Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ
TASARI METNİ
GENEL ve MADDE GEREKÇELERİ
KOMİSYON RAPORLARI - 1
KOMİSYON RAPORLARI - 2

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ YASA TASARISI
Genel Kurul görüşmeleri...
9 Temmuz 2004
TBMM Genel Kurulu, "Büyükşehir Belediyesi Kanun Tasarısı"nı, 9-10 Temmuz 2004 tarihlerinde görüştü ve değişikliklerle kabul etti.

5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Yasası, 23 Temmuz 2004 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
 

Tasarının "Şirket Kurulması" başlıklı 26. maddesinin görüşmeleri sırasında AKP milletvekilleri, "Belediye başkanı, genel sekreter ve diğer belediye üst yöneticileri, bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar." şeklindeki hükmün madde metninden çıkarılmasını, yerine, "Genel sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatına haiz personel bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilirler. Büyükşehir belediyesi, kendine ait büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebilir; ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50'sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50'sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir." şeklinde bir önerge verdiler.

CHP'li milletvekillerinin itirazları sonuç getirmedi ve önerge AKP'lilerin oylarıyla kabul edildi. Bunun üzerine CHP milletvekilleri Genel Kurul Salonunu terk ettiler.
 

Tasarının tümü üzerinde TBMM Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler şöyle:
(9 Temmuz 2004 - 22.Dönem 2.Yasama Yılı 113. Birleşim)

BAŞKAN : (Başkanvekili Nevzat PAKDİL)

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün akşam kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dün gece saat 24.00 civarında, Belediyeler Kanunu Tasarısı buradan çıktı, yasalaştı. Tabiî, sürecin bu aşaması tamamlanmış oluyor. Bundan sonraki yasalaşma aşamasına da bakmamız lazım. Bugün de, İl Özel İdareleri Yasasının Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması itibariyle son gün olduğunu hatırlatmak istiyorum. Dolayısıyla, burada, belki, biz bu tasarıyı görüşürken, oradan bir karar bir şekilde çıkacak.

Değerli arkadaşlarım, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, şimdiye kadar görüştüğümüz kanun tasarılarının uzantısında olan bir tasarıdır, onların tamamlayıcı parçasıdır. Bu düzenleme, geçen yılın son ayında çıkarılan Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasası, görüşmeleri nisan ayında büyük ölçüde tamamlanmış olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı -henüz geçici maddeleri var- bu arada İl Özel İdareleri Kanunu ve dün yasalaşan Belediyeler Kanunuyla bir tamamlayıcılık ilişkisi içerisindedir. Hatta, Belediyeler Kanunu, aynı zamanda, büyükşehir belediyelerini de ilgilendirmek bakımından, onun bir anaçerçevesini çizmektedir. Dolayısıyla, bizim, bu kanunlar ya da tasarılar için söylediklerimiz, büyükşehir belediyeleri için de esas olarak geçerlidir. Bir kere, öncelikle bu tespiti yapmakla başlayayım. Özellikle de, dün -bir haftadır tartışarak- buradan geçirdiğimiz Belediye Kanunuyla çok yakın bir ilişki içindedir; çünkü, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında, burada yer almayan hükümler için oraya gönderme yapılmaktadır; dolayısıyla, büyükşehirleri de ilgilendirmektedir. Bunu, öncelikle belirtmek istiyorum.

Biz, burada, hep şunu söyledik, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı için de aynı şeyi söyleyeceğiz: Burada getirilen düzenleme, Anayasanın 126 ve 127 nci maddelerindeki merkezî ve mahallî idarelerle ilgili ilkelere aykırı olarak hazırlanmıştır, tanımlanmıştır. Anayasanın, mahallî müşterek ihtiyaçları karşılamak üzere kurulmasını öngördüğü mahallî idarelere verilen görevlerin karşılayacağı toplumsal ihtiyaçların büyük çoğunluğunun mahallî müşterek ihtiyaç olarak nitelenmesi mümkün değildir; ama, buna rağmen, hepsi, bu şekilde tanımlanacak biçimde yerel yönetimlere aktarılabilmektedir. Yerelliği aşan gereksinimler, özellikler ve sonuçlar söz konusudur. Sağlık, tarım, orman, çevre, kültür ve turizmle ilgili tüm hizmetleri, acaba, mahallî müşterek ihtiyaç kapsamına sokmak mümkün müdür? Anayasadaki kamu yönetimi düzenlemesi, merkezî yönetimi genel yetkili, mahallî idareleri ise özel yetkili kuruluşlar olarak tanımlamıştır, göstermiştir. Tasarıyla bunun tam tersi yapılmaktadır. Anayasa ortada dururken bu tür bir tersine düzenlemenin nasıl yapılabildiği konusunu, herhalde, iktidarın, buraya gelmeden önce Anayasa hukukçularına danışması doğru olurdu.

Yerel yönetimlerle ilgili yasa tasarıları da, idarenin bütünlüğü, hiyerarşik yönetim, illerin yönetiminde yetki genişliği, merkezî ve yerel yönetim ilişkileri, idarî, vesayet gibi Anayasanın temel ilkeleri gözardı edilerek hazırlanmıştır. Bu kanun ve tasarılar, hiyerarşik yönetim ve yetki genişliği ilkesini fiilen ortadan kaldırarak, illerin yönetimini anayasal temeli olmayan kurallara terk etmektedir. Oysa, Anayasanın 123 üncü maddesi "İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir" kuralını koyarken, idarenin bütünlüğünü, bu kavramın uygulama araçları olarak da, hiyerarşik yönetim, idarî vesayet ve yetki genişliği ilkelerine gönderme yapmaktadır. Yani, Anayasaya göre, Türkiye'de illerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır. Anayasa, illerin yönetiminde görevler ayrılığı ilkesini benimsemez. Oysa, burada, iktidarınızın getirdiği tasarılar, hukuk devleti ilkesine aykırı bir düzenleme öngörmekte; dolayısıyla, samimiyetsiz, tutarsız ve çelişkili olmaktadır. Biz, bunu, burada tekrar dile getirmeyi uygun görüyoruz, size uyarı görevimizi yapmak açısından önemli görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu kamu yönetimi reformu demeti, paketi, şeffaflık, açıklık, verimlilik, etkinlik, tutumluluk gibi kavramlara gerçekten inanılmadığını, bunların sadece birtakım vitrin süsü olarak tasarılarda yer aldığını, asıl gerçekleştirilmek istenilen şeyin bu kavramların arkasında gizlendiğini, gerçek amacın kamu hizmeti, kamu parası ve kamu denetimi kavramlarının yok edilmesi olduğunu söyledik ve söylemeye devam edeceğiz; bunlar da, zaten, uygulamada görülecektir.

Bu getirilen düzenlemelerde, kamu harcama ve gelirlerinde şeffaflık, hesap verme sorumluluğu, verimlilik, tutumluluk, etkinlik sağlayacak uygun ortamların, asıl amaç bu olmadığı için, oluşturulmadığı; dikkatlerin, gerekli sistem ve mekanizmaların oluşturulmasına değil, piyasalaştırmaya, özelleştirmeye, denetimsizliğe, çıkar ve rant sağlamaya uygun ortamların yaratılmasına yöneldiğini görüyoruz.

Bakın, size, bu tasarılarla ilgili birkaç kanıt vereceğim. Kamu hizmeti nasıl denetlenemez ve yürütülemez konusunda örnekleri vereyim. Daha önceki söylediklerimizi tekrarlamamak adına değişik örnekler seçiyorum.

Bakınız, 27 Mayıs 2004 tarihinde, sizin getirdiğiniz ve burada, Yasama Organında hep beraber kabul ettiğimiz Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun vardı. Bu kanunun "Tanımlar" başlıklı maddesinde, kanunda geçen "Bakanlık" ibaresinin "Tarım ve Köyişleri Bakanlığını" ifade ettiği, kanunda geçen "kontrol ve denetim" ibaresinin ne anlama geldiği açıklanıyor. Bu "kontrol ve denetim" gıda kontrol ve denetimi olması bakımından, bizim, burada, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunundaki "kontrol ve denetim" kavramlarıyla uyuşan kavramlar değil; bir kere onu belirtelim.

Örnek şu: Tarım ve Köyişleri Bakanlığına gıda kontrol ve denetim yetkisi veriyorsunuz -siz getirdiniz, mayıs ayında çıkardık- peki, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kurumdışı denetim yapabilir mi? Soru bu. Yani, şu düzenlemeler ortaya çıktıktan sonra, Tarım Bakanlığının taşra teşkilatı ortadan kaldırıldıktan sonra bu nasıl yapılacak? Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının 18 inci maddesini hatırlatalım. Bu maddede, İçişleri, Maliye, Millî Eğitim, Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarının, kurumdışı işyeri, mükellef veya üçüncü kişi ve kuruluşlar ile mahallî idarelere yönelik olmak üzere, anahizmet birimi şeklinde denetim ve rehberlik birimi oluşturabilecekleri hükme bağlanmış. Dikkat ediniz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yok. Yani, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının böyle bir denetim ve rehberlik birimi kurulmamış getirdiğiniz yasayla; dolayısıyla, gıdaların üretimi ve denetlenmesi meselesi nasıl olacak?! Yani, burada, o bakanlıklar açısından çok da yapısal bir denetim mekanizması öngörülmemiş olmakla birlikte, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı için böyle bir mekanizma hiç öngörülmemiş. O halde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının taşra teşkilatını kaldırdıktan sonra, üçüncü kişi ve kuruluşa yönelik denetim birimi olmayan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nasıl denetim yapacak?! Siz, bunları tasarlamadan, bu ilmikleri atmadan, yasalar arasındaki bu bütünlüğü sağlamadan denetimi böylesine nasıl devredışı bırakabiliyorsunuz?! Sağlık Bakanlığı, denetim konusunda bilgisi var; ama, gıda kontrolünde görevli gösterilmemiş, dolayısıyla, o, devredışı kalıyor.

Değerli arkadaşlar, bu, çelişki ve tutarsızlıklarla örülü bir düzenlemedir; bunlar gerçek bir denetimin istenmediğinin kanıtlarıdır. Dolayısıyla, kontrol ve denetim gibi sözcükler kullanılarak, bunların arkasına sığınılarak denetimsizlik getirilmektedir. Bunu, bilginize, bir kez daha sunmak istiyorum.

Aslında, benzer bir samimiyetsizlik ve denetimden kaçış için başka bir örnek verelim. Belediyeler Kanununda da vardı, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında da var, gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri. 2003 yılı aralık ayında Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasını çıkardınız.   "Malî sistemimiz yeniden tasarlanmış ve yatırım projesi dışındaki işlerin oniki aydan daha uzun süreyle ihale edilmemesi ilkesini benimsemiştir" diyorsunuz; yani, yatırımlar oniki aydan daha uzun vadeli. Bunu siz getirdiniz, siz önerdiniz, yasalaştırdınız; ama, şimdi, bu kanun tasarısıyla eski kanununuzu yalanlayarak, onu delerek, onu devredışı bırakarak diyorsunuz ki: Oniki aydan daha uzun süreli yatırımdışı her türlü cari harcama vesaire; bütün bunlar yıllara sari, oniki aydan daha uzun vadeli ihale edilebilir. Amaç nedir; yandaş şirketleri kayırmak mıdır?! Beş yıl boyunca sarf malzemeler alacağınız bir şirketin belediyeyle ilişkisini kurup, oradan birtakım çıkar, rant dağıtımı mekanizmalarını kendi kontrolünüz altına almak mıdır?!

Değerli arkadaşlarım, tasarıyı siz getirdiniz, Kamu Malî Yönetimi ve  Kontrol Yasası sizin çıkardığınız bir kanun; yeni bir şey getirmedi; 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununda kaldırılan benzer bir hüküm vardı, onu tekrarlamıştı; ama, şimdi terk ediliyor. Dolayısıyla, burada, bu yasalarda, şeffaflık, hesap verme sorumluluğu, verimlilik, etkinlik ve tutumluluk gibi kavramlar, tamamen, yok hükmünde olmaktadır. Burada sadece, bir ihaleyle çıkar paylaşımı söz konusu olduğunda, bu ilkeler tamamen dışlanmaktadır.

Bir başka örnek de, daha geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulan bir yasa tasarısıdır. O tasarı, önümüze, muhtemelen, haftaya getirilecek. Yeri geldiğinde söyleyeceğim; ama, denetimden nasıl kaçıldığına ya da nasıl bütçe dışına çıkıldığına dair bir örnek vereyim: Biliyorsunuz, bu Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, tüm giderlerin bütçe içerisinde gösterilmesini öngörüyor. Peki, nasıl olacak; daha, dün akşam görüşülen tasarının geçici 8 inci maddesiyle getirilen, belediyelerin borçlarının tahkim edilmesiyle ilgili konsolidasyon maddesi, zaten, bütçe dışına çıkmanın bir yeni örneğini oluşturdu. Bir başka örnek vereyim. Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen, sizin, haftaya Genel Kurula getireceğiniz, o kırkambar, çeşitli yasalarda değişiklik yapan yasa tasarısı, Avrupa Birliği fonları ve uluslararası kaynaklardan sağlanan proje karşılığı aktarılan tutarların, ilgili idarelerin bütçelerine gelir kaydedilmeksizin, özel hesaplarda izlenilmesini öngörüyor.

Değerli arkadaşlarım, siz, kendiniz, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasını getirmiştiniz ve orada, Avrupa Birliği fonları ve uluslararası kaynaklardan elde edilen kaynakları bütçe disiplini içerisine almıştınız; ne oldu bu arada da, o, kendi getirdiğiniz, aralık ayında çıkarılan, daha bazı hükümleri uygulama fırsatı bulamamış olan, daha dumanı tüten bir yasayı, böyle, birdenbire "bu bize fazla ayakbağı oluyor, fazla sıkıyor bizi, biz bundan bir kurtulalım" diyebiliyorsunuz; Yani, özel hesaplarda izlemek, bir fon sistemi geleneğinin, bütçe dışına kaçışın yeni bir uygulaması, örnekleri olarak karşımıza sık sık gelebilecektir ve bu, sizin bütün yasa düzenlemelerinizde ortaya çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, denetim sistemiyle ilgili yaptığımız eleştirilerin tümü, bu büyükşehirler için de geçerlidir. Biz, itiraz ve eleştirilerimizde hep şunları söyledik: İçdenetim dediğimiz zaman, sadece denetim yetkisi verilmesi yetmez, mutlaka, teftiş ve soruşturma yetkisine de yer verilmesi gerekir. Oysa, siz, teftiş ve soruşturma yetkisi olmaksızın garip bir denetim yetkisi tanımlıyorsunuz. Dolayısıyla, yolsuzluklarla ilgili soruşturmalar yapma konusunda büyük bir boşluk, büyük bir vakum yaratıyorsunuz; dolayısıyla da yeni yolsuzluklara, yeni usulsüzlüklere kapı açıyorsunuz.

Bu arada, Türkiye'nin çok saygın kurumlarından Maliye Teftiş Kurulu ve Başbakanlık Teftiş Kurulu örneklerinde olduğu gibi, fiilen bu kurumları tasfiye ediyorsunuz ya da İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu örneğinde olduğu gibi iyice etkisizleştiriyorsunuz. Böyle bir örnekle, bu tür denetimsizlik örnekleriyle Türkiye'nin geleceğini oluşturması, Türkiye'nin düzgün bir kamu malî yönetim sistemi oluşturması mümkün değildir.

Tabiî, getirdiğiniz tasarıdaki özensizliklerin de altını çizmeme izin veriniz; yani, burada, sizin, 23 üncü maddede getirdiğiniz önerilerde, ortada olmayan, belki, getirmeyi düşündüğünüz bir vergi söz konusu; elektrik ve gaz vergisi diye Türkiye'de vergi envanterimiz içerisinde olmayan bir vergiden söz edebiliyorsunuz. Muhtemelen elektrik ve havagazı vergisini kaldırıp onu getirmeyi düşünüyorsunuz ileride; ama, böyle Türkiye'de vergicilik tarihinde görülmemiş bir ilke de böylece imza atmış oluyorsunuz; olmayan bir vergiyi çıkan bir yasada vergiye referans veriyorsunuz, onu zikrediyorsunuz. Herhalde, böyle bir özensizlikle Türkiye'de yasa yapmanın örneklerini vermek de size nasip oldu.

Değerli arkadaşlarım, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, aslında, Türkiye'de birçok şeyin nasıl, ne kadar eksik tanımlandığını da bize bir kere daha gösteriyor. Bir kere şunu söyleyeyim: Gerek Belediye Kanununda gerekse de bu Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında, sizler, belediyeleri, daha hangi nüfus eşiklerine göre, hangi sosyal ve ekonomik kriterlere göre birbirinden ayırt edip ona göre tanımlamak gerektiğini bir şekilde yapabilmiş değilsiniz. Yani, siz, daha, Türkiye'de ne belediyeleri ne de büyükşehir belediyelerini bir tanıma sokabilmişsiniz. Yani, değişik ölçütler kullandınız Belediyeler Kanununda, 5 000 nüfus eşiğini kullandınız, 10 000 nüfus eşiğini kullandınız, 50 000, bazen 100 000 dediniz. Şimdi, büyükşehirlere geldik, 1 000 000 diyordunuz, 750 000 olarak düzenleniyor; ama, daha önce burada geçip de sonra geri dönen bir pergel yasasını yeniden getiriyorsunuz karşımıza; yani, işte, pergeli koyuyorsunuz, 50 kilometre, 20 kilometre çiziyorsunuz. Bunu, buradaki geçici maddelerle getiriyorsunuz. Böyle bir büyükşehir tanımı olabilir mi değerli arkadaşlarım?! Yani, eğer, büyükşehirler özel nitelikli idareler iseler, bunların her biri için özel yasa gerekiyorsa, o zaman, her biri için ayrı tanımlar getirmeniz gerekir. Böylesine bir ortak pergel yasasıyla büyükşehir tanımı nasıl olabilir?! Yani, bu büyükşehirler arasında çok önemli nitelik farklılıklarının da olduğunu görmeden bunlarla ilgili düzenlemeler nasıl yapılabilir?!

Genellikle, büyükşehirler, dünya uygulamasında "yerel yönetimler arasında işbirliği" başlığı altında incelenen kuruluşlardır. Bu tür kuruluşlar, eğer, çok yetkileri artar hale getirilirlerse, bunlar, daha çok, yerel idareden çok, özerk, bölgesel idareye doğru bir yol alışa girerler. Sizin getirdiğiniz tasarıyla da büyükşehir belediyeleri, eskiye oranla çok daha fazla yetkilendirilen, İstanbul ve Kocaeli olmak üzere iki ilde de bütün il sınırlarıyla örtüşen bir yapıya geliyor, diğerleri için de; işte, 50 kilometreye kadar da çıkabiliyor; yani, giderek, bir özerk idareye doğru gidiyor. Bunlarla metropol ilçe belediyeleri ve diğer il içindeki ilçeler arasındaki ilişkiler doğru düzgün tanımlanmadığı gibi, bunlarla il özel idareleri arasındaki eşgüdüm de doğru düzgün tanımlanmamış. Dolayısıyla, burada, gerek bölgesel gerek ulusal gerekse il düzeyinde plansızlık her bakımdan sırıtmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir düzenlemeyle, Türkiye'de, böyle bir parçalı yapıyla, acaba, verimli yerel yönetimcilik yapılabilir mi, bu idareler arasındaki yetki kargaşası çözümlenebilir mi? Şimdiye kadar yirmi yıllık uygulama bize şöyle bir şeyi gösterdi: Metropol ilçeler ya da büyükşehir ilçeleriyle büyükşehir belediyeleri arasında çeşitli yetki anlaşmazlıkları ortaya çıktı. Burada, bunlar, bir şekilde büyükşehirler daha çok yetkilendirilerek çözülmeye çalışılıyor; ama, o zaman, birçok durumda "orada bir ilçe belediyesi olmasına ne gerek var" ya da ilk kademe belediyesi olmasına ne gerek var soruları gündeme geliyor. Yani, bu tanımı düzgün bir şekilde yapmadığınız zaman, bu dersi iyi çalışmadığınız zaman, Türkiye'de, kamu yönetimini gerçek anlamda reforme etme gibi bir amaca odaklanmadığınız zaman, işte, sonuçta, ortaya çıkan böyle yamalı bohça, parçalı bir düzen olacaktır ve bu, yeni sorunlara gebe bir yapı, ortam oluşturacaktır.

Bu ortaya çıkan metinler, gerek dün gerekse bugün görüştüğümüz metinler, yerel yönetimlerin, belediyelerin anayasası niteliğinde olacak metinlerdir. Bunların, böyle, alelacele, iyi düşünülmeden, iyi tasarlanmadan, iyi çalışılmadan getirilmesi, sizin, Türkiye'deki kamu yönetiminin içine sokacağınız bir dinamit gibidir; yani, bunlar, uygulamada çok ciddî sorunlara yol açmaya adaydır.

Değerli arkadaşlarım, bir kere, belediyecilik anlayışına yaklaşırken, belediyeleri, bir kamu yönetim birimi olarak tanımlama ihtiyacı var; sizin getirdiğiniz düzenlemede bu yok. Siz, aslında, belediyeleri, tüccar belediyecilik anlayışıyla görüyorsunuz, o şekilde tanımlamaya çalışıyorsunuz ve bir anlamda, âdeta, küresel tacirlerin, çokuluslu şirketlerin ihtiyaçlarıyla bunlar arasında bir denge kurmaya, bir ilişki kurmaya çalışıyorsunuz; devletin, merkezî idarenin teknik ve malî desteğinden yoksun bırakıyorsunuz; ulusal çıkarlara kör bir yapı oluşturuyorsunuz; dar, yerel çıkarlara odaklı tacir kurumlar yaratıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu tür bir düzenleme "kamu hizmetlerini kullanan öder" ya da "kamu hizmetlerini ödeyen ancak kullanabilir" yaklaşımı, piyasalaştırma yaklaşımı, borçlanma üzerine odaklanmış bir finansman mekanizması...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oyan, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

İkinci turda devam edersiniz.

Buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) - ...ki, büyükşehir belediyelerinin borçlanma limitleri diğer belediyelerden daha yüksektir, toplam gelirlerin 1,5 katı bir büyüklüktedir, bu nedenle, burada, daha da fazla dışfinansman ya da belediyenin kendi kaynakları, özkaynakları dışında finansmana kapı açılmaktadır. Belediyeler bu tasarıyla -büyükşehir belediyeleri de dahil- aslında, birer şirket gibi yönetilmek istenen -tırnak içinde- sözde kamu birimleri haline geliyorlar, birer ihale makamı gibi görülmek isteniyorlar. Burada, bu yapı içerisinde de kamu çalışanlarının çalışma düzeni esnekleştirilerek, bu ilişkiler sözleşmeli esasına bağlanmak isteniliyor; dolayısıyla, şirket yönetimi gibi bir yönetim ortaya çıkmış oluyor.

Değerli arkadaşlarım, yağma, rant kollama, partizanlık... Bütün bunların denetime ihtiyacı olmadığı açıktır; siz de bunu yapıyorsunuz, denetimi dışlıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ OYAN (Devamla) - Bitiriyorum.

Bu tasarı, bu nedenle, bizim destekleyebileceğimiz özelliklere sahip olmadığı için, sizin büyükşehir belediyeleri hakkındaki bu kanun tasarınıza Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak destek vermeyeceğimizi; ama, yine, bu konuda iyileştirici önergelerimizi vermeye devam edeceğimizi belirtiyorum. Biz, bütününü kurtaracağımızı sanmıyoruz; ama,  bu rötuşlarla, hiç olmazsa birtakım uygulama güçlüklerini, birtakım eşitsiz pay dağıtımlarını belki düzeltebilir miyiz diye, bunlarla ilgili önergelerimiz olacak. Umarım, bu önergelerde bir anlayış birliği olur.

İlginiz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Açıkalın; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüşeceğimiz Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, mahallî idareleri doğrudan düzenlemeye yönelik olarak görüştüğümüz tasarılardan üçüncüsü.

Türkiye, bundan, aşağı yukarı yirmi yıl önce büyükşehir belediyesi statüsüyle ilk defa tanıştı. O günden bugüne kadar olan uygulamada da, esasen, bu projenin belediyeleri yönetmede uygun bir proje olduğu görüldü; ancak, takdir edileceği üzere, zaman içerisinde değişen ihtiyaçlar ve gelişen şartlar karşısında hem Belediye Kanununda hem de Büyükşehir Belediyesi Kanununda değişiklik yapmak zarureti hâsıl olmuştur.

Gerçekten, hükümetimiz, bu tasarıları Meclise sunmakla, hem Anayasanın mahallî idarelerin daha çok güçlendirilmeleri gerektiği amir hükmüne hem de Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uymak istemektedir.

3030 sayılı Kanunun, görev ve yetki paylaşımını objektif olarak tayin etmemesinin, yönetim kademelerindeki işbirliğinde zafiyet, bir bakımdan yanlışlık veya eksiklik olarak görüleceği ifade edilirse de, büyükşehir belediyeleri hâkimiyette olması itibariyle, birtakım zafiyetleri bünyesinde bulundurmaktaydı.

Merkezî idare bundan böyle genel görevli veya genel yetkili olmayacaktır, merkezî idarenin görevleri kanunda sayılacaktır; ancak, mahallî idareler ve belediyeler, mahallî müşterek ihtiyaçlar konusunda genel yetkili olacaklardır; bu kanun tasarısının getirdiği ana konsept budur.

Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında da -gerek 3030 gerekse 1580 sayılı Kanunlardaki gibi- belediyeler ve büyükşehir belediyeleri arasındaki ilişki aynen muhafaza edilmiştir; yani, Belediye Kanununun Büyükşehir Belediyeleri Kanununa aykırı olmayan hükümleri büyükşehirler hakkında da uygulanacaktır.

Sayın milletvekilleri, bu kanun tasarısının incelikleri ve özellikleri hakkında bilgi vermeden önce, izninizle, Türkiye'de kurulmuş bulunan birtakım istatistikî bilgiler sunmak istiyorum.

Malum, ülkemizde toplam 3 215 adet belediye bulunmaktadır. 16 büyükşehir belediyesi, büyükşehir bünyesi içerisinde 58 adet ilçe belediyesi, 31 adet alt kademe belediyesi, 792 adet ilçe belediyesi, yani, büyükşehir bünyesi dışındaki ilçe belediyesi, 2 250 adet de belde belediyesi vardır.

Nüfusları itibariyle kademelendirmeye baktığımızda; 5 000 nüfusun altındaki belediyeler 2008 adetle, toplam belediyelerin aşağı yukarı yüzde 62'sidir. Nüfusu 10 000'e çıkardığımızda, 558 belediyenin de ilavesiyle, toplam belediye sayısı 2 566'ya çıkmakta; yani, 3 215 belediyenin 2 566'sının nüfusu 10 000'in altında bulanmaktadır; bu da toplam belediyelerin yüzde 80'idir. Bu belediyeler, ülke nüfusunun ancak yüzde 12'sini iskân etmektedir.

Büyükşehir belediyeleri, söylediğim gibi, 16 adet; fakat, büyükşehir belediyeleri içerisinde barınan nüfus, toplam nüfusun aşağı yukarı üçte 1'i, yüzde 33 mertebesindedir. Ülkemizde, belediye sınırları içerisinde yaşayan nüfussa yüzde 80 civarındadır; yüzde 20 nüfus, belediyesi bulunmayan yerleşim yerlerinde iskân edilmiş bulunmaktadır.

Çalışanlar açısından baktığımızda, belediyelerde istihdam edilen personel sayısı şöyledir: Aşağı yukarı 200 000 civarında memur, 110 000 civarında işçi istihdam edilmektedir. Büyükşehir belediyelerindeki memur istihdamı, toplam memur istihdamının yüzde 10'udur;  yani, 22 000 civarındadır.

Buradaki çarpıklığa dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Ekonomik olmayan ölçekte kurulmuş bulunan çok sayıdaki belediyeler sebebiyle, büyük ölçüde kaynak israfı bulunmaktadır. Oysa, çağın gidişi, büyük ölçekte, fakat az sayıda yönetilebilir ekonomik kaynaklara sahip belediyelerin kurulmasıdır.

Bu bilgilerden sonra, izninizle, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı hakkında bilgi vermek istiyorum. Mahallî idareleri düzenleyen bütün kanunlarda, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında anafikir, merkezî idarenin vesayet yetkisini, vesayet denetimini asgarîye indirmek olmuştur. Bununla alakalı olarak tasarı metninde düzenlemeler vardır. Mesela, meclis kararlarının vali onayı olmadan yürürlüğe girmesi hükmü kaldırılmıştır. Tayinler, genel sekreter dahil, tamamen büyükşehir belediyesi tarafından yapılmaktadır. Yazışmalar doğrudan belediyeler tarafından yerine getirilecektir. Aynı şekilde, norm kadroya uygun olmak şartıyla, büyükşehir belediyesi bünyesindeki birimlerin kurulması, kaldırılması ve birleştirilmesi, merkezî idarenin herhangi bir kararına ihtiyaç olmadan, doğrudan belediye meclisi tarafından alınacak kararla gerçekleştirilecektir.

Bu tasarıyla, ilk defa, büyükşehir belediyelerinin kurulmasına birtakım objektif şartlar getirilmiştir. Nedir onlar; birinci olarak nüfus şartı getirilmiştir. Nüfus şartı, hükümetin gönderdiği tasarıda 1 000 000 idi, komisyonda 750 000'e indirilmiştir. Buradaki müzakerelerde çıkacak netice ne olursa... Bu, objektif bir şarttır ve ilk defa getirilmektedir. Aynı şekilde, nüfusun 750 000 olması dışında, beldenin fizikî yerleşim durumu, ekonomik gelişmişlik düzeyi de dikkate alınacaktır. Bundan ayrı olarak,  belediye sınırları  içerisinde ve bu sınırlara en fazla  10 000 metre uzaklıkta olma -son sayıma göre nüfusu 750 000'den fazla olan yerlere- şartı getirilmiştir. Demek ki, üç tane objektif şart getirilmiştir.

Bilindiği üzere, bundan önce, büyükşehir belediyeleri kanunla kurulmuştur. Bugün, 12 000 000 nüfuslu bir yerleşim yeri de büyükşehir statüsündedir, buna mukabil, 300 000 nüfuslu bir belde de büyükşehir statüsündedir.

Nüfus kriterini dikkate aldığımızda, bugün aşağı yukarı 6-7 belediye bu nüfus kriterini taşımamaktadır; ancak, takdir edileceği üzere, bunların statüsünde herhangi bir değişiklik olmayacaktır.

Büyükşehir belediyelerine katılmada kanunî zorunluluk ortadan kaldırılmıştır. Aynı il sınırları içerisindeki belediye ve köy tüzelkişilikleri, talep etmeleri halinde ve büyükşehir belediye meclisinin de kararı olumlu çıktığı takdirde, büyükşehir belediyesine katılabilecektir.

Bundan ayrı olarak, imar ve altyapı zaruretleri dolayısıyla, büyükşehir belediye meclisi kararıyla, İçişleri Bakanlığının teklifiyle ve Bakanlar Kurulu kararıyla, yine, büyükşehir belediyesine katılım gerçekleşebilecektir.

Arz ettiğim gibi, bu tasarıyla, hem büyükşehir belediyesinin hem de büyükşehir belediyesi bünyesinde bulunan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları sayılmıştır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

Birinci olarak, büyükşehir belediyesi, stratejik planı yapacak, yıllık hedefleri koyacak ve yatırım programlarını yapacaktır.

Bunun dışında, 1/2 000 ile 1/25 000 arasındaki her ölçekte nazım imar planını yapacaktır. Burada, bir yenilik olarak, nazım imar planının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde uygulama imar ve parselasyon planlarını yapmayan bünyesindeki ilçe ve ilk kademe belediyelerinin yerine kaim olmak üzere, uygulama imar ve parselasyon planlarını yapma yetkisini elde etmektedir. Bilindiği üzere, bundan önce, maalesef, ilçe belediyeleri imar planlarını yapmamakta, parselasyon planlarını büyükşehir belediyesinin tasdikine sunmaktaydı. Bu zaruret, yani, bir yıllık bir süre içerisinde bu vazifeyi ifa etmeme durumunda getirilen müeyyide, ilçe belediyelerini, daha iyi bir yerleşmeye imkân vermek üzere, imar planlarını yapmaya zorlayacaktır.

Büyükşehir belediyelerinin önemli görevlerinden biri, ulaşım anaplanını yapmaktır; toplutaşıma hizmetlerini planlamak, koordine etmektir.

Büyükşehir belediyeleri, coğrafî ve kent bilgi sistemini üretecektir.

Tarım alanlarını ve su havzalarını koruyacaktır.

Katıatık yönetim planını yapacaktır ve bunların depolanması, bertaraf edilmesine ilişkin hizmetleri ifa edecektir.

Kültürel hizmetlerden olmak üzere, kütüphane, müze ve spor, dinlence, eğlence ve benzeri yerleri yapacak veya yaptıracaktır.

Doğal afetlerle ilgili olarak hazırlıklar yapacak, her ölçekte plan yapacaktır.

Merkezî ısıtma sistemi kuracaktır.

Detayları tasarıda yazılıdır, bunları daha fazla okumak istemiyorum. Bundan sonra da ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görevleri gelmektedir.

Burada önemli bir yenilik ve değişiklik de şudur: Belediyeler, bu hizmetleri, hem kendileri yapacaklardır -mesela, imar planını- hem de yaptırabileceklerdir; yani, kendi bünyesindeki personele yaptırabilecekleri gibi, sayılmış bulunan görevlerin önemli kısmını, dışarıdan mal ve hizmet satın almak suretiyle yaptırabileceklerdir. Bu, önemli bir yenilik ve değişikliktir.

Büyükşehir belediyesi bünyesinde "AYKOME" ve "UKOME" kurumları muhafaza edilmiştir. Bilindiği üzere, AYKOME, altyapı koordinasyon merkezidir. Burada, bir yenilik olmak üzere, özelleştirme planına uygun olarak, altyapı hizmetinden sorumlu bir özel kuruluş bulunduğu takdirde, o da AYKOME'nin üyesi kılınmıştır. Bilindiği üzere, telekomünikasyon hizmetleri özelleştirme aşamasındadır. Şehirlerde, doğalgaz dağıtım hizmetleri, önemli ölçüde ihale edilmektedir. Altyapı hizmeti veren bu kurumlar da, bundan böyle, AYKOME'de temsil edileceklerdir.

AYKOME üyesi bu müesseseler ortak yatırım programı hazırlayabilirler. Bu durumda, bu hizmetin gerektirdiği, bu yatırımın gerektirdiği fonları altyapı yatırım hesabına tevdi edeceklerdir. Burada, bir yenilik olarak, yeterli ödenek bulunmadığı takdirde, bir koordinasyon bozukluğu olduğu takdirde, büyükşehir belediyesi veya ilgili kuruluş, yeterli ödeneği kendi fonlarından karşılayacak ve ilerideki ödemelerle mahsuplaşma gerçekleşecektir.

Yine, büyükşehir bünyesindeki önemli kurumlardan bir tanesi UKOME'dir. UKOME, büyükşehir dahilinde ulaşım ve trafik hizmetlerinin tek elden yönetilmesine yönelik olarak kurulmuş bir müessesedir. Bu müesseseye şehirde ulaşım hizmeti veren kamu ve özel sektör temsilcileri iştirak etmekte, kararlarda söz sahibi olmaktadırlar. Büyükşehirde buna paralel hizmet veren il trafik komisyonunun yetkileri UKOME'ye devredilmiştir. Böylece, bugüne kadar, il trafik komisyonu ve UKOME arasındaki hizmet mükerrerliği, karar mükerrerliği sona erdirilmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde, Karayolları Trafik Kanununun bu kanuna aykırı hükümleri uygulanmayacaktır.

Meclis komisyonlarına baktığımızda, komisyonların çalışmalarına süre ve zaman tahdidi getirilmiştir. Büyükşehir belediyelerinde en çok çalışan, en çok hizmet üreten komisyon olan imar komisyonu 10 gün, diğer komisyonlar 5 gün çalışacaktır. Bu komisyonlar, bu süre içerisinde, kararlarını meclise sunmadıkları takdirde, meclis başkanının resen bu kararları gündeme alma yetkisi bulunmaktadır. Bunu da, meclis çalışmalarına ve özellikle komisyon çalışmalarına hız kazandırmak bakımından önemli bir değişiklik olarak takdirlerinize sunuyorum.

Bu tasarıyla encümenin yapısı değiştirilmiştir. Bilindiği üzere, daha önce uygulanmakta olan kanunda, encümen tamamen atanmış görevlilerden oluşmakta iken; bu tasarı, 5 artı 5; 5 atanmış, 5 de seçilmiş üyenin encümende görev almasını düzenlemiş bulunmaktadır. Esasen, İhale Kanununun getirdiği düzenlemeler çerçevesinde, encümenin de yetki ve fonksiyonu değişmiş bulunmaktadır. Meclis tamamen karar organı statüsü kazanmış, encümenin yürütme organı olma vasfı öne çıkmıştır.

Elbette, belediye başkanı, belediyenin başı ve tüzelkişiliğin temsilcisidir. Burada, belediye başkanlarının, bundan böyle siyasî partilerin genel idare kurulu ve parti meclisinde görev alabilecekleri; ancak, genel merkez yönetim ve denetim organları ile il, ilçe, belde teşkilatında görev alamayacakları; aynı şekilde, profesyonel spor kulüplerinin başkanlığını yapamayacakları ve yönetimde bulunamayacakları tarzında bir düzenleme getirilmiş bulunmaktadır.

Belediye başkanlarının görevden alınmasında, belediye meclisinin feshini gerektiren sebeplerle görevden alınmasında Danıştayın kararı gerekli bulunmaktadır.

Bu tasarıyla, memurları çalışmaya teşvik etmek bakımından, toplam personel adedinin yüzde 10'unu geçmemek üzere çalışanlara 2 ikramiye verilmesi öngörülmüş bulunmaktadır. Takdir edileceği üzere, memurun tamamına ikramiye vermek teşvik fonksiyonunu yerine getirmez. Bu ikramiyeden istifade etmek isteyen personel, memur, teşvikin gereğini, icabını yerine getirmek zaruretinde olduğunu hissedecektir.

Büyükşehir belediye gelirlerine ilişkin olarak getirilmiş bulunan yenilik ve değişiklik şudur: Büyükşehir belediyesinin kurulu bulunduğu ildeki toplam vergi hâsılatının yüzde 4,1'i büyükşehir belediyelerine gelmekteyken, bu tasarı büyükşehir belediyesinin gelirlerini artırmakta, bunu yüzde 5'e çıkarmaktadır. Aynı şekilde, bu yüzde 5'in dağılımına ilişkin olarak büyükşehir belediyeleri arasındaki adaletsizliği giderici düzenleme yapılmıştır. Daha önceki uygulamada o ilde toplanan vergilerin yüzde 40'ı doğrudan o büyükşehir belediyesine, yüzde 60'ı havuza gitmekteyken, yeni düzenlemeyle bu oranlar yüzde 75 ve yüzde 25 olarak tanzim edilmiştir. Yani, büyükşehir belediyesinin kurulu bulunduğu ildeki toplanan vergi hâsılatının yüzde 75'i doğrudan doğruya o il büyükşehir belediyesine, yüzde 25'i havuza gidecektir.

Belediyelerin borçlanmasıyla ilgili olarak bu kürsüden çok şey gündeme getirildi. Şuna dikkatinizi çekmek istiyorum: Bugüne kadar belediyelerin borçlanmasına ilişkin olarak hiçbir yasal düzenleme bulunmamaktaydı. İlk defa hükümetimiz belediyelerin borçlanmasına sınır getirmektedir. Bu sınırlama düzenlemesine, Belediye Kanununda değişiklik yapılmak suretiyle borçlanmada getirilmiş bulunan bu tahdide, büyükşehir belediyesi de dahil olmak üzere bütün belediyeler riayet etmek zorundadırlar.

Nedir getirilmiş bulunan sınırlama; birinci olarak, dışborçlanma, ancak, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna uygun olarak ve yatırım programında yer alan yatırımların finansmanı amacıyla yapılabilecektir.

Aynı şekilde, tahvil ihracı, yatırım programında yer alan yatırımların finansmanında kullanılabilecektir. Tahvil ihracı, esasen, 1580 sayılı Kanunda da belediye gelirleri arasında sayılmış bir gelir unsuru idi; bu bir yenilik değildir. Burada, ilk defa tahvil getiriliyor, belediyelere, borçlanma yöntemi olarak; özellikle komisyonda tenkit edilmiştir. Arz ettiğim gibi, bu, esasında, 1580 sayılı Kanunda da bulunan bir gelir tarzıdır belediyeler bakımından.

Belediyelerin, bağlı kuruluşlarının ve sermayesinin yüzde 50'sinden fazlasına sahip olduğu şirketlerin iç ve dışborç stoku, bu gelirlerinin -bütçe gelirlerinin- yüzde 1'ini aşmayacak. Bu oran, büyükşehirler bakımından yüzde 1,5 olarak uygulanacaktır.

Aynı şekilde, yıllık borçlanmaya sınır getirilmiştir. Burada da, içborçlanma, aynı şekilde, bu gelirlerinin yüzde 10'u mertebesinde kalacaktır.

Gayet tabiî, bu borçlanmaya sınır getirilirken, belediyelerin yapacakları hizmetlerin de önü kesilmek istenilmemiştir. Bu amaçla, teknolojik yatırımlarda, altyapı yatırımlarında Devlet Planlama Teşkilatının uygun görüşü alındığı takdirde, Bakanlar Kurulu kararıyla bu sınırlar aşılabilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Açıkalın.

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla) - Bu tasarının getirdiği önemli değişikliklerden biri de, Belediye Kanununda düzenlenmiş bulunan kentsel dönüşüm ve gelişim projeleridir.

Bilindiği üzere, burada iki şart bulunmaktadır; nüfus şartı vardır, alanın 50 000 metrekare olması şartı vardır. Takdir edileceği üzere, bu bir fikir projesidir. Bunun gerisinde, elbette ki, ilçe belediyelerinin ve büyükşehir belediyelerinin, kendilerine verilmiş bulunan yetkiler çerçevesinde imar planlarını yapmaları gerekmektedir. Bunu kolaylaştırmak üzere, davaların üç ay içerisinde neticelenmesi öngörülmüştür. Aynı şekilde, buradaki, münferit -binalardaki- harçlar da, indirimli uygulanmak suretiyle, dönüşüm projelerinin gerçekleşmesinde kolaylıklar getirilmiş bulunmaktadır.

Gelecek yıllara sari hizmetlerde, gerçekten, bir yıllık süre, birtakım hizmetlerin ifa edilmesinde hizmetin yerine getirilmesini ya pahalı kılmakta idi ya da o hizmeti yerine getirme hususunda engel teşkil etmekteydi. Burada, bu tasarıyla, tasarıda sayılan hizmetlerin yıllara sari olarak birden fazla yılda temin edilmesine imkân veren düzenleme getirilmiş bulunmaktadır.

Son olarak, büyükşehir belediye sınırları konusunda düzenleme yapılmış bulunmaktadır. İstanbul ve İzmit Büyükşehir Belediyelerinin sınırları, mülkî sınırlar olarak düzenlenmiştir. Diğer büyükşehir belediyeleri bakımından kilometre esaslı bir düzenleme yapılmış bulunmaktadır.

Bu tasarının belediyelere, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, teşekkür ediyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Açıkalın.

Hükümet adına, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; genel yönetim yapımız içinde mahallî idarelerimizin yerini ve fonksiyonlarını temelden değiştiren tasarılardan önemli birisi olan Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısıyla huzurlarınızda bulunuyoruz; bu vesileyle, Yüce Meclisin siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Malumları olduğu üzere, büyükşehir belediyeciliği anlayışıyla tanışmak için 1984 yılı beklenilmiştir. Bu tarihten sonra, millî şairimiz Âkif'in çok veciz biçimde yakındığı şehir görüntülerinin yavaş yavaş değiştiğine tanık olduk. Büyükşehir statüsünü kazanan illerimiz, sanki bir sihirli değnekle dokunulmuş gibi kabuklarını değiştirmeye başladılar; üstelik, modern kentleşme olgusunda öncü rol üstlenerek diğer kentlerimizin de önünü açtılar. 1984 yılından itibaren uydukentler, büyük parklar, metrolar günlük hayatımızın birer parçası olmaya başladı.

Bir toplumun, bir kentin tarzının nasıl değişebileceğine, yasal altyapının bu noktada ne denli etkili olabileceğine en güzel örneklerden biri de 3030 sayılı Yasamızdı. Şimdi aradan yirmi yıl geçti, yerel yönetim konsepti değişti. Daha önce sayılan ve sınırlı görevlerini yürütmekten sorumlu olan yerel yönetim modeli, yerini yönetimin başat öğesi yerel yönetimlerdir anlayışına bıraktı. Öte yandan, aradan geçen yirmi yıl zarfında hem Türkiye'de ve hem de dünyada demokratik değerler yeni anlamlar kazanmaya başladı. Demokrasinin okulu olan belediyelerin bu yeni öğelerin öncüsü olmaları bakımından da yasal altyapının değişmesi gerekiyordu.

Son olarak, yerel yönetimlerimiz kabuklarını delerek mevcut yasaların izin verdiği tartışmalı olan pek çok alanda, vatandaşların talebi nedeniyle hizmet vermek zorunda kalmıştı. Bir anlamda de facto durumun hukuk devleti kriterlerine dönüşmesi için de bu değişim gerekliydi.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi izninizle bugün burada huzurlarınızda tartışılacak tasarının neler getirdiğini anabaşlıklarıyla da bazılarını arz etmek istiyorum.

Öncelikle, tasarıyla, büyükşehir belediyelerinin kuruluş şartları yeniden tanımlanmıştır. Buna göre, büyükşehir belediyeleri, en az 3 ilçe veya ilk kademe belediyesinden oluşacaktır. Belediye sınırları içindeki yerleşim birimleri ile bu sınırlara en fazla 10 000 metre uzaklıktaki yerleşim birimlerinin toplam nüfusu 750 000'den fazla olan il merkez belediyeleri, fizikî yerleşim durumları ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak, kanunla büyükşehir belediyesine dönüştürülebilecektir.

Büyükşehir belediyelerine katılmayı yeniden düzenleyerek, kanun konusu olmaktan çıkardık; katılma kararını, ilgili ilçe veya ilk  kademe belediye meclisinin talebi üzerine, büyükşehir belediye meclisinin kararına bıraktık.

Öte yandan, imar düzeni ve temel altyapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumda, bu belediye ve köyler, büyükşehir belediye meclisinin kararı ve İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine, Bakanlar Kurulu kararıyla da büyükşehir sınırları içine alınabilecektir.

Büyükşehir belediyesi sınırları içine katılan ilçe belediyeleri ile nüfusu 50 000 ve üzerinde olan belediyeler, büyükşehir ilçe veya ilk kademe belediyesine dönüşecek, diğer belediyeler ile köylerin tüzelkişiliği kalkacaktır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, tasarıyla, bugüne kadar büyükşehirlerde en çok tartışılan, büyükşehir belediyesi ile, bugün, bu tasarıyla adına "ilk kademe" dediğimiz büyükşehrin ilçe belediyeleri arasındaki görev tartışmalarına da son veriliyor;  büyükşehir ile ilçe veya ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları bu tasarıda ayrı ayrı sayılmış oluyor.

Değerli arkadaşlarım, tasarıyla getirilen önemli düzenlemelerden biri de, büyükşehir sınırlarında yapılacak altyapı yatırımlarının tek elden yapılarak koordinasyonunun sağlanmasıdır. Bu amaçla, altyapı koordinasyon merkezi oluşturulmuş; diğer kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektörün yapacağı altyapı yatırımlarının bu merkezden koordine edilmesi sağlanmıştır.

Aynı şekilde, büyükşehir sınırlarındaki ulaşım hizmetlerinin planlanması, yürütülmesi ve koordinasyonu için, ulaşım koordinasyon merkezleri oluşturulmuştur. Bu tasarıyla, büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini planlama, koordinasyon, güzergâh belirlenmesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri sayısının tespitine ilişkin yetkiler, ulaşım koordinasyon merkezi tarafından kullanılacaktır. Öte yandan, bu tasarıyla büyükşehir belediyelerine verilen görev ve yetkilerin uygulanmasında, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun bu tasarıya aykırı olan hükümleri de uygulanmayacaktır.

Halihazır yasadaki kent plan bütünlüğü konusundaki aksamaları ortadan kaldırmak amacıyla da birtakım tedbirler getirilmiştir. Bu çerçevede, büyükşehir belediyelerine, Belediye Kanunuyla verilen yetki ve imtiyazlar haricinde, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar uygulamalarını denetleme yetkisi verilmiştir. Büyükşehir belediyesince yapılan denetim sonucunda belirlenen eksiklik ve aykırılıkların giderilmesi için, ilgili belediyeye üç ayı geçmemek üzere süre verilmesi düzenlenmiştir. İmara aykırı uygulamalar ilgili belediye tarafından giderilmediği takdirde, büyükşehir belediyesi tarafından 3194 sayılı İmar Kanununun 32 nci ve 42 nci maddelerinde belirtilen yetkilerin doğrudan kullanılması yolu da bu tasarıyla açılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, nüfusu 2 000 000'u aşan büyükşehir belediyelerinde 10, diğer büyükşehir belediyelerinde de 5'i geçmemek üzere başkan danışmanı görevlendirilmesine de bu tasarıda imkân veriliyor; ancak, danışman olarak görevlendirilebileceklerin en az 4 yıllık yükseköğrenim kurumlarından mezun olması şartı aranmaktadır.  Danışmanların görev süreleri sözleşme süresiyle sınırlıdır; ancak, bu süre, belediye başkanının görev süresini de aşmayacaktır.

Bu arada, büyükşehir belediyesi ile bağlı kuruluşların arasındaki malî ilişkiye de yeni boyut getirilmiştir. Bu bağlamda, belediye başkanının onayıyla, geri ödenmek üzere, birbirlerinin nakit ihtiyaçlarını da karşılayabileceklerdir. Yapılacak herhangi bir yatırımın, büyükşehir belediyesi ile bağlı kuruluşlarından bir veya birkaçını aynı anda ilgilendirdiği ve tek elden yapılmasının maliyetleri düşüreceğinin anlaşıldığı durumlarda, büyükşehir belediye meclisi, yatırımı, kurumlardan birinin yapmasına da karar verebilecektir. Büyükşehir belediyesi, büyükşehir belediye başkanının teklifi ve meclisin kararıyla, ilçe ve ilk kademe belediyelerine, kesinleşmiş en son yıl bütçe gelirinin yüzde 3'ünü aşmamak ve bütçede ödeneği ayrılmış olmak kaydıyla, ilgili belediyenin yatırım programında yer alan projelerin finansmanı için de malî yardımda bulunabilecektir.

Öte yandan, tasarının geçici 2 nci maddesiyle yapılan düzenlemeyle, büyükşehir belediyelerinin sınırları genişletilmiştir. Buna göre, bu tasarının yürürlüğe girdiği tarihte, büyükşehir belediye sınırları, İstanbul ve Kocaeli'nde il mülkî sınırlarıdır. Diğer büyükşehirlerde, mevcut valilik binası merkez kabul edilmek ve il mülkî sınırlarında kalmak şartıyla, nüfusu 2 000 000'a kadar olan büyükşehirlerde yarıçapı 20 kilometre, nüfusu 2 000 000'dan fazla olan büyükşehirlerde yarıçapı 50 kilometre olan dairenin sınırı büyükşehir belediyesinin sınırını oluşturacak bir düzenleme de bu tasarıyla getirilmiştir.

Tasarıya ve tasarımızla getirdiğimiz bütüncül yaklaşıma destek vermenizi bekliyor, siz Yüce Meclisin değerli üyelerini tekrar saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının bütünü üzerinde bu defa şahsım adına söz aldım; ama bunu da Grup adına diye değerlendirebilirsiniz, devamı niteliğinde.

Burada Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısını tartışıyoruz. Büyükşehir belediyeleri bu tasarıyla çok önemli yetki artışına konu oluyorlar; aynı zamanda da büyükşehir belediye başkanları, aslında diğer belediye başkanları da önemli bir güçlü başkanlık sisteminin simgeleri haline geliyorlar.

Şimdi, bu tasarıyla, büyükşehir belediyesi olan ya da olmayan arasındaki farklar büyümektedir; yani, büyükşehir belediyesi olan ile il belediyesi olan arasındaki farklar büyümektedir; farklar açılıyor. Açılan farklar var; ama, bir başka şey de var, aralarındaki farklar çok büyük olanlar da tek bir potaya konuluyor. Yani, nedir bu; işte, 10 000 000'u aşan İstanbul ile -il sınırları olarak bütünleştirdiğiniz zaman İstanbul 10 000 000'un üzerinde bir kent- 750 000'lik bir belediye, hatta, mevcut büyükşehir belediyeleri içinde 750 000'i tutmayanlar da var- aynı esaslara göre yönetilmiş olacak; yani, bir anlamda, bu büyükşehirlerin en büyüklerine göre, sürmezür, ısmarlama biçilen bir elbise küçüklere de uydurulmaya çalışılacak; yani, böyle, özelliği olan birtakım kamu idarelerini ortak bir potada eritecek, bunların  hepsinin ihtiyaçlarına ne kadar cevap verecek, ne kadarı geniş gelecek ya da dar gelecek; bu da, bu düzenlemenin ayrı bir sorunu.

Tabiî, bu düzenlemenin bir başka sorunu, kamu hizmetinde, kamu personelinin hizmet sürekliliğinde de bir kesintiye yol açması; Sayın Bakanın da biraz önce söylediği gibi, belediye başkanlarıyla birlikte gelip giden danışmanlar örneklerinde olduğu gibi. Yani, bu, hem iyi hem kötü. Kötü tarafı da, sürekliliği kıran bir yapı ortaya getirmesi; çünkü, kamu hizmeti, partizan kadrolaşma dışında ele alınması gereken bir olay.

Şimdi, bu tasarıda, dün kabul edilen Belediye Kanununda da var olan bir madde var. Belediye Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında, belediyelerin içme ve kullanma suyu, toplutaşım, katıatıklarla ilgili düzenlemeler, her türlü düzenleme, yetki devriyle, hak ve imtiyaz devriyle şirketlere gördürülebilecek düzenlemeler içine alınıyordu. Bu tasarının 10 uncu maddesinde de, Belediye Kanununa gönderme yapılıyor, aynı şey düzenleniyor.

Şimdi, bir kere, bu tür hizmetler kamusal niteliktedir, münhasıran belediyenin hakkı olan hizmetlerdir. Bu hizmetlere ait hak ve imtiyazların devri genel hükümlere göre yapılır. Hak ve imtiyazların genel hükümlere göre devredilmesi, bu hak ve imtiyazların özel hukuk sözleşmesiyle devri anlamına gelmekte. Anayasanın 47 nci maddesinde, yapılan değişikliklerle, "...kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir" deniliyor; ancak, burada bu düzenleme önümüze gelirken, yasa koyucu, bunu, çok özel haller ve nedenler dışında, bu Anayasa hükmüne dayandırarak kullanmamalıydı; çünkü, bütün kamu hizmetlerinin özel hukuk sözleşmeleriyle yaptırılabilmesine izin veren düzenlemeyle karşı karşıyayız, aradaki fark bu. Anayasanın öngördüğü şey, bunun bir istisnaî durum olarak öngörülmesi. Hepsini böyle yapıyorsunuz; kamu hizmeti nerede?.. Dolayısıyla, burada, yasa koyucu, herhangi bir alanda verilen hizmetin, kamu hizmetinin -kamu tarafından verilen hizmet olarak belirlenmiş bir hizmet- çok özel haller dışında, özel hukuk sözleşmeleriyle değil, kamu hukuk sözleşmeleriyle yapılmasını esas kabul etmeliydi. Yasa koyucunun, bu hizmetleri kamu hizmeti olarak belirledikten sonra, kamu hizmetlerinin, kamu hukuku sözleşmeleri dışında, özel hukuk sözleşmelerine konu edilmesi için çok önemli nedenleri olması gerekirdi. Dolayısıyla, burada haklı bir neden olmadığını belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada denetimle ilgili birçok şeyden bahsettik. Burada, şirket kurma meselesine gelince, elimizdeki denetlenecek yapıyı bir tasnif etmek lazım. Ortada üçlü bir yapı var; bir, belediyelerin kendisi bir kamu tüzelkişiliği olarak bir alan; ikincisi, bunun özel gelir ve gideri bulunan hizmetin yürütüldüğü bütçeiçi işletmeler; üçüncü alan da, belediyelere verilen görev ve hizmet alanında kurulan sermaye şirketleri; üç tane alan var. Peki, yasa tasarısı bu üç farklı yapının aynı usul ve esaslara göre denetimini nasıl öngörebilir?.. Bunlar farklı yapılardır, dolayısıyla farklı denetim hedeflerine göre denetlenmeleri gerekirdi. Dolayısıyla da, farklı yapıların farklı hesap verme sorumlulukları, ölçütleri öngörülerek, farklı derecelerde yerine getirilmesi sağlanmalıydı. Oysa, ne böyle bir mekanizma var ne de bu şirketlerle ilgili, zaten, hesap verme sorumluluğunu yerine getireceğine dair bir hüküm var. Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, burada da denetimin, bir kez daha, nasıl, bu şirketler vesaire yoluyla devre dışına çıktığını görüyoruz.

Bir başka dikkat çekeceğim nokta; dün geçen Belediye Kanununun 8 inci geçici maddesi, burada verilen bir önergeyle değiştirildi ve belediye borçlarının konsolidasyonu... Burada, siyasî yapının, siyasetin, aslında, bir serbestlik alanı içerisinde, her bir belediyeyle, ayrı ayrı bir uzlaşma komisyonu marifetiyle, bu borç ertelemelerini ve borç indirimlerini; yani, af niteliğini içeren bu işlemi yapabilmesine imkân sağlandı. Bunlar, hangi objektif, keyfî olmayan kriterlere göre yapılacak, bunu bilmiyoruz. Yani, diyeceksiniz ki, bize güvenin.

Değerli arkadaşlarım, size güvenmememiz için çok neden  var. Bakın, bir tane örnek vereyim: Dün akşam, şurada bir oylama yapıldı; bu oylamada 50'den fazla, burada var olmayan kişilere ait pusulalar çıktı, aynı kişiye birden çok pusula çıktı. Yani, bakınız, burada basit bir oylama mekanizmasında bile... Bu nitelikli çoğunluğa... Biz, burada uyardık "nitelikli çoğunluk gerekir, üçte 2 gerekir" dedik; bunun üzerine bir hareketlenme ve böyle, birtakım, bu işi bu şekilde aşabilir miyiz manevraları... Yani, biz, nasıl bu geçici 8 inci maddeyle ilgili... Burada da geçici 3 üncü maddede, bu, karşımıza muhtemelen tekrar bir değişiklik önergesiyle gelecek, aynı mekanizma gelecek, biz, buna nasıl güveneceğiz?!

Bir başka şey, burada tekrar uyarıyorum; nitelikli çoğunluk.. Bu, bir af hükmüdür, onu, burada, yine büyükşehirler için getireceksiniz. Bu, nitelikli çoğunluk gerektirir. Bunun, bırakın Anayasa Mahkemesini, Cumhurbaşkanından dönmesini istemiyorsanız, aynı konuyla ilgili Meclis gündemini bir daha işgal etmek istemiyorsanız, bugün, buradasınız, sizi daha bu saatten uyarıyorum, akşam saatlerine kalmadan Grubunuzu 330'a tamamlayınız, bizden destek beklemeyiniz, kendiniz Grubunuzu 330'a tamamlayınız ve bu eksiği ikmal ediniz.

Değerli arkadaşlarım, değineceğim bir başka konu; burada, önemli bir madde, 23 üncü maddedir. Diğer tasarılarda, gerek İl Özel İdaresi Kanununda gerek Belediye Kanununda belediyelerin gelirleri sayılmıyor, il özel idarelerinin gelirleri sayılmıyor; yani, gelirleri düzenleyen düzenleme yok; bununla ilgili düzenlemenin daha sonra geleceği söyleniliyor. Biz, hangi hizmetler karşılığında hangi gelirlerin olduğunu, hangi malî dengenin olduğunu bilemiyoruz, bir tek burada var. Burada olmasının nedeni de büyükşehir belediyeleri biraz türev belediyecilik tanımına girmektedir; dolayısıyla, daha kolay tanımlanabilir bir çerçeve ve mevcut çerçeveyi de taşıyan bir yapı getirilmiş.

Burada, üç noktaya değineyim; bir tanesi, bu 23 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre, müşterek bahisten alınan Eğlence Vergisinin, hangi belediyelere, nasıl paylaştırılacağı. Şimdiye kadar söz konusu olmayan, en azından mevcut durumda söz konusu olmayan, müşterek bahislerden alınan Eğlence Vergisinde büyükşehirlerin payı yoktu; siz, yüzde 50 bir pay getirmiş oldunuz. Şimdiye kadar bu payı tek başına alan hipodromun, at yarışlarının oynandığı ilçe belediyesini, bir anlamda devredışı bıraktınız; çünkü, geriye kalan yüzde 50, bütünü arasında paylaşılıyor; bunu, umarım, önergelerle düzeltme, olgunlaştırma imkânına kavuşuruz; çünkü, burada, o ilgili ilçe belediyesinin kendi bütçesinde, hem de içinde bulunduğumuz yıl itibariyle bile çok önemli bir kaybın ortaya çıkacağını ve bundan sonra, belki, yıllara sâri yatırımlar açısından çok ciddî aksamalar ortaya çıkacağını nasıl hesaba katmayız? Bunu mutlaka hesaba katmak zorundayız; bu konuda, işte İstanbul-Bakırköy, İzmir-Buca ve Adana gibi birtakım kentlerde, bu belediye gelirleri açısından çok ciddî sorunlar ortaya çıkabilecektir.

Bu konuda, tabiî, düzenlemeyi ertelemek de bir yoldur. Yani, daha sonra, biz, nasıl olsa belediye gelirleri kanunu tasarısını, buraya, herhalde getireceğiz; düzenlemeyi oraya bırakmak, buradan çıkarmak, ona taşımak da mümkündür; sağlıklı olan, doğru olan yol budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oyan, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) - İkinci bir konu, burada, 23 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde ortaya çıkan durumdur. Burada, şimdi, bu (d) bendinde, yönetmelikle düzenlenen bir hüküm var, şimdiye kadar yürürlükte olan durum bu. Okuyorum hükmü: "Büyükşehir belediyesine bırakılan sosyal ve kültürel tesisler, spor, eğlence, dinlenme yerleri ve yeşil sahalar içinde tahsil edilecek her türlü belediye vergi, resim ve harçları."

Mevcut uygulamada, bu, bir yönetmelikle; yani, 3030 sayılı Kanunun 25/b maddesi uyarınca çıkarılan bir yönetmelikle düzenleniyordu. Şimdi, tabiî, vergiyle ilgili bir düzenlemenin yönetmelikle yapılması, verginin yasallığı ilkesiyle bağdaşmıyor; o bir tarafa. Şimdi, siz bu kanunu, bu şekliyle yürürlüğe sokarsanız; yani, uygulamadaki hükmü -uygulamadaki hükmü burada vaktim olmadığı için anlatmıyorum- burada nasıl bir paylaşım olduğunu, 10 000 kişilik spor sahaları kompleksine ya da 2 000 kişilik kapalı spor salonu kompleksine göre büyükşehir belediyesine mi yoksa ilçe belediyesine mi yatırıldığını düzenleyen hükmü burada tekrarlamazsanız, şu anda getirdiğiniz kanunda bir eksikliğe yol açarsınız. Yönetmelik kanunun üzerinde olamayacağına göre, bunu, burada tamamlamak durumundayız.

Nihayet, son bir nokta; 23 üncü maddenin ikinci fıkrasının da yeniden gözden geçirilmeye ihtiyacı vardır. Burada, il sınırları içerisinde alınan verginin yüzde 75'inin ilgili büyükşehir belediyesine,  kalan yüzde 25'inin de diğer belediyelere -toplam 16 belediyeye- nüfuslarına göre pay edilmesi öngörülüyor. Nüfuslarına göre pay edilmesi hükmü, mayıs ayında, Anayasa Mahkemesinin kararıyla iptal edilmiştir; tek kriter olarak, nüfusa göre bir paylaştırmanın adil olmadığı söylenilmiştir. Dolayısıyla, burada, bu paylaştırmayı adil kriterlere göre yapmak zorundayız; bunu getirmek lazım. Kaldı ki, bir noktada, bu paylaştırmayı yaparken...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oyan, çok iyi hazırlanmışsınız, konuşuyorsunuz; ama, diğer maddelerde de konuşmalarınız devam edecek herhalde.

Son olarak 1 dakikalık eksüre veriyorum ve sürenizi uzatmayacağım.

Buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Dolayısıyla, nüfus kriteri yeterli değildir; bir, bunu çözmek lazım. İki; çözmemiz gereken bir konu daha var -en azından asgarî olarak çözmemiz gereken bir konu- büyükşehir sınırları içerisinde yer alan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin de bundan pay almasını sağlamak durumundasınız; çünkü, benzer alanda hizmet üretmeye çalışıyorlar.

Tabiî, bunu daha genişletmek de mümkündür, il belediyelerini katmak da mümkündür. Muhtelif önergeler hazırlanabilir. Bizim, burada, size tekliflerimiz var. Bunları, umarım, sağlıklı bir şekilde müzakere etme, inceleme fırsatı bulursunuz.

Ben, bu vesileyle, tekrar, Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısının, bugün, olması gereken olgunlukta karşımıza gelmediğini ve aslında, belki de gelmesinin mümkün olmadığını; çünkü, bunu hazırlayan bütün çerçeve mevzuatın, zaten bu eksikli ve kusurlu yasa tasarısını karşımıza getirmeye âdeta mecbur olduğunu söyleyerek görüşlerimi noktalamak istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
 
 


(7 AĞUSTOS 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.