| TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Saygın ve Aslan'ın
konuşmaları:
BAŞKAN - Şimdi, söz sırası, Anavatan Partisi adına birinci konuşmacı
olarak İzmir Milletvekili Sayın Işılay Saygın'ın.
Buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Saygın, siz de 20'şer dakika mı paylaştınız?
IŞILAY SAYGIN (İzmir) - Evet.
BAŞKAN - Peki. Buyurun efendim.
ANAP GRUBU ADINA IŞILAY SAYGIN (İzmir) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Türk Medenî Kanunu Tasarısının tümü üzerinde Anavatan
Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Meclisimizin siz saygıdeğer üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği gibi, ülkemizde çağdaş, uygar bir yaşam biçiminin yerleştirilmesi
amacıyla, cumhuriyetin kuruluşunu izleyen yıllarda yapılan devrimlerin
temeli, hukuk devrimine dayanır. 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilerek,
4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren Medenî Kanunumuz, hukuk devriminin
en temel yasasıdır; 7'den 70'e, herkesi ilgilendirmektedir.
Kişilerin özel yaşam ilişkilerini, doğumundan başlayarak, ölümüne ve
ölümünden sonrasına kadar düzenleyen Medenî Kanun 1926 yılında kabul edildiği
zaman, aile hukuku bölümünde köklü bir reformu yaşama geçirmiştir; ancak,
yaşamın hızla gelişen ve değişen koşulları karşısında, bu kurallar yetersiz
kalmıştır. Bu nedenle, Medenî Kanunun devrimci ve eşitlikçi özüne dokunulmaksızın,
çağın sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmelerine uygun değişikliklerin
yapılanması, yenilenmesi zorunlu olmuştur.
Medenî Kanunda değişikliklerin bir an evvel yapılması için, kadın kuruluşları,
her platformda konuyu gündeme getirmişler, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi
Kadın Araştırmaları Merkezince, hukukçu kadınlarla birlikte hazırladıkları
medenî kanun taslağını imzaya açmışlar ve 100 000 imza toplayarak, kampanya
başlatmışlardır. Toplanan imzalar ve taslak "eşit hak, eşit katılım ve
ailede demokrasi, toplumda demokrasi" söylemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına -Sayın Başkanımız Cindoruk'ken- sunulmuştur. Bu vesileyle,
tüm kadın dernekleri, Medenî Kanunun değişmesini, günün şartlarına uyarlanmasını
talep edegelmişlerdir.
Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan komisyonlar, 1971 ve daha sonra
1984 yıllarında çalışmışlar; ancak, çalışmalar Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulamamıştır.
Adalet Bakanlarımızdan Sayın Seyfi Oktay zamanında, 1994 yılında bilim
adamları ve uygulayıcılardan oluşan 36 Kişilik bir medeni kanun komisyonu
kurulmuş, çalışmalara başlamıştır.
Daha sonra, Adalet Bakanlığına, 55 inci hükümet döneminde, Sayın Oltan
Sungurlu atanmış, çalışmaları çabuklaştırmış, Devlet Bakanlığım zamanında
Adalet Bakanlığıyla birlikte çalışılarak Medeni Kanunun günün şartlarına
uygun hale gelmesi sağlanmıştır.
Bu dönemde, 36 kişilik komisyona başkanlık yapan Medeni Hukuk Profesörü
Sayın Turgut Akıntürk tarafından, Medeni Kanunun kabulünün yıldönümünde,
17 Şubat 1998'de, Adalet Bakanı Sayın Oltan Sungurlu ve Devlet Bakanı olarak
benim de bulunduğum bir toplantıda, yapılan çalışmalar, Medeni Kanun, sivil
toplum kuruluşları, üniversite, kamu kurum-kuruluşlarının temsilcilerine
anlatılmıştır. Daha sonra da çeşitli platformlarda tartışılan kanun taslağı
son şeklini alarak hükümete sunulmuştur.
30 Aralık 1999 tarihinde, hükümet tasarıyı inceleyerek Türkiye Büyük
Millet Meclisine sevk etmiştir. Yasa tasarısı, erken seçim kararı alındığı
için Mecliste görüşülememiş ve kadük olmuştur.
Tasarının bu hale gelmesinde emeği geçenlerin hepsine candan teşekkür
ediyorum.
Seçimden sonra 57 nci hükümet kurulmuş, Adalet Bakanlığına Sayın Hikmet
Sami Türk atanmış; o da, daha önce, 55 inci Hükümet döneminde hazırlanan
yasa tasarısını yeniden hükümete sunmuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine
sevkini sağlamıştır.
Tasarı, Adalet Komisyonunda ve alt komisyonda görüşülmüş, tartışılmış,
bazı değişiklikler ve düzenlemeler yapılarak son şeklini almıştır.
Bugün, Medeni Kanun Yasa Tasarısının geneli üzerinde görüşüyoruz. Medeni
Kanuna sahip çıkıp kanunun bir an evvel gündeme gelmesini sağlayan Adalet
Komisyonumuzun Değerli Başkanına ve Sayın Bakanımıza teşekkür ediyorum.
Toplam 1 030 maddeden oluşan Medeni Kanun Yasa Tasarısı, yürürlükteki
937 maddelik Medeni Kanunun sistematiğine bağlı kalınarak, başlangıç bölümüyle,
Kişiler Hukuku, Aile Hukuku, Miras Hukuku ve Eşya Hukuku başlığını taşıyan
dört kitap olarak düzenlenmiştir.
İsviçre Medeni Kanunundan çeviri yoluyla alınan Medeni Kanunun dili
eskimiş olduğundan, tasarı hazırlanırken, genellikle, Anayasada kullanılan
dil esas alınarak günümüz Türkçesine uygun biçimde sadeleştirilmiştir.
tasarının, kişiler hukuku, miras hukuku ve eşya hukuku bölümlerinde de
günümüzde ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak üzere önemli değişiklikler
yapılmıştır; ancak, devlet bakanlığım sırasında, özellikle yasalarda, kadın-erke
eşitliğinin sağlanması için gönüllü kadın kuruluşları ve bu konuda uzman
kadın hukukçularla işbirliği içinde yaptığım çalışmaları da göz önüne alarak
tasarıya ilişkin görüşlerimizi aile hukukuyla sınırlandırarak açıklamak
istiyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aile hukukunda eşler arası ilişkileri
düzenleyen birçok hüküm günümüzde kadın-erkek eşitsizliğini ve sonuçta
kadınların mağduriyetine yol açmaktaydı. Bu maddeler "eşlerin eşit haklara
sahip olması" ilkesine, uluslararası sözleşmelere ve Anayasaya aykırıdır
ve bu bakımdan değiştirilmesi zorunlu hale gelmiştir.
Anayasamızın 10 uncu maddesinde yer alan "herkes kanun önünde eşittir"
kuralı cinsiyete dayalı ayrımcılık yapılmamasını da öngörmektedir. Ayrıca,
geçtiğimiz günlerde Anayasa değişikliği paketinde kabul edilerek yürürlüğe
giren Anayasamızın 41 inci maddesindeki "aile Türk toplumunun temelidir"
cümlesine eklenen "ve eşler arasında eşitliğe dayanır" hükmü gereğince
aile içinde kadın-erkek eşitsizliğini içeren maddeler Anayasaya aykırılık
oluşturmaktadır.
Uluslararası hukuk açısından ise; başta, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın
önlenmesi sözleşmesi ve ek ihtiyari protokol olmak üzere taraf olduğumuz
diğer uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan taahhütlerimiz, yasalarda
var olan kadın-erkek eşitsizliğinin kaldırılmasını zorunlu kılmaktadır.
Öte yandan, Avrupa Birliğine uyum sürecinde ulusal programda kısa vadede
yapmayı taahhüt ettiklerimiz arasında Medeni Kanun değişikliği de yer almaktadır.
Bütün bu ulusal ve uluslararası hukukî nedenler yanında aile içinde eşlerin
eşit haklara sahip olmaları toplumsal açıdan da gerekli hale gelmiştir.
Bilindiği gibi, kamuoyu, Medeni Kanun değişikliğini sabırsızlıkla beklemektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün görüşmeye başladığımız Medeni
Kanun Tasarısının, evliliğin genel hükümlerinde "koca evlilik birliğinin
reisidir" hükmü ve buna bağlı olarak, kocaya üstün haklar tanıyan kurallar
kaldırılmış ve yerine "eşlerin eşit haklara sahip olmaları" ilkesi benimsenmiştir.
Örneğin, 186 ncı maddede "Eşler, oturacakları konutu birlikte seçerler,
birliği beraberce yönetirler. Eşler, birliğin giderlerine, güçleri oranında
emek ve mal varlığıyla katılırlar" denilmekte ve ilk defa ev içi emeğinin
bir maddî değer olduğu kabul edilmektedir.
"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda birlikte karar alır
ve uygularlar" kuralında da velayette eşitlik getirilerek "son sözün babada
olduğu" hükmünün kaldırıldığını görüyoruz.
Medeni Kanun Tasarısında, evliliğin genel hükümleri ve mal rejimleri,
haklarda ve sorumluluklarda eşitlik, temsilde ve paylaşımda eşitlik temeline
dayandırılmıştır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu konuda, bakanlığım sırasında
ve sonraki çalışmalarımda, gönüllü kadın kuruluşları, üniversitelerimizin
değerli hukukçularıyla işbirliği içerisinde ne kadar önem ve destek verdiğimi
tekrarlamaya gerek yok.
Hatırlayacağınız gibi, sizlerin desteğiyle 1997 yılında Medeni Kanunun,
kadının soyadına ilişkin 153 üncü maddesinde bir değişiklikle ilgili hazırlamış
olduğum kanun teklifi kanunlaşmıştı değerli oylarınızla. Kanunla, kadının,
kendi soyadını eşinin soyadının önünde kullanma imkânı ile kadının kimliğinin
korunması sağlanmıştı.
14 Mayıs 1997 tarihinde yapılan değişiklik, tasarıda aynen yer almaktadır.
Aile hukuku alanında küçük, ama umut ettiğimiz ve bugün gerçekleştirmeye
çalıştığımız aile hukuku reformunun başlangıcı olarak büyük önem taşıyan
bir değişikliktir.
Bu arada, gözden kaçırılmaması gereken bir husus da, eşitlik ilkesi
çerçevesinde, kadınlara karşı ayırımcılığın kaldırılmasına imkân sağlanırken,
aynı zamanda, kadınlara tanınan ayrıcalığa da son verilmekte ve eşit sorumluluk
yüklenmektedir. Örneğin, yürürlükteki kanunda, erkeğin, kadından yoksulluk
nafakası talep edebilmesi için, kadının hali refahta olması aranırken,
tasarıda, eşlerden, daha ağır kusuru olmayan her birinin diğerinden herhangi
başka bir koşul aranmaksızın nafaka talep edebileceği kabul edilmiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Medeni Kanun değişikliği sırasında
en çok gündeme gelen ve üzerinde en çok tartışılan, yasal mal rejimi konusu
olmuştur. Yürürlükteki kanunda, yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimi,
özellikle, boşanma durumunda, kadınların son derece mağdur olmalarına yol
açmaktadır. Kadınlar, yıllarca, evde veya işte çalışmış olsalar bile, emekleriyle
kazandıkları parayla, alınan ve gelenekler nedeniyle kocanın üzerine kaydettirilen
mallardan hiçbir pay alamamakta, hak iddia edememekteydiler. Aslında, kanunda,
evlilik süresince edinilen malların eşler arasında paylaşımına imkân sağlayan
sözleşmeyle seçilecek akdi mal rejimlerine mal ortaklığı ve mal birliği
rejimlerinde de yer verilmiştir; ama, Medeni Kanunun yürürlüğe girdiğinden
günümüze geçen 75 yıl içinde böyle bir seçime rastlanmamıştır. Bu nedenle,
yasal mal rejimi çok önemlidir. Tasarı ilk defa, 55 inci Hükümet döneminde
17 Şubat 1999 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulduğunda,
yasal mal rejimi olarak paylaşmalı mal ayrılığı rejimine yer verilmiştir.
Edinilmiş mallara katılma, mal ayrılığı ve mal ortaklığını noterde yapacakları
sözleşmeyle evlenmeden önce veya sonra veya evlenme sırasında yazılı beyanlarıyla
seçmedikleri takdirde, eşlerin, yasal mal rejimine tabi olacakları kabul
edilmişti. Tasarının gerekçesinde, paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin neden
düzenlendiğine ilişkin yapılan ayrıntılı açıklamada, edinilmiş mallara
katılma rejiminin uygulanma ve tasfiyesindeki zorluklar açık bir şekilde
ifade edilmekte ve anlatılmaktadır; bu, çok önemli bir durumdur.
Tasarı hazırlanırken, yürürlükteki yasal mal rejimi olan mal ayrılığının
değiştirilmesi komisyonda oybirliğiyle benimsenmiştir. İsviçre Medeni Kanununda
kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminin benimsenmesinin getireceği
yararlar yanında, tasfiyesinin âdeta bir anonim şirketin tasfiyesinden
karmaşık ve güç olması, aynı zamanda çok uzun sürede tamamlanabilmesi gibi
sakıncaları göz önünde bulundurulduğunda, bu rejiminin pek yararlı olamayacağı
sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki, İsviçreli hukukçuların büyük bir çoğunluğu, bu rejimin karmaşık
bir rejim olduğunu ve bu sebeple çok eleştiri aldığını ifade etmektedirler.
Diğer taraftan, İsviçre'de uzun süre geçerli olan mal birliği rejimi,
1988'de kabul ettikleri yeni rejimle büyük ölçüde benzerlik gösterdiğinden,
yeni rejime geçiş pek de zor olmamıştır. Oysa ülkemizde, 76 yıldır mal
ayrılığı rejimi geçerli olduğundan, bu rejimde, bir anda, hiç alışık olunmayan
çok yeni bir rejime geçmek, İsviçre'deki gibi kolay olmayacaktır. Bu nedenle,
komisyon, eşlerin, edinilmiş mallara katılma, mal ayrılığı ve mal ortaklığı
rejimlerinden birini sözleşmeyle seçebileceklerini, böyle bir seçim yapmadıkları
takdirde, paylaşmalı mal ayrılığının, yasal mal rejimi olarak uygulanacağını
kabul etmiştir.
İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve İzmir 9 Eylül Üniversitesi
Hukuk Fakültelerinin değerli öğretim üyeleri, tasarıya ilişkin hazırladıkları
raporlarda, paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin, yasal mal rejimi olarak
kabul edilmesinin doğru olduğunu, edinilmiş mallara katılma rejiminden
çok farklı olmadığını, bir çok yönüyle benzerlik taşıdığını, evlilik süresinde
edinilen malların eşit paylaşımı esasına dayandığını, tasfiyesi kolay ve
çabuk yapılabildiği için, kadınların daha çok yararına bir sistem olduğunu
belirtmişlerdir. Bu mal rejiminde, esas itibariyle, aynı tasfiye benimsenmiş
olduğundan, edinilmiş mallara katılmanın, tasfiye sürecinden yaşanan uzun
yıllar süren hesaplama zorluklarının bertaraf edilmiş olduğu önemle vurgulanmıştır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bazı çevrelerde, paylaşmalı mal
ayrılığı rejiminde, evlilik süresinde edinilen malların eşit paylaşılamayacağı
endişesi görülmektedir. Bu rejim yakından incelendiğinde, bu endişelerin
yerinde olmadığı görülecektir. Kaldı ki, tasarının, Adalet Komisyonunda
görüşülmesi sırasında, 250 nci maddesinin birinci fıkrasında "paylaşıma
esas olan malların sayıldığı hükme eklenen son cümle ile paylaştırmada
işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir" denilmek suretiyle, ticarî işletmelerin
de paylaştırma kapsamında olduğu açıkça ifade edilmektedir. Söz konusu
maddenin ikinci fıkrasındaysa, paylaşım dışı mallar sayılmıştır. Mal rejimlerinin
seçiminde ve oylanmasında, hukukî tercih yerine siyasî tercihin önplana
çıktığı, çalışmaları yakinen takip edenler tarafından ifade edilmektedir.
Bütün bu açıklamalara ve bilimsel raporlara rağmen, koalisyon hükümeti,
uzlaşma yoluyla, edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal mal rejimi olmasını
benimsemiştir. Ancak, ne yazık ki, bu defa, yürürlük kanunu tasarısının
mal rejimlerine ilişkin maddesinde yine uzlaşarak yapılan değişiklikle,
yasal mal rejiminin, mevcut evliliklere, kanunun yürürlüğe girmesinden
sonra uygulanmaya başlayacağı benimsenmiştir. Oysa, yürürlük kanunu tasarısının
söz konusu 10 uncu madde gerekçesinde, yasal mal rejimi olan mal ayrılığının
ülkemizde eşler arasında büyük haksızlıklara yol açtığı vurgulanarak, bu
mağduriyetin kaldırılması amacıyla, tasarının yasalaşmasıyla eşit paylaşıma
dayalı yasal mal rejiminin geçmişe etkili olarak eşlerin evlenme tarihinden
itibaren uygulanacağı kabul edilmişti. Yasal mal rejiminin mevcut evliliklere
evliliğin başlangıç tarihinden itibaren uygulanmaması sonucunu doğuran
bu düzenleme, milyonlarca evli kadının geçmiş emeklerine yapılmış büyük
bir haksızlıktır. Kanun, aslında, bu haksızlığın giderilmesi için çıkarılmak
istenmektedir. Bu bakımdan, mevcut evlilikler için kanunun fazla bir anlamı
kalmamıştır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yürürlükteki Medenî Kanunda, aile
içi ilişkiler konusunda karar alma yetkisi kocaya tanınmıştı; tasarıda,
eşlerin eşit haklara sahip olmaları ilkesinden hareketle, eşlerin birlikte
karar almaları öngörülmüştür. Eşlerin karar alma konusunda anlaşamamaları
halinde hâkime başvurmaları ve konunun hâkim tarafından karara bağlanması
kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra, tasarıda, birçok durumda hâkimin resen
işlem yapabileceğine yer verilmiştir. Bu bakımdan, Medenî Kanun Tasarısı
yasalaştığında, aile hukukuna ilişkin sorunların çözümüyle görevli aile
mahkemelerinin ihtisas mahkemeleri olarak kurulması, kanunun amacına uygun
olarak uygulanmasında önemli rol oynayacaktır. Aile mahkemelerinin kuruluşu,
görevleri ve işleyişine dair kanun teklifini, geçen yıl, Türkiye Büyük
Millet Meclisine vermiş olduğumu, bir an evvel yasalaşmasının yararlı olacağına
inandığımı belirtmek istiyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 21 inci Yüzyıl koşullarına uygun
yeni bir medenî kanuna sahip olmamızı sağlamak üzere, tasarının yasalaşmasına,
Anavatan Partisi olarak destek vereceğimizi bildirir; bu vesileyle, bu
yasanın toplumumuza hayırlı olması dileğiyle, tekrar hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Saygın.
Anavatan Partisi Grubu adına, ikinci konuşmayı yapmak üzere, Denizli
Milletvekili Sayın Beyhan Aslan; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
ANAP GRUBU ADINA BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, tarihî
günlerinden birini yaşıyor. Elli yıldır tartışılan, Türk Medenî Kanununda
değişiklik tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine başlıyoruz. Bu onuru birlikte
paylaştığım milletvekili arkadaşlarımı, şahsım ve Anavatan Partisi Grubu
adına kutluyorum; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bütün toplumlarda, medenî kanun, kişilerin doğumundan ölümüne kadar,
gerçek kişilerin, kişilerle, bir ölçüde devletle, bir ölçüde eşyayla olan
münasebetlerini düzenleyen, bireyi ve toplumsal yaşamı yakından ilgilendiren
temel kanundur. Medenî kanun, kulluktan yurttaşlığa geçişin belgesidir.
Hukuk tarihi açısından baktığınızda, medenî kanunlar, 1 500 yıl öncesine
uzanan, Roma hukukuna dayanan, tarihin en eski kanunlarıdır.
Değerli milletvekilleri, Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra başlayan
devrim hareketlerine hukuk alanında da ihtiyaç görülmüş, eski kanun ve
kurallar gözden geçirilerek, yeniden yapılanma sürecinde, ancak 300 maddesi
yürürlükte olan ve ihtiyaca cevap veremeyen Mecellenin yerine, çağı kucaklayan,
insanımızın ihtiyacına cevap veren medenî kanun arayışına girilmiştir.
Yeni medenî kanunun yapılabilmesi için komisyonlar kurulmuşsa da, sonuç
alınamamış, kurulan komisyonlardan da sonuç çıkmayınca, çağdaşlarına göre
yeni ve modern bir kanun oluşu, ferdiyetçi ve
liberal hükümler yanında, sosyal içerikli vasfı, metin olarak sade ve
açık yazılışı, kadın-erkek eşitliğine dayalı çağdaş, demokrat ve laik karakterli
olması gibi sebeplerle 1912 tarihli İsviçre Medenî Kanunu iktibas yöntemiyle
hukukumuza kazandırılmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2 nci Dönem milletvekillerince 17 Şubat
1926 tarihinde, gerekçesiyle birlikte, oybirliğiyle, büyük bir coşkuyla
kabul edilmiştir. 4 Nisan 1926 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanmış ve
4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu kanunun hukukumuza kazandırılmasında büyük emekleri olan Mustafa
Kemal Atatürk, devrin Adalet Bakanı Esat Mahmut Bozkurt ve 2 nci Dönem
saygıdeğer milletvekillerini rahmetle anıyorum.
Yürürlükteki 1926 tarihli Medenî Kanun cumhuriyet devriminin bir programı
olup, çağdaş Türk toplumu yaratma sürecinde atılmış önemli bir adımdır.
Medenî Kanun, hukuk alanında laikliğe dayalı ilk temel kanunumuzdur. 75
yıldır Türk hukuk sisteminin temel taşı olarak toplumun ihtiyaçlarını karşılamış,
bireyin hizmetinde olmuştur. Zaman zaman yasama tarafından değişikliğe
uğramışsa da ve yargı, özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarıyla boşluklar
doldurulmaya çalışılmışsa da, 75 yıl önce reform olan bu yasa, yaşamın
değişen ve gelişen koşullarına, teknolojik gelişmelere ayak uyduramayışı
gereği, çağdaş hukuk sistemlerinin gerisinde kalmıştır, ihtiyaçlara cevap
veremediği gerçeğiyle elli yıldır tartışılmaktadır.
Gerçekten, hukuk kuralları, yaşamın gelişen ve değişen koşullarına uygun
olarak değiştirilmezlerse toplumun gerisinde kalırlar. Toplumun ihtiyaçlarına
cevap veremezlerse, hukukun hedefi olan adil çözümü üretemezler. Yasalar,
toplumsal değişim ve gelişmelere paralel yürümek zorundadırlar. Hukukun
üstünlüğü ve insan haklarına saygının en üstün değer olduğu, hukuk ve adalet
duygularının hassaslaştığı günümüzde, aile hayatının uluslararası sözleşmelerde
konu edildiği çağdayız. İnsanca yaşamanın yeni kurumları ve kuralları ortaya
çıkmıştır. Değişim kaçınılmazdır. Medeni Kanun, sosyal olguların gerisinde
kalamaz.
Değerli milletvekilleri, Medeni Kanunun değiştirilmesi konusu, son sekiz
yılı yoğun tartışmalar olmak üzere, elli yıldır gündemde. Elli yıldır ileri
sürülen görüşler, yapılan tartışmalar, kurulan, dağılan komisyonlar, koalisyon
protokolleri, hükümet programları derken, 20 nci Yasama Döneminde 55 inci
hükümetin Sayın Başbakanı Yılmaz tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulan tasarı, erken seçimle kadük olmuştur. Başbakan Sayın Ecevit'in
tasarıyı 21 inci Dönemde yeniden yenilemesiyle tasarı tartışmaya açılmıştır.
Tasarı, kamuoyunda yapılan eleştiriler, öneriler dikkate alınarak, dil
ve içerik açısından yeniden gözden geçirilmiştir. Tasarı, aynı mahiyetteki
kanun teklifleriyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonunda
kurulan altkomisyonun süzgecinden geçtikten sonra, Adalet Komisyonu, altı
ayı aşkın bir sürede yaptığı 21 toplantı sonucu, bazı değişikliklerle tasarıyı
kabul etmiş, Genel Kurul da, öncelikle görüşülmesine karar vermiştir.
Genel Kurulda bugün görüşmelerine başladığımız metin, elli yıldır yapılan
çalışmaların, birikimlerin ürünüdür. Katkısı olan herkese, özellikle Adalet
Bakanlarımıza ve Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Medeni Kanun Tasarısı
Komisyon başkan ve üyelerine, saygıdeğer hocalarımıza, Yargıtayımızın değerli
üyelerine, Adalet Bakanlığı bürokratlarına, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
Adalet Komisyonunun Değerli Başkanına ve üyelerine, Anavatan Partisi Grubu
ve şahsım adına teşekkürü borç biliyorum. Yaptığınız çalışma ve katkılarla,
1926 tarihinde gerçekleştirilen hukuk devrimini 21 inci Yüzyıl koşullarında,
daha çağdaş, daha ileri bir çizgiye taşıdınız.
Günümüzde, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının ulaştığı
düzeyden ışık alarak konuyu irdelediniz. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunda tasarıyı görüşüyoruz. 1 030 maddeden ibaret olan Medenî Kanunla,
yürütme ve uygulamaya ilişkin olarak 25 maddelik tasarının da, önemine
binaen, bir an önce yasalaşmasının gerçekleşmesi gerekiyor. Bu açıdan,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan 6 siyasî partinin katkılarıyla,
Danışma Kurulunda oybirliğiyle alınan kararla, yasa tasarıları, İçtüzüğümüzün
91 inci maddesi gereği, temel yasa olarak görüşülecektir. Bütün gruplara
teşekkür ederken, özellikle muhalefetin gösterdiği anlayış ve uzlaşmacı
tutum takdirle anılacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının gerekçesi, özü itibariyle
1926 tarihli Medenî Kanunun gerekçesinin tekrarıdır. Devrin Adalet Bakanı
Sayın Esat Mahmut Bozkurt tarafından kaleme alınan gerekçe, bugün dahi
hayatiyetini korumaktadır. Medenî Kanunun Türk toplumuna kazandırılmasındaki
amaç, Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmaktır; aynı hedef
bugün de geçerlidir. Bazı çevreler, 1926 tarihli Medenî Kanunun gerekçesinin
aynen alınmadığını, Medenî Kanunun laiklik karakterinin saklanmaya çalışıldığını
iddia etmişlerdir. Gerekçeyi tenkit eden bir başka görüş de -ki bu görüşlerini
Adalet Komisyonunda muhalefet şerhleriyle ifade etmişlerdir- gerekçede,
Türk toplumunun tarihin derinliklerinden bugüne, 21 inci Yüzyıla süzülüp
gelen tarihî, millî, dinî ve kültürel değerleri açıkça aşağılayıcı cümlelerden
oluştuğu şeklindedir. Biz, her iki zıt görüşe de katılmıyoruz. Görüştüğümüz
tasarının gerekçesi dikkatle okunup değerlendirilirse, Medenî Kanunun içeriği
incelenirse, Esat Mahmut Bozkurt'un hayatı ve eserleri dikkatle incelenirse,
Medenî Kanunun laiklik yapısının korunduğu açıkça anlaşılır.
Gerekçede aşağılandığı iddia edilen tarihî, millî, dinî ve kültürel
değerlerimiz değildir. Tarihimize sığınmak, millî, dinî, kültürel değerlerimize
sadakat, her Türk vatandaşının görevidir. Esat Mahmut'ça konu edilen, yüce
dinimizin de karşı olduğu, gerçek din olmadığı halde onun yerine geçen
hurafelerdir. Örf ve âdetler, akıl ve ilim ölçülerine uymuyorlarsa, İslama
da uymaz; kendiliklerinden tarihin çöplüğüne atılırlar. Kastedilenin, tarih,
din, kültür değil, batıl inançlar ve hurafeler olduğu açıktır. Esat Mahmut
Bozkurt Beyin hayatını bütünüyle değerlendirirsek, gerekçede yapılan itirazları
haklı bulmuyoruz. Gerekçenin, sadeleştirilerek, anlaşılır bir ifadeyle
bugüne taşınması isabetli olmuştur. Gerekçe, Türk toplumuna aydınlık ve
çağdaş bakışı yansıtan bir belge niteliğindedir.
Değerli milletvekilleri, aradan geçen uzun zaman diliminde, Medenî Kanunun
dili eskimiştir. Tasarıda kullanılan kelime, deyim ve terimlerin, yeni
kuşaklar tarafından kolayca anlaşılır olmasına özen gösterilmiştir. Ölçü
olarak Anayasa dili esas alınmıştır. Türkçe karşılığı bulunamayan kavram
ve terimler korunmuştur. Terim birliği korunmaya çalışılmıştır. İdeal bir
dil olmasa da, dil açısından, ciddî oranda iyileştirilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Medenî Kanun başlangıç hükümleri,
Medenî Kanun, Borçlar Kanunu, hatta, hukukun tümünde önemli görülen genel
nitelikli kurallardır. Bu kurallar, Türk medenî hukukun uygulanmasına,
hukukun kaynaklarına, yorumlanmasına, yargıcın hukuk boşluğunu doldurma
yetkisine, iyi niyet, doğruluk ve güven ilkesine, yargıcın takdir yetkisine,
ispat yönüne ilişkindir. Bu kuralların özümsenmesi, adaletin en iyi şekilde
tecellisinin güvencesidir.
Kişiler hukuku -kişi, hukukî bir terim olarak, medenî haklardan yararlanan
varlıktır- kişilik, ne zaman başlar, ne zaman son bulur, hak ve sorumlulukları
nelerdir, sınırı nedir; tüzelkişilerin, özellikle dernekler ve vakıfların
kuruluşu, işleyişi, sona erişi, fiil ehliyetleri nelerdir; bunları düzenler.
İkinci kitap, aile hukukudur. İnsan, doğar doğmaz "aile" adı verilen
bir topluluğa dahil olur. Aile, toplumun temel taşıdır. Aileye verilen
önem -ki, anayasalarda "ailenin korunması" başlığıyla yer almıştır- Anayasanın
41 inci maddesinde "aile, Türk toplumunun temelidir. Devlet, ailenin huzur
ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının
öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı
kurar" denilmektedir.
Aile hukukumuz üç ayrı kısımdan oluşur: Evlilik, hısımlık, vesayet.
Bu bölümde, aile nedir, kimlerden oluşur, aile fertlerinin karşılıklı hak
ve yükümlülüklerinin kuralları nelerdir, onları buluruz.
Medeni Kanunun üçüncü kitabı miras hukukudur. Kitapta, miras hukukunun
başlıca kuralları yer alır. Ölüm, kişiliği sona erdirir. Ölümden sonra,
ölenin mal varlığının durumu, kimlere, nasıl intikal edecektir, ne biçimde
intikal edecektir; bir başka ifadeyle, mirasın açılmasını, mirasın hükümlerini,
mirasın paylaştırılmasının kurallarını düzenler.
Eşya hukuku, bir başka deyişle ayni haklar, Medeni Kanunumuzun son kitabıdır,
dördüncü kitaptır. Mülkiyetten gayri ayni hakları; yani, ipoteği, rehni
inceler, zilyetlik ve tapu siciline ilişkin kuralları değerlendirir.
Borçlar hukuku da, aslında medeni hukukun bir dalı olarak telakki edilir;
ancak, bizim hukukumuzda borçlar hukuku, Medeni Kanunun bir parçası değil,
ayrı olarak değerlendirilmiş, ayrı bir kanun olarak görülmüştür. Diğer
ülkelerin büyük bölümünde, borçlar hukuku medeni kanunun bir parçası olarak
mütalaa edilmiştir.
Değerli milletvekilleri, Türk medeni hukukunun kendisine özgü nitelikleri
mevcuttur. Türk medeni hukuku, eşitlik ilkesini benimser. Kadın- erkek,
zengin-fakir, yaşı ne olursa olsun, herkese uygulanır. Tüzelkişiler de
aynı hak ve fiil ehliyetine sahiptir.
Türk medeni hukuku millîdir. Kural olarak Türk vatandaşlarına uygulanır.
Bazı şartların oluşumu dışında yabancılara uygulanmaz.
Türk medeni hukuku yazılıdır. Büyük kısmı yazılı kurallardan oluşur.
Örf ve âdet hukukuna oldukça az yer verilmiştir.
Türk medeni hukuku, inkılapçı özelliğiyle yeni bir yaşam ve yeni bir
hukuk yaratma, yeni bir toplum oluşturma, uygar dünyayla bütünleşme özelliği
itibariyle inkılapçı bir karaktere sahiptir. Türk medeni hukuku, ferdiyetçi
ve özgürlükçüdür; toplum içerisinde bireyi koruyan hükümlere yer verir;
fertlere, girişim özgürlüğünü sağlar; sözleşme serbestiyetine, irade muhtariyetine
yer vermiştir. Türk medeni hukuku, sosyal eğilimli bir hukuk dalıdır; kişisel
çıkarlar ve yararlar ile toplumun çıkar ve yararları arasında adil bir
denge kurmayı amaçlar. Türk medeni hukuku, demokratik ilkeleri benimser;
belirli bir zümreye mensubiyetin ayrıcalığı yoktur; gerçek ve tüzelkişiler,
hak ve fiil ehliyeti açısından genel ve eşittirler. Türk medeni hukuku
laiktir. Dinin, hak ehliyetine etkisi yoktur; ayrı dinden olmak, hak ehliyetini
zedelemez. Medeni hukuk, özel hukuk alanında, Türk hukukunda laiklik uygulamasına
ilk geçiştir.
Değerli milletvekilleri, Medeni Kanunumuzun en çok tenkit edilen çağdaş
düzenlemelerin gerisinde kaldığı iddiası, en çok değişiklik talepleri aile
hukuku alanındadır. Demokrasinin temel koşulu, eşitliğin yaşama yansıtılmasının
gereği, kadın erkek eşitliğinin savunucuları, medeni haklardan yararlanmada,
borçlara ehil olmada ve hakları kullanmada, bir başka ifadeyle haklarda
eşitlik, sorumlulukta eşitlik, temsilde eşitlik, paylaşımda eşitlik talep
ettiler. Kadın erkek eşitliği, bir lütuf değil, çağdaş uygarlığın, yeni
değişikliğiyle Anayasamızın ve imzaladığımız uluslararası sözleşmelerin
gereğidir. Kadın erkek eşitliğini, yasalar ve toplum önünde sağlamak, çağdaş
uygarlığın, 21 inci Yüzyıldaki çizgisidir. Bu çizgide, kadın erkek, ailenin
tek sorumlusu değil, ortak sorumlusudur.
Medeni Kanunumuzun değişim sürecinde toplumu hareketlendiren, yasa koyucuya
şevk veren, göreve davet eden kadın kuruluşları, barolarımızın kadın komisyonları,
üniversitelerimiz, siyasî partilerin kadın komisyonları, Anayasa Mahkemesi
kararları, Medenî Kanunun değişiminde toplumun dinamik gücü olmuşlardır.
Yürüyüşler, mitingler, seminerler, sempozyumlar, basın toplantıları, imza
kampanyalarıyla, hep bir ağızdan "medenî ülkede medenî kanun", "ailede
demokrasi, toplumda demokrasi", "eşit hak, eşit katılım", "erkek Meclis,
duy sesimizi" diyerek haykıran kadınlarımız büyük iş başarmışlardır. Kendilerini
kutluyorum; ancak, kadın-erkek eşitliği sorunu, yalnız kadınlarımızı değil,
erkeklerimizi de ilgilendiren sorundur. Kadınlarımız müsterih olsun ki,
erkeklerin yüreği de kadınlarımız için çarpar.
Değerli milletvekilleri, 21 inci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi,
yeniden yapılanmaya ilişkin çok sayıda tasarı ya da teklifi yasalaştıran,
anayasal tarihinde ilk defa, sivil inisiyatifle Anayasanın 34 maddesini
değiştiren Meclistir. Elli yıldır tartışılan, Medenî Kanuna ilişkin değişiklikleri
de başarıya gerçekleştireceğiz. Meclisin -her türlü özverisine rağmen-
vekilleri ile milletinin arasını açmaya çalışan, demokrasiyi özümsememiş
felaket tellallarına yeni bir ders vermiş olacağız.
Türk Medenî Kanunu Tasarısının kabulü, hukuk sistemimizde, uygarlık
yolculuğunda çok önemli bir kilometre taşı olacaktır. Haklarda, borçlarda,
paylaşımda, temsilde eşitlik ilkesine dayanan bu yasa, Avrupa Birliğine
tam üyelik sürecinde elimizi güçlendirmiştir.
Kadın-erkek eşitliğinde, teoriyi pratiğe, söylemi eyleme dönüştürecek
olan
güç, toplumun eğitim düzeyi ve yargının gücüdür, güçlü yargıdır. Bu
konuda ciddî adımlar atılması temennimizdir.
Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz ve inşallah yasalaştıracağımız
tasarının bireye mutluluk, topluma huzur getirmesini diliyorum. Gelecek
nesiller, 21 inci Dönem milletvekillerini, bu çalışmaları nedeniyle sevgi
ve saygıyla anacaklardır.
Medenî Kanun çalışmalarımızda tüm gruplara başarılar diliyorum. Türkiye
Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerini, Anavatan Partisi ve şahsım adına
kutluyorum, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslan. |