Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DİĞER KONUŞMALAR
MEDENİ KANUN ANA SAYFA

TÜRK MEDENİ KANUNU...
TBMM Genel Kurulu görüşmeleri... (4)
24 Ekim 2001
Türk Medeni Kanunu Tasarısı'nın tümü üzerinde Demokratik Sol Parti (DSP) Grubu'nun görüşlerini Hatay Milletvekili Ali Günay açıkladı.
 
 
TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Günay'ın konuşması:

BAŞKAN - Söz sırası Demokratik Sol Parti Grubunda. Hatay Milletvekili Sayın Ali Günay; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Günay, konuşma süreniz 40 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA ALİ GÜNAY (Hatay) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlarken Demokratik Sol Parti Grubu adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Görüşmeye başladığımız 723 sıra sayılı ve yürürlük maddeleri hariç 1 027 maddeden oluşan Türk Medenî Kanunu Tasarısını, madde madde oylamaya konulmaksızın bir bütün halinde görüşüyoruz. Şu an yürürlükte olan 743 no'lu Türk Kanunu Medenîsi de Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir bütün halinde görüşülerek 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilmişti. Millet ve ülke yararı söz konusu olduğunda, geçmişte olduğu gibi bugün de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, iktidarı ve muhalefetiyle birlik içinde hareket etmesinin güzelliğini yaşamaktayız. Madde madde görüşülmesi ve oylanması halinde yasalaşması için çok uzun bir zamanı gerektirecek olan bu tasarının bir bütün halinde görüşülmesiyle birkaç gün içinde kanunlaşması mümkün olabilecektir.

Ülkemizde yürürlükteki Medenî Kanunun yapılması 75 yıl öncesine dayanır. Bilindiği gibi, Medenî Kanun öncesinde, bizde, medenî hukuk kuralları, dinî esaslara dayanıyordu. O günden bugüne kadar geçen zaman içinde yürürlükteki hukuk kuralları değişmiş ve bugünlere gelinmiştir.

Toplum içinde yaşayan insanların güven ihtiyacı, toplum hayatının bir düzene bağlı olmasını gerekli kılmıştır. Başkalarının saldırısından, keyfî davranışlarından zarar görmeme ve haksızlığa uğramama isteği, hukuk dediğimiz toplum düzeninin sağlanmasına yarayan kuralların oluşmasını gerekli kılmıştır.

Hukuk kuralları, Roma hukukundan beri devam eden, klasik bir ayırımla, kamu hukuku ve özel hukuk kuralları olmak üzere ikiye ayrılır. Görüşme konumuzu ilgilendiren hukuk kuralı, özel hukuk kurallarıdır. Özel hukuk kurallarının amacı, kişilerin özel menfaalarını korumak olup, eşit şartlara ve yetkilere sahip olan ve biri diğerinden üstün sayılmayan kişiler arasındaki ilişkileri düzenler. Özel hukukun en önemli kolu medenî hukuktur; çünkü, bu hukuk kolu, doğum öncesinden ölüme kadar olan zaman içinde, şahsın sosyal, iktisadî ve hukukî çeşitli ilişkilerini düzenler. Uyguladığımız medenî hukuk kurallarında nereden nereye geldiğimizi bilmek bakımından, bu hususlara değinmeyi gerekli ve faydalı görüyorum.

Osmanlı İmparatorluğunun özel hukuku İslam dininin esaslarına dayanıyordu ve İslam hukukunun dört kaynağı vardı. Bunların başında, bildiğiniz gibi, Kuran gelir; fakat, Kuran'da özel hukuka dair olan hükümler, sadece evlenme ve mirasla ilgilidir.

İkinci kaynak, Peygamberin kural haline getirilen sözlerinden ve davranışlarından ibaret olan sünnettir.

Üçüncü kaynak, icmadır. İslam bilginlerinin, yeni meselelere ait çözüm tarzlarını, Kur'an'ın ve sünnetin esaslarını göz önünde tutarak tayinde birleşmeleri olan icma, Peygamberin vefatından sonra hukuk kaynağı olmuştur.

İslam hukukunun dördüncü kaynağı kıyastır. Bazen bir mesele hakkında diğer üç kaynaktan hiçbir hüküm bulunmaması halinde, bir hukukçu veya yargıç, bu kaynaklardaki benzer meselelere ilişkin kurallara bakarak bunlara uygun düşen çözüm tarzını bulur ki, buna kıyas denmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu, bu dinî nitelikteki hukuku yüzyıllar boyunca uyguladı.

Osmanlı İmparatorluğunda, Tanzimattan sonra hukuk müesseselerinin kanun koyma yoluyla düzenlenmesine girişildi. Batı devletleri mevzuatı örnek alınarak kanunlar yapılmaya veya yerli kaynaklara dayanılarak orijinal kanunlar hazırlanmaya başlandı. Medenî hukuk alanının yazılı düzene bağlanmasıyla ilgili olarak, Fransız Medenî Kanununun iktibası fikri ortaya atılmışsa da, Ahmet Cevdet Paşa'nın çabası sonucunda, fıkıh esaslarına dayalı yerli bir kanun yapılması fikri kabul edilerek, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye hazırlanmıştır.

Mecelle, İmparatorluğun eksik kalmış bir medenî kanunu sayılabilir. Eski medenî kanunumuz olan Mecelle, bildiğiniz gibi, 1851 maddeyi ihtiva etmekteydi. Dinî temellere dayanan ve orijinal bir nitelik taşıyan bu kanunda, genel olarak, fıkıh ilminin mal, borç ve dava ilişkileri bölümü üzerinde durulmuştu. Şahıslar hukuku, aile hukuku ile miras hukukunun tümü ve eşya hukukunun bazı önemli konuları Mecellenin dışında bırakılmıştı. Bu kanun, modern ihtiyaçları karşılamaktan uzaktı ve Medenî Kanunun kabulüne kadar Türk toplumu modern bir kanundan yoksun kalmıştı.

Cumhuriyetin ilanından sonra, özellikle, kadın erkek eşitliğini sağlamayı, aile düzenini medenî esaslara göre düzenlemeyi, eski miras usullerini terk etmeyi, modern hukuk müesseselerini getirmeyi hedefleyen hukuk devrimini gerçekleştirme işine girişildi. Yapılan çalışmalar sonucunda memleketimizin özelliklerine uygun bir medenî kanun hazırlanması hususunda kurulmuş olan kanun hazırlama komisyonlarının çalışmaları başarı vaat etmeyince, Batı devletlerinden birinin medeni kanununun Türk Medenî Kanunu olarak alınması görüşü benimsenmiş ve İsviçre Medenî Kanununun bazı değişikliklerle bir bütün halinde iktibası kararlaştırılmıştır.

O devirlerde, İsviçre Medenî Kanununun dünya medenî kanunları içinde en yenisi, anlaşılması en kolay, en pratiği olması, bu kanunda kadın erkek eşitliğine dayanan aile hukukunun güzel tanzim edilmiş olması, bunun yanı sıra da İsviçre'de okuyan hukukçuların Türkiye'de idare başına geçmiş olması, Türkiye'de Fransızca bilenlerin çok olması nedeniyle tercümenin daha kolay ve çabuk yapılmasına imkân bulunması, İsviçre Medenî Kanununun Türk Medenî Kanununa örnek olarak seçilmesine sebep olmuştur.

Oluşturulan bir komisyon tarafından, İsviçre Medenî Kanununun Fransızca metni Türkçeye çevrilmek suretiyle Türk Medenî Kanunu Tasarısı hazırlanmış ve bu tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, şimdi olduğu gibi, madde madde oylamaya konulmaksızın, bir bütün halinde görüşülerek, 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilmiş ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yürürlük ve yürütme maddeleri dahil 937 maddeden ibaret olan 743 nolu Türk Kanunu Medenisi, bir Başlangıç ile Şahıslar Hukuku, Aile Hukuku, Miras Hukuku ve Eşya Hukuku olmak üzere, 4 kitaba ayrılmıştır.

Şahıslar Hukukunun konusunu, şahısların çeşitleri, şahsiyetin başlangıcı, şahısların ehliyetleri, hısımlık, ikametgah, ad, şahsiyetin korunması ve sona ermesi teşkil etmektedir; yani, Şahıslar Hukukunun konusunu, şahıslar teşkil etmektedir.

Aile Hukukunun konusunu ise, nişanlanma, evliliğin meydana gelmesinden sona ermesine kadar eşler arasındaki çeşitli ilişkiler, nesep ve vesayet teşkil etmektedir.

Miras Hukukunda ise, şahsiyetin sonra ermesinden sonra mal varlığının kimlere, ne suretle geçeceği düzenlenmektedir.

Eşya Hukukunda ise, şahısların eşya üzerinde sahip oldukları haklar bakımından olan ilişkiler incelenmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Medenî Kanun ana hatları itibariyle ulusal yapımıza uygun bulunmakla beraber, geçen zaman içinde toplum hayatının durmadan değişen ve artan ihtiyaçları yeni hukuk kurallarının doğumuna yol açtığından, Medenî Kanunda bir düzeltmeye veya değişikliğe ihtiyaç duyulduğu genel olarak kabul edilmektedir. Medenî Kanunda birçok çeviri yanlışı bulunduğu gibi, maddelerin metninde kullanılmış olan dil, kanunun kabul edildiği zaman için mükemmel kabul edilebilirse de, bugün için artık mükemmel olmaktan uzak kalmıştır. Hiçbir kanun koyucu da, toplum hayatının ortaya çıkarabileceği bütün ilişkileri düzenleyen kuralları düşünüp bulmak yeteneğine sahip olamaz. Bu nedenle, çeviri yanlışlarından ve dil aksaklıklarından başka, Medenî Kanunda ihtiyacı karşılamayan veya ihtiyaca uymayan bazı hükümlere de rastlamak mümkündür. Bu hususların giderilmesinde fayda görülmüş ve yeni bir Türk Medenî Kanunu Tasarısı hazırlanmıştır. 1027 esas madde ile yürürlüğe ait 3 maddeden ibaret olan bu tasarı, yürürlükteki kanunda olduğu gibi bir Başlangıç ile Kişiler Hukuku, Aile Hukuku, Miras Hukuku ve Eşya Hukuku başlığını taşıyan 4 kitaptan oluşmaktadır.

Tasarıda, genellikle, Anayasada kullanılan dil esas alınmış; bir çok kavram, deyim ve terim günümüzde yerleşmiş yeni karşılıklarıyla değiştirilmiş; yürürlükteki kanundaki eskimiş olan ifadeler kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmüştür. Değiştirilen ifadelerin bir kısmında aşırıya kaçılmış diye de, tasarı, Adalet Komisyonunda görüşülürken, bir kısım komisyon üyelerinin bu hususa yönelik tenkidi de söz konusu olmuştur.

Tasarıda Başlangıç bölümü, yürürlükteki kanunda olduğu gibi 7 maddeden ibaret kalmış; ifadelerin daha kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmesiyle yetinilmiştir.

Tasarıda Birinci Kitap olan "Kişiler Hukuku" düzenlemesi 8 inci maddeden başlayıp 117 nci maddeye kadar devam etmiştir. Günümüzde ortaya çıkan birtakım yeni ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla tasarıda bazı konularda önemli değişiklikler öngörülmüştür. Örneğin: kadın erkek eşitliği zedelenir düşüncesiyle yürürlükteki yasanın 21 inci maddesindeki "kocanın ikametgâhı karının ikametgâhı addolunur" hükmü tasarıya alınmamıştır.

Tasarıda derneklerle ilgili hükümler ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş, düzenleme bakımından dernekler ile vakıflar arasında bir denge sağlanmıştır.

Tasarıda İkinci Kitap olan "Aile Hukuku" düzenlemesi 118 inci maddeden başlayıp 494 üncü maddeye kadar devam etmiştir. Değişikliklerin önemli ve oldukça büyük bir kısmı aile hukuku alanında ve özellikle, kadın erkek eşitliğini zedelediği iddia edilen hükümlerde yapılmış ve eşitlik ilkesine ters düşen düzenlemelerin hepsi değiştirilmiştir. Yürürlükteki Kanunun 88 inci maddesine göre normal evlenme yaşı erkek için 17, kadın için 15 yaşı bitirmesi; olağanüstü evlenme yaşı olarak da erkek için 15, kadın için 14 yaşı bitirmesi öngörülmüştür. Tasarının 124 üncü maddesiyle normal evlenme yaşı ve olağanüstü evlenme yaşı kadın erkek farkı kaldırılarak düzenlenmiştir. Tasarıda normal evlenme yaşı, kadın-erkek ayırımı yapılmaksızın 17 yaşın bitirilmesi, olağanüstü evlenme yaşı olarak da 16 yaşın bitirilmesi öngörülmüştür.

Evlenmeleri tıbbi açıdan sakınca doğurmayacak olan, bazı önemsiz akıl hastalarının evlenmelerine de imkân tanınmıştır.

Onur kırıcı davranış, boşanma nedenleri arasına eklenmiştir.

Eşlerin barışma ve bir araya gelme ihtimalinin daha uzun bir sürede gerçekleşebileceği düşünülerek, terk nedeniyle boşanmadaki 3 aylık süre, 6 aya çıkarılmıştır.

Yürürlükteki kanunun 141 inci maddesine göre, boşanan kadın bekârlık soyadını almakta ve evlenmeden önceki soyadını alamamaktadır. Oysaki, boşanan kadının bekârlık soyadı yerine, evlenmeden önceki soyadını kullanmasında yararı bulunabilir. Bir önceki evliliğinden çocuk sahibi olan ve dul iken evlenen ve daha sonra boşanan kadın, çocuklarıyla aynı soyadı kullanmak isteyebilir. Bu nedenle, tasarıda, kadının dulluk soyadına dönmesi kuralı kabul edilmiş ve dilerse, hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin isteyebileceği istisnası öngörülmüştür.

Tasarının 177 inci maddesine yapılan düzenlemeyle, boşanmadan sonra açılacak yeni nafaka davaları ya da hükmedilmiş nafakanın artırılması veya azaltılması davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemeleri yetkili kılınmış ve bu sayede, ekonomik yönden güçsüz durumda olan nafaka alacaklılarının, nafaka yükümlüsünün bulunduğu yer mahkemesine gelerek dava açma zorunluluğu kaldırılmış ve mağduriyeti önlenmiştir.

Yine, yürürlükteki kanunun 152 nci maddesine göre, evlilik birliğinin reisi koca olup, konutun seçimi de ona ait iken; bu husus, kadın-erkek eşitliğine aykırı görülüp, tasarının 186 ncı maddesinde yapılan düzenlemeyle "eşlerin, oturacakları konutu birlikte seçeceği ve birliği birlikte yönetecekleri" hükmü getirilmiş ve "koca, birliğin reisidir" hükmü kaldırılmıştır.

Yürürlükteki kanunda mevcut olup da kadın-erkek eşitliğine aykırı olan ve karı koca arasında cebrî icra yasağını ve kadın eşin koca lehine yapacağı bazı işlemlerin geçerliliğini hâkim onayına tabi tutan maddeler, gereksiz görülerek tasarıya alınmamıştır.

Evli kadının meslek ve sanat icrasını kocanın iznine bağlayan ve eşitlik ilkesine aykırı bulunduğu için Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olan, Medenî Kanunun 159 uncu maddesi yerine, tasarının 192 nci maddesiyle yeni düzenleme yapılmış ve sadece kadının değil, her iki eşin de meslek ve iş seçiminde diğer eşin iznini almak zorunda olmadığı hususu benimsenmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarı, Adalet Komisyonunda görüşülürken, en fazla tartışılan ve kamuoyunca da en fazla ilgilenilen bölümü, eşler arasındaki mal rejimi bölümü olmuştur. Yürürlükteki kanuna göre, eşler arasındaki yasal mal rejimi, mal ayrılığı rejimidir. Tasarıda, ülkemizde geçerli olan mal ayrılığı rejiminin değiştirilmesi cihetine gidilmiş, bunun yerine, tasarıda, edinilmiş mallara katılma rejimi yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Bunun yanında, eşler, dilerlerse, akdî rejim olarak, mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimlerinden birini seçebileceklerdir.

Tasarının 205 inci maddesine göre, mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılacaktır. Adalet Komisyonunda, tasarının gerek yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi ve gerekse mal rejimi sözleşmesi üzerinde uzun uzadıya tartışmalar yapılmış, Türk toplum yapısının temeli olan aile yapısının olumsuz şekilde etkileneceği endişesi yaşanmış ve mal rejimi sözleşmesinin noterde yapılması hususunun, fiiliyatta, bazı istisnalar dışında gerçekleşemeyeceği dile getirilmiştir.

Mal ayrılığı rejiminin uygulandığı ülkemizde, boşanma yüzdesi binde 5, yani yüzde 0,5 civarındadır. Değişik mal rejimlerinin uygulandığı ülkelerde ise, boşanma yüzdesi bizdekinin 10-15 katı kadardır. Komisyonda, kadın-erkek eşitliğine aykırı düşecek beyanda bulunan hiç kimse olmamış; ancak, bu endişeler nedeniyle, yasal mal rejimi olarak, edinilmiş mallara katılma yerine, paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin yasal mal rejimi olması yönünde önerge verilmiş ve bu önerge Komisyonda kabul edilmiş, sonradan yapılan tekriri müzakere sonucunda, edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal mal rejimi olması tekrar benimsenmiştir.

Mal rejimi sözleşmesine ilişkin eleştiriler de yapılmıştır, bu hususla ilgili olarak genelde söylenenler şöyledir: Mal rejimi sözleşmesinin, gerek evlenmeden önce ve gerekse sonrasında noterde yapılması uygulamada pek gerçekleşemeyecek bir durumdur. Evlilik, karşılıklı güven, sevgi ve saygı temeline oturtulmalıdır. Evlenme öncesinde taraflardan birinin karşı tarafa "biz, evleneceğiz; ama, evlilik öncesi notere gidelim, mal rejimi sözleşmesi yapalım" dediğinde, taraflar arasında olması gereken güven duygusunun peşinen yara alacağı açıktır. Evlenmeden önce mal rejimi sözleşmesinin noterde yapılması hususunda teklif alan taraflardan biri büyük bir ihtimalle evlenme isteğinden vazgeçecek, evlenme sonrası ise, böyle bir teklifin yapılması büyük bir ihtimalle kavgalara ve boşanma davalarının açılmasına sebebiyet verecektir. Bu nedenlerle, tasarı, Adalet Komisyonunda görüşülürken verilen ve kabul edilen önergeyle tarafların evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirecekleri hususu düzenleme içine dahil edilmiştir. Bunlara rağmen, biz Demokratik Sol Parti olarak, tasarıya olduğu gibi, hükümetten geldiği şekliyle destek veriyoruz ve destekleyeceğiz.

Edinilmiş mallara katılma rejiminde iki türlü mal vardır; eşlerin kişisel malları ve edinilmiş mallar. Bunlar yeni bir uygulama olduğu için, neler olduğu yönü itibariyle bunlara değinmek -yine, bizi dinleyenler açısından yarar olacağı düşüncesiyle- bunların üstünde biraz durmak istiyorum.

Tasarının 219 uncu maddesinde yapılan düzenlemeyle edinilmiş malların tanımı ve sıralaması yapılmıştır. Buna göre, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleri edinilmiş maldır. Bu maddenin ikinci fıkrasına göre, bir eşin çalışmasının karşılığı olan edinimler, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacıyla kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel mallarının gelirleri ve edinilmiş malların yerine geçen değerler, edinilmiş mal kabul edilmektedir.

Bir eşin kişisel malların gelirlerinin, örneğin, bir eşe miras yoluyla intikal eden bir taşınmazın kira gelirinin edinilmiş mal sayılması bir çelişki gibi görünmektedir. Bu husus, Adalet Komisyonunda dile getirilmişse de, düzenlemede bir değişiklik yapılmamış, tasarının 221 inci maddesine göre, eşlerin yapacakları mal rejimi sözleşmesiyle bunu düzeltebilecekleri belirtilmiştir. Oysaki, mal rejimi sözleşmesine gerek olmadan, kişisel malların gelirinin edinilmiş mallara dahil edilmemesi gerekeceği daha gerçekçi ve doğru bir yaklaşım gibi görünmektedir.

Kişisel malların nelerden oluştuğu tasarının 220 nci maddesinde sayılmıştır. Buna göre, eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları veya bu rejimin kurulmasından sonra miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği bütün malvarlığı değerleri, manevî tazminat alacakları, kişisel malların herhangi bir şekilde el ya da şekil değiştirmesi halinde yerine geçen değerler kişisel mal sayılmaktadır.

Yasal mal rejimi olarak düzenlenen edinilmiş mallara katılma rejimi, yeni bir uygulama olacaktır; kadın eş veya erkek eş için öngörülen bir uygulama olmayıp, eşler için müşterek bir uygulamadır; iyi ve faydalı sonuçlar getirmesi ortak dileğimiz olacaktır.

Tasarıda, küçüklerin evlat edinilmesi konusunda yapılan düzenlemeyle, evlat edinme yaşı düşürülmüş, çocuğu olanın da evlat edinmesine olanak verilmiş; ancak, her evlat edinme olayında evlat edinmenin küçüğün yararına bulunması ve evlat edinenin, diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir şekilde zedelenmemesi koşulu öngörülmüştür.

Yürürlükteki kanuna göre, bir kimsenin evlat edinmesi için en az 35 yaşında olması ve çocuğunun olmaması gerekmektedir. Tasarıda yapılan düzenlemeyle, evli olmayan kişi 30 yaşını doldurmuşsa, tek başına evlat edinebilmekte, eşler, ancak birlikte evlat edinebilmekte, eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları halinde 30 yaşını doldurmuş olmaları da aranmamaktadır.

Yürürlükteki kanunun 263 üncü maddesine göre, evlilik mevcutken, ana ve baba, velayeti birlikte, beraberce icra ederler; anlaşamazlarsa babanın reyi muteberdir. Yürürlükteki metnin ikinci cümlesindeki "anlaşamazlarsa, babanın reyi muteberdir" hükmü, kadın erkek eşitliğine aykırı bulunarak, tasarının velayeti düzenleyen 336 ncı maddesine alınmamıştır.

Tasarıyla "akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilebileceği" hükmü getirilmiş, her hangi bir hekimin raporuyla karar verme imkânı ortadan kaldırılmıştır.

Tasarıda üçüncü kitap olan miras hukuku düzenlemesi, 495 inci maddeden başlayıp 682 nci maddeye kadar devam etmiştir.

Yürürlükteki Medenî Kanunun 441 inci maddesine göre çocuğu, anası, babası ve kardeşleri olmayan bir kimsenin ölmesi halinde, o kimsenin mirasçısı büyük ana ve büyük babası olur. miras bırakandan önce büyükana ve büyükbaba vefat etmiş ve miras bırakanın sağ kalan eşi yoksa, amca, hala, dayı ve teyze mirasçı olurlar. Ancak, sağ kalan eş varsa, Medenî Kanunun 444 üncü maddesine göre, bütün miras sağ kalan eşe kalmakta ve amca, hala, dayı ve teyze mirasçı olamamaktadır. Bu ise, Türk toplumunun aile yapısı ve amca, hala, dayı ve teyze ile yeğenleri arasındaki aile bağlarına ters düşmektedir.

Tasarının 497 nci maddesiyle yapılan düzenlemeyle, sağ kalan eş varsa, büyükanalar ve büyükbabalardan birinin miras bırakandan önce ölmüş olması halinde, ona düşen payın kendi çocuğuna; yani, miras bırakanın amca, hala, dayı veya teyzesine geçmesi sağlanmıştır.

Tasarıda dördüncü kitap olan eşya hukuku düzenlemesi, 683 üncü maddeden başlayıp sona kadar devam etmiştir. Hükümlerin çoğu bu bölümde aynı kalmış, ancak yürürlükteki kanunun eskimiş olan ifadeleri kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmüş ve bazı deyimler değiştirilmiştir. Örneğin: "Müşterek mülkiyet" yerine "paylı mülkiyet" ve "iştirak halinde mülkiyet" yerine "elbirliği mülkiyeti" deyimi konulmuş ve maddelerde de daha açık ve anlaşılabilir bir düzenleme yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yürürlükteki Türk Kanunu Medenisinin tümüyle değiştirilmesi için 1951 yılından bu yana çeşitli komisyonlar kurulmuş ve komisyonlarca çeşitli ön tasarılar hazırlanmışsa da, şimdiye kadar hiçbiri kanunlaşamamıştır. Medenî Kanunun değiştirilmesi için en son kurulan komisyonun çalışmaları sonucu oluşturulan ön tasarı benimsenmiş ve tasarı olarak önümüze gelmiştir. Yasalaşma aşamasına gelen bu kanun tasarısının, ülkemize, milletimize hayırlı olması dileklerimle hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, MHP, ANAP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Günay.



DİĞER KONUŞMALAR
AKP GRUBU
MHP GRUBU
ANAP GRUBU
DSP GRUBU
SP GRUBU
DYP GRUBU
KİŞİSEL KONUŞMALAR
ADALET BAKANI


(26 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.