Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DİĞER KONUŞMALAR
MEDENİ KANUN ANA SAYFA

TÜRK MEDENİ KANUNU...
TBMM Genel Kurulu görüşmeleri... (3)
24 Ekim 2001
Türk Medeni Kanunu Tasarısı'nın tümü üzerinde Anavatan Partisi (ANAP) Grubu'nun görüşlerini İzmir Milletvekili Işılay Saygın ile Grup Başkanvekili ve Denizli Milletvekili Beyhan Aslan açıkladı.
 
 
TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Saygın ve Aslan'ın konuşmaları:

BAŞKAN - Şimdi, söz sırası, Anavatan Partisi adına birinci konuşmacı olarak İzmir Milletvekili Sayın Işılay Saygın'ın.

Buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın Saygın, siz de 20'şer dakika mı paylaştınız?

IŞILAY SAYGIN (İzmir) - Evet.

BAŞKAN - Peki. Buyurun efendim.

ANAP GRUBU ADINA IŞILAY SAYGIN (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Medenî Kanunu Tasarısının tümü üzerinde Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisimizin siz saygıdeğer üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, ülkemizde çağdaş, uygar bir yaşam biçiminin yerleştirilmesi amacıyla, cumhuriyetin kuruluşunu izleyen yıllarda yapılan devrimlerin temeli, hukuk devrimine dayanır. 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilerek, 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren Medenî Kanunumuz, hukuk devriminin en temel yasasıdır; 7'den 70'e, herkesi ilgilendirmektedir.

Kişilerin özel yaşam ilişkilerini, doğumundan başlayarak, ölümüne ve ölümünden sonrasına kadar düzenleyen Medenî Kanun 1926 yılında kabul edildiği zaman, aile hukuku bölümünde köklü bir reformu yaşama geçirmiştir; ancak, yaşamın hızla gelişen ve değişen koşulları karşısında, bu kurallar yetersiz kalmıştır. Bu nedenle, Medenî Kanunun devrimci ve eşitlikçi özüne dokunulmaksızın, çağın sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmelerine uygun değişikliklerin yapılanması, yenilenmesi zorunlu olmuştur.

Medenî Kanunda değişikliklerin bir an evvel yapılması için, kadın kuruluşları, her platformda konuyu gündeme getirmişler, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları Merkezince, hukukçu kadınlarla birlikte hazırladıkları medenî kanun taslağını imzaya açmışlar ve 100 000 imza toplayarak, kampanya başlatmışlardır. Toplanan imzalar ve taslak "eşit hak, eşit katılım ve ailede demokrasi, toplumda demokrasi" söylemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına -Sayın Başkanımız Cindoruk'ken- sunulmuştur. Bu vesileyle, tüm kadın dernekleri, Medenî Kanunun değişmesini, günün şartlarına uyarlanmasını talep edegelmişlerdir.

Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan komisyonlar, 1971 ve daha sonra 1984 yıllarında çalışmışlar; ancak, çalışmalar Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulamamıştır.

Adalet Bakanlarımızdan Sayın Seyfi Oktay zamanında, 1994 yılında bilim adamları ve uygulayıcılardan oluşan 36 Kişilik bir medeni kanun komisyonu kurulmuş, çalışmalara başlamıştır.

Daha sonra, Adalet Bakanlığına, 55 inci hükümet döneminde, Sayın Oltan Sungurlu atanmış, çalışmaları çabuklaştırmış, Devlet Bakanlığım zamanında Adalet Bakanlığıyla birlikte çalışılarak Medeni Kanunun günün şartlarına uygun hale gelmesi sağlanmıştır.

Bu dönemde, 36 kişilik komisyona başkanlık yapan Medeni Hukuk Profesörü Sayın Turgut Akıntürk tarafından, Medeni Kanunun kabulünün yıldönümünde, 17 Şubat 1998'de, Adalet Bakanı Sayın Oltan Sungurlu ve Devlet Bakanı olarak benim de bulunduğum bir toplantıda, yapılan çalışmalar, Medeni Kanun, sivil toplum kuruluşları, üniversite, kamu kurum-kuruluşlarının temsilcilerine anlatılmıştır. Daha sonra da çeşitli platformlarda tartışılan kanun taslağı son şeklini alarak hükümete sunulmuştur.

30 Aralık 1999 tarihinde, hükümet tasarıyı inceleyerek Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk etmiştir. Yasa tasarısı, erken seçim kararı alındığı için Mecliste görüşülememiş ve kadük olmuştur.

Tasarının bu hale gelmesinde emeği geçenlerin hepsine candan teşekkür ediyorum.

Seçimden sonra 57 nci hükümet kurulmuş, Adalet Bakanlığına Sayın Hikmet Sami Türk atanmış; o da, daha önce, 55 inci Hükümet döneminde hazırlanan yasa tasarısını yeniden hükümete sunmuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sevkini sağlamıştır.

Tasarı, Adalet Komisyonunda ve alt komisyonda görüşülmüş, tartışılmış, bazı değişiklikler ve düzenlemeler yapılarak son şeklini almıştır.

Bugün, Medeni Kanun Yasa Tasarısının geneli üzerinde görüşüyoruz. Medeni Kanuna sahip çıkıp kanunun bir an evvel gündeme gelmesini sağlayan Adalet Komisyonumuzun Değerli Başkanına ve Sayın Bakanımıza teşekkür ediyorum.

Toplam 1 030 maddeden oluşan Medeni Kanun Yasa Tasarısı, yürürlükteki 937 maddelik Medeni Kanunun sistematiğine bağlı kalınarak, başlangıç bölümüyle, Kişiler Hukuku, Aile Hukuku, Miras Hukuku ve Eşya Hukuku başlığını taşıyan dört kitap olarak düzenlenmiştir.

İsviçre Medeni Kanunundan çeviri yoluyla alınan Medeni Kanunun dili eskimiş olduğundan, tasarı hazırlanırken, genellikle, Anayasada kullanılan dil esas alınarak günümüz Türkçesine uygun biçimde sadeleştirilmiştir. tasarının, kişiler hukuku, miras hukuku ve eşya hukuku bölümlerinde de günümüzde ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak üzere önemli değişiklikler yapılmıştır; ancak, devlet bakanlığım sırasında, özellikle yasalarda, kadın-erke eşitliğinin sağlanması için gönüllü kadın kuruluşları ve bu konuda uzman kadın hukukçularla işbirliği içinde yaptığım çalışmaları da göz önüne alarak tasarıya ilişkin görüşlerimizi aile hukukuyla sınırlandırarak açıklamak istiyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aile hukukunda eşler arası ilişkileri düzenleyen birçok hüküm günümüzde kadın-erkek eşitsizliğini ve sonuçta kadınların mağduriyetine yol açmaktaydı. Bu maddeler "eşlerin eşit haklara sahip olması" ilkesine, uluslararası sözleşmelere ve Anayasaya aykırıdır ve bu bakımdan değiştirilmesi zorunlu hale gelmiştir.

Anayasamızın 10 uncu maddesinde yer alan "herkes kanun önünde eşittir" kuralı cinsiyete dayalı ayrımcılık yapılmamasını da öngörmektedir. Ayrıca, geçtiğimiz günlerde Anayasa değişikliği paketinde kabul edilerek yürürlüğe giren Anayasamızın 41 inci maddesindeki "aile Türk toplumunun temelidir" cümlesine eklenen "ve eşler arasında eşitliğe dayanır" hükmü gereğince aile içinde kadın-erkek eşitsizliğini içeren maddeler Anayasaya aykırılık oluşturmaktadır.

Uluslararası hukuk açısından ise; başta, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi ve ek ihtiyari protokol olmak üzere taraf olduğumuz diğer uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan taahhütlerimiz, yasalarda var olan kadın-erkek eşitsizliğinin kaldırılmasını zorunlu kılmaktadır. Öte yandan, Avrupa Birliğine uyum sürecinde ulusal programda kısa vadede yapmayı taahhüt ettiklerimiz arasında Medeni Kanun değişikliği de yer almaktadır. Bütün bu ulusal ve uluslararası hukukî nedenler yanında aile içinde eşlerin eşit haklara sahip olmaları toplumsal açıdan da gerekli hale gelmiştir. Bilindiği gibi, kamuoyu, Medeni Kanun değişikliğini sabırsızlıkla beklemektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün görüşmeye başladığımız Medeni Kanun Tasarısının, evliliğin genel hükümlerinde "koca evlilik birliğinin reisidir" hükmü ve buna bağlı olarak, kocaya üstün haklar tanıyan kurallar kaldırılmış ve yerine "eşlerin eşit haklara sahip olmaları" ilkesi benimsenmiştir. Örneğin, 186 ncı maddede "Eşler, oturacakları konutu birlikte seçerler, birliği beraberce yönetirler. Eşler, birliğin giderlerine, güçleri oranında emek ve mal varlığıyla katılırlar" denilmekte ve ilk defa ev içi emeğinin bir maddî değer olduğu kabul edilmektedir.

"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda birlikte karar alır ve uygularlar" kuralında da velayette eşitlik getirilerek "son sözün babada olduğu" hükmünün kaldırıldığını görüyoruz.

Medeni Kanun Tasarısında, evliliğin genel hükümleri ve mal rejimleri, haklarda ve sorumluluklarda eşitlik, temsilde ve paylaşımda eşitlik temeline dayandırılmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu konuda, bakanlığım sırasında ve sonraki çalışmalarımda, gönüllü kadın kuruluşları, üniversitelerimizin değerli hukukçularıyla işbirliği içerisinde ne kadar önem ve destek verdiğimi tekrarlamaya gerek yok.

Hatırlayacağınız gibi, sizlerin desteğiyle 1997 yılında Medeni Kanunun, kadının soyadına ilişkin 153 üncü maddesinde bir değişiklikle ilgili hazırlamış olduğum kanun teklifi kanunlaşmıştı değerli oylarınızla. Kanunla, kadının, kendi soyadını eşinin soyadının önünde kullanma imkânı ile kadının kimliğinin korunması sağlanmıştı.

14 Mayıs 1997 tarihinde yapılan değişiklik, tasarıda aynen yer almaktadır. Aile hukuku alanında küçük, ama umut ettiğimiz ve bugün gerçekleştirmeye çalıştığımız aile hukuku reformunun başlangıcı olarak büyük önem taşıyan bir değişikliktir.

Bu arada, gözden kaçırılmaması gereken bir husus da, eşitlik ilkesi çerçevesinde, kadınlara karşı ayırımcılığın kaldırılmasına imkân sağlanırken, aynı zamanda, kadınlara tanınan ayrıcalığa da son verilmekte ve eşit sorumluluk yüklenmektedir. Örneğin, yürürlükteki kanunda, erkeğin, kadından yoksulluk nafakası talep edebilmesi için, kadının hali refahta olması aranırken, tasarıda, eşlerden, daha ağır kusuru olmayan her birinin diğerinden herhangi başka bir koşul aranmaksızın nafaka talep edebileceği kabul edilmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Medeni Kanun değişikliği sırasında en çok gündeme gelen ve üzerinde en çok tartışılan, yasal mal rejimi konusu olmuştur. Yürürlükteki kanunda, yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimi, özellikle, boşanma durumunda, kadınların son derece mağdur olmalarına yol açmaktadır. Kadınlar, yıllarca, evde veya işte çalışmış olsalar bile, emekleriyle kazandıkları parayla, alınan ve gelenekler nedeniyle kocanın üzerine kaydettirilen mallardan hiçbir pay alamamakta, hak iddia edememekteydiler. Aslında, kanunda, evlilik süresince edinilen malların eşler arasında paylaşımına imkân sağlayan sözleşmeyle seçilecek akdi mal rejimlerine mal ortaklığı ve mal birliği rejimlerinde de yer verilmiştir; ama, Medeni Kanunun yürürlüğe girdiğinden günümüze geçen 75 yıl içinde böyle bir seçime rastlanmamıştır. Bu nedenle, yasal mal rejimi çok önemlidir. Tasarı ilk defa, 55 inci Hükümet döneminde 17 Şubat 1999 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulduğunda, yasal mal rejimi olarak paylaşmalı mal ayrılığı rejimine yer verilmiştir.

Edinilmiş mallara katılma, mal ayrılığı ve mal ortaklığını noterde yapacakları sözleşmeyle evlenmeden önce veya sonra veya evlenme sırasında yazılı beyanlarıyla seçmedikleri takdirde, eşlerin, yasal mal rejimine tabi olacakları kabul edilmişti. Tasarının gerekçesinde, paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin neden düzenlendiğine ilişkin yapılan ayrıntılı açıklamada, edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanma ve tasfiyesindeki zorluklar açık bir şekilde ifade edilmekte ve anlatılmaktadır; bu, çok önemli bir durumdur.

Tasarı hazırlanırken, yürürlükteki yasal mal rejimi olan mal ayrılığının değiştirilmesi komisyonda oybirliğiyle benimsenmiştir. İsviçre Medeni Kanununda kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminin benimsenmesinin getireceği yararlar yanında, tasfiyesinin âdeta bir anonim şirketin tasfiyesinden karmaşık ve güç olması, aynı zamanda çok uzun sürede tamamlanabilmesi gibi sakıncaları göz önünde bulundurulduğunda, bu rejiminin pek yararlı olamayacağı sonucuna varılmıştır.

Kaldı ki, İsviçreli hukukçuların büyük bir çoğunluğu, bu rejimin karmaşık bir rejim olduğunu ve bu sebeple çok eleştiri aldığını ifade etmektedirler.

Diğer taraftan, İsviçre'de uzun süre geçerli olan mal birliği rejimi, 1988'de kabul ettikleri yeni rejimle büyük ölçüde benzerlik gösterdiğinden, yeni rejime geçiş pek de zor olmamıştır. Oysa ülkemizde, 76 yıldır mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan, bu rejimde, bir anda, hiç alışık olunmayan çok yeni bir rejime geçmek, İsviçre'deki gibi kolay olmayacaktır. Bu nedenle, komisyon, eşlerin, edinilmiş mallara katılma, mal ayrılığı ve mal ortaklığı rejimlerinden birini sözleşmeyle seçebileceklerini, böyle bir seçim yapmadıkları takdirde, paylaşmalı mal ayrılığının, yasal mal rejimi olarak uygulanacağını kabul etmiştir.

İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve İzmir 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültelerinin değerli öğretim üyeleri, tasarıya ilişkin hazırladıkları raporlarda, paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin, yasal mal rejimi olarak kabul edilmesinin doğru olduğunu, edinilmiş mallara katılma rejiminden çok farklı olmadığını, bir çok yönüyle benzerlik taşıdığını, evlilik süresinde edinilen malların eşit paylaşımı esasına dayandığını, tasfiyesi kolay ve çabuk yapılabildiği için, kadınların daha çok yararına bir sistem olduğunu belirtmişlerdir. Bu mal rejiminde, esas itibariyle, aynı tasfiye benimsenmiş olduğundan, edinilmiş mallara katılmanın, tasfiye sürecinden yaşanan uzun yıllar süren hesaplama zorluklarının bertaraf edilmiş olduğu önemle vurgulanmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bazı çevrelerde, paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde, evlilik süresinde edinilen malların eşit paylaşılamayacağı endişesi görülmektedir. Bu rejim yakından incelendiğinde, bu endişelerin yerinde olmadığı görülecektir. Kaldı ki, tasarının, Adalet Komisyonunda görüşülmesi sırasında, 250 nci maddesinin birinci fıkrasında "paylaşıma esas olan malların sayıldığı hükme eklenen son cümle ile paylaştırmada işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir" denilmek suretiyle, ticarî işletmelerin de paylaştırma kapsamında olduğu açıkça ifade edilmektedir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasındaysa, paylaşım dışı mallar sayılmıştır. Mal rejimlerinin seçiminde ve oylanmasında, hukukî tercih yerine siyasî tercihin önplana çıktığı, çalışmaları yakinen takip edenler tarafından ifade edilmektedir. Bütün bu açıklamalara ve bilimsel raporlara rağmen, koalisyon hükümeti, uzlaşma yoluyla, edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal mal rejimi olmasını benimsemiştir. Ancak, ne yazık ki, bu defa, yürürlük kanunu tasarısının mal rejimlerine ilişkin maddesinde yine uzlaşarak yapılan değişiklikle, yasal mal rejiminin, mevcut evliliklere, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra uygulanmaya başlayacağı benimsenmiştir. Oysa, yürürlük kanunu tasarısının söz konusu 10 uncu madde gerekçesinde, yasal mal rejimi olan mal ayrılığının ülkemizde eşler arasında büyük haksızlıklara yol açtığı vurgulanarak, bu mağduriyetin kaldırılması amacıyla, tasarının yasalaşmasıyla eşit paylaşıma dayalı yasal mal rejiminin geçmişe etkili olarak eşlerin evlenme tarihinden itibaren uygulanacağı kabul edilmişti. Yasal mal rejiminin mevcut evliliklere evliliğin başlangıç tarihinden itibaren uygulanmaması sonucunu doğuran bu düzenleme, milyonlarca evli kadının geçmiş emeklerine yapılmış büyük bir haksızlıktır. Kanun, aslında, bu haksızlığın giderilmesi için çıkarılmak istenmektedir. Bu bakımdan, mevcut evlilikler için kanunun fazla bir anlamı kalmamıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yürürlükteki Medenî Kanunda, aile içi ilişkiler konusunda karar alma yetkisi kocaya tanınmıştı; tasarıda, eşlerin eşit haklara sahip olmaları ilkesinden hareketle, eşlerin birlikte karar almaları öngörülmüştür. Eşlerin karar alma konusunda anlaşamamaları halinde hâkime başvurmaları ve konunun hâkim tarafından karara bağlanması kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra, tasarıda, birçok durumda hâkimin resen işlem yapabileceğine yer verilmiştir. Bu bakımdan, Medenî Kanun Tasarısı yasalaştığında, aile hukukuna ilişkin sorunların çözümüyle görevli aile mahkemelerinin ihtisas mahkemeleri olarak kurulması, kanunun amacına uygun olarak uygulanmasında önemli rol oynayacaktır. Aile mahkemelerinin kuruluşu, görevleri ve işleyişine dair kanun teklifini, geçen yıl, Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiş olduğumu, bir an evvel yasalaşmasının yararlı olacağına inandığımı belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 21 inci Yüzyıl koşullarına uygun yeni bir medenî kanuna sahip olmamızı sağlamak üzere, tasarının yasalaşmasına, Anavatan Partisi olarak destek vereceğimizi bildirir; bu vesileyle, bu yasanın toplumumuza hayırlı olması dileğiyle, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Saygın.

Anavatan Partisi Grubu adına, ikinci konuşmayı yapmak üzere, Denizli Milletvekili Sayın Beyhan Aslan; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

ANAP GRUBU ADINA BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, tarihî günlerinden birini yaşıyor. Elli yıldır tartışılan, Türk Medenî Kanununda değişiklik tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine başlıyoruz. Bu onuru birlikte paylaştığım milletvekili arkadaşlarımı, şahsım ve Anavatan Partisi Grubu adına kutluyorum; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bütün toplumlarda, medenî kanun, kişilerin doğumundan ölümüne kadar, gerçek kişilerin, kişilerle, bir ölçüde devletle, bir ölçüde eşyayla olan münasebetlerini düzenleyen, bireyi ve toplumsal yaşamı yakından ilgilendiren temel kanundur. Medenî kanun, kulluktan yurttaşlığa geçişin belgesidir. Hukuk tarihi açısından baktığınızda, medenî kanunlar, 1 500 yıl öncesine uzanan, Roma hukukuna dayanan, tarihin en eski kanunlarıdır.

Değerli milletvekilleri, Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra başlayan devrim hareketlerine hukuk alanında da ihtiyaç görülmüş, eski kanun ve kurallar gözden geçirilerek, yeniden yapılanma sürecinde, ancak 300 maddesi yürürlükte olan ve ihtiyaca cevap veremeyen Mecellenin yerine, çağı kucaklayan, insanımızın ihtiyacına cevap veren medenî kanun arayışına girilmiştir. Yeni medenî kanunun yapılabilmesi için komisyonlar kurulmuşsa da, sonuç alınamamış, kurulan komisyonlardan da sonuç çıkmayınca, çağdaşlarına göre yeni ve modern bir kanun oluşu, ferdiyetçi ve

liberal hükümler yanında, sosyal içerikli vasfı, metin olarak sade ve açık yazılışı, kadın-erkek eşitliğine dayalı çağdaş, demokrat ve laik karakterli olması gibi sebeplerle 1912 tarihli İsviçre Medenî Kanunu iktibas yöntemiyle hukukumuza kazandırılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2 nci Dönem milletvekillerince 17 Şubat 1926 tarihinde, gerekçesiyle birlikte, oybirliğiyle, büyük bir coşkuyla kabul edilmiştir. 4 Nisan 1926 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanmış ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu kanunun hukukumuza kazandırılmasında büyük emekleri olan Mustafa Kemal Atatürk, devrin Adalet Bakanı Esat Mahmut Bozkurt ve 2 nci Dönem saygıdeğer milletvekillerini rahmetle anıyorum.

Yürürlükteki 1926 tarihli Medenî Kanun cumhuriyet devriminin bir programı olup, çağdaş Türk toplumu yaratma sürecinde atılmış önemli bir adımdır. Medenî Kanun, hukuk alanında laikliğe dayalı ilk temel kanunumuzdur. 75 yıldır Türk hukuk sisteminin temel taşı olarak toplumun ihtiyaçlarını karşılamış, bireyin hizmetinde olmuştur. Zaman zaman yasama tarafından değişikliğe uğramışsa da ve yargı, özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarıyla boşluklar doldurulmaya çalışılmışsa da, 75 yıl önce reform olan bu yasa, yaşamın değişen ve gelişen koşullarına, teknolojik gelişmelere ayak uyduramayışı gereği, çağdaş hukuk sistemlerinin gerisinde kalmıştır, ihtiyaçlara cevap veremediği gerçeğiyle elli yıldır tartışılmaktadır.

Gerçekten, hukuk kuralları, yaşamın gelişen ve değişen koşullarına uygun olarak değiştirilmezlerse toplumun gerisinde kalırlar. Toplumun ihtiyaçlarına cevap veremezlerse, hukukun hedefi olan adil çözümü üretemezler. Yasalar, toplumsal değişim ve gelişmelere paralel yürümek zorundadırlar. Hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygının en üstün değer olduğu, hukuk ve adalet duygularının hassaslaştığı günümüzde, aile hayatının uluslararası sözleşmelerde konu edildiği çağdayız. İnsanca yaşamanın yeni kurumları ve kuralları ortaya çıkmıştır. Değişim kaçınılmazdır. Medeni Kanun, sosyal olguların gerisinde kalamaz.

Değerli milletvekilleri, Medeni Kanunun değiştirilmesi konusu, son sekiz yılı yoğun tartışmalar olmak üzere, elli yıldır gündemde. Elli yıldır ileri sürülen görüşler, yapılan tartışmalar, kurulan, dağılan komisyonlar, koalisyon protokolleri, hükümet programları derken, 20 nci Yasama Döneminde 55 inci hükümetin Sayın Başbakanı Yılmaz tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan tasarı, erken seçimle kadük olmuştur. Başbakan Sayın Ecevit'in tasarıyı 21 inci Dönemde yeniden yenilemesiyle tasarı tartışmaya açılmıştır.

Tasarı, kamuoyunda yapılan eleştiriler, öneriler dikkate alınarak, dil ve içerik açısından yeniden gözden geçirilmiştir. Tasarı, aynı mahiyetteki kanun teklifleriyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonunda kurulan altkomisyonun süzgecinden geçtikten sonra, Adalet Komisyonu, altı ayı aşkın bir sürede yaptığı 21 toplantı sonucu, bazı değişikliklerle tasarıyı kabul etmiş, Genel Kurul da, öncelikle görüşülmesine karar vermiştir.

Genel Kurulda bugün görüşmelerine başladığımız metin, elli yıldır yapılan çalışmaların, birikimlerin ürünüdür. Katkısı olan herkese, özellikle Adalet Bakanlarımıza ve Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Medeni Kanun Tasarısı Komisyon başkan ve üyelerine, saygıdeğer hocalarımıza, Yargıtayımızın değerli üyelerine, Adalet Bakanlığı bürokratlarına, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Adalet Komisyonunun Değerli Başkanına ve üyelerine, Anavatan Partisi Grubu ve şahsım adına teşekkürü borç biliyorum. Yaptığınız çalışma ve katkılarla, 1926 tarihinde gerçekleştirilen hukuk devrimini 21 inci Yüzyıl koşullarında, daha çağdaş, daha ileri bir çizgiye taşıdınız.

Günümüzde, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının ulaştığı düzeyden ışık alarak konuyu irdelediniz. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda tasarıyı görüşüyoruz. 1 030 maddeden ibaret olan Medenî Kanunla, yürütme ve uygulamaya ilişkin olarak 25 maddelik tasarının da, önemine binaen, bir an önce yasalaşmasının gerçekleşmesi gerekiyor. Bu açıdan, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan 6 siyasî partinin katkılarıyla, Danışma Kurulunda oybirliğiyle alınan kararla, yasa tasarıları, İçtüzüğümüzün 91 inci maddesi gereği, temel yasa olarak görüşülecektir. Bütün gruplara teşekkür ederken, özellikle muhalefetin gösterdiği anlayış ve uzlaşmacı tutum takdirle anılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının gerekçesi, özü itibariyle 1926 tarihli Medenî Kanunun gerekçesinin tekrarıdır. Devrin Adalet Bakanı Sayın Esat Mahmut Bozkurt tarafından kaleme alınan gerekçe, bugün dahi hayatiyetini korumaktadır. Medenî Kanunun Türk toplumuna kazandırılmasındaki amaç, Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmaktır; aynı hedef bugün de geçerlidir. Bazı çevreler, 1926 tarihli Medenî Kanunun gerekçesinin aynen alınmadığını, Medenî Kanunun laiklik karakterinin saklanmaya çalışıldığını iddia etmişlerdir. Gerekçeyi tenkit eden bir başka görüş de -ki bu görüşlerini Adalet Komisyonunda muhalefet şerhleriyle ifade etmişlerdir- gerekçede, Türk toplumunun tarihin derinliklerinden bugüne, 21 inci Yüzyıla süzülüp gelen tarihî, millî, dinî ve kültürel değerleri açıkça aşağılayıcı cümlelerden oluştuğu şeklindedir. Biz, her iki zıt görüşe de katılmıyoruz. Görüştüğümüz tasarının gerekçesi dikkatle okunup değerlendirilirse, Medenî Kanunun içeriği incelenirse, Esat Mahmut Bozkurt'un hayatı ve eserleri dikkatle incelenirse, Medenî Kanunun laiklik yapısının korunduğu açıkça anlaşılır.

Gerekçede aşağılandığı iddia edilen tarihî, millî, dinî ve kültürel değerlerimiz değildir. Tarihimize sığınmak, millî, dinî, kültürel değerlerimize sadakat, her Türk vatandaşının görevidir. Esat Mahmut'ça konu edilen, yüce dinimizin de karşı olduğu, gerçek din olmadığı halde onun yerine geçen hurafelerdir. Örf ve âdetler, akıl ve ilim ölçülerine uymuyorlarsa, İslama da uymaz; kendiliklerinden tarihin çöplüğüne atılırlar. Kastedilenin, tarih, din, kültür değil, batıl inançlar ve hurafeler olduğu açıktır. Esat Mahmut Bozkurt Beyin hayatını bütünüyle değerlendirirsek, gerekçede yapılan itirazları haklı bulmuyoruz. Gerekçenin, sadeleştirilerek, anlaşılır bir ifadeyle bugüne taşınması isabetli olmuştur. Gerekçe, Türk toplumuna aydınlık ve çağdaş bakışı yansıtan bir belge niteliğindedir.

Değerli milletvekilleri, aradan geçen uzun zaman diliminde, Medenî Kanunun dili eskimiştir. Tasarıda kullanılan kelime, deyim ve terimlerin, yeni kuşaklar tarafından kolayca anlaşılır olmasına özen gösterilmiştir. Ölçü olarak Anayasa dili esas alınmıştır. Türkçe karşılığı bulunamayan kavram ve terimler korunmuştur. Terim birliği korunmaya çalışılmıştır. İdeal bir dil olmasa da, dil açısından, ciddî oranda iyileştirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Medenî Kanun başlangıç hükümleri, Medenî Kanun, Borçlar Kanunu, hatta, hukukun tümünde önemli görülen genel nitelikli kurallardır. Bu kurallar, Türk medenî hukukun uygulanmasına, hukukun kaynaklarına, yorumlanmasına, yargıcın hukuk boşluğunu doldurma yetkisine, iyi niyet, doğruluk ve güven ilkesine, yargıcın takdir yetkisine, ispat yönüne ilişkindir. Bu kuralların özümsenmesi, adaletin en iyi şekilde tecellisinin güvencesidir.

Kişiler hukuku -kişi, hukukî bir terim olarak, medenî haklardan yararlanan varlıktır- kişilik, ne zaman başlar, ne zaman son bulur, hak ve sorumlulukları nelerdir, sınırı nedir; tüzelkişilerin, özellikle dernekler ve vakıfların kuruluşu, işleyişi, sona erişi, fiil ehliyetleri nelerdir; bunları düzenler.

İkinci kitap, aile hukukudur. İnsan, doğar doğmaz "aile" adı verilen bir topluluğa dahil olur. Aile, toplumun temel taşıdır. Aileye verilen önem -ki, anayasalarda "ailenin korunması" başlığıyla yer almıştır- Anayasanın 41 inci maddesinde "aile, Türk toplumunun temelidir. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar" denilmektedir.

Aile hukukumuz üç ayrı kısımdan oluşur: Evlilik, hısımlık, vesayet. Bu bölümde, aile nedir, kimlerden oluşur, aile fertlerinin karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin kuralları nelerdir, onları buluruz.

Medeni Kanunun üçüncü kitabı miras hukukudur. Kitapta, miras hukukunun başlıca kuralları yer alır. Ölüm, kişiliği sona erdirir. Ölümden sonra, ölenin mal varlığının durumu, kimlere, nasıl intikal edecektir, ne biçimde intikal edecektir; bir başka ifadeyle, mirasın açılmasını, mirasın hükümlerini, mirasın paylaştırılmasının kurallarını düzenler.

Eşya hukuku, bir başka deyişle ayni haklar, Medeni Kanunumuzun son kitabıdır, dördüncü kitaptır. Mülkiyetten gayri ayni hakları; yani, ipoteği, rehni inceler, zilyetlik ve tapu siciline ilişkin kuralları değerlendirir.

Borçlar hukuku da, aslında medeni hukukun bir dalı olarak telakki edilir; ancak, bizim hukukumuzda borçlar hukuku, Medeni Kanunun bir parçası değil, ayrı olarak değerlendirilmiş, ayrı bir kanun olarak görülmüştür. Diğer ülkelerin büyük bölümünde, borçlar hukuku medeni kanunun bir parçası olarak mütalaa edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türk medeni hukukunun kendisine özgü nitelikleri mevcuttur. Türk medeni hukuku, eşitlik ilkesini benimser. Kadın- erkek, zengin-fakir, yaşı ne olursa olsun, herkese uygulanır. Tüzelkişiler de aynı hak ve fiil ehliyetine sahiptir.

Türk medeni hukuku millîdir. Kural olarak Türk vatandaşlarına uygulanır. Bazı şartların oluşumu dışında yabancılara uygulanmaz.

Türk medeni hukuku yazılıdır. Büyük kısmı yazılı kurallardan oluşur. Örf ve âdet hukukuna oldukça az yer verilmiştir.

Türk medeni hukuku, inkılapçı özelliğiyle yeni bir yaşam ve yeni bir hukuk yaratma, yeni bir toplum oluşturma, uygar dünyayla bütünleşme özelliği itibariyle inkılapçı bir karaktere sahiptir. Türk medeni hukuku, ferdiyetçi ve özgürlükçüdür; toplum içerisinde bireyi koruyan hükümlere yer verir; fertlere, girişim özgürlüğünü sağlar; sözleşme serbestiyetine, irade muhtariyetine yer vermiştir. Türk medeni hukuku, sosyal eğilimli bir hukuk dalıdır; kişisel çıkarlar ve yararlar ile toplumun çıkar ve yararları arasında adil bir denge kurmayı amaçlar. Türk medeni hukuku, demokratik ilkeleri benimser; belirli bir zümreye mensubiyetin ayrıcalığı yoktur; gerçek ve tüzelkişiler, hak ve fiil ehliyeti açısından genel ve eşittirler. Türk medeni hukuku laiktir. Dinin, hak ehliyetine etkisi yoktur; ayrı dinden olmak, hak ehliyetini zedelemez. Medeni hukuk, özel hukuk alanında, Türk hukukunda laiklik uygulamasına ilk geçiştir.

Değerli milletvekilleri, Medeni Kanunumuzun en çok tenkit edilen çağdaş düzenlemelerin gerisinde kaldığı iddiası, en çok değişiklik talepleri aile hukuku alanındadır. Demokrasinin temel koşulu, eşitliğin yaşama yansıtılmasının gereği, kadın erkek eşitliğinin savunucuları, medeni haklardan yararlanmada, borçlara ehil olmada ve hakları kullanmada, bir başka ifadeyle haklarda eşitlik, sorumlulukta eşitlik, temsilde eşitlik, paylaşımda eşitlik talep ettiler. Kadın erkek eşitliği, bir lütuf değil, çağdaş uygarlığın, yeni değişikliğiyle Anayasamızın ve imzaladığımız uluslararası sözleşmelerin gereğidir. Kadın erkek eşitliğini, yasalar ve toplum önünde sağlamak, çağdaş uygarlığın, 21 inci Yüzyıldaki çizgisidir. Bu çizgide, kadın erkek, ailenin tek sorumlusu değil, ortak sorumlusudur.

Medeni Kanunumuzun değişim sürecinde toplumu hareketlendiren, yasa koyucuya şevk veren, göreve davet eden kadın kuruluşları, barolarımızın kadın komisyonları, üniversitelerimiz, siyasî partilerin kadın komisyonları, Anayasa Mahkemesi kararları, Medenî Kanunun değişiminde toplumun dinamik gücü olmuşlardır. Yürüyüşler, mitingler, seminerler, sempozyumlar, basın toplantıları, imza kampanyalarıyla, hep bir ağızdan "medenî ülkede medenî kanun", "ailede demokrasi, toplumda demokrasi", "eşit hak, eşit katılım", "erkek Meclis, duy sesimizi" diyerek haykıran kadınlarımız büyük iş başarmışlardır. Kendilerini kutluyorum; ancak, kadın-erkek eşitliği sorunu, yalnız kadınlarımızı değil, erkeklerimizi de ilgilendiren sorundur. Kadınlarımız müsterih olsun ki, erkeklerin yüreği de kadınlarımız için çarpar.

Değerli milletvekilleri, 21 inci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeniden yapılanmaya ilişkin çok sayıda tasarı ya da teklifi yasalaştıran, anayasal tarihinde ilk defa, sivil inisiyatifle Anayasanın 34 maddesini değiştiren Meclistir. Elli yıldır tartışılan, Medenî Kanuna ilişkin değişiklikleri de başarıya gerçekleştireceğiz. Meclisin -her türlü özverisine rağmen- vekilleri ile milletinin arasını açmaya çalışan, demokrasiyi özümsememiş felaket tellallarına yeni bir ders vermiş olacağız.

Türk Medenî Kanunu Tasarısının kabulü, hukuk sistemimizde, uygarlık yolculuğunda çok önemli bir kilometre taşı olacaktır. Haklarda, borçlarda, paylaşımda, temsilde eşitlik ilkesine dayanan bu yasa, Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinde elimizi güçlendirmiştir.

Kadın-erkek eşitliğinde, teoriyi pratiğe, söylemi eyleme dönüştürecek olan

güç, toplumun eğitim düzeyi ve yargının gücüdür, güçlü yargıdır. Bu konuda ciddî adımlar atılması temennimizdir.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz ve inşallah yasalaştıracağımız tasarının bireye mutluluk, topluma huzur getirmesini diliyorum. Gelecek nesiller, 21 inci Dönem milletvekillerini, bu çalışmaları nedeniyle sevgi ve saygıyla anacaklardır.

Medenî Kanun çalışmalarımızda tüm gruplara başarılar diliyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerini, Anavatan Partisi ve şahsım adına kutluyorum, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslan.



DİĞER KONUŞMALAR
AKP GRUBU
MHP GRUBU
ANAP GRUBU
DSP GRUBU
SP GRUBU
DYP GRUBU
KİŞİSEL KONUŞMALAR
ADALET BAKANI


(26 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.