Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ
TASARI METNİ
GENEL GEREKÇE
MADDE GEREKÇELERİ
KOMİSYON RAPORLARI

KAMU YÖNETİMİNİN TEMEL İLKELERİ VE YENİDEN YAPILANDIRILMASI HAKKINDA KANUN
TBMM Görüşmeleri...
18 Şubat 2004
"Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı" görüşmelerine, TBMM Genel Kurulu'nda, 18 Şubat 2004'de başlandı. Aralıklarla 15 Temmuz 2004'e kadar süren görüşmelerde, tasarı, başta adı olmak üzere, bazı maddelerinde yapılan değişikliklerle kabul edildi.
 

 
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı'nın tümü üzerinde TBMM Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler şöyle:
(18 Şubat 2004 - 22.Dönem 2.Yasama Yılı 54. Birleşim)

BAŞKAN (Başkanvekili Nevzat PAKDİL) -  Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, komisyon raporu 349 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın Bakanım, Hükümet adına söz talebiniz var mı?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, kişisel son sözden önce söz almak istiyorum.

BAŞKAN - Tasarının tümü üzerinde söz alanların isimlerini okuyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş; AK Parti Grubu adına, Mersin Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat.

Şahısları adına, Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir, Trabzon Milletvekili Asım Aykan, Konya Milletvekili Ahmet Işık, Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz ve Konya Milletvekili Atilla Kart.

İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Güneş'e aittir.

Sayın Güneş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır efendim.

CHP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan; sayın milletvekilleri, kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi iddiasını taşıyan bu projeyi, gerçekten, yeterince olgunlaşmadan görüşmek durumunda olduğumuzu kabul etmeliyiz. Bu tasarı, bu proje, yeterince, Yüce Meclisin önüne getirilecek düzeyde olgunlaşmamıştır, hazırlanmamıştır. Neden bilinmez, aceleye getirilmektedir, yanlış yapılmaktadır. Bir yararı yoktur; böyle görüşülmesinin bir yararı olmadığı görülecektir.

Kamu yönetimi, devlet örgütünün yönetimi demektir. Kamu yönetimi, devletin, toplumun ortak gereksinmelerini karşılamak ve toplumsal yarar sağlamak amacıyla oluşturduğu tüm örgünün ve sürekli, düzenli eylemlerin yönetimi demektir. Kamu yönetimi, bireylerin özgürlüğünü, mutluluğunu, yaşamının kolaylaştırılmasını, daha güzel, daha aydınlık, daha bolluk, daha gönençli bir yaşam sağlanmasını güvenceye almaya yöneliktir. Bu nedenle, kamu yönetimi, tüm bireyleri ilgilendirir, tüm yaşamsal düzeyi ilgilendirir. Toplumsal geleceğimizi şekillendirecek bir düzeni konuşuyoruz. Önemli bir tasarımdır. O nedenle, bütün toplum tarafından kabul edilmelidir, bütün toplumun uzlaşmaya varacağı bir metin olmalıdır. Toplumsal uzlaşma gerekir; çünkü, toplumumuzun uzun bir geleceğini düzenleme iddiasındadır. Yüce Meclisin önüne getirilmeden, gerçekten, toplumun ilgili tüm katmanlarında, özellikle sendikalarda, meslek odalarında, derneklerde, diğer sivil toplum örgütlerinde, üniversitelerde tüm ayrıntılarıyla tartışılmalı, katkı konulmalı, görüş sunulmalı, mükemmel bir ortak ürün olarak benimsenmeli ve Yüce Meclis, bu ortak metni, bu uzlaşma metnini yasalaştırmalı idi. Böyle yapılmadı; ne kadar itiraz edilirse edilsin böyle yapılmadı; çünkü, bu süreci baştan beri yakından izliyoruz, önem veriyoruz, önemle izliyoruz, katkı yapmaya çalışıyoruz. Böyle yapılmadı, böyle yapılmak istenmedi, toplumsal uzlaşma aranmadı; aksine, yapılan ayırımcılıktır. Sivil toplum örgütlerinin bir bölümüne "sivil toplum örgütü" denildi, bir bölümü sivil toplum örgütü sayılmadı; bir bölümü imtiyazlı kabul edildi, bir bölümü dışlandı. Tasarının hazırlanmasında, özellikle sermaye tabanlı örgütlerin aktif katılımı sağlandı; onların görüş, öneri ve yönlendirmeleri tasarıya yansıdı. Buna karşılık, emek tabanlı örgütler, sendikalar, gençlik örgütleri, kadın örgütleri, meslek odaları, ziraatçı örgütler, memur örgütleri, Atatürkçü, çağdaş, ilerici dernekler bu çalışmalarda karşı taraf kabul edilerek, uzak tutuldu, dışlandı. Kimse bunun aksini söyleyemez; böyle yapıldı. Katılımcılık bu mu, demokratiklik bu mu; bu değil. Bütün toplum katmanlarında aykırı konuşacaklara da, itiraz edeceklere de, kabul etmeyeceklere de söz hakkı verilerek tartışılmalıydı; bu yapılmadı. Grup Başkanvekili arkadaşımız -az evvel- diyor ki: "Toplumsal gündemde çok uzun süre kaldı." Kaldı, doğru; çünkü, çok itiraz ediliyor, kabul edilmiyor. Toplumsal gündemde kalışının nedeni bu.

Evet, bu konuda kitaplar yazıldı, bir kütüphaneyi dolduracak kadar kitap yazıldı; ama, lütfen, alın, okuyun; hepsi buna karşı, hepsi itiraz ediyor, bunun yanlışlarını ortaya... (CHP sıralarından alkışlar) Kitap yazıldı da, bunu onaylayan bir kitap yok. Ben, hepsini okumaya çalışan bir arkadaşınızım.

Bu konuda daha da ileri gidildi değerli arkadaşlar. Yasalarda yetkili ve resmen görevli olan kurumlara bile danışılmadı. Mesela, Danıştay Yasasının 23 üncü maddesinde denilir ki: "Hükümet, çıkaracağı tasarılarla ilgili Danıştaydan görüş isteyebilir." Danıştaydan bu görüş istenilmedi. Danıştaydan bu görüşün istenilmemiş olduğunu, Danıştay Başkanı, kendilerinin düzenledikleri bir toplantıda, çok acı bir dille, çok iğneli bir dille itiraf etti.

Yüzkırkdört yıldır devletimize kamu yöneticisi yetiştiren Siyasal Bilgiler Fakültesinden görüş alınmadı, orada görüşülmedi. Kamu yönetimi uzmanı yetiştiren Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, bizim değerli bir varlığımızdır; buradan görüş alınmadı, geçiştirildi. Mülkiyeliler Birliği, Türk İdareciler Derneği gibi kurumlar -ki, oradakiler, yaşamlarını bu konulara adamış gönüllü insanlardır- yok sayıldı. Bu konuda, sadece, bir özel, çok özel bir üniversiteden görüş alındı -gerisi, 74 özel ve devlet üniversitesi- 74 üniversiteden görüş alınmadı. O üniversiteler toplandılar, bu konuyu konuştular, bu konuda bildiriler yayımladılar, bunun yanlış olduğunu, bunun çıkarılmaması gerektiğini, bunun bir uzlaşma gerektirdiğini açıklayan bildiriler hazırladılar, kaleme aldılar, yayımladılar. Onları okumanızı öneriyorum. Bunların hepsi mi peşin fikirli?!. Bu bilimsel alanlardan gelen seslere kulak verilmedi.

Bu kapalı devre hazırlık, bu gözlerden kaçırma gayreti, bu tasarının kamu yönetimine getireceğini -çoğu maddelerinde- ileri sürdüğü şeffaflık anlayışına uygun mu?! Şeffaflık bu mu?! Şeffaflığı getireceğini ileri sürmektedir. Bu tasarı, savunur gibi göründüğü pek çok ilkeye ters bir tutumla oluşturulmuştur; onu söylemek istiyorum. Demokrasiden, katılımdan şeffaflıktan bahsedilmektedir; ama, hazırlanışında katılım yoktur, demokratiklik yoktur, uzlaşma yoktur, şeffaflık yoktur. Demokratik olmayan, katılımcı olmayan, uzlaşmacı olmayan araçlarla -bu tasarı öyle bir araçtır- demokratik, katılımcı, uzlaşmacı amaçlara, hedeflere varılamaz; oluşturmaya çalıştığınız araç o yönde gitmez, yürümez, yapısı ona uygun değil; çünkü, öyle bir çalışmanın ürünü değil, kendisi demokratik ve şeffaf değil.

Sayın milletvekilleri, tasarının noksanlığı ve olgunlaşmamışlığı bundan ibaret de değil. Biliyoruz ki, kamu yönetimi, bir dizge, bütünlüğü olan bir sistem. Önümüzdeki proje, kamu yönetimi alanını 10 kadar yeni yasayla düzenlemek iddiasındadır. Elimizdeki tasarı bunlardan sadece biridir, "çerçeve" ya da "temel yasa" diye isimlendirilen biri. Hemen ben de belirtmeliyim ki, üniter devletlerin yasama hiyerarşilerinde "çerçeve yasa" kavramı yoktur. Aynı nedenle, bizim yasama düzenimizde de "çerçeve yasa" kavramı kullanılmaz. Bu nedenle, adı ne olursa olsun, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı sıradan bir yasa tasarısıdır, o kadar.

Kurguyu oluşturan diğer 8-10 yasadan haberimiz yok. Onların sadece 3'ü biraz açıklandı, diğerleri hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. 10 kadar yasanın bir sistem bütünlüğü oluşturup oluşturmadığını, uyum içinde olup olamayacağını bilemiyoruz, kontrol edemiyoruz; çünkü, onları göremedik. Bu nedenle, 10 kadar gelecek düzenlemenin, bu yasayla, şimdi görüşmekte olduğumuz yasa tasarısıyla uyumlu olup olmadıklarını görmeden, siz Sayın Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri, siz de görmeden, bilmeden, bir bütün oluşturup oluşturmadığı konusunda bir kanaate varmadan "bu yasayı onaylayın, ötekiler de bunlara uygun gelecek" sözüyle buna oy vermenin yasama ciddiyetiyle, yasama ağırlığıyla mütenasip olduğuna inanıyor musunuz, kabili telif görüyor musunuz?! (CHP sıralarından alkışlar) Bunu kabul edemeyiz; bu bir noksanlıktır, bu, yasama ciddiyetine aykırılıktır. Hazırlanması gizli kapaklı yürütülen, bütünleyici parçaları saklanan tasarı ne getiriyor? Bu tasarı ne, bu tasarı ne değil? Yakından bakın lütfen bu tasarıya değerli milletvekilleri. Bu tasarı, bir kamu yönetimi yasası tasarısı kimliğinden çok, bir işletme yönetimi yasası tanımına uymaktadır. (AK Parti sıralarından "doğru" sesi)

Evet, doğru, bu bir işletme yönetimi yasasıdır. Devlet başka bir şey; devlet daha büyük, daha büyük... İşletme ile devlete "doğru, öyle geliniyor" derseniz, çok mahcup olursunuz, çok mahcup olursunuz. Doğru değil... Doğru değil...

SABRİ VARAN (Gümüşhane)- Sana göre...

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla)- Sana göre de doğru olmaması lazım. Bana göre değil, hiç değil, genel olarak değil. Bir aykırı düşünce onu değiştirmez.

Şimdi, değerli milletvekilleri, ayrıca, bu tasarı, size göre de, bana göre de yerli değil, özgün değil. Tasarının gerekçesinde bakın ne deniliyor; aynen aldım, okuyorum: "Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlar ülkemize sağladıkları malî destek karşılığında çeşitli yapısal değişim projelerini benimseme koşulu getirmiş; bu kapsamda kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasına ilişkin hususlar da gündeme gelmiştir." Bugün yürütülmekte olan birçok reform, bu etkinin açık göstergesidir. Onlar dayattılar da çıkarıyoruz diyorsunuz. Bir başka deyişle, tasarı, tasarıyla getirilen model, Dünya Bankası, OECD, IMF gibi kuruluşların borç anlaşmalarında önkoşul olarak dayattıkları ortak üründür. Bu, bir el atmadır. O yüzden, belki aceleye getirilmek istenmektedir; çünkü, bu, defolu bir itiraftır; çünkü, temel amaç, temel ayıp, ulusal, yönetsel, sosyoekonomik düzenin makro düzeyde, sektörel düzeyde, politika düzeyinde, plan program düzeyinde küresel kapitalizmin istem ve beklentilerine uyarlanmasıdır; yani, yapısal uyarlama, bu dayatmalara boyun bükmektir. Bu küresel plan, inanıyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin icadı değil, onun teslim olduğu bir plandır.

Tasarı, kamu yönetimini iyileştirmiyor da. Tasarı, kamu yönetimindeki olumsuzlukları gidererek, daha modern, daha çağdaş, daha demokratik, daha katılımcı bir yapı oluşturacak yöntemleri getirmiyor, bu doğrultuda bir açılım içermiyor. Bu düzenleme, bir ileriye atılış değil, bu düzenleme, bir reform hiç değil.

Biz, devrimci bir partiyiz. Mustafa Kemal, Cumhuriyet Halk Partisini, aydınlanma devriminin siyasal örgütü olarak tanımlamış ve yönlendirmiştir. Biz, bu kurumsal kimliğimizle, bu kurumsal kimliğimize uygun düşecek bir süreçten geliyoruz. Çağdaşlık yönündeki, ilericilik yönündeki, köklü reformlar yönündeki tüm ulusal kazanımlarda öncülüğümüz var, emeğimiz var, katkımız var, imzamız var. Yine, o tür girişimlerde katkımız olur, imzamız olur; ama, işte, bu tam bağımsız çizginin siyasal kurumu olarak iddia ediyoruz ki, bu tasarı, reform ifade etmiyor, ilerici değil, çağdaş değil, iyileştirici değil. Sayın milletvekilleri, tasarı, kamu yönetimi, kamu hizmeti, toplum yararı, ulusal çıkar, kamusal ortak gereksinme gibi kamu, devlet ve toplum yaşamımızın temel değerlerini yürürlükten kaldırmaktadır. Kamu hizmetini, kamu görevini kamu kurumlarının görevi olmaktan çıkarmakta, yerli-yabancı -tercihen yabancı- özel sektöre devretmekte, kamu kurumu yerine yerli-yabancı -tercihen yabancı- şirketler, kamu hizmetini talep eden vatandaş yerine sıradan müşteri, kamu hizmetlerini talep etme hakkı yerine maliyet, fiyat, kamu yararı yerine kârlılık anlayışını yasalaştırmaktadır. Bu yönelişin temel hedefi sosyal devlettir; çünkü, modelin özü, devleti, kamu hizmeti üretecek ekonomik olanaklardan yoksun bırakmaktadır; kâr için değil, sadece kamu yararı için kamu hizmeti sunan kamu kurumlarını özel sektöre devretmektir. Buna müsaade edecek misiniz? Devletin aslî ve sürekli görevlerini özelleştirmektir. Bu amaçla, memur kavramını aşındırmayı, kamu çalışanlarını tasfiye etmeyi hedeflemektedir. Bu planda, devlet, ekonomik, sosyal ve yönetsel yaşamdan çekilmektedir değerli milletvekilleri.

Devlet, piyasa lehine daraltılmakta ve faaliyetleri yer yer yasaklanmaktadır; yer yer yasaklayan maddeler vardır. Sırası geldikçe arkadaşlarım söyleyecek. Bu, devletin saygınlığına yaraşmaz; bu, devletin saygınlığını geliştirmez, devleti büyütmez, kamu yönetimini yenileştirmez; bir tek şey yapar; yok eder, yok eder, yok eder.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Neyi?..

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Kamu yönetimini yok eder. Anlamadıysanız, yazılı vereyim isterseniz... (CHP sıralarından alkışlar)

Bu proje, toplumsal refaha, toplumsal esenliğe yükseltici etki yapmaz, yaşamı kolaylaştırmaz, toplumsal mutluluğu kalıcılaştırmaz.

Tasarıyı hazırlayanlar, sosyal devlete, Romalı komutan Caton gibi, Caton'un Kartaca'ya baktığı gibi bakmaktadırlar. Kartaca-Roma arasındaki uzun Pön Savaşları sonunda, Caton "Kartaca yıkılmalıdır" diye emretmiş ve Kartaca yerle bir edilmiştir. Tasarı da, sosyal devleti yok etmek istemektedir; oysa, sosyal devlet korunmalıdır. Biz, bu milletin vekilleri olarak, yürürlükteki Anayasanın devleti oluşturan öğeleri arasında saydığı sosyal devleti savunmakla da yükümlüyüz; yemin ettik bu konuda. Sosyal devlet sonlanırsa, ilaç bulamayan bebekler, okul bulamayan çocuklar, üniversite kapısında bekleyen gençler, milyonlarca işsiz, günde 1 doların altında gelirle açlık sınırında yaşayan yoksullar, fakirler, tüm toplum mağdurları sahipsiz kalırlar, yalnız kalırlar, umutsuz kalırlar. Buna hakkımız yok; bu yıkıntıya katkı yapmamalıyız. Bu nedenle "toplum için sosyal devlet" kavramı yerine, "piyasa için devlet" kavramını koymaya odaklanan bu girişime karşı çıkılmalıdır. Biz, karşı çıkıyoruz, sonuna kadar karşı çıkacağız.

Bu tasarı, üniter devlete, üniter yapıya duyarlı değil. Düzenlemeyle, merkezde aşırı düzeyde yığılmış yetkilerin, görevlerin ve kaynakların yerele aktarılarak, hem merkezin demokratik hantal yapısının yeniden düzenleneceği, dinamizm ve etkinlik kazandırılacağı hem de yerel yönetimlerin güçlendirileceği, devlet örgüsünün çağdaşlaştırılacağı iddiası vardır. Bu yönelişin çok aşırı bir yansıması olarak, tasarının 7 nci maddesinde, merkezî idarenin görev ve hizmetleri sayılarak sınırlandırılmış, geriye kalan tüm görev ve yetkiler yerel yönetimlere bırakılmıştır. Bu, federalist bir yaklaşımdır; çünkü, merkezin asıl öğe olduğu yapı üniter yapıdır, yerel yönetimlerin asıl unsur olduğu yapı federatif yapıdır. Bu nedenle, yapılanma tasarımı "üniter devlet kavramına terstir. Üniter yapıyı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Güneş, bir dakikanızı rica edeyim.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, tasarının tümü üzerindeki görüşmelerde, hatiplerin, hazırladığı metni Genel Kurula ve izleyen vatandaşlarımıza sunmaları için sözlerini kesmeyeceğim; ama, maddelerine geçildiğinde, gruplar adına konuşmalar için sadece 2 dakikalık, şahıslar adına konuşmalar için 1 dakikalık eksüre verip, konuşmaları bitireceğim.

Sayın Güneş, buyurun efendim.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Ben teşekkür ederim.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Merkezin yetkilerini ve görevlerini azaltan, merkezi zayıflatan ve güçsüzleştiren bir süreç tasarlanmaktadır. Üstelik, yerel yönetimler de güçlendirilmemektedir sayın milletvekilleri. Belki, üzerinde çok durulması gereken budur. Bu senaryoda, yerel yönetimler güçlendirilmemektedir. Merkezden alınan birkısım görev ve yetkiler, özelleştirilmek üzere, piyasaya aktarılmak üzere yerel yönetimlere verilmektedir; yani, yerel yönetimler, devlet yetkilerinin piyasaya aktarılması için bir istasyon görevi yapacaktır, o kadar; güçlenecek değil.

Evet öyle; Kaymakam Bey, evet öyle.

Bu yaklaşım, üniter yapıyı gevşetmeyi, federalizme kapı aralamayı gündeme getirici niteliktedir. Biliyoruz ki, yönetimin mükemmel olması, yapıların şematik durumlarıyla ilişkili değildir. Üniter devletlerde de mükemmel kamu idareleri vardır, federatif devletlerde de mükemmel kamu idareleri vardır. Bizim için, çağdaşlaşmanın yolu, değiştirmek değil, üniter devleti çözmek, yok etmek değil, onu, daha sosyal, daha halkçı, daha demokratik düzeye yükseltmektir. Bu tasarının asıl amacı ise, yönetimi çağdaşlaştırmak değil, başkalaştırmaktır.

Bu tasarı, kamu emekçileri için de ciddî bir tehdit niteliğindedir. Tasarı, şişkinliği giderme gerekçesiyle, açık bir tasfiye ve işsizleştirme planlandığını, gerekçesinde, kararlılıkla vurgulamaktadır.

Tasarı, minimal -en aza indirilmiş- devletin, minimal aslî görevlerini yürütecek, minimal memur kadrosunu hedeflemektedir. Diğer hizmetler, çağrıya bağlı, kısmî zamanlı çalışma, nakil, devir ve özel hukuk sözleşmeli gibi esnek çalışma yöntemleriyle istihdam edilecek güvencesiz elemanlarla yürütülecektir.

Ayrıca, tasarıda, kamuda çalışanlara yönelik siyasallaştırma -çünkü, partiyle gelip  gidecek- yükselme yolunu kesik piramitle durdurma -çünkü, bürokrasiden gelenler o düzeye hiçbir zaman ulaşamayacaklar, piramit orada kesilecek- ayırımcılık ve kayırıcılık gibi çağdışı uygulamalara yeşil ışık yakılmaktadır. Tasarı, kamuda çalışanlar için yaşamı zorlaştırmaktadır, ciddî tuzaklar kurmaktadır.

Anayasal açıdan, tasarı, ilginç bir tavır sergilemektedir. Tasarının Anayasa karşısındaki durumunu, bildik, sıradan sözcüklerle ve tüm boyutlarıyla anlatabilmek mümkün değildir. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, özüyle sözüyle Anayasaya öylesine yabancı ki, öylesine başka dünyalara ait ki, hangi konularda Anayasaya aykırı olduğunu konuşmak yerine, Anayasaya uygun yönünün bulunup bulunmadığını konuşmak, zaman ve sözcük ekonomisi açısından daha doğru olacaktır. Temel kamusal karar erkini piyasa aktörlerine devretmeyi, ülkeyi bir pazar yerine, bir market haline dönüştürmeyi hedefleyen bir yaklaşımın anayasa algılamasının, anayasa duyarlılıklarının, anayasa dikkatinin sınırlı olması, kısa kalması doğal karşılanabilir; ancak, kabul edilemez. Bu boyutuyla, tasarı, hem yürürlükteki Anayasayla hem de çağdaş devlet felsefesinin "anayasaların üstünlüğü" kuramıyla şiddetli bir kan uyuşmazlığı durumundadır. Hiç kuşkusuz, bu konuda kimin haklı olduğunu -eğer, yasa çıkarsa- Anayasa Mahkemesi belirleyecektir.

Laik cumhuriyet açısından tasarıya ben de bakmak istiyorum; bir niyet analizi değil. Tasarı, pek çok konuda Anayasaya aykırılıkla inatlaşmaktadır. Üniter yapıyı seyreltip, federalizmi çağrıştırmaktadır. Kamusala ilişkin tüm kavram, yetki, ilke, görev ve hizmetleri özelleştirmektedir. Hiç itiraz etmeyin, böyle.

Kamu hizmetini devrettiği özel sektörün denetimini de özel sektöre devretmektedir. Devleti düzenleyici piyasanın ve özel sektörün iş ve işleyişini kolaylaştırıcı bir role hapsetme kararının mahkûmiyet hükmü, infaz belgesi niteliği almıştır. Kamuda çalışanların tasfiyesini parlak bir başarı olarak sunmaktadır. Devletin egemenlik araçları ve erk kaynakları, piyasa devleti uğruna tahrip edilmektedir ya da elinden alınmaktadır.

Hiçbir çağdaş, parlak yenilik ve çözüm getirmemektedir. Buna rağmen, ulus devlete dönük böylesi yıkıcı bir niyetin desteklenmesi, hatta gönüllü desteklenmesi niye? Tehlikeyi algılama noksanlığından mı? Bir başka çok özel nedeni mi var? Bu kuşkuları uyandıran sorunun cevabı, bu gönüllü desteğin asıl nedeni, bu tasarıda parmak izleri olan laik demokratik cumhuriyete inançsız karşıdevrimcilerin derin ve karanlık hesabında aranabilir, bulunabilir.

AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Bakan, yakışmadı.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Hiçbirinizi incitmek için söylemiyorum. İzin verirseniz tamamlayayım...

ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Çıkın deyin ki, bu maddede şu var...

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - O maddeleri söylerim; ama, bunu yazdılar, metin halinde var.

AHMET YENİ (Samsun)- O maddede o şeyi de okuyun.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla)- Okuyacağım efendim.

Çünkü, bu çevreler, kendi hesapları ile küresel süreç dayatmasının ulus devletin yok edileceği öngörülen son aşamadaki ereğinin aynileşeceği, kesişeceği, örtüşeceği umudunu taşımaktadırlar. Bu hesaba göre "küreselleşme, sonuç itibariyle, yerelleşmeye ve mahallî kültüre dayanmak zorundadır. Bizim yerel kültürümüz ise, dinci yoğunlukludur. Globalleşme ne kadar artarsa, dincilik de o kadar artacak, güçlenecektir; varlığını ve gücünü hissettirmeye başlayacaktır." Bu ileri sürüldü, bu yazıldı. "Ve işte küresel sürecin son aşamasında, küresel sürecin çözüp aşındırdığı demokratik cumhuriyetin yerini, tüm temel ilkelerinin dinselleştiği, daha ademî merkeziyetçi, daha dinci bir yapıya devretmesi zorunlu olacaktır. Bunun zamanı gelmiştir." (AK Parti sıralarından "Nerde yazıyor" sesi) Bir makale var, vereyim, merak ediyorsanız. Bu tasarıda da parmak izi olan arkadaşlarımızın yazdığı makale.

K. KEMAL ANADOL (İzmir)- Müsteşar... Müsteşar... Makale. Okumadınız mı?!

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla)- Ulus devleti yıkım projesi, bu noktada, iki ayrı yönden gelen küreselleşmeci ve karşıdevrimci saldırıların bilinçli işbirliği ve dayanışmasıyla güçlenmektedir. Bu bir karşıdevrim özlemidir. Buna izin veremeyiz, buna izin verilemez.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)- Sayın Başkan, tartışılacak konular bunlar değildir. Reformu konuşacağız. Lütfen, bunları buraya taşımayın.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla)- Benim tercih ettiğim terimler değil, benim tarzım değil; ama, kolay anlaşılsın diye söylüyorum: Kaldı ki, son kullanma tarihi seksen yıl önce geçmiş olan bu bayat safsatanın günümüzdeki değeri ve geçerliliği sıfırdır; o kadar.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Güneş.

AK Parti Grubu adına, Mersin Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat.

Sayın Fırat, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Mersin) - Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok değerli, çok saygın milletvekilleri; hepinizi, Grubum adına ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Sizi özellikle kutluyorum; çünkü, 22 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyeleri olarak, bugün, cumhuriyet tarihimizin en önemli yasalarından birini görüşüp yasalaştıracağız. Bu, uzun bir hikâye, uzun bir hayal...

EMİN KOÇ (Yozgat) - Ne için kutluyorsun?!

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Dinlersen öğrenirsin... Dinlerseniz öğrenirsiniz...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sizin öğreneceğiniz çok şey var.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Haydi canım sende!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... Sayın milletvekilleri...

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, biraz evvel burada bir safsata dile getirildi.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Safsata ne demek!

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Efendim, buraya, dinleyiciler alınmamışmış...

Yalnız, bir şeyi unutuyorlar herhalde; TRT-3'ün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm oturumlarını canlı olarak yayımladığını unutuyorlar. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, bizi, burada, 300-400 kişi değil, 70 000 000 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı izliyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Kapatın o zaman!

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Hatta, yurt dışından dahi izleniyoruz.

İSMAİL ÖZAY (Çanakkale) - Maçları niye canlı yayımlıyorsunuz...

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, ben yine sizi kutluyorum; ama, buradaki tartışmalar o noktaya getirildi ki, acaba, ilkokulda öğretilen yurttaşlık bilgisi derslerinden nasibimizi almadık mı diye düşündüm; çünkü, hatırladığım kadarıyla, yurttaşlık bilgisi kitaplarımızda, ilkokulda okuduğumuz kitaplarda, devleti tanımlarken, işte, üniter devletin, federal devletin unsurlarının neler olduğunu ilkokulda öğretirlerdi; yani, üniter devlet nedir, federal devlet nedir, ikisinin ayrışması nasıl olur... Bunun için uluslararası bir eğitim görmeye lüzum yok, bunun için hukuk eğitim görmeye lüzum yok, ilkokulda öğretilir. Eğer, federal bir yapı tercihiniz ise, federe devletlerde yasama gücünün olması lazım, yargı gücünün olması lazım, vergi koyma gücünün olabilmesi lazım. Peki, affedersiniz, ben, bu tasarıyı on defadır tartıştık, bakıyorum, bakıyorum, acaba ben mi atladım bir yerde diye bakıyorum, yok burada federe devlet; üniter bir devlet!..

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Bir sonraki aşama o!

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Burası, bakın, bu ademi merkeziyetçilik, Türkiye'nin, hatta Osmanlı İmparatorluğunun yüzelli sene önce başlamış olan bir ideali, bir hayali; Prens Sabahattin'den başlamış bu dönem.

Çok enteresan, dün, 1920 Meclisinin, yani, 1 inci Dönem Meclisinin zabıtlarını okudum. Teşkilatı Esasiye Kanununun 11 inci maddesi görüşülüyor; o oturum tamamen bu maddeye şey. Orada Tunalı Hilmi Beyin bir sözü var -söz almış, konuşuyor- diyor ki: "Bu 11 inci madde, benim otuz yıllık hayalimdi ve gerçekleşiyor. Dolayısıyla, 1 inci Meclisi kutluyorum." Eğer, vaktiniz var ise, lütfen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesine gidip bu 11 inci maddeyi -ki, o zaman 12 nci madde olarak gündeme gelmiş- tetkik etmenizi rica ederim. Ne diyor 11 inci madde; yani, atalarımız, dedelerimiz, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 inci Dönemi, Polatlı'da Yunan askerlerinin, Yunan birliklerinin top atışlarının sesleri o binada duyulurken, bu Anayasayı yapıyorlar ve o Anayasanın 11 inci maddesinde şöyle deniyor, özgün haliyle: "Vilâyet mahallî umurda manevî şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir. Haricî ve dahilî siyaset, şer'i adlî ve askerî umur, beynelminel iktisadî münasebat ve hükümetin umumî tekâlifi ile menafii birden ziyade vilâyeta, şâmil hususat müstesna olmak üzere..." Bunlar yok. Bunlar, merkezî hükümet tarafından yapılacak.

"... Büyük Millet Meclisince vaz edilecek kavanin mucibince Evkaf, Medaris, Maarif, Sıhhiye, İktisat, Ziraat, Nafıa ve Muaveneti içtimaiye işlerinin tanzim ve idaresi vilâyet şûralarının salâhiyeti dahilindedir."

Bugün tartışılan bu yasa, şu 1 inci Dönem ve 1921 Anayasasında öngörülen genişlikte değil, çok daha dar bir anlamda yerine getirilmiştir. Dolayısıyla, 22 nci Dönem olarak, 1 inci Dönemdeki milletvekili dedelerimizle aynı işlemi yapıyorsunuz. Onun için ben sizi kutladım, yine de kutluyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

EMİN KOÇ (Yozgat) - Mücadeleyi biz yaptık, biz..

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Tezkerede de aynı şeyi söylemiştiniz.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Ne anlatıyor ne anladınız; ben anlamadım.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Tabiî, anlayamazsınız. Siz, Millî Mücadelenin dilini dahi bilmiyorsunuz, ben ne yapayım!.. O, benim kusurum değil. Siz, cumhuriyeti kuran bir siyasî partinin devamı olduğunuzu söylüyorsunuz. Herhalde, 1 inci Meclisin ne demek istediğini size ben öğretecek değilim.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin ortak şikâyet alanlarından biri de kamu yönetimidir. Gerçekten de, sade yurttaştan politikacısına, bilim insanından sivil toplum örgütlerine, kamu yönetiminde çalışan bürokrattan işadamlarına kadar toplumun hemen hemen tüm kesimleri, sağlıklı çalışmayan, üretmeyen, kırtasiyeciliğe boğulmuş bir kamu yönetiminin varlığından şikâyetçidir. Bunun aksi düşünülemez zaten.

Bu çalışma yapılırken, yani, bu yasa çalışması yapılırken, AB'yi oluşturan ülkelerdeki kamu yönetimi yapıları gözden geçirilmiş, Türkiye'nin de koşulları dikkate alınarak olabildiğince uygulanabilir sağlıklı çözümlere ulaşılmaya çalışılmıştır.

Değerli arkadaşlar, yeniden yapılanmada ana amaç, bireysel ve toplumsal refahın azamîleştirilmesidir. Ne toplum için birey feda edilmeli ne de bireysel çıkarlar için kolektif çıkarlar ikinci plana itilmelidir. Bu ise kaçınılmaz olarak, hem daha demokratik hem de daha etkin bir yapılanmayı gerektirmektedir. Bunun için de, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda daha etkin ve demokratik katılımcı bir yapılanmaya doğru gidilmelidir. Çünkü, yeniden yapılanma toplum tarafından benimsenmedikçe, kalıcı olamaz.

Avrupa Birliği Türkiye için referans oluşturmaktadır. Avrupa zaten cumhuriyet öncesinden başlayarak pek çok alanda Türkiye'deki düzenlemelere örnek olmuştur. Şimdi Türkiye'nin AB ile bütünleşme amacı da gözönüne alındığında, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel yapılanmalar bakımından Avrupa Birliği çerçevesine uyum sağlamak kaçınılmaz olmaktadır; ancak, bugün AB'yi oluşturan ülkelere baktığımızda, tekdüze bir yapılanma görmemekle birlikte, bir temel felsefe etrafında toplandıklarını görmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, yerel yönetimler -tayin, terfi dahil- yurttaşa direkt hizmet götürmeyle ilgili hizmetlerin çoğunu yapmakla sorumlu olmalıdır. Bir kez daha altını çiziyorum; yerel yönetimler -tayin ve terfi dahil- yurttaşa direkt hizmet götürmeyle ilgili hizmetlerin çoğunu yapmakla sorumlu olmalıdırlar. Yerel yönetimlere önce eğitim ve sağlık kuruluşları devredilerek sistemin aşama aşama yerinden yönetime ağırlık veren bir yapıya kavuşturulması ise uygun olacaktır.

Kamu yönetimi, yargı denetimin yanı sıra, Parlamento adına Sayıştay tarafından denetlenmeli, kurumiçi denetim organları dışındaki denetim birimleri Sayıştay bünyesi içine alınmalıdır. Sayıştay, yerindelik denetimini de yapar hale getirilmelidir. Sayıştaya performans denetimi yetkisi mutlaka verilmelidir.

Ombudsmanlık müessesesini söylememe lüzum yok.

Peki, soruyorum; bunlara hayır diyebilmek mümkün mü?

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Evet...

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Hayır denebilir mi bunlara?

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Deriz.

EMİN KOÇ (Yozgat) - Eğitimi yerel yönetim mi yapar?!.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Dersiniz; çünkü "Devletin Yeniden Yapılanması, Kamu Yönetimi ve Siyasette Yeniden Yapılanma" Dr. Yavuz Ege, Birgen Keleş, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yazılmış ve sizin resmî evrakınız bu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ama, yine de yok derseniz, ben, makul karşılarım, ben makul karşılarım. Belki, bunun yazıldığı 1999 veya  2000 yılında kendinizi sosyaldemokrat olarak nitelendiriyordunuz; olabilir; ama, bugün kendinizi eğer sosyaldemokrat olarak nitelendirmiyorsanız...

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Ulus kimliğimizi kaybetmeden, ulus kimliğimizi!..

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - ...onda karar tamamen size aittir...

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Ulus kimliğimizi kaybetmeden, ümmetçi toplum olmadan...

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - ...çünkü, çünkü...

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - İkisini birbirine karıştırma!..

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Ben, neyi karıştırıp karıştırmadığımı biliyorum.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Ayyıldızlı bayrağın yerine başka bayrak çektirmeden... ( AK Parti sıralarından "Sus da dinle" sesi)

Sen konuşma!..

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Bu da yeni yayınınız. "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı karanlık tasarıdır." Bununla bu bir çelişkidir. 2000 ile 2004 arasındaki çelişkiniz, maalesef budur. (AK Parti sıralarından alkışlar)

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Ulus kimliğimize sahip çıkıyoruz; elmayla armutu karıştırma!..

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Bir dakika... Heyecanlanmayın beyler!

Ben sizin resmî evraklarınızı, sizin kütüphanenizde yer almış olan şeyleri size hatırlatmak istiyorum. Belki unutmuş olabilirsiniz, unutmuş olabilirsiniz...

ALİ ARSLAN (Muğla) - Oku, oku, içini oku!..

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - "Yerel olarak sunulabilen tüm hizmetlerde merkeziyetçiliğin aşılması ve yerelleşmenin sağlanması, ülkede demokratikleşmenin ve yönetimde etkinliğin temel koşuludur.

Merkezî yönetim ile yerel yönetim arasında yetki-görev bölüşümünü yeniden düzenleyeceğiz. Yerel yönetimlere, kendi sınırları içinde yerel nitelikli tüm hizmetleri özgürce yürütme yetkisi ve sorumluluğu vereceğiz."

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kaymakamlar padişah yapılıyor; yerel yönetim değil ki o!..

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - "Yeni oluşturacağımız il meclisi, belediyelerin yetki alanları dışındaki görevleri yapacak ve bugünkü il genel meclisinin yerini alacaktır.

Dışpolitika, millî savunma, adalet, maliye, sosyal güvenlik, bayındırlık, ulaştırma, enerji ve sair hizmetleri, bazı sağlık ve eğitim hizmetleri ile, ülke ölçeğinde genel planlama, eşgüdüm ve denetim dışında kalan tüm yetkiler, beş yıl içinde yerel yönetimlere aktarılacaktır.

Merkezî yönetimin kültür ve sanat, çevre, turizm, kentiçi trafiğin düzenlenmesi, toplukonut ve iskân, köy hizmetleri, spor, gençlik, okulöncesi eğitim, meslekiçi eğitim, halk eğitimi, ikinci kademe sağlık hizmetleri, engelliler, bakıma muhtaç çocuklar, sokakta yaşayan çocuklar, bakıma muhtaç yaşlılarla ilgili olarak, merkezî yönetim, yalnızca koordinasyon ve denetimini yapacaktır. Bunların tamamı yerel yönetimlere devredilecektir." (CHP sıralarından gürültüler)

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın sözcü, genel müdürlükler kapatılıyor demiyorsunuz, Köy Hizmetleri kapatılıyor demiyorsunuz...

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Bir şey yok, bir şey yok bunda! Çok güzel, harika!.. Altına imza atıyorum ben bunun. AK Parti olarak, sizin hayalinizdeki şeyi biz gerçekleştiriyoruz, yasal hale getiriyoruz; ne istiyorsunuz! (AK Parti sıralarından alkışlar)

"Yerel yönetimler, eğitim programlarının hazırlanması..." Dikkat edelim "yerel yönetimler, eğitim programlarının hazırlanmasıyla, uygulamanın denetimi Millî Eğitim Bakanlığınca yapılmak üzere, temel ve ortaöğretimle ilgili fizikî altyapının, Millî Eğitim Bakanlığının öngördüğü niteliklere sahip eğitim kadrosunun oluşturulmasını sağlayacaktır.

Koruyucu sağlık hizmetleriyle ilgili fizikî altyapının oluşturulması ve Sağlık Bakanlığının öngördüğü nitelikleri haiz sağlık personelinin sağlanması yerel yönetimlere bırakılacaktır."

Ama, daha iyi, daha ileri olan şeyler var. Bunlar, mutlaka yapılmalı, Türkiye'ye mutlaka getirilmeli.

"Yerel yönetimleri merkezî yönetimin vesayetinden, malî açıdan yoğun bağımlılıktan kurtaracağız. Yerel yönetimlere özerklik sağlayacağız. Yerel yönetimleri özerk, güçlü, demokratik kurumlara dönüştüreceğiz. Yerel yönetimlerin yürüttükleri hizmetler üzerinde yalnız hukuka uygunluk değil, aynı zamanda yerel yönetimlerin bütçeleri, bazı meclis kararları, personel işlemleri ve başka birçok kararları üzerinde yerindelik denetimi yapmaya olanak sağlayan, böylelikle, yerel yönetimler üzerinde merkezî yönetimine vesayet yetkisi tanıyan uygulamayı değiştireceğiz.

Yerel yönetimlerin idarî ve malî denetiminde Sayıştayı ve vergi denetimini temel unsur kılacağız. İmar planı uygulamalarıyla ilgili denetimlerin mülkiye müfettişleri yerine, yerel yönetimler bakanlığının bu konuda uzman yetkililerince yapılmasını sağlayacağız. Memurin Muhakemat Kanununu kaldıracağız, suç işleyen kamu görevlisinin yargılanmasını sağlayacağız.

Vergilendirmede -bakın, dikkat edin arkadaşlar, bu yasada noksan olan bir şeyi ben söylüyorum- buçuklama yetkisinin yerel yönetimler için sağlanması, var olan sistemi bozmaksızın yeni kaynakların oluşturulmasının önünü açacak ve yerel yönetimlerin özerkliğini pekiştirecektir. Bu konuda karar yetkisi yerel meclislerin olacaktır. Yerel vergi kararları o yörede halkoylamasıyla yürürlüğe girecektir. Yerel yönetimlere vergidışı yollarla da kaynak yaratma yetkisi verilecektir."

Ben, bu önerinin altına, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkan Yardımcısı olarak, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir milletvekili olarak imza atıyorum, doğru buluyorum; ama, dört yıl sonra beş yıl sonra bunlardan vazgeçerek değil, bunu hayata geçirerek hep birlikte yapmak durumundayız; çünkü, bu söz, sizin sözünüz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Siz bu sözü vermişsiniz, biz vermedik.

HALUK KOÇ (Samsun) - Çok farklı olduğunu siz de biliyorsunuz.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Sizin vermiş olduğunuz sözü yerine getirme durumundayız biz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Çok farklı olduğunu siz de biliyorsunuz; NTV'de tartıştık sizinle bunu.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) -Çünkü, şu da var; yerine niye getiriyoruz; biz, İktidar Partisiyiz, muhalefet partisi değiliz. Biz, bir yerde muhalefet partisinin doğrularını da hayata geçirmek durumundayız. Dolayısıyla, sizin doğrularınızı hayata geçiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu Kamu Yönetimi Yasasında, yerel yönetimler niye çok önemli, burada belirtilmemiş. Çok kısa olarak belirtilmiş; ama, ben şunu belirtmek isterim...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Söyleminizle eyleminiz farklı.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Merkezî yönetimler, işte, bir iktidar partisi, hükümet olan iktidar partisi veya partileri, artı, Türkiye'yi idare eden üst düzey bir bürokrasi. Zaten bürokratik bir devlet yapısı içerisinde sivil iktidara ne kadar imkân tanınırsa, ne kadar bir alan tanınırsa, burada, Ankara'da demokrasi oyunu oynanır ve bugüne kadar da bu böyle gelmiştir. Biz, büyük çoğunluğumuza rağmen, elimizdeki bu imkânları, iktidar imkânlarını, Anadolu'nun her köşesindeki vatandaşla paylaşmak istiyoruz. Bu yasa, o yasadır, bu yetkimizden feragat ediyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Onlara kaynak aktarıyoruz, onlara imkân aktarıyoruz ve şu anda, belediye başkanları, il genel meclisi üyelikleri ve belediye meclisi üyeliklerini, iki partimiz de, diğer partiler de belirliyor.

Burada bir mutlu gelişmeden sizi haberdar etmek isterim: Bugüne kadar, belediye meclislerine ve il genel meclisi üyeliklerine, bu işi artık meslek edinmiş birkısım insanlar talip olurdu. O gün, bir toplantıdan çıkarken, yanıma bir beyefendi yaklaştı, elinde kalınca bir kitap, bunu bana verdi "ben, ilimle ilgili, bu beldeyle ilgili bir çalışma yaptım, önerilerim var ve ben, bir hukuk profesörüyüm" dedi. Herhalde bizden büyük bir şehrin belediye başkanlığını isteyecek zannettim. "Buyurun hocam, nedir emriniz" dedim. "Ben, belediye meclisi üyesi olmak istiyorum" dedi. Bugün, bu yetki yasalarından dolayı, il genel meclisi üyeliklerimize, avukatlar, mimarlar, mühendisler müracaat etmeye başladı. Belediye meclisi üyeliklerine -yine, kalite çok yükseldi- baktığımız zaman, lisansüstü, doktora yapmış olan birçok arkadaşımızın müracaat ettiğini görüyoruz; çünkü, bizim haiz olduğumuz, merkezî hükümetin haiz olduğu yetkilerin ve malî kaynakların büyük bir kısmını onlara aktarıyoruz.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Fırat, devam edin.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Ne var bunda korkacak; niye halktan korkuyorsunuz?! Sizi seçenler onlar. İktidar yapmıyorlar; o, ayrı bir mesele; muhalefet olmak da güzel bir şey. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ama, bizi seçen onlar; biz, onlar sayesinde buraya geldik; biz, onları temsil ediyoruz.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Bizi kim seçti; gökten mi indik?! Oyla geldik.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Biz, oyla geldik; biz, o yetkiyi, onlara veriyoruz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Halkla ne ilgisi var?!

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Biz, bu yetkiyi halka veriyoruz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Siz, tüccarlara veriyorsunuz, tüccarlara!

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Halkla ne ilgisi var?!

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Şununla, 550 kişilik bir milletvekili grubunun yanında, 250 000 kişi belediye meclislerinde, il genel meclislerinde, belediye başkanlıklarında görev alacak.

OYA ARASLI (Ankara) - Halk seçti; ama, özel sektöre devredelim diye değil.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Kendi yöresini idare edecek, kendi yatırımını kendisi yapacak; hesap verecek, vatandaşına da hesap verecek.

YILMAZ KAYA (İzmir) - Dubai'den bahset!.. Dubai'den bahset!...

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Dolayısıyla, yapılan tüm kamuoyu yoklamalarında hiç tartışılmadı denilen bu kamu reformu yasası tasarısı konusu vatandaşa sorulduğunda, yüzde 70'lere varan bir memnuniyetin ortaya çıktığını da görmek mümkün.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sen sandığa bak, sandığa!..

ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Onun için mi barikat kurdunuz Meclisin girişine?!

HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Anayasa da yüzde 92'yle kabul edilmişti.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Türkiye'de, yönetim obezleşmiştir; yani, şişmiştir. Ben, size bir soru sormak istiyorum: Türkiye'nin en ağır ve en geniş kitabı, ansiklopedi hariç, hangisidir dersem bana ne cevap verirsiniz bilmiyorum; ama, ben, size göstereyim: "Türkiye Cumhuriyeti Devlet Teşkilatı Rehberi." Türkiye'nin en büyük, en ağır kitabı bu kitaptır; çünkü, buna baktığınız zaman, birer milletvekili olarak, fonksiyonunun ne olduğunu bilmediğiniz, ismini dahi duymadığınız birçok teşkilatla karşılaşırsınız; burada, fonksiyonunu yitirmiş birçok teşkilatın ismine ilk defa rastlarsınız. Bu, önleniyor artık; bu, önlenecek.

Tabiî ki, birileri, statülerini kaybetme korkusuyla direneceklerdir; doğrudur; ama, bu süreç, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir süreci değildir. Bu süreç, bu tasarıyla biten bir süreç değildir. Bu bir süreçtir ve oldukça uzun bir süreçtir; beş yıl, on yıl, yirmi yıl, belki otuz yıla sirayet edebilecek bir değişimdir. Bu tasarı, bu sürecin basit bir parçasıdır. Bundan evvel de, aslında, iki tane çok önemli yasa çıktı; ama, kimse bunun farkında olmadı yahut farkındaydı belki, menfaatlarını şey yapmadığı için... Nedir bunlar: Burada, kamu finansmanıyla ilgili bir yasa çıktı, önemli bir yasaydı; çünkü, oraya, mahalline kaynak aktarma o yasayla yapılacaktı ve şu yeni idarî yapılanmanın bir örneğiydi o da. Bilgi Edinme Hakkı Yasası bunun bir parçasıydı, çıktı. Bunun yanında, büyükşehir belediyeleri ve özel idarelerle ilgili tasarılar, çok kısa bir süre sonra karşınıza gelecek. İdarî usul yasası tasarısı da bir süre sonra gelecek. Bakanlıklar ve diğer kurumların yeniden yapılanmalarıyla ilgili yeni yasa tasarıları gelecek; bunlardan birisi de Sayıştay Yasasıyla ilgilidir  ve hazırlıkları da bitmiştir. E-devletle ilgili, vatandaş memnuniyetinin ölçülmesiyle ilgili tasarılar gelecektir. Performans ve ödüllendirmeye geçiş tasarısı gelecektir; ama, bunun ötesinde, devlet personel yasası tasarısı gelecektir.

Yine, ben, size sormak istiyorum: Kamu yönetiminde, en yüksekten en düşüğe net ücreti sıralarsak, kaç tane sıra çıkar diye sorduğum zaman, birçok arkadaşım, 300 veya 400 sayısından bahsediyor; fakat, öyle değil arkadaşlar. Türkiye'de, 1 200 tane, farklı maaş alan kamu personeli var. Burada, okumak imkânına sahip değilim; arzu eden her arkadaşa verebilirim; çünkü, bunların bir kısmını, milletvekili olarak 21 inci Dönemde sorduğumda, Maliye Bakanlığı, maalesef, gizlidir diye bunu cevaplandırmamıştı; ama bugün elimde; 1 200 tane, ayrı maaş alan, farklı maaş alan devlet personeli var. Bununla, artık, bir yere varabilmek mümkün değil, bunların değişmesi lazım, değiştireceğiz de.

Değerli arkadaşlar, kaldı ki, taraf olduğumuz Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının da gereğini yerine getirmek için bu yasa değişikliklerini de yapmak zorundayız; yani, bu şartın altına Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri imza attı ve bunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak sizler kanunlaştırdınız; bir söz verdiniz, bu söz yerine getiriliyor.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, ben, sizi kutlamak istiyorum; çünkü, 2002, 2003 Türkiyesini devraldığımızda, Türkiye, millî gelirde dünyanın 21 incisiydi, bilgi toplumunun 37 ncisiydi, rekabet liginin 46 ncısıydı; yolsuzluk ve rüşvette üst sıralardaydı.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - İşsizlik?..

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Birbirine güvende sondan ikinci idi, beyin göçünde ön sıralardaydı, sosyal güvenlikte OECD'nin sonuncusu idi, para aklamada ilk sıralardaydı, yabancı sermaye girişinde sonlardaydı; 400 000 kahvehaneye karşı 394 tane kütüphaneye sahipti.

YILMAZ KAYA (İzmir) - İşsizlik?...

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Biz, bu tabloyu değiştirmekle görevliyiz, yükümlüyüz; çünkü, vatandaşlarımıza biz bu sözü verdik. Sizler de bunu yapıyorsunuz. İşsizliğe de son vereceksiniz, ekonomiyi de düzelteceksiniz, her şeyi yapacaksınız; çünkü sizin arkanızda halk var, halk; en büyük güç. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ben, hem size hem bizi izleyen 70 000 000 vatandaşımıza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum bu yasanın. Onları tebrik ediyorum; parlak yarınlara, daha nice yasalarla beraber geçeceğiz. Ekonomide, diğer bütün şeylerde elde ettiğimiz başarıyı bunda da elde edeceğiz.

Hepinize kutlu ve mutlu olsun diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum; teşekkür ediyorum.  (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Fırat, teşekkür ediyorum.

Şahsı adına, Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun efendim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, sayın konuşmacı, bana ait olan iddialarımı "safsata" olarak nitelendirdi; 69 uncu maddeye göre söz istiyorum, tutanaklar geldiği zaman takdirlerinize arz ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Anadol, tutanakları getirteyim, bakayım; öyle bir ifade varsa, bir sataşma varsa, size söz veririm.

Sayın Akdemir, buyurun.

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, burada, Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısını görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz; şahsım ve Doğru Yol Partisi adına hepinizi ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, sayın arkadaşlarım; dünya tarihi, son çeyrek asırda yaşadığı kadar teknolojik gelişme, kavrayış ve anlayış değişikliğini bir arada yaşamadı. Bundan sonrası, daha da yoğun değişimin yaşanacağı bir dönem olarak karşımıza çıkacaktır.

Birey olarak, hiçbir maddî sıkıntımız olmasa dahi, günlük yaşantımızda, teknolojik gelişmelere adapte olmakta güçlük çekiyor, konuları algılamakta zorlanıyoruz elbette. Çağın gerisinde kaldığımızı görüyoruz. Eğitim ihtiyacımız sürekli artıyor. Yaşantımız sürekli olarak değişiyor ve üyesi bulunduğumuz toplumdan ve bağlı olduğumuz devletten taleplerimiz farklılaşıyor, mantalitemiz değişiyor.

Peki, insanlar böyle; acaba, devletler yeterince değişiyor mu, çağa uyum sağlayabiliyorlar mı; işte, devletler de, bireylere hizmet verebilmek için, bu değişim ve gelişimi sağlamak durumundadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben, bu yasa tasarısının karşısında değilim. Toplumda, kamu yönetiminin daha çağdaş düzeye getirilmesi ve bireylerin insanca yaşayabilmesi için merkeziyetçiliğin azaltılması gerekir.

Bir Fransız bilim adamının tarif ettiği gibi, merkeziyetçilik, toplumda çok büyük sıkıntılar yaratır; şöyle der: "Merkeziyetçilik, aynen şuna benzer: Merkezde çalışanlar, aynen saralı hastanın kol ve bacakları gibi çırpınırlar, taşradakiler ise felçli hastaların kol ve bacakları gibi hareketsizdirler." Dolayısıyla, merkeziyetçiliğin ortadan kaldırılması için, böyle bir yapı değişikliğine ihtiyaç vardır; ancak, bu yapı değişikliği hazırlanırken, toplumun tüm katmanlarının razı olduğu, tabip odalarının, hukuk odalarının, üniversitelerin, sendikaların, Parlamento dışındaki ve içindeki tüm siyasî partilerin, velhasıl, tüm halkın görüşünün alınması gerekirdi; ama, maalesef, görüyoruz ki, bu temel yasa tasarısı hazırlanırken buna hiç ihtiyaç duyulmamıştır. Hatta, bu konuda üniversiteler toplantı düzenlemiş, hukukçular toplantı yaparak bu yasa tasarısının getirmiş olduğu noksanlıkların ileride topluma pahalıya mal olacağı bildirildiği halde, topluma danışılmamıştır. O nedenle, bu yasa değişikliğinin, bir farklılaşma olarak ortaya çıkacağını burada belirtmek istiyorum. Doğru Yol Partisi olarak, kamu yönetiminde, gerçek anlamda köklü bir değişikliğin yapılmasını arzu etmekteyiz. Bu nedenle, kamu yönetiminde değişiklik getiren yasa tasarısını daha iyi kavrayabilmek için, aşağıdaki fikirlerin açıklanmasında fayda ummaktayım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kamu hizmetlerinde sorun nerede; bildiğimiz gibi, kamu yönetimi kavramı, geniş anlamda, yürütme, yasama ve yargı erklerini, bir anlamda ise yalnızca yürütme erkini kapsar. Türkiye'nin kamu yönetimindeki sorunu, yalnızca yürütmede değildir; aynı zamanda, yargı ve yasamada da sorun vardır. Dolayısıyla sorunu, yalnızca bakanlıklar, merkez, taşra teşkilatıyla ilgili olarak algılamak, yanlış ve dar bir bakış açısını gündeme getirir.

Tespitlerimize göre, kamu hizmetlerinde genel olarak sunum anlayışı yanlıştır. Kamu hizmetlerinde, görevliler, kamunun ve kendilerinin, vatandaşın önünde olduğunu; vatandaşın, devleti için var olduğunu, özel sektörün ve özel şirketlerin, kamu kuruluşlarına rakip kuruluşlar; hatta, devleti istismar eden kuruluşlar olduğunu sanarak veya bu söyleme uygun anlayış içerisinde bir tutumla, moralsiz, şevksiz ve çok kötü bir hizmet vermektedirler. Dolayısıyla, bu konuda sunum anlayışını irdelemek istedim.

Eğitim yetersizdir. Türkiye'de genel sorun olan eğitim, kamu hizmetlerinde çok bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Hizmetiçi eğitim yetersizliği, aynı zamanda, genel eğitim yetersizliğine ilave olduğunda, kamu hizmetlerindeki kötü sunum, eğitim sorunu olarak da önplana çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, diğer taraftan, teknoloji yetersizdir. Çağdaş kamu yönetimlerinin en önemli özelliklerinden birisi de teknolojinin yoğun ve etkili olarak kullanımıdır. Teknoloji, hız, güven, koordinasyon, eğitim ve denetim açılarından da çok olumlu sonuçlar doğurmaktadır.

Türkiye'de, bilgisayarların daktilo olarak kullanıldığı, maliyetli, gerekli eğitim, bütünsel planlar ve yazılım desteğinden yoksun bir kamu hizmeti verilmekte ve bizatihi teknoloji, kamu sorunu oluşturmaktadır.

Kamu kuruluşlarının tümünün vatandaş ve tüzelkişiler için ortak kullandığı bir numaralama olmaması ve ortak bir veri tabanı oluşturulamaması, teknolojik açıdan çok önemli bir zaaftır.

Değerli arkadaşlarım, diğer taraftan, organizasyon yetersizdir. Genel olarak, kamu organizasyonu ve dolayısıyla, iş akışı bozuktur. Gereksiz kadrolar oluşturulmuş, standart yapı bozulmuş; hem kamu organizasyonunun genel yapısı hem de tek tek kurumların yapıları çarpık ve iş göremez hale gelmiştir.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; yine, bu sistemde koordinasyon yetersizdir, kamu kuruluşları arasında koordinasyon yoktur; örneğin, aynı kitleye hitap eden Gelirler Genel Müdürlüğü ve SSK kayıtlarına göre işyeri sayıları 3 misli farklıdır.

Değerli arkadaşlarım, aynı zamanda, kaynak yetersizliği ve kaynakların yanlış kullanımı had safhadadır. Kamuda, kaynak yetersizliği yüzünden binlerce fizibl proje ve bitmek üzere olan tesis çürümeye terk edilmiş vaziyette durmaktadır. Kaynak yetersizliği, bugün için, kamunun en acil, fakat, çözümsüz bir konusudur.

Diğer taraftan, denetim, etkisiz ve amacından sapmış durumdadır. Genel kamu anlayışıyla birlikte denetim fonksiyonu da anlamını yitirmiş, hem politize olmuş hem de etkisizleşmiştir. Kamunun en eğitimli kadroları, denetim birimlerinde yanlış bir şekilde kullanılmaktadır.

Bu genel saptamalara ilave olarak, aşağıdaki tespitleri de yapmak daha uygun olacaktır:

Sunumunda sorun olan ve yetersiz kamu kuruluşları, sağlıkta, sosyal güvenlikte -tekrar eğitimi vurgulamak istiyorum- eğitimde, emniyette, adalette, ulaştırmada, velhasıl tüm kuruluşlardadır. Pahalı ve verimsiz olan veya fizibl olmayan kamu hizmetleri ise, maliye, bayındırlık, enerji, savunma, ulaştırma alanlarının tümündedir; tümünde aynı sorun vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ancak, burada, daha önce de belirttiğimiz üzere, kamu hizmetlerindeki sorunu yalnızca bakanlıklarla sınırlı tutmamak gerekiyor; sistemde de sorun vardır. Yasama organının yürütmeyle uğraştığı, yürütmenin yasa yaptığı, yargının ise hem çok geç karar verip hem de zaman zaman adil olamadığı bir yapının varlığı sorunlarımızı artırmaktadır.

Kamu yönetimi sorunu en tepede, öncelikle bir anayasa sorunudur. Sayın Anayasa Hocamıza, Anayasa Komisyonu Başkanımıza seslenmek istiyorum; bu yasa tasarısı ele alınırken, Anayasanın gözden geçirilmesi ve bu yasa tasarısının Anayasada bulunan maddelerle çelişki içinde olmaması gerekirdi; ki, Anayasayla çelişkilidir. Aslında, sorun, ağırlıklı olarak buradadır. Yani, sorun, bu aşamada, yetkinin merkez veya çevre tarafından kullanımından ziyade, eğitimsiz, teknolojisi geri, koordinasyonu ve yeterli kaynağı olmayan bir şekilde, devleti her şeyin üstünde gören kadro ve anlayışla yürütülüyor olmasıdır. Somut olarak belirtmek gerekirse, sorun, bilgisayarı kullanamayan memurdan, bilgisayarı ortak bir vatandaşlık numarasına bağlayamayan sistemden, vatandaşı küçümseyen anlayıştan ve kaynak yetersizliğinden doğmaktadır. Bu sorunlar, merkez için de, taşra için de aynen geçerlidir ve kamu yönetiminin yapısı ve anlayışından kaynaklanan sorunlar nedeniyle, acil bir kamu yönetimi reformuna gerçekten ihtiyaç vardır, köklü şekilde bir reform yapılmalıdır; ama, demin de belirttiğim gibi, topluma danışılmadan, sivil toplum örgütlerine danışılmadan bu tasarı hazırlanmıştır; eksiklik buradadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akdemir, buyurun efendim.

DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Önceki bölümde kamu yönetimi için sayılan sorunlar arasında öncelikli olanlar, eğitim, teknoloji, mantalite ve kaynakla ilgili olanlardır. Vatandaşları ve tüzelkişileri ortak bir numarayla otomasyon ortamında her alanda takip edilemeyen, eğitimi yetersiz "her şey devlet için" anlayışında olan kamu kuruluşlarının, organizasyonları ve mevzuatları nasıl olursa olsun, başarılı olmaları mümkün değildir. Dolayısıyla, kamu kuruluşları, nüfus, seçmen sayısı, işyeri sayısı, gelir gibi vatandaşlarla doğrudan ilgili konularda doğru bilgiye sahip değillerdir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, mahallî idarelerin aldığı bir yatırım kararı tekrar merkeze gelecek, orada değerlendirilecek ve uygun görülürse kaynak tahsis edilecek! Tekrar merkeziyetçilik ortaya çıkıyor. İşte, bu yasa değişikliği, farklılaşma bunu getiriyor. Gerçek anlamda yerinden yönetim olmayacağı gibi, değişen bir şey de olmayacaktır; ancak, eğer yerel yönetimlerin kaynak oluşturma, yani, vergi alma ve serbestçe harcama hakları da olursa, bu, Türkiye'nin üniter yapısını değiştirecek, federalizme kayılmış olacaktır. Özellikle, bu yasanın uygulanışında bu olabilir; bu noktaya dikkat çekmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Mevcut durumda, İktidarca önerilen bir reform tasarısı değil, yalnızca kamu organizasyonunun bir miktar farklılaşmasıdır diye söz edebilirim.

Değerli arkadaşlarım, demin, İktidar Partisi sözcüsü arkadaşımın ifade ettiğine göre, toplumda herkes kabul ediyor bu yasayı; ama, şunu buradan belirtmek istiyorum ki, ulusalcı ve milliyetçi olarak adlandırılan cepheden, yani, MHP'yi tutun, İşçi Partisini tutun, tümüyle karşı; Kamu-Sen karşı, DİSK karşı, KESK karşı, Türk-İş karşı. Ayrıca, bakanlıkta teftiş kurulları karşı, merkezî idare bürokrasisi bu değişikliğe karşı! Dolayısıyla, burada oturup, tekrar bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Neden bunların tümü karşı acaba?! Bu soruyu sormamız gerekiyor.

Onun için diyorum, tekrar hatırlatmak istiyorum ki, eğer bu yasa tasarısı bu şekilde kanunlaşırsa, merkezî otorite zaafa uğrayacaktır, yetki karmaşası çıkacaktır, denetimler etkisiz hale gelecektir -ki, denetimlerin etkisiz hale gelmesi, keyfî ve otoriter bir yönetim biçimini ortaya çıkaracaktır- yolsuzluklar daha da artacaktır. Sayıştaya verilen görevlerde başkasına da iş yaptırma hakkı olduğu için, taşeronluk çıkacaktır; yani, Sayıştay taşeron çalıştıracaktır.

Ayrıca, bu yasa tasarısının bazı maddeleri Anayasaya açıkça aykırıdır ve  bu konu üzerinde durmak gerekiyor. Müsteşar ve genel müdürlerin değiştirilmesi; yani, her hükümet gelip gittikçe müsteşar ve genel müdürlerin de değişmesi ganimet toplama geleneğini getirecektir.

Bu konuya özellikle vurgulama yaptıktan sonra, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyor; Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Ben teşekkür ediyorum Sayın Akdemir.

Tasarının tümü üzerinde, Hükümet adına, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, Meclisimizin saygıdeğer üyeleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bu yasama döneminde, sanıyorum, en önemli tasarılardan birini görüşüyoruz. Benden önce yapılan konuşmalarda da ifade edildiği gibi, bu tasarı, sadece Partimizin veya Hükümetimizin bir özlemi değildi. Taa 1930'lardan beri, kamuda yeniden yapılanma, kamu yönetiminde günün şartlarına göre yeni düzenlemeler yapma ihtiyacı hep gündemde olmuştur. Dolayısıyla, bu kanun tasarısı, cumhuriyet dönemi boyunca özlemi duyulan bir yasal düzenleme ihtiyacının sonucudur ve ürünüdür. Bizden önceki hükümetler döneminde de -o hükümetlerin programlarını inceleyiniz- kamuda yeniden yapılanma ihtiyacının vurgulandığını, merkezde toplanmış olan birtakım yetki ve görevlerin yerel yönetimlere aktarılmasının vaat edildiğini göreceksiniz. Özellikle son yıllarda kurulmuş olan tüm hükümetlerin programlarında bu ihtiyaç açıkça vurgulanmış ve böyle bir yasal düzenlemenin yapılacağı, hükümet programlarında yer almıştır; ancak, şu ana kadar, bizim Hükümetimize kadar, bu konuda, hiçbir cumhuriyet hükümeti, böyle bir tasarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne gelemedi. Bunun değişik nedenleri olabilir. İstemelerine, arzu etmelerine rağmen, böyle bir tasarıyı veya buna benzer bir tasarıyı hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edemediler. Belki, son yıllarda hep koalisyon hükümetleriyle yönetiliyor olmamızdan da kaynaklanabilir; çünkü, koalisyonlarla ülkenin yönetiminin ne kadar zor olduğunu burada bulunan arkadaşlarımızın birçoğu yakinen bilir; çünkü, bir metinde uzlaşmak her zaman kolay olmaz. Belki, bu yasama döneminin bir farkı, tek başına bir siyasî partinin iktidar olmuş olması, işte, öteden beri özlemi duyulan böyle bir düzenleme tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk etme imkânı sağladı; yani, 59 uncu cumhuriyet hükümeti, siyasî irade koydu, uzun süredir özlemi duyulan böyle bir yasa tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk etti.

Hemen şunu belirteyim: Sayın Başbakanca, bu tasarının hazırlanmasında görev şahsıma verilmiştir. Dolayısıyla, koordinasyon görevini baştan beri ben yaptım. Bu tasarının hazırlanmasında, tasarı haline gelmesinde hep ilk sırada bendeniz yer aldı. O bakımdan, kimlerle görüşüldü, nasıl bir çalışma yapıldı, kimlerin fikirlerine başvuruldu; bunu yakinen ben biliyorum.

Sanıyorum -biraz önce Sayın Fatsa da ifade etti- hiçbir yasa tasarısı, sevk edilmeden önce, kamuoyunda bu denli görüş alışverişine muhatap olmamıştır. Bakın, son iki ay içerisinde -Sayın Güneş aksini iddia etti; cevaben ifade ediyorum- memur sendikalarımız ve bu sendikaların bağlı olduğu konfederasyon başkanlarıyla ve yöneticileriyle ben görüştüm; KESK'le, Kamu-Senle, bugün Memur-Senle ve BASK'la. Bütün bu konfederasyonlarımızın sayın başkanları, geldi, bu konularla ilgili düşüncelerini, kimi sözlü olarak ifade etti, kimi de yazılı metinler haline getirdi, bazıları da bu konuda hazırlanmış olan kitapçıkları getirdi. Onların da görüşlerinden yararlandık. Hatta, Sayın Güneş dediler ki: "Bu konuda en etkin kurumlarımızdan, yüksek yargı organlarımızdan biri olan Danıştayın görüşü bile alınmadı."

Değerli arkadaşlar, Danıştay bu konuda bir sempozyum yaptı; ben katıldım buraya ve Danıştayda, Danıştay daire başkanlarının katılımıyla, Danıştay Başkanımız Sayın Nuri Alan'ın da bulunduğu atölye çalışması yaptık bir gün boyunca. Nitekim, bu atölye çalışmasında ortaya konulan görüşler istikametinde yasa tasarısında bazı değişiklikler yaptık; yani, Danıştayımızın Sayın Başkanının ve oradaki daire başkanı yargıçlarımızın önerilerinin önemli bir bölümünü, biz, bu yasa tasarısında değerlendirme imkânı bulduk.

Dolayısıyla, yeteri kadar tartışılmadı, yeteri kadar fikir alışverişi yapılmadı şeklindeki değerlendirmeye katılmak mümkün değildir; ancak, zaman zaman, her konuda olduğu gibi bu konuda da kurumsal milliyetçilik yapılıyor; altını çizerek ifade ediyorum. Sayın Başbakan, bu yasa tasarısı taslak halinde Bakanlar Kurulunda görüşülmeye başladığı gün tüm bakan arkadaşlarımıza hitaben şunu söyledi: "Hiç kimse bu yasa tasarısını, taslağını tartışırken, lütfen, kurumsal milliyetçilik içerisinde olmasın, herkes objektif davransın; çünkü, başında bulunduğumuz bakanlıkla ilgili birtakım düzenlemeler rahatsız edebilir, bürokrat arkadaşlarımızın bu konuda talepleri olabilir, onlar bizi etkileyebilir; burada bakan olduğunuzu unutacaksınız; Türkiye için nasıl bir yasa gereklidir; Türkiye için, halkımız için bu düzenlemeler lüzumlu mudur değil midir; bu açıdan, bu çerçeveden bakacaksınız."

Benim görüştüğüm birtakım sivil toplum örgütleri, özellikle memur sendikalarımızın ve konfederasyonlarımızın çok değerli başkanları -ki, onların hepsi benim arkadaşımdır- zaman zaman kendi sendikaları ve konfederasyonları açısından, onların gelecekle ilgili bir zarara uğrayıp uğramaması açısından yaklaştılar. Mesela, dediler ki: "Şu maddeyi şuradan çıkarın, biz destek vereceğiz." Sadece bir madde.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Sayın Bakan, kim dedi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Tabiî, böylesine, mensubu bulunduğumuz kurumun veya sivil toplum örgütünün beklentilerini önplanda tutarak, bir tasarıya yaklaşırsanız, bir uzlaşma sağlanması mümkün olmaz. Bütün bu görüşleri telif ederek, bir yasa tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermekte zorlanırsınız.

Değerli arkadaşlarım, her yasa tasarısı eleştirilebilir. Kuşkusuz ki, Türkiye için önemli bir yasa tasarısı olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı da eleştirilecektir, eleştirilebilir. Biz eleştirilerden asla korkmadık, her eleştiriyi büyük bir dikkatle izledik, bu olumlu olumsuz eleştirileri alarak değerlendirmeye gayret ettik, çalıştık.

Eleştiri iki şekilde olabilir; yani, bir yasa tasarısına kişi veya kurumlar bana göre iki şekilde karşı çıkabilir; birincisi, mevcut yapıdan memnun olunabilir, mevcut düzen iyidir onlara göre, hiç değiştirilmemesi gerekir; ben buna da saygı duyarım. Mevcut sisteme bir yeni değişiklikle yaklaşmanın doğru olmadığını, kişi veya kurum, değerlendirebilir; bu saygın bir görüştür veya o yasa tasarısında eksiklikler görülebilir, fazlalıklar görülebilir, Anayasaya aykırılık iddialarında bulunulabilir. Kuşkusuz ki, bunlar da değerli görüşlerdir. Nitekim, biz, bir yıl boyunca bu taslak üzerinde çalışırken bu konudaki değerlendirmeleri, önerileri büyük ölçüde dikkate almaya gayret ettik; ama, şunu huzurunuzda belirtmek istiyorum ve sizlerle paylaşmak istiyorum ki, hemen hemen herkes, her kurum, her siyasî parti, Türkiye'de kamu alanında yeniden yapılanmanın zaruretine inanmaktadır. Mutlaka, kamu yönetiminde yeni bir düzenlemeye ihtiyaç vardır; bu fikri, kendileriyle görüştüğüm herkes konuşmasının başında zikretmektedir. Evet, Türkiye'de hantal bir yapı vardır, yetkiler merkezde toplanmıştır, bunların önemli bir bölümünün merkezî yönetimden yerel yönetimlere aktarılması gerekir; bu düşünceyi, aşağı yukarı, görüştüğüm, görüş aldığım her kişi ve kurum ifade etmiştir. Nitekim, biraz önce burada dinlediğimiz muhalefet partilerimize mensup arkadaşlarımız, gerek Sayın Güneş gerekse Doğru Yol Partisi milletvekili arkadaşımız, bu kanaatlerini ifade ettiler "evet, kamu yönetiminde yeniden bir değişime ihtiyaç vardır" dediler.

İşte, biz de bu ihtiyacı gördük; nitekim, parti programımızda vardı, hükümet programımızda vardı. Biz, hükümet programımızda, bu konudaki yasal düzenlemeyi bir yıl içinde yapacağımızı vaat ettik. Biz, belki diğer hükümetlerden farklı bir hükümetiz; neyi, ne zaman yapacağımızı takvime bağlayan bir hükümetiz. Dolayısıyla, acil eylem planımıza almış olduğumuz ve bir yıl içinde gerçekleştirmeyi vaat ettiğimiz bu yasa tasarısını, biraz geç de olsa Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk ettik.

Bizi acelecilikle suçluyorlar, aslında, bizi geç kaldığımız için suçlamanız lazım "niye geç kaldınız, bir yıl içinde yapacaktınız, neden onbeş ay sonra bunu getirdiniz" diye bizi eleştirmeniz lazım; muhalefetten biz bunu bekleriz.

Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü arkadaşımı dinlerken doğrusu hayretler içerisinde kaldığımı ifade etmek istiyorum, kusura bakmasınlar. Sayın Güneş diyorlar ki: "Bu tasarı, devleti yok etmektedir. Federal bir yaklaşımdır, üniter yapıya ters düşmektedir. Ülkeyi bir pazar yeri gibi görmektedir. Karşıdevrimcilerin niyetini taşımaktadır."

Değerli arkadaşlarım, eğer, bir ülkede yasama yetkisini, yargı yetkisini yerel yönetimlere devrederseniz, işte orada üniter yapı bozulur, orada federal bir yapıdan bahsedilebilir. Allahaşkına, bu tasarının neresinde, yasama yetkisi, yargı yetkisi yerel yönetimlere devredilmektedir?!

RESUL TOSUN (Tokat) - Onların kafasında...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Böyle bir değerlendirme yapılabilir mi?!

Şimdi, Sayın Güneş, 30 dakikaya yakın süren konuşması esnasında hep "devlet" dedi, bir de eksik olmasınlar "memurlar kamuda çalışanlar için yaşamı zorlaştıracak olan bir kanun tasarısıdır" dedi.

Değerli arkadaşlarım, biz, bu kanun tasarısını, 70 000 000 halkımız için çıkarıyoruz; onların hayatını kolaylaştırmak için çıkarıyoruz; onların yaşam standartlarını yükseltmek için çıkarıyoruz. Onlar, kamu hizmetlerini alırken "bugün git, yarın gel" sözüyle karşılaşmasınlar, işleri çabucacık görülsün, en ufak bir meseleleri için Ankaralara gelmesinler, yerinde çözülebilecek sorunlar yerinde çözülsün; bunun için bu yasa tasarısını sevk ettik. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Güneş, sizin partinizin ismi Cumhuriyet Halk Partisi; konuşmanızın içerisinde hiç halktan bahsetmediniz; hiç halktan bahsetmediniz... (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bu tasarı halk için çıkıyor, halk için!.. (CHP sıralarından gürültüler)

OYA ARASLI (Ankara) - Anlamamışsınız!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Halkımızın memnuniyetini esas alan, halk memnuniyetini esas alan ve şu anda...

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Siz de hiç "adalet ve kalkınma" demediniz; ne olacak?!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - ...kamu kurum ve kuruluşlarının hizmetlerinden büyük ölçüde memnuniyetsizlik içerisinde bulunan halkımızın, kamu hizmetlerinden, devletten, merkezî yönetimden memnun olmasını sağlamak için hazırlandı. Böyle olursa, ne olur biliyor musunuz; böyle olursa, rejim daha da güçlenir, devlete olan bağlılık daha da artar.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Demagoji yapma!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - İşte, üniter yapı bozuluyor; işte, rejim burada ciddî tehlike içerisine giriyor falan... Hayır, bu tür tasarıları biz yasalaştırdığımızda ve başarıyla uyguladığımızda, işte o zaman, demokratik cumhuriyet daha da güçlenir.

O bakımdan, bu tür endişeleri, son derece yersiz buluyorum; ancak, kuşkusuz ki, muhalefet partileri, iktidarın getirdiği her yasa tasarısına destek verecekler, sahip çıkacaklar diye bir kural da yoktur; muhalefet de muhalefetliğini yapacaktır ve kaldı ki, iyi muhalefet yapamıyorsunuz diye eleştirilen Cumhuriyet Halk Partisinin, bu yasa tasarısı karşısında, tabiî ki, bir...

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Daha iyi muhalefet...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - ...can alıcı veya daha etkin bir muhalefet yapma arzusunu, ben saygıyla karşılıyorum.

OYA ARASLI (Ankara) - Siz de, iyi iktidar olamadınız o zaman.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Kuşkusuz ki, gelecekler, eleştirecekler. Daha önce söylediklerinin, aşağı yukarı tamamını içerisinde taşıyan, hatta onun biraz daha gerisinde olan, kendi programlarının biraz daha gerisinde olan bu yasa tasarısına karşı olabilirler. Ben, üç dönemdir buradayım; buna benzer, muhalefetlerin konuşmalarını yakinen biliyorum ve hatırlıyorum. O nedenle, bu tür konuşmaları anlayışla karşıladığımı belirtmek istiyorum.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - "Biz de böyle yapardık" mı demek istiyorsunuz?!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, peki, biz, halkımızın hayatını nasıl kolaylaştıracağız bu yasa tasarısıyla, onların hayat kalitesini nasıl geliştireceğiz...

Kuşkusuz, halkımıza, kamu hizmetlerini adil, ayırımsız ve eşit sunmak istiyoruz; süratli, kaliteli, etkili ve verimli bir şekilde sunmak istiyoruz; Peki, bunu nasıl sağlayacaksınız? Bunun yolu yöntemi nedir? Bunun yolu yöntemi bize göre şudur: Merkezî idare ile mahallî idarelerin görev, yetki ve sorumluluklarını yeniden belirlemektir. Yani, merkezdeki birtakım yetkilerde, yerinde çözülebilecek olan birtakım hizmetlerin yerinden çözülmesini sağlayacak bir düzenleme yapmaktır; bir de, merkezî idarenin yeniden yapılanmasını sağlamaktır. İşte, bu tasarı, bu iki amacı hedeflemektedir. Yani, merkezî idare ile mahallî idarelerin görev, yetki ve sorumluluklarını yeniden belirliyor, merkezî idare teşkilatını yeniden yapılandırıyor. Peki, bunu gerçekleştirmek için hangi adımların atılması zarurî görülüyor; bu tasarı, kamuda ilk kez, bütün kamu kurum ve kuruluşlarının uyması gereken temel ilkelere sahip olmayı hedefliyor.

Tüm kamu kurum ve kuruluşları sürekli gelişim içerisinde olacaklar; bu, en önemli ilkelerimizden biridir. Yani, bir sene önceki, iki sene önceki kamu hizmetinin kalitesiyle, iki sene sonraki kamu hizmetinin kalitesi aynı olmamalıdır, olmayacaktır, bu sürekli denetlenecektir. Performans denetimleri işte bunun için getiriliyor. Tüm kamu kurum ve kuruşları, burada çalışanlar sürekli gelişim içerisinde olacaktır.

Katılımcılık da kamu yönetiminde esas olmalıdır. Bu ne anlama geliyor; işte, 3 numaralı kitapçığımız; belediye yasaları ve il özel idaresi yasalarıyla ilgili tasarılar buraya geldiğinde bunun açık cevabını göreceksiniz. Tabiî, vaktim çok sınırlı olduğu için detaylara giremiyorum.

Kuşkusuz ki, kamu yönetimdeki saydamlık, hesap verilebilirlik, öngörülebilirlik gibi ilkeler de mutlaka kamu kurum ve kuruluşlarının hizmetlerinde esas alınacaktır. Bilgi Edinme Kanununu çıkardık biliyorsunuz ve onun da uygulaması başladı. Vatandaşlarımız, öğrenmek istedikleri herhangi bir konuda -istisnaları var biliyorsunuz- kamu kurum kamu kuruluşlarından bilgi alma imkânına sahip olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyla, biz, devlet bakanlıklarının sayısı şu anda 20 iken -20'ye kadar sayıda devlet bakanı atayabilirsiniz- 8'e indiriyoruz. Aslında, bizim gibi bir siyasî partinin, tek başına iktidara gelmiş, güçlü bir gruba sahip olan bir siyasî partinin böyle bir şey düşünmemesi gerekir. Daha fazla milletvekili arkadaşına bakanlık vermek herhalde popülist açıdan daha doğrudur diye değerlendirilebilir; ama, biz, devlet bakanlıklarının sayısını 8'le sınırlandırmak suretiyle, aslında, kendi iktidarını değil, ülkeyi ve halkını düşünen bir iktidar izlenimini verdiğimizi herhalde takdir edersiniz.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, 15 icracı bakanlıktan 6'sı dışındaki bakanlıkların taşra teşkilatlarını bu tasarı yerel yönetimlere devrediyor. Şimdi, izin verirseniz, tasarı elinizde; bunlar üniter yapıyı bozar mı, rejim için bir tehdit oluşturur mu, bir bakalım. Bu tasarı yasalaşıp yürürlüğe girdiğinde ne olacak? Aslında, geçici 1 inci maddede, bu yasa tasarısının yasalaşması halinde neyin olacağı yazılıdır. İşte, bakalım: "a) Sağlık Bakanlığı taşra teşkilâtının görev ve yetkileri, eğitim hastaneleri hariç, sağlık evi, sağlık ocağı, sağlık merkezi, dispanser ile hastaneler ve donatım müdürlükleri araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine devredilecektir." Şimdi, bir sağlık ocağının, bir sağlık merkezinin, bir dispanserin il özel idaresine devrinin memlekete ne zararı olabilir allahaşkına?! Cumhuriyete ne zararı olabilir allahaşkına?! Bir sağlık ocağının, bir dispanserin boyaya ihtiyacı varsa, bir yeri kırılmışsa, bunun ödeneğini Ankara'dan bekle, Sağlık Bakanlığı bütçesine konulsun, Devlet Planlama Teşkilatından onay alınsın, Meclise gelsin, komisyonlarda görüşülsün, buradan çıksın... Yahu, milletimizi bunun için bekletmeye ne hakkınız var?! Bu, yerinde çözülebilecek bir iştir, il özel idarelerine verirsiniz, onlar bunu şıkır şıkır yapar. Bunun, vatandaşımıza getirdiği kolaylığın dışında, hizmetlerin çabuk görülmesinin dışında, allahaşkına, ne zararı olabilir?! Nasıl bunlara karşı çıkabilirsiniz?!

"Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı ve ulusal nitelik taşımayan kütüphane, devlet güzel sanatlar galerisi ve müzeler ile halk kütüphaneleri ve kültür merkezleri, belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DEVLET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Sayın Başkan, ne kadar sürem kaldı?

BAŞKAN - Sayın Bakanım, buyurun, devam edin efendim.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın Bakan, Köy Hizmetleri ne olacak?

DEVLET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Geliyorum, geliyorum... Onlar, Köy Hizmetlerine taktılar.

Sayın Bayram Meral Köy Hizmetlerinin bağlı bulunduğu sendikanın eski başkanıydı ya, o da kurumsal milliyetçilik yapıyor. Şu kurumsal milliyetçilikten bir kurtulsak bu ülkede çok şeyler yapacağız Sayın Meral. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Allahaşkına, İstanbul'da köy mü kaldı Sayın Meral? İstanbul Büyükşehir Belediyesi bütün o köylere hizmet götürmeye layık değil mi?! Tabiî ki Köy hizmetlerini lağvedeceğiz, artık ihtiyaç kalmadı.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Erzurum'un, Ağrı'nın, Bitlis'in, Siirt'in köyü yok mu?

DEVLET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Bunlar, il özel idareleri tarafından çok daha güzel halledilir.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Çiftçiler dinliyor Sayın Bakanım.

DEVLET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Evet; gayet tabiî, dinliyorlar. Biz, köylümüze daha çabuk hizmet götüreceğiz il özel idareleri kanalıyla.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Hizmeti satacaksınız.

HALUK KOÇ (Samsun) - Bedelini kim ödeyecek?

DEVLET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Köy Hizmetlerinin, şu anda, illerimizdeki, bölgelerimizdeki personelini kolundan tutup atmıyoruz, onlar il özel idarelerinin personeli olacaklar...

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Özelleştirme yaparken de öyle diyordunuz, insanlar işsiz kaldı, sokakta geziyor.

DEVLET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - ... araç gereçler de il özel idarelerine ait olacak ve hizmetler çok daha çabuk görülecek, çok daha süratli görülecek ve böylece halkımız, köyüne asfalt istiyorsa, bu asfalt daha çabuk gidecek. Bunu istemenin neresine karşı çıkıyorsunuz, ben anlayamadım doğrusu.

Bakınız, sizin şu seçim beyannamenize "Yerel Çözüm 2000"e bir bakın allahaşkına yahu?! Şunu okuduğunuzda, asıl üniter yapı işte o zaman bozuluyor. Diyorsunuz ki burada "il meclisi, valinin vesayetinden çıkacak." İşte, bu zaman üniter yapı bozulur. Siz diyorsunuz ki aynı zamanda "yerel yönetimler vergi koyma hakkına da sahip olsun..." İşte, o zaman üniter yapı tehlikeye girer.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Üniter devlet yapısı Anayasada yazılı.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım, cumhuriyeti ve cumhuriyetin temel niteliklerini koruma noktasında biz sizden daha hassasız, daha hassas olduğumuz için böyle bir tasarıyı getirdik. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!])

Siz, burada, Millî Eğitim Bakanlığının taşra teşkilatlarını da belediyelere vermeyi düşünüyorsunuz. Bakın, biz, ülkemizin içinde bulunduğu özel şartlar nedeniyle, bunu dahi tasarımızdan çıkardık; ama, sizin önerinizde bu da var. Demek ki, biz, Türkiye'nin bütünlüğü, üniter yapısının korunması konusunda sizden daha hassasız. Cumhuriyeti koruma, cumhuriyete sahip çıkma konusunda bizimle yarışamazsınız. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!])

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Necmettin Hocadayken böyle konuşmuyordun Sayın Şahin.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Çevre ve Orman Bakanlığına bağlı fidanlıkları, piknik ve dinlenme yerlerini belediyelere verelim diyoruz, buna karşı çıkıyorsunuz. Bir dernek, bir vakıf, yazın piknik yapmak istiyor, fidanlığı veya bir piknik yerini kiralamak istiyor, bunu Çevre ve Orman Bakanlığına mı sorsun allahaşkına; bunu belediyeye verirsiniz, belediyeden halleder işini. Bu iş, bu kadar basit.

Bakın, niye karşı çıktığınızı bilmiyorsunuz...

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Satarlar diye...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) -...tasarıyı doğru dürüst okumamışsınız, geliyorsunuz, burada milletin kafasını karıştırıyorsunuz; sanki kötü bir şey yapıyormuşuz gibi izlenim vermeye çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı; yani, şu anda üzerinde görüşmeler yapmakta olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı bu Parlamentodan geçince iş bitmiyor, başlıyor. Bu, bize daha büyük sorumluluklar yüklüyor; çünkü, bu, tek başına bir şey ifade etmez, bunun arkasından diğer yasalar gelecek. Belediyeler Yasasını, Büyükşehir Belediyesi Yasasını, İl Özel İdaresi Yasasını, Köy Kanununu, Belediye Gelirleri Kanununu şu anda tartışmaya açtık, bunların üzerinde çalışıyoruz. Şu anda onlar üzerinde çalışıyoruz, 3 kanunla ilgili çalışmaları kitaplaştırdık, yakın bir zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edeceğiz.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Ömer Ağabey öyle mi diyor?!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - O bakımdan, Türkiye'de, yeniden yapılanma açısından, önemli birsürecin başlamış olduğunu belirtmek istiyorum ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyelerinin, Türkiye'de, kamu yönetiminde, halkımızı memnun edecek, onun hayatını kolaylaştıracak olan ve bu amaçla hazırlanmış olan bu yasa tasarısına destek vereceğini, sahip çıkacağını düşünüyorum.

Bu düşüncelerle, hepinizi, yeniden, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Güneş, gönderdiğiniz pusulada, görüşlerinizin farklı anlaşıldığını gösterir görüşlerin Bakan tarafından ileri sürüldüğünü ifade ediyorsunuz; ama, soyut bir ifade; müşahhas, somut bir şey... Mesela, hangi görüşlerinizden farklı görüşler ileri sürüldü?

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Mesela, benim, Danıştayla ilgili görüşmenin yapılmadığı konusundaki görüşümü, Sayın Bakan, daha farklı biçimde açıkladı.

BAŞKAN - Yani, siz, Danıştayla görüş alışverişinde bulunulmadığını, Sayın Bakanın da bulunulduğunu söylediğini mi belirtiyorsunuz; onu mu kastediyorsunuz?

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Danıştaydan görüş istenmedi; Sayın Bakan, onu, başka bir biçimde algıladı; izin verirseniz, çok kısa, bunları açıklayacağım. (AK Parti sıralarından "gerek yok" sesleri)

BAŞKAN - Ama, şimdi, buradaki olay şu: Yani, Sayın Bakan "Sayın Nuri Alan'ın da olduğu bir toplantıda, bir gün, fikir alışverişinde bulunduk" diyor.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, Danıştaydan, Danıştay Yasasının 23 üncü maddesine göre görüş istenmemiştir.

BAŞKAN - Yazılı olarak?..

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Görüş istenmemiştir... Yazılı- yazısız, görüş istenmemiştir. Danıştay Başkanıyla konuşmak başka bir şey, sohbet etmek başka bir şey, Danıştaydan, hükümet adına, şu yasayla ilgili görüşünüzü bildirin diye görüş istemek başka bir şeydir. Bunu açıklamak istiyorum müsaade ederseniz. (AK Parti sıralarından "Bakan açıkladı" sesleri)

Bakan açıklamadı, hayır...

BAŞKAN - Sayın Bakan burada. Şimdi, Sayın Bakanın söylediği...

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan... Sayın Başkan, lütfen...

BAŞKAN - Sayın Güneş, Sayın Bakan açıklama yapsın; eğer, tatmin olmazsanız...

Buyurun Sayın Bakan.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Meramını anlatsın Sayın Başkan.

BAŞKAN - Müsaade edin... Lütfen, müsaade edin.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, evet, Danıştaydan görüş istenebilir; ama, biz, görüş istemeden, daha etkin bir yol olan, Danıştaya bizzat giderek, tam gün atölye çalışması yapmak suretiyle, Danıştay Başkanımızın, daire başkanlarımızın görüşlerini almak suretiyle bunu hazırladık. Bu, görüş istemekten daha etkindir, Danıştaya gidip bu görüşü bizzat almak Danıştaya daha çok değer vermektir. Biz, bu yolu denedik ve nitekim ortaya konulan görüşleri de tasarımızda değerlendirdik.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Görüş istemek değil efendim...

BAŞKAN - Sayın Güneş, o zaman, çok kısa olarak, lütfen, tashih edeceğiniz hususu belirtin.

Buyurun.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Danıştay Yasasının 23 üncü maddesine göre, hükümetlerin, Danıştaydan tasarılarla ilgili Anayasaya uygunluk yahut hukuka uygunluk açısından görüş isteme yetkisi vardır; Danıştay da bu konuda görüş bildirmekle görevlidir; isterse, bildirecek "ben karışmam" diyemeyecek. Bu tasarı konusunda hükümet, Danıştaydan bu maddeye dayanarak bir görüş istememiştir. Sayın Bakan buyuruyorlar ki, Danıştay Başkanıyla bizzat görüşmüşler, o giderek yahut kendisi giderek. O bir görüşme, görüş isteme farklı bir şey. Nitekim, Danıştay Başkanı bir toplantıda, bir panelde yana yakıla bunu anlatmış "bize görevimizi yapma imkânı tanımadınız" demiştir. Konuşma metni çantamda var, Sayın Başkan isterse derhal veririm; bu bir, bu böyle, bunu tashih ediyorum.

İkincisi, üniter yapı konusunda yanlış anlamalara meydan vermeyelim. Üniter yapıda, Sayın Fırat'ın dediği gibi, yasama yetkisinin de devredilmesi gerekir. Bu tasarı, yasama yetkisinin yerele devredileceğine ilişkin bir kural getirmemektedir. O nedenle "üniter yapı yok ediliyor" iddiasında değiliz. İddiamız şudur: Bu tasarı, merkezî hükümeti gevşetmekte, onun üniter bir yapıya dönüşüm yollarını açık tutmaktadır. Bu ikisi farklı. Nereden çıkarıyorum bunu; şuradan çıkarıyorum: Önünüzde varsa, yasa tasarısının 7 nci maddesine bakın lütfen; 7 nci madde, merkezî hükümetin görevlerini tanımlıyor, geriye kalan yetki ve görevler yerel yönetimlerindir diyor. Hiçbir üniter devlette merkezî hükümetin yetkileri tanımlanmaz, sayılmaz. Önce, yerel yönetimlerinki sayılır, geri kalan merkezî hükümetindir denilir; çünkü, asıl olan, egemen olan merkezî hükümettir üniter devletlerde. İşte, 7 nci maddeye bakarak diyoruz ki, bu madde üniter devlet kavramını zayıflatır, üniter devleti gevşetir, federal yapıya yol açar. Çünkü, federal devletlerde merkezî hükümetin görevleri tadat edilir, gerisi yerel yönetimlerindir denilir. Bunu söylüyoruz, bunu böyle anlayın lütfen ve bakarsanız, bunun haklı olduğunu göreceksiniz.

Şimdi, bir konu daha var. Sizin tasarınızda yerel yönetimlere -Akyazı Belediye Başkanım burada; ben Akyazılıyım- veriliyormuş gibi görünen, yerel yönetimlere devrediliyormuş gibi gösterilen görev, yetki ve sorumluluklar yerel yönetimler kanalıyla özelleştirilecektir. Yerel yönetimler -açık; ama, orada görünüyor- orada bir aktarma istasyonu olacaktır. Kaldı ki, Sayın Bakan, Sayın İçişleri Bakanının gönderdiği belediyelerle ilgili yasada, il özel idareleriyle ilgili yasada, öyle getirirseniz eğer, bizim elimize geçen metinlerde o kuruluşların mallarının haczedilmesine de kolaylık getiriyorsunuz; bu, o devirden sonra, o yerel yönetimlerin ne kadar zor duruma düşeceğinin de göstergesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Güneş, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla)- Bitiriyorum...

Sayın Başkan, Sayın Bakan beni yanlış anlamış, önemli değil; o aramızdaki bir mesele, onu hallederiz; ama, ne yazık ki, Sayın Bakan -bana öyle geldi- buradaki konuşmasında, kendi savunmak konumunda olduğu tasarıyı da yanlış anlamış. Şimdi, Hegel diyor ki: "Beni hayatta yalnız bir kişi anladı, o da yanlış anladı." Ben, bu yasa tasarısını anlasa anlasa Sayın Bakan anlar diye düşünüyordum; anlıyorum ki, o da yanlış anlamış. Bence, bu yasa tasarısını doğru anladığı zaman, benim gibi düşünecektir.

Halkçılık konusundaki önerine çok teşekkür ederim; ama, izin verirseniz, ben, halkçılık konusunu sizlerden öğrenecek yaşı geçtim, beni bağışla lütfen Sayın Bakan.

Hepinize çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, biz, burada usul tartışması açacak olursak, hakikaten sıkıntı çekeriz; yani, böyle bir usul, böyle bir konuşma, zannedersem, İçtüzüğün hiçbir yerine girmez.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Başkana akıl verme.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Dolayısıyla, Başkanlık olarak size bir hatırlatmak yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Önergemiz var efendim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, biraz önce, Sayın Anadol'un söz isteme talebiyle ilgili olarak tutanakları incelettirdim; burada herhangi bir sataşma görmedim; onun için, Sayın Anadol'a, bu konuda, söz vermeyeceğim.

BAŞKAN - Tasarının müzakeresine devam ediyoruz.

Şahsı adına son konuşmacı Trabzon Milletvekili Sayın Asım Aykan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ASIM AYKAN (Trabzon) - Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, gerçekten, Meclisimiz için tarihî bir gün. Biraz önce arkadaşlarımız ifade ettiler, aynı görüşlere katılıyorum. Bu çalışmada emeği geçen bütün arkadaşlarımı huzurlarınızda kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, 3 Kasım seçimlerinde, halkımız, Türkiye'de siyasî istikrarı temin etmiş ve yönetim krizini ortadan kaldırmıştır ve Parlamentomuza, hem iktidarıyla hem muhalefetiyle tarihî bir görev vermiştir. Bu, ülke meselelerine ciddî, köklü ve kalıcı çözümler üretme görevidir. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz, şu an görüştüğümüz yasa tasarısı, böyle bir anlayışın sonucudur. Bunu özellikle vurgulamakta fayda görüyorum.

Milletimizin 3 Kasımda bizlere verdiği bu tarihî sorumluluğun, AK Parti olarak bilincindeyiz. Bu yoldan kesinlikle ayrılmayacağız ve milletin verdiği yetkiyi sonuna kadar kullanacağız.

Değerli arkadaşlar, AK Parti Hükümetlerinden önce 57 tane hükümet kuruldu. Bu hükümetlerdeki arkadaşlarımız da, tabiî ki, güzel şeyler yapmak istediler; ancak, bugünkü tabloya baktığımız zaman, karşımızda devasa problemler var ve bizimle beraber yarışa çıkan ülkelerle aramızdaki makas giderek açılmış durumdadır. Bu tabloyu gördükten sonra, dönüp, kendi kendimize bir düşünmemiz ve bakmamız gerekir; nerede hata yapıyoruz, problem nerededir, ne yapmamız gerekiyor.

Siyasî tarihimizi iyi incelediğimiz zaman, karşımıza çok çarpıcı bir gerçek çıkıyor -bunu özellikle vurgulamak istiyorum- ülke meselelerine, zamanında, doğru ve köklü çözümler üretmeyen iktidarları, gerekli müdahaleyi yapmayan iktidarları, vatandaşımız, sandıkta müdahale yapmak suretiyle, gönderiyor. Biz, sandıktan gönderilmek istemiyoruz; biz, hizmet yapmak için geldik; onların düştüğü hataya düşmeyeceğiz. Millet neyi istiyorsa, bu devletin, milletin mecburiyetleri neyse, çekinmeden, sonuna kadar, bunu, millet adına kullanacağız. Yani, başka bir deyimle, zamanında dönüştürmeyeni ve değiştirmeyeni, vatandaş sandıkta değiştirmektedir. Onun için, biz, zamanında dönüştüreceğiz ve değiştireceğiz. Bu bilincin, hem iktidar tarafından hem de muhalefet tarafından paylaşılması gerektiği kanaatindeyim; çünkü, iktidar doğruyu yaparken doğrunun karşısında direnenlerin de vatandaş tarafından sandıkta değiştirileceğini unutmayalım.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Erbakan'ı da öyle mi yaptınız?!

ASIM AYKAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, AK Partiyle, idarei maslahat dönemi bitmiştir, ciddî icraatlar yapma dönemi başlamıştır.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Önce fabrikayı ver, sonra başkalarını...

ASIM AYKAN (Devamla) - Bu ciddî değişimler nelerdir...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Balıkesir Süt Endüstrisi Kurumunun satışı...

ASIM AYKAN (Devamla) - Sabırlı ol, sabırlı ol...

Özgürlük, zenginlik, adil paylaşım, hukuk devleti, demokrasi ve idarede yeniden yapılanma, bizim, altını çizdiğimiz, mutlaka yerine getireceğimiz hususlardır. Halkımızın da bizden beklentileri bunlardır.

Bugünkü gündem maddemiz, idarede yeniden yapılanma, onu konuşuyoruz. Aslında, bu konu bugünün gündem maddesi değil. Biraz önce değerli konuşmacılarımız ifade ettiler, Osmanlı'dan beri tartışılan ve cumhuriyetle devam eden bir konuyu konuşuyoruz. Onun için, Parlamento, bugün çok önemli bir görev yapıyor. 1860 yılında, Tuna Eyaletinde "ademi merkeziyet" diye tabir edilen; yani, yetkilerin, yavaş yavaş taşraya bırakılması, bugünkü deyimiyle Anadolu'ya bırakılması konuşulmuş, bundan tam 144 sene önce. Bu tartışma, 1921 Anayasasına kadar gelmiş ve 1921 Anayasasıyla bir karar verilmiş. Bu, çok önemli, biraz önce, değerli konuşmacılarımız ifade ettiler; Anadolu güçlenecek, merkez, bazı yetkilerini yavaş yavaş bırakacak. O gün çıkarılan özel idare mevzuatını inceleyin,  bugünkünden çok daha çağdaştır. Sene 1921, biz, 2004'teyiz. Herkes bunları görmek zorunda arkadaşlar. 1921'den sonra gelen 1924 Anayasası, merkezi biraz daha güçlendiren bir yapı ortaya çıkarmıştır.

Devam ediyorum, arkasından, 1930'da, Mustafa Kemal Atatürk'ün zamanında çıkarılan 1580 sayılı Yasa, çok çağdaş ve modern bir yasadır. Altını çiziyorum, Trabzon'da sekizbuçuk yıl belediye başkanlığı yaptım, yasaya, özü itibariyle, vâkıfım, bu konuda vukuf sahibiyim. Daha sonra, bu yasadan, birçok yetki, cımbızlanmak suretiyle, tekrar, Ankara'ya çekilmiştir.

1855'ten rahmetli Özal zamanında çıkarılan 3030 sayılı Yasaya kadar, 19 kere, yerel yönetimlerde ve idarî anlamda değişiklik yapılmış ve rahmetli Özal'dan yirmi sene sonra, biz, şu anda, bu konuyu konuşuyoruz. Bu kilometretaşlarını, böyle, bilerek zikrettim ki, konu anlaşılsın. Önümüzde, bugün, reform niteliğinde bir yasa var. Bu, genel bir çerçeve çiziyor. Tabiî,  arkasından, büyükşehir, il (vilayet) ve özel idareler gelecektir.

Çıkacak yasanın temel esprisi şudur: Devletin üniter yapısını titizlikle korumak ve güvenlik mecburiyetlerini gözardı etmeden, hizmetleri, yerinden, verimli ve etkin kılmaktır; yerinden, verimli ve etkin kılmaktır... Yani, başka bir deyimle, Ankara'yı küçültmeden Anadolu büyümez. Dünyada, bu usule dönmeden, bu yönü ihtiyar etmeden, merkezin elindeki birçok yetkiyi, uygun biçimde -kontrol etmek şartıyla- taşraya bırakmayan hiçbir dünya devleti kalkınmamıştır, bu noktaya gelmemiştir. Bizim hedefimiz, Ankara'yı küçültüp Türkiye'yi büyütmektir. Bunu yaparken de, beraber yapmak istiyoruz, birlikte yapmak istiyoruz; çünkü, milletimiz, bir dönemi tasfiye etti, size ve bize beraber yetkiyi verdi. Bunun, hep beraber bilincinde olmamız gerektiği kanaatindeyim.

Evet, en verimli hizmetin en yakından verilen hizmet olduğunu da, bir kez daha, burada vurgulamakta fayda görüyorum. Bugün, yılların özlemi istikametinde bir adım atıyoruz ve bu yasanın çıkmasıyla, rahmetli Recep Yazıcıoğlu'nun mezarında kemiklerinin sızlamadığını umuyorum; çünkü, kendisinin ve o istikamette birçok insanın ne kadar gayret ettiğini çok yakinen bilen bir insanım.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Müneccim misin?!

ASIM AYKAN (Devamla) - Ülkemize sıçrama getirecek olan bu yasanın, hepimiz için bir milat olmasını diliyorum.

Konuşma yapan Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızdan birisi bir konu üzerinde durdu; burada, bir cümleyle ifade etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, artık "devlet" kavramını yeniden gözden geçirmekte fayda var. Lütfen, kamu ile devleti birbirinden ayırın. Devlet, 70 000 000'un enerjisinin toplamıdır. Özeliyle sivil toplum örgütleriyle, kamusuyla, hepsiyle, bütün gücümüzün toplamı devlettir. Eğer, siz "her şeyi kamu yapacak" diyorsanız, Ortaasya'ya da Sümerbankı gönderip bir basma fabrikası kurdurmanız gerekiyor. O dönemler bitti, böyle dönemler bitti arkadaşlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) -Böyle bir talep yok!.. Hadi kurdurun bakalım...

ASIM AYKAN (Devamla) - Oraya özel sektör gidip fabrika kuracak, özel sektör! Bunun altını çizmekte fayda görüyorum.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Siz hangi fabrikayı kurdunuz, söyler misiniz?.. Hangi anlayışla?..

ASIM AYKAN (Devamla) - Evet, sizin kamu ile devleti karıştırdığınız kanaatindeyim, onu vurgulamak istedim.

Bir diğeri: Arkadaşlarımızı dinleyince, Cumhuriyet Halk Partisinin, 22 dönemdir yapılan seçimlerde, niçin hep ebedî muhalefet kaldığını çok daha iyi görme imkânımız oldu. Neden...

K.KEMAL ANADOL (İzmir) - Siz, yüzde 34 rey aldınız, biz yüzde 42 rey aldık.

ASIM AYKAN (Devamla) - Biz bir yıllık parti iken yüzde 34 aldık, siz seksen yıllık parti iken yüzde 20 aldınız.(AK Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aykan, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

ASIM AYKAN (Devamla) - Evet, biz bir yıllık parti iken yüzde 34 oy aldık, siz yüzde 20 oyu, 80 yıllık parti iken aldınız. Neden; AK Parti milletin partisi, siz devletin partisisiniz, onun için.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın Başkan, daha önce hangi partinin belediye başkanı idin, söyler misin!..

ASIM AYKAN (Devamla) - Biz, milletin partisiyiz, iftihar ediyoruz; siz, devletin partisisiniz, onun için bu hallere düştünüz. Bunu bilin.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Geçmişi ne çabuk unuttunuz, geçmişinizi unutmayın.

BAŞKAN - Sayın Aykan, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız... Lütfen Genel Kurula hitap edin.

ASIM AYKAN (Devamla) - 1930'lu yıllarda Konya'da yazılan bir tebrik kartını söylüyorum. Tebriki yazdıktan sonra vatandaşımız altına imza atıyor "Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı ve Konya Valisi" diye. Bu dönemler bitti arkadaşlar; bundan sonra hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aykan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
 


(4 AĞUSTOS 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.