulunmaktadır.
Gelecek yıllara sari hizmetlerde, gerçekten, bir yıllık süre, birtakım
hizmetlerin ifa edilmesinde hizmetin yerine getirilmesini ya pahalı kılmakta
idi ya da o hizmeti yerine getirme hususunda engel teşkil etmekteydi. Burada,
bu tasarıyla, tasarıda sayılan hizmetlerin yıllara sari olarak birden fazla
yılda temin edilmesine imkân veren düzenleme getirilmiş bulunmaktadır.
Son olarak, büyükşehir belediye sınırları konusunda düzenleme yapılmış
bulunmaktadır. İstanbul ve İzmit Büyükşehir Belediyelerinin sınırları,
mülkî sınırlar olarak düzenlenmiştir. Diğer büyükşehir belediyeleri bakımından
kilometre esaslı bir düzenleme yapılmış bulunmaktadır.
Bu tasarının belediyelere, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, teşekkür
ediyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Açıkalın.
Hükümet adına, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; genel yönetim yapımız içinde mahallî idarelerimizin
yerini ve fonksiyonlarını temelden değiştiren tasarılardan önemli birisi
olan Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısıyla huzurlarınızda bulunuyoruz;
bu vesileyle, Yüce Meclisin siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Malumları olduğu üzere, büyükşehir belediyeciliği anlayışıyla tanışmak
için 1984 yılı beklenilmiştir. Bu tarihten sonra, millî şairimiz Âkif'in
çok veciz biçimde yakındığı şehir görüntülerinin yavaş yavaş değiştiğine
tanık olduk. Büyükşehir statüsünü kazanan illerimiz, sanki bir sihirli
değnekle dokunulmuş gibi kabuklarını değiştirmeye başladılar; üstelik,
modern kentleşme olgusunda öncü rol üstlenerek diğer kentlerimizin de önünü
açtılar. 1984 yılından itibaren uydukentler, büyük parklar, metrolar günlük
hayatımızın birer parçası olmaya başladı.
Bir toplumun, bir kentin tarzının nasıl değişebileceğine, yasal altyapının
bu noktada ne denli etkili olabileceğine en güzel örneklerden biri de 3030
sayılı Yasamızdı. Şimdi aradan yirmi yıl geçti, yerel yönetim konsepti
değişti. Daha önce sayılan ve sınırlı görevlerini yürütmekten sorumlu olan
yerel yönetim modeli, yerini yönetimin başat öğesi yerel yönetimlerdir
anlayışına bıraktı. Öte yandan, aradan geçen yirmi yıl zarfında hem Türkiye'de
ve hem de dünyada demokratik değerler yeni anlamlar kazanmaya başladı.
Demokrasinin okulu olan belediyelerin bu yeni öğelerin öncüsü olmaları
bakımından da yasal altyapının değişmesi gerekiyordu.
Son olarak, yerel yönetimlerimiz kabuklarını delerek mevcut yasaların
izin verdiği tartışmalı olan pek çok alanda, vatandaşların talebi nedeniyle
hizmet vermek zorunda kalmıştı. Bir anlamda de facto durumun hukuk devleti
kriterlerine dönüşmesi için de bu değişim gerekliydi.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi izninizle bugün
burada huzurlarınızda tartışılacak tasarının neler getirdiğini anabaşlıklarıyla
da bazılarını arz etmek istiyorum.
Öncelikle, tasarıyla, büyükşehir belediyelerinin kuruluş şartları yeniden
tanımlanmıştır. Buna göre, büyükşehir belediyeleri, en az 3 ilçe veya ilk
kademe belediyesinden oluşacaktır. Belediye sınırları içindeki yerleşim
birimleri ile bu sınırlara en fazla 10 000 metre uzaklıktaki yerleşim birimlerinin
toplam nüfusu 750 000'den fazla olan il merkez belediyeleri, fizikî yerleşim
durumları ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak, kanunla
büyükşehir belediyesine dönüştürülebilecektir.
Büyükşehir belediyelerine katılmayı yeniden düzenleyerek, kanun konusu
olmaktan çıkardık; katılma kararını, ilgili ilçe veya ilk kademe
belediye meclisinin talebi üzerine, büyükşehir belediye meclisinin kararına
bıraktık.
Öte yandan, imar düzeni ve temel altyapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı
durumda, bu belediye ve köyler, büyükşehir belediye meclisinin kararı ve
İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine, Bakanlar Kurulu kararıyla da büyükşehir
sınırları içine alınabilecektir.
Büyükşehir belediyesi sınırları içine katılan ilçe belediyeleri ile
nüfusu 50 000 ve üzerinde olan belediyeler, büyükşehir ilçe veya ilk kademe
belediyesine dönüşecek, diğer belediyeler ile köylerin tüzelkişiliği kalkacaktır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, tasarıyla, bugüne kadar büyükşehirlerde
en çok tartışılan, büyükşehir belediyesi ile, bugün, bu tasarıyla adına
"ilk kademe" dediğimiz büyükşehrin ilçe belediyeleri arasındaki görev tartışmalarına
da son veriliyor; büyükşehir ile ilçe veya ilk kademe belediyelerinin
görev ve sorumlulukları bu tasarıda ayrı ayrı sayılmış oluyor.
Değerli arkadaşlarım, tasarıyla getirilen önemli düzenlemelerden biri
de, büyükşehir sınırlarında yapılacak altyapı yatırımlarının tek elden
yapılarak koordinasyonunun sağlanmasıdır. Bu amaçla, altyapı koordinasyon
merkezi oluşturulmuş; diğer kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektörün
yapacağı altyapı yatırımlarının bu merkezden koordine edilmesi sağlanmıştır.
Aynı şekilde, büyükşehir sınırlarındaki ulaşım hizmetlerinin planlanması,
yürütülmesi ve koordinasyonu için, ulaşım koordinasyon merkezleri oluşturulmuştur.
Bu tasarıyla, büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini planlama,
koordinasyon, güzergâh belirlenmesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının
durak ve araç park yerleri sayısının tespitine ilişkin yetkiler, ulaşım
koordinasyon merkezi tarafından kullanılacaktır. Öte yandan, bu tasarıyla
büyükşehir belediyelerine verilen görev ve yetkilerin uygulanmasında, 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun bu tasarıya aykırı olan hükümleri de
uygulanmayacaktır.
Halihazır yasadaki kent plan bütünlüğü konusundaki aksamaları ortadan
kaldırmak amacıyla da birtakım tedbirler getirilmiştir. Bu çerçevede, büyükşehir
belediyelerine, Belediye Kanunuyla verilen yetki ve imtiyazlar haricinde,
ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar uygulamalarını denetleme yetkisi
verilmiştir. Büyükşehir belediyesince yapılan denetim sonucunda belirlenen
eksiklik ve aykırılıkların giderilmesi için, ilgili belediyeye üç ayı geçmemek
üzere süre verilmesi düzenlenmiştir. İmara aykırı uygulamalar ilgili belediye
tarafından giderilmediği takdirde, büyükşehir belediyesi tarafından 3194
sayılı İmar Kanununun 32 nci ve 42 nci maddelerinde belirtilen yetkilerin
doğrudan kullanılması yolu da bu tasarıyla açılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, nüfusu 2 000 000'u aşan büyükşehir belediyelerinde
10, diğer büyükşehir belediyelerinde de 5'i geçmemek üzere başkan danışmanı
görevlendirilmesine de bu tasarıda imkân veriliyor; ancak, danışman olarak
görevlendirilebileceklerin en az 4 yıllık yükseköğrenim kurumlarından mezun
olması şartı aranmaktadır. Danışmanların görev süreleri sözleşme
süresiyle sınırlıdır; ancak, bu süre, belediye başkanının görev süresini
de aşmayacaktır.
Bu arada, büyükşehir belediyesi ile bağlı kuruluşların arasındaki malî
ilişkiye de yeni boyut getirilmiştir. Bu bağlamda, belediye başkanının
onayıyla, geri ödenmek üzere, birbirlerinin nakit ihtiyaçlarını da karşılayabileceklerdir.
Yapılacak herhangi bir yatırımın, büyükşehir belediyesi ile bağlı kuruluşlarından
bir veya birkaçını aynı anda ilgilendirdiği ve tek elden yapılmasının maliyetleri
düşüreceğinin anlaşıldığı durumlarda, büyükşehir belediye meclisi, yatırımı,
kurumlardan birinin yapmasına da karar verebilecektir. Büyükşehir belediyesi,
büyükşehir belediye başkanının teklifi ve meclisin kararıyla, ilçe ve ilk
kademe belediyelerine, kesinleşmiş en son yıl bütçe gelirinin yüzde 3'ünü
aşmamak ve bütçede ödeneği ayrılmış olmak kaydıyla, ilgili belediyenin
yatırım programında yer alan projelerin finansmanı için de malî yardımda
bulunabilecektir.
Öte yandan, tasarının geçici 2 nci maddesiyle yapılan düzenlemeyle,
büyükşehir belediyelerinin sınırları genişletilmiştir. Buna göre, bu tasarının
yürürlüğe girdiği tarihte, büyükşehir belediye sınırları, İstanbul ve Kocaeli'nde
il mülkî sınırlarıdır. Diğer büyükşehirlerde, mevcut valilik binası merkez
kabul edilmek ve il mülkî sınırlarında kalmak şartıyla, nüfusu 2 000 000'a
kadar olan büyükşehirlerde yarıçapı 20 kilometre, nüfusu 2 000 000'dan
fazla olan büyükşehirlerde yarıçapı 50 kilometre olan dairenin sınırı büyükşehir
belediyesinin sınırını oluşturacak bir düzenleme de bu tasarıyla getirilmiştir.
Tasarıya ve tasarımızla getirdiğimiz bütüncül yaklaşıma destek vermenizi
bekliyor, siz Yüce Meclisin değerli üyelerini tekrar saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun.
OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının
bütünü üzerinde bu defa şahsım adına söz aldım; ama bunu da Grup adına
diye değerlendirebilirsiniz, devamı niteliğinde.
Burada Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısını tartışıyoruz. Büyükşehir
belediyeleri bu tasarıyla çok önemli yetki artışına konu oluyorlar; aynı
zamanda da büyükşehir belediye başkanları, aslında diğer belediye başkanları
da önemli bir güçlü başkanlık sisteminin simgeleri haline geliyorlar.
Şimdi, bu tasarıyla, büyükşehir belediyesi olan ya da olmayan arasındaki
farklar büyümektedir; yani, büyükşehir belediyesi olan ile il belediyesi
olan arasındaki farklar büyümektedir; farklar açılıyor. Açılan farklar
var; ama, bir başka şey de var, aralarındaki farklar çok büyük olanlar
da tek bir potaya konuluyor. Yani, nedir bu; işte, 10 000 000'u aşan İstanbul
ile -il sınırları olarak bütünleştirdiğiniz zaman İstanbul 10 000 000'un
üzerinde bir kent- 750 000'lik bir belediye, hatta, mevcut büyükşehir belediyeleri
içinde 750 000'i tutmayanlar da var- aynı esaslara göre yönetilmiş olacak;
yani, bir anlamda, bu büyükşehirlerin en büyüklerine göre, sürmezür, ısmarlama
biçilen bir elbise küçüklere de uydurulmaya çalışılacak; yani, böyle, özelliği
olan birtakım kamu idarelerini ortak bir potada eritecek, bunların
hepsinin ihtiyaçlarına ne kadar cevap verecek, ne kadarı geniş gelecek
ya da dar gelecek; bu da, bu düzenlemenin ayrı bir sorunu.
Tabiî, bu düzenlemenin bir başka sorunu, kamu hizmetinde, kamu personelinin
hizmet sürekliliğinde de bir kesintiye yol açması; Sayın Bakanın da biraz
önce söylediği gibi, belediye başkanlarıyla birlikte gelip giden danışmanlar
örneklerinde olduğu gibi. Yani, bu, hem iyi hem kötü. Kötü tarafı da, sürekliliği
kıran bir yapı ortaya getirmesi; çünkü, kamu hizmeti, partizan kadrolaşma
dışında ele alınması gereken bir olay.
Şimdi, bu tasarıda, dün kabul edilen Belediye Kanununda da var olan
bir madde var. Belediye Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında,
belediyelerin içme ve kullanma suyu, toplutaşım, katıatıklarla ilgili düzenlemeler,
her türlü düzenleme, yetki devriyle, hak ve imtiyaz devriyle şirketlere
gördürülebilecek düzenlemeler içine alınıyordu. Bu tasarının 10 uncu maddesinde
de, Belediye Kanununa gönderme yapılıyor, aynı şey düzenleniyor.
Şimdi, bir kere, bu tür hizmetler kamusal niteliktedir, münhasıran belediyenin
hakkı olan hizmetlerdir. Bu hizmetlere ait hak ve imtiyazların devri genel
hükümlere göre yapılır. Hak ve imtiyazların genel hükümlere göre devredilmesi,
bu hak ve imtiyazların özel hukuk sözleşmesiyle devri anlamına gelmekte.
Anayasanın 47 nci maddesinde, yapılan değişikliklerle, "...kamu tüzelkişileri
tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri
ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği
kanunla belirlenir" deniliyor; ancak, burada bu düzenleme önümüze gelirken,
yasa koyucu, bunu, çok özel haller ve nedenler dışında, bu Anayasa hükmüne
dayandırarak kullanmamalıydı; çünkü, bütün kamu hizmetlerinin özel hukuk
sözleşmeleriyle yaptırılabilmesine izin veren düzenlemeyle karşı karşıyayız,
aradaki fark bu. Anayasanın öngördüğü şey, bunun bir istisnaî durum olarak
öngörülmesi. Hepsini böyle yapıyorsunuz; kamu hizmeti nerede?.. Dolayısıyla,
burada, yasa koyucu, herhangi bir alanda verilen hizmetin, kamu hizmetinin
-kamu tarafından verilen hizmet olarak belirlenmiş bir hizmet- çok özel
haller dışında, özel hukuk sözleşmeleriyle değil, kamu hukuk sözleşmeleriyle
yapılmasını esas kabul etmeliydi. Yasa koyucunun, bu hizmetleri kamu hizmeti
olarak belirledikten sonra, kamu hizmetlerinin, kamu hukuku sözleşmeleri
dışında, özel hukuk sözleşmelerine konu edilmesi için çok önemli nedenleri
olması gerekirdi. Dolayısıyla, burada haklı bir neden olmadığını belirtmek
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, burada denetimle ilgili birçok şeyden bahsettik.
Burada, şirket kurma meselesine gelince, elimizdeki denetlenecek yapıyı
bir tasnif etmek lazım. Ortada üçlü bir yapı var; bir, belediyelerin kendisi
bir kamu tüzelkişiliği olarak bir alan; ikincisi, bunun özel gelir ve gideri
bulunan hizmetin yürütüldüğü bütçeiçi işletmeler; üçüncü alan da, belediyelere
verilen görev ve hizmet alanında kurulan sermaye şirketleri; üç tane alan
var. Peki, yasa tasarısı bu üç farklı yapının aynı usul ve esaslara göre
denetimini nasıl öngörebilir?.. Bunlar farklı yapılardır, dolayısıyla farklı
denetim hedeflerine göre denetlenmeleri gerekirdi. Dolayısıyla da, farklı
yapıların farklı hesap verme sorumlulukları, ölçütleri öngörülerek, farklı
derecelerde yerine getirilmesi sağlanmalıydı. Oysa, ne böyle bir mekanizma
var ne de bu şirketlerle ilgili, zaten, hesap verme sorumluluğunu yerine
getireceğine dair bir hüküm var. Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, burada
da denetimin, bir kez daha, nasıl, bu şirketler vesaire yoluyla devre dışına
çıktığını görüyoruz.
Bir başka dikkat çekeceğim nokta; dün geçen Belediye Kanununun 8 inci
geçici maddesi, burada verilen bir önergeyle değiştirildi ve belediye borçlarının
konsolidasyonu... Burada, siyasî yapının, siyasetin, aslında, bir serbestlik
alanı içerisinde, her bir belediyeyle, ayrı ayrı bir uzlaşma komisyonu
marifetiyle, bu borç ertelemelerini ve borç indirimlerini; yani, af niteliğini
içeren bu işlemi yapabilmesine imkân sağlandı. Bunlar, hangi objektif,
keyfî olmayan kriterlere göre yapılacak, bunu bilmiyoruz. Yani, diyeceksiniz
ki, bize güvenin.
Değerli arkadaşlarım, size güvenmememiz için çok neden var. Bakın,
bir tane örnek vereyim: Dün akşam, şurada bir oylama yapıldı; bu oylamada
50'den fazla, burada var olmayan kişilere ait pusulalar çıktı, aynı kişiye
birden çok pusula çıktı. Yani, bakınız, burada basit bir oylama mekanizmasında
bile... Bu nitelikli çoğunluğa... Biz, burada uyardık "nitelikli çoğunluk
gerekir, üçte 2 gerekir" dedik; bunun üzerine bir hareketlenme ve böyle,
birtakım, bu işi bu şekilde aşabilir miyiz manevraları... Yani, biz, nasıl
bu geçici 8 inci maddeyle ilgili... Burada da geçici 3 üncü maddede, bu,
karşımıza muhtemelen tekrar bir değişiklik önergesiyle gelecek, aynı mekanizma
gelecek, biz, buna nasıl güveneceğiz?!
Bir başka şey, burada tekrar uyarıyorum; nitelikli çoğunluk.. Bu, bir
af hükmüdür, onu, burada, yine büyükşehirler için getireceksiniz. Bu, nitelikli
çoğunluk gerektirir. Bunun, bırakın Anayasa Mahkemesini, Cumhurbaşkanından
dönmesini istemiyorsanız, aynı konuyla ilgili Meclis gündemini bir daha
işgal etmek istemiyorsanız, bugün, buradasınız, sizi daha bu saatten uyarıyorum,
akşam saatlerine kalmadan Grubunuzu 330'a tamamlayınız, bizden destek beklemeyiniz,
kendiniz Grubunuzu 330'a tamamlayınız ve bu eksiği ikmal ediniz.
Değerli arkadaşlarım, değineceğim bir başka konu; burada, önemli bir
madde, 23 üncü maddedir. Diğer tasarılarda, gerek İl Özel İdaresi Kanununda
gerek Belediye Kanununda belediyelerin gelirleri sayılmıyor, il özel idarelerinin
gelirleri sayılmıyor; yani, gelirleri düzenleyen düzenleme yok; bununla
ilgili düzenlemenin daha sonra geleceği söyleniliyor. Biz, hangi hizmetler
karşılığında hangi gelirlerin olduğunu, hangi malî dengenin olduğunu bilemiyoruz,
bir tek burada var. Burada olmasının nedeni de büyükşehir belediyeleri
biraz türev belediyecilik tanımına girmektedir; dolayısıyla, daha kolay
tanımlanabilir bir çerçeve ve mevcut çerçeveyi de taşıyan bir yapı getirilmiş.
Burada, üç noktaya değineyim; bir tanesi, bu 23 üncü maddenin birinci
fıkrasının (c) bendine göre, müşterek bahisten alınan Eğlence Vergisinin,
hangi belediyelere, nasıl paylaştırılacağı. Şimdiye kadar söz konusu olmayan,
en azından mevcut durumda söz konusu olmayan, müşterek bahislerden alınan
Eğlence Vergisinde büyükşehirlerin payı yoktu; siz, yüzde 50 bir pay getirmiş
oldunuz. Şimdiye kadar bu payı tek başına alan hipodromun, at yarışlarının
oynandığı ilçe belediyesini, bir anlamda devredışı bıraktınız; çünkü, geriye
kalan yüzde 50, bütünü arasında paylaşılıyor; bunu, umarım, önergelerle
düzeltme, olgunlaştırma imkânına kavuşuruz; çünkü, burada, o ilgili ilçe
belediyesinin kendi bütçesinde, hem de içinde bulunduğumuz yıl itibariyle
bile çok önemli bir kaybın ortaya çıkacağını ve bundan sonra, belki, yıllara
sâri yatırımlar açısından çok ciddî aksamalar ortaya çıkacağını nasıl hesaba
katmayız? Bunu mutlaka hesaba katmak zorundayız; bu konuda, işte İstanbul-Bakırköy,
İzmir-Buca ve Adana gibi birtakım kentlerde, bu belediye gelirleri açısından
çok ciddî sorunlar ortaya çıkabilecektir.
Bu konuda, tabiî, düzenlemeyi ertelemek de bir yoldur. Yani, daha sonra,
biz, nasıl olsa belediye gelirleri kanunu tasarısını, buraya, herhalde
getireceğiz; düzenlemeyi oraya bırakmak, buradan çıkarmak, ona taşımak
da mümkündür; sağlıklı olan, doğru olan yol budur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oyan, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
OĞUZ OYAN (Devamla) - İkinci bir konu, burada, 23 üncü maddenin
birinci fıkrasının (d) bendinde ortaya çıkan durumdur. Burada, şimdi, bu
(d) bendinde, yönetmelikle düzenlenen bir hüküm var, şimdiye kadar yürürlükte
olan durum bu. Okuyorum hükmü: "Büyükşehir belediyesine bırakılan sosyal
ve kültürel tesisler, spor, eğlence, dinlenme yerleri ve yeşil sahalar
içinde tahsil edilecek her türlü belediye vergi, resim ve harçları."
Mevcut uygulamada, bu, bir yönetmelikle; yani, 3030 sayılı Kanunun 25/b
maddesi uyarınca çıkarılan bir yönetmelikle düzenleniyordu. Şimdi, tabiî,
vergiyle ilgili bir düzenlemenin yönetmelikle yapılması, verginin yasallığı
ilkesiyle bağdaşmıyor; o bir tarafa. Şimdi, siz bu kanunu, bu şekliyle
yürürlüğe sokarsanız; yani, uygulamadaki hükmü -uygulamadaki hükmü burada
vaktim olmadığı için anlatmıyorum- burada nasıl bir paylaşım olduğunu,
10 000 kişilik spor sahaları kompleksine ya da 2 000 kişilik kapalı spor
salonu kompleksine göre büyükşehir belediyesine mi yoksa ilçe belediyesine
mi yatırıldığını düzenleyen hükmü burada tekrarlamazsanız, şu anda getirdiğiniz
kanunda bir eksikliğe yol açarsınız. Yönetmelik kanunun üzerinde olamayacağına
göre, bunu, burada tamamlamak durumundayız.
Nihayet, son bir nokta; 23 üncü maddenin ikinci fıkrasının da yeniden
gözden geçirilmeye ihtiyacı vardır. Burada, il sınırları içerisinde alınan
verginin yüzde 75'inin ilgili büyükşehir belediyesine, kalan yüzde
25'inin de diğer belediyelere -toplam 16 belediyeye- nüfuslarına göre pay
edilmesi öngörülüyor. Nüfuslarına göre pay edilmesi hükmü, mayıs ayında,
Anayasa Mahkemesinin kararıyla iptal edilmiştir; tek kriter olarak, nüfusa
göre bir paylaştırmanın adil olmadığı söylenilmiştir. Dolayısıyla, burada,
bu paylaştırmayı adil kriterlere göre yapmak zorundayız; bunu getirmek
lazım. Kaldı ki, bir noktada, bu paylaştırmayı yaparken...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oyan, çok iyi hazırlanmışsınız, konuşuyorsunuz;
ama, diğer maddelerde de konuşmalarınız devam edecek herhalde.
Son olarak 1 dakikalık eksüre veriyorum ve sürenizi uzatmayacağım.
Buyurun.
OĞUZ OYAN (Devamla) - Dolayısıyla, nüfus kriteri yeterli değildir;
bir, bunu çözmek lazım. İki; çözmemiz gereken bir konu daha var -en azından
asgarî olarak çözmemiz gereken bir konu- büyükşehir sınırları içerisinde
yer alan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin de bundan pay almasını sağlamak
durumundasınız; çünkü, benzer alanda hizmet üretmeye çalışıyorlar.
Tabiî, bunu daha genişletmek de mümkündür, il belediyelerini katmak
da mümkündür. Muhtelif önergeler hazırlanabilir. Bizim, burada, size tekliflerimiz
var. Bunları, umarım, sağlıklı bir şekilde müzakere etme, inceleme fırsatı
bulursunuz.
Ben, bu vesileyle, tekrar, Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısının,
bugün, olması gereken olgunlukta karşımıza gelmediğini ve aslında, belki
de gelmesinin mümkün olmadığını; çünkü, bunu hazırlayan bütün çerçeve mevzuatın,
zaten bu eksikli ve kusurlu yasa tasarısını karşımıza getirmeye âdeta mecbur
olduğunu söyleyerek görüşlerimi noktalamak istiyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
|